"Pakize Suda" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Pakize Suda" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.

Pakize Suda

Kalburabastı

30 Eylül 2008
Çikolata, lokum, badem şekeri, baklava, likör, kahve...

Bazı evde likör olmazdı, bazısında çikolata yerine káğıtlı şeker... Ama bayram denince akla gelen bunlardı.

Benim için hálá değişen bir şey yok.

Bu saydıklarımı hazır edip misafir beklemesem de...

Elde çikolata kutusu ziyaret turuna çıkmasam da...

Çoktandır benim için de bayram, "hazır hayat durmuşken ben de bir durup dinleneyim" manasına gelse de...

Hálá bayramın çağrıştırdığı şeyler bu saydıklarım.

Çocuklukta öğrendikleri kolay kolay çıkmıyor insanın aklından. Anıların da en kök salanı çocukluktan kalanlar galiba.

* * *

Bir şey daha var unutmadığım...

Hatta ilk aklıma gelen o aslında.

Kalburabastı.

Önce o vardı, baklava sonraki iş.

Yanlış anlamayın, baklavayı yabana atıyor değilim. Önce elinden hamur işi gelen bir uzak akrabaya tepsiyle ısmarlama, sonra hayatımıza adının sonu "oğlu"yla biten (bu baklavacılığın olmazsa olmazı galiba) tatlıcılar girince, hazırı... Sırf baklava için Karaköy trafiğine katlanan biri var karşınızda, ne diyorsunuz siz!

* * *

Ama biz yine gelelim "kalburabastı"ya.

Bilmeyen var mıdır sahi?

Tatmamış olan?

Gençler bilmiyor olabilir.

Bizim yüzümüzden. Benim kuşağım yani.

Yedik yuttuk, sevdik, en kıymetli anılarımızın arasına yerleştirdik, işte üstüne yazılar bile yazmaya kalktık fakat bir tepsi kalburabastı yapıp çocuklarımızın önüne koymadık hiçbirimiz!

Annemin kuşağıyla bitti kalburabastı.

Ha, bazı tatlıcılarda var... Fakat ilk defa yiyecek olan "Bu muydu!" diyebilir.

Şöyle söyleyeyim, kalburabastı tam bir "ev kızı"dır!

Sokakta şaşkına dönüyor!

Alt tarafı içine ceviz konulan şerbetli hamur tatlısı fakat olmuyor işte.

Belki de hamuru "oda sıcaklığı" istiyor, kimbilir...

* * *

Sahiden bazı tatlar var ki evin dışına çıkınca bozuluyor.

Limonata da bunlardan biri bana sorarsanız. Belki de bunun için onca süs püs... Bir bardak limonatada "kopan fırtına"nın farkındasınızdır...

"Bir bardak" lafın gelişi... Zar gibi dilimlenmiş yelpaze gibi dizilmiş bir büyük boy elmayı, bir demet naneyi, bir kova buzu çıkarınca içinden, geriye bir kahve fincanını ancak doldurabilecek kadar limonata kalıyor.

Neyse, limonata rol çalmasın şimdi... Bugünkü kahramanımız kalburabastı.

Beni dinleyin, "kalburabastı kuşağı"ndan birini bulun, evine bayram ziyaretine gidin. Alışkanlıklarından vazgeçmemiş, çağa ayak uydurmamış biri olsun ama.

Afiyetle yiyin ikram edeceği kalburabastıyı.

İyi bayramlar.

MIŞ-MUŞ

Beyin sağlığı için günde 6 fincan kahve içmek gerekiyormuş.Öteki tarafa beyniniz sağlam gidiyorsunuz!

İslami kesimde Fener çatlağı oluşmuş.Koskoca depremi çatlakla atlatmak... Bu da bir başarı!
Yazının devamı...

Biz dostumuzun adını biliriz

28 Eylül 2008
Aslında aklımızın ucundan geçmiyordu...

Daha yeni bölünmüştük zaten... "Fırat"çılar ve "Kılıçdaroğlu"cular olarak televizyonun başından yeni kalkmıştık.

Fakat Başbakan çıktı, "Bölün ey halkım!" dedi.

Bölündük.

Mü acaba?

Ben mesela...

Ne tarafa dahil olayım şimdi?

İkisini de duyarak büyümüşüm...

İkisi arasında fark olduğunu bilmeden...

İki ismi de benimseyerek.

Hani bazı insanların bir de göbek adının olması gibi, bayramı da çift isimli bellemişim...

Aklıma hangisi eserse onu söylemişim, "Şeker" demişim "Ramazan" da. O anda dilime hangisi geldiyse...

Ve bu topraklarda çoğu kişinin benim gibi olduğunu düşünüyorum.

* * *

Neden ısrarla sadece bir grubun başbakanı olmak için uğraşır bir lider?

Bununla da kalmaz, yoktan var eder o grubu?

İşte şimdi de bayrama sadece "Ramazan Bayramı" diyen bir grup yarattı ve başına geçti.

Kaç kişinin aklındaydı...

Kaç kişi birbiriyle çatışıyordu bu yüzden?

Sokakta en azından...

Kaç kişi?

* * *

Meseleleri kaşıyan çok kişi gördük...

Bundan medet uman...

Fakat bir başbakanın kaşıması ilk defa oluyor.

Hem de ortada aslında mesele bile yokken.

Neyse... Pek ciddiye alan olmadı.

Bu vesileyle çocukluğumuza döndük sadece.

Bayram biraz da çocukluğudur herkesin...

Ve orada bayrama "Ramazan Bayramı" demekle "Şeker Bayramı" demek arasında fark yoktur.

İki adı olan çocukluk arkadaşımızdır bizim bayram...

Bu hükümetten çok önce tanıştığımız eski dostumuz...

Biz dostumuzun adını biliriz.

MIŞ-MUŞ

Unakıtan, "Çok şükür her şeyi özelleştirdik" demiş.Hatta Başbakan’ı bile. Bundan "özel"i gelmedi!

Hayatında hiç İstanbul’a gitmemiş olan çiftçiye "Traktörle köprüden geçme" cezası gelmiş.Bu toprakların sloganı: Tuhaflıkta sınır yok!

Güney Afrika’da raylarda sevişen çifti yük treni ezmiş.Sevişerek ölmek isteyenlere duyurulur... Mümkün yani!

Amerika’da bir sihirbaz, 60 saat baş aşağı asılı durarak rekor kırmış.Ne var bunda? "Bizim sihirbaz" 6 yıldır doğru durmuyor!
Yazının devamı...

İnciler...

27 Eylül 2008
Kendi hesabıma son noktayı koydum:

Farkına varmaz ki sevip sevmediğine, karar versin!

Kadın 40’ına gelinceye kadar erkek kadının sadece kadınlığıyla ilgilidir. Gerisini görmez, fark etmez, umursamaz. Akıllısı da denk gelir akılsızı da.

40’ını geçmiş kadınsa tamamen ilgi alanından çıkar...

*

İstanbullular’a sorayım... Akaretler’deki Sıraevler’i beğendiniz mi?

Tamam, kazanılmış bir değerdir. İyi ki restore edildi.

Yıllardır orada yıkık dökük durmaları yüz karasıydı.

Ama oldu mu?

Bence hayır.

Ruh verilemedi.

Vitrinler, içeride cenaze levazımatı satılıyormuş gibi sanki. Soğuk... Bir kere iki kişi görsem birinin önünde. Yok...

En rahatsız eden tarafı aynılığı galiba. Keşke arada bozulsaydı o aynılık.

Kafeler, butikler, otel... Cıvıldamıyor hiçbiri. Çağırmıyor insanı.

Adeta korku filmi platosu gibi.

Eskiden korkardık hava kararınca önünden geçmeye. Ben hálá korkuyorum.

*

Basın Reklam Platformu’nun gazete ilanlarını takip ediyor musunuz? Bayılıyorum. En son bayramda kimlerin gazete okumadığını sıralamışlar, yine harika.

Ne?

"Yurttaşlık bilgisi dersi gibi" mi?

Sizi de ekletmezsem o "Kimler gazete okumaz listesi"ne!..

"Sokağa tükürenler"le "kaçak elektrik kullananlar"ın arasına koyduracağım. "Basın Reklam Platformu’nun gazete ilanlarını yurttaşlık bilgisi dersine benzetenler"i!

Ama olmaz! O ilanlardan haberiniz olduğuna göre gazete okurusunuz.

Durun bir dakika! Kafam karıştı benim. Yani gazete okumayanlar o ilanları görmediği için, dolayısıyla ne menem yaratık olduklarından habersizler öyle mi? Kimlerle aynı safta yer aldıklarından?

Yani Platform’la biz, yani gazete okuyanlar aramızda dedikodu mu yapmış olduk bunca zamandır?!

Neyse ne...

Ben beğeniyorum o ilanları.

Kimse mucidi, aklına sağlık.

*

Geride kalanlar için ölüm tek başına yeterince üzücü, acıtıcı değil.

Yani sanki öyle gibi.

Dikkat edin, bütün ölümlerin arkasında bir acıklı hikáye aranıyor. İlaveten.

Bütün şehitleri, bütün kaza kurbanlarını, gazetelere geçen bütün ölümleri düşünün bir.

Evet, Türkiye’de hayatları kurcalasanız çoğunda bir drama rastlarsınız, tamam da... Bulunamazsa yaratılıyor.

"Kapkaççı kurbanı gencin eniştesinin kardeşinin baldızı da 15 sene önce incir ağacından düşüp sakat kalmıştı" gibi mesela.

Şart değil arkadaşlar!

Ölüm zaten yeterince acıklı. Gazetelere düştüğüne göre şekli de yeterince üzücü. Gerisine lüzum yok.

*

Belki de İstanbul’a artık yeni yol yapmamak lazım.

Köprü de.

Nasreddin Hoca’nın hamuruna benzedi iş. Hani un çok gelmiş su eklemiş, su fazla kaçınca un eklemiş, bu defa un fazla kaçmış tekrar su eklemiş, sonra tekrar un, tekrar su...

Unun yerine yolu, suyun yerine arabayı koyun. Bir de göçü.

Sonu gelmiyor.

Ya da şöyle söyleyeyim, hani masanın üstüne bir kutu koyarsınız, yahut bir çanak vs. Hemen dolar. O kutuyu koymadan önce ortalıkta dökülüp saçılmakta mıydı o ıvır zıvır. Hayır.

Bir kutu daha koyun, o da dolar.

"Kutu"lara son vermek lázım bana göre.

MIŞ MUŞ

ÆYapılan araştırmaya göre erkeklerle kızlar şiddet eğiliminde eşitmiş.Neyse... Eşitliğe bir yerden başlanacaktı elbet!

ÆNurseli İdiz "Artık cep telefonu kullanmayacağım" demiş.Unutma, balıkçıya da gidilmeyecek Nurseli’cim!

ÆEkonomik krizdeki İngilizler, boş vakitlerini seksle geçiriyorlarmış.İşte Türkler’in, özellikle Türk erkeklerinin farkı! Bizimkiler vaktin boşalmasını beklemez!
Yazının devamı...

Bergüzar’ın ayrılığı

25 Eylül 2008
Ben de mana çıkarıyordum ama onların aksi yönünde. Tan’la Bergüzar’ın akıllı ve çağdaş insanlar olduklarını düşünüyordum. İlişkinin selameti için yaptıkları şeyin doğru olduğunu...

Yazacaktım bunları. Hatta biraz da çatardım belki öküz altında buzağı arayanlara. Ama araya başka konular girdi, olmadı.

İyi ki olmamış.

Yüzüm kara çıkacakmış.

Bazen öküzün altında buzağı bulunduğu da oluyormuş.

Ayrılmışlar Tan’la Bergüzar.

İlişkiler bir günde bitmez.

Bir günde başlayabilir ama bitmez.

İlla bir yeniden deneme, ittirme kaktırma, hesaplaşma yahut konduramama dönemi yaşanır.

Demek ki ayrı tatil o dönemlerden biriydi.

Hem benim dediğime bakmayın siz!

Hani ilişkinin selameti için ayrı tatil şart falan dediğime...

"İdealizasyon" o.

Ha, yirmi senelik eskimiş bir ilişki vardır da... "Ayrı tatil"in değerlendirmesi bile yapılmaz. Bir "denk gelme" durumudur artık beraber ve ayrı geçirilen zamanlar.

Ama aşktan geberirken, değil ayrı ayrı tatile çıkmak, tuvalette bile ayrılmak istemez insan. Yapışmak ister sevgilisine.

İlişkinin selametiymiş!

İlişkinin selameti için çalışmalar başladıysa geçmiş olsun!

Bakın, o gün tasarladığım yazının tam tersi çıktı ortaya. Bakmayın siz bana, dediğim bu işte.

Yeri gelmişken, kimsenin dediğine bakmayın.

Atılan nutuklara, patlatılan demeçlere, verilen cevaplara, söylenen şarkılara, yazılan yazılara...

Bakmayın.

Çoğu zaman gerçek hayatla ya da sahibiyle hiçbir ilişkisi yoktur o söylenenlerin.

Aklınızda bulunsun.

Müjde’nin güzelliği

BUGÜNE kadar estetik ameliyatla "estetik" olmaktan uzaklaşmış çok kadın gördük.

Müjde ilaç gibi geldi hepimize.

"Estetik" sözcüğü ilk defa anlamını buldu.

Seyretmeye doyamadım.

Püf noktası kaşlar galiba...

Herkesi birbirine benzeten "Ben doğal değilim" diye bağıran, alnın ortasına çekilmiş kaşlar yok Müjde’de. Hatta biraz aşağı mı indirilmiş ne...

Sayesinde estetik ameliyatlarda bir patlama yaşanabilir.

Hele kimse doktoru, kapısında kuyruk oluşabilir.

Ama...

Müjde’nin, her zaman, her halinde var olan ışığını göz ardı etmesin kimse.

Bu estetik öyle bir meret ki...

Kimine bir dokunuş yeter, kimi memlekette neşter tükenir adam olmaz.

Nüveyi yabana atmayın.

MIŞ-MUŞ

Erdoğan, Türkiye’nin dünya ekonomisinde yaşanan dalgalanmayı asgari etkiyle aşacağını söylemiş.Heyyyt! Allah herkese Kasımpaşalı başbakan nasip etsin!

Belediyeden bunalan simitçiler çete kurmuş.Bu da Ergenekon’un susamlısı oluyor!

ABD’de tecavüz suçundan yargılanan bir adama kurbanı tarafından aşk mektupları gönderildiği ortaya çıkmış.Kadın, "Tecavüz kaçınılmazsa zevk almaya bak" sözünün hakkını vermiş!
Yazının devamı...

Kiralık ev kadınları

23 Eylül 2008

Nasıl söylesem... "Hizmetçi" desem, öyle bir iş kolu yok ki!!!

"Kapıcı" olmadığı gibi!

Hepimizin evinde hizmetimizi gören bir kadın var oysa. Camları, halıları silen, lavaboları ovan, tuvaleti temizleyen...

Ve o kadınları "adam" yerine koymayan çok kişi var... Bayatlamış yemekleri "o yer nasıl olsa" diye ayıran falan...

Yazının devamı...

Kadın, erkek ve gazete ekleri

21 Eylül 2008
Adam önce davrandı, gazeteleri aldı eline, şöyle bir baktı, ekleri kadına uzattı, bu sırada duyamadığım bir şeyler söyledi.

Kadın gülümsedi, elindeki eklerle masasına döndü.

Ben dayanabilir miyim buna?

Dayanamadım nitekim, müdahale ettim.

Adam "Siz seversiniz" demiş ekleri uzatırken...

Siz.

Yani "kadın kısmı".

Fikrince neymiş "kadın kısmı"nın sevdiği?

Magazin dedikoduları, güzellik sırları, fal, yemek tarifleri vs.

Beyefendiye cevabını verdim gerçi ama buradan bir de "ulusa seslenmek" isterim doğrusu.

Ulusun erkeğe tekabül eden kısmına...

* * *

1) Evet, eklerde dedikodu, fal, yemek tarifi, güzellik sırları var.

Ama yanı sıra okumaya değer köşe yazarları da var epeydir.

Ekler şimdi ana gazetelerle yarışıyor. Kafanızdaki o eskilerden kalma imajı yıkınız.

Ayrıca, yemek tarifinin, dedikodunun, dökülen saçlara tavsiyenin nesini küçümsüyorsunuz? Hepsi hayatın ta kendisi değil mi?

2) Kadın da artık eski kadın değil. Çoğu, siyasetle, ekonomiyle en az erkek kadar ilgili.

Ekleri okuyor ama ana gazeteyi de okuyor.

Ya da şöyle söyleyeyim, kadını gazete ekleriyle özdeşleştiremezsiniz. Okuyanı da vardır okumayanı da, meraklı olanı da vardır, şöyle bir bakanı da.

3) Ana gazete okuru(!) erkekler!

Sizin de orada neye meraklı olduğunuzu bilmiyor değiliz.

Bir, spor, iki, arka sayfa güzeli.

O kadar!

(Gazetenin tamamını okuyan erkekleri tenzih ederim.)

4) Keşke siz de okusanız ekleri...

Hep otobanda gitmek çok tatsızdır. Arada köy yollarına sapacaksınız.

Ne diyorum ben... Zaten okumuyor değilsiniz de "Belgesel seyrederim" diyenler gibi numara yapıyorsunuz.

Şom ağız!

AMMA şom ağızlıymışım!

"Ergenekon’un modası mı geçti" dedim, daha yazı size ulaşmadan yeniden düğmeye basıldı.

Sisi’den Nurseli İdiz’e kadar yeniden gözaltına alınmalar başladı.

Ayol bir şey değil benden bilecekler!

Şaka bir yana... Yok yok bir yana değil, bu Ergenekon’un kendisi şaka gibi. Sisi, Nurseli İdiz, çete, darbe... Arkadan gelse gelse kahkaha efekti gelir.

Nurseli’yi belki de direkt Atatürk zannıyla gözaltına aldılar!

E, o da o kadar benzetmeyecekti kendisini!

Tövbe tövbe... Gülelim mi, ağlayalım mı?..

MIŞ-MUŞ

Gaziantep Belediye Başkanı, "Yeşil isteyen manava gitsin" demiş."Hıyar" isteyeninse nereye gideceğini ben söylemeyeyim, siz tahmin edin.

Kadınların hazırlanması 65 dakika sürüyormuş.Yanlış! 24 saat + 65 dakika!
Yazının devamı...

Kısa yazılar

20 Eylül 2008

Her durumda "Bir Türkiye Klasiği"yle karşı karşıyayız.

*

Yıllar ne çabuk geçiyor...

Baykal’ın dede olduğu günler dün gibi. Torunlarını kucaklayıp havaya kaldırdığı günler...

Yazının devamı...

Erkeğe şiddete son!

18 Eylül 2008
Ama Aysun Kayacı evlenmenin zafer olmadığını, birini kandırıp evlenmenin marifet sayılmayacağını da söylemiş, hemen belirtelim.

Ve aklını teslim edip konuya ondan bağımsız devam edelim.

Sahi böyle bir şey var...

Erkeği kandırmak!

Kendi haline bırakırsanız, evlenmeye yanaşmıyor hınzır!

Kadınsa adeta doğuştan hazır.

Sadece hazır olmak da değil. Öyle olsa oturur bekler. Fazladan istekli de. Ki karşı tarafı kandırmak için mesai harcıyor.

Bu ne demek?

Evlilik denen şeyin kadına sunduğu cazip bir durum var ortada. Fakat erkeği bucak bucak kaçıran aynı zamanda...

E, akıllı erkek başına gelecekleri biliyor.

İmam nikáhlı, dokuz çocuklu; her daim karnı sıpalı, sırtı sopalı olanları bir kenara koyarsanız kadın aslında Kösem Sultan’dır!

Hatta şöyle söyleyeyim, bazı büyük şehirlerde "Erkeğe şiddete son" kampanyası düzenlense yeridir.

Evlilik de şart değil... "Hayat arkadaşı" olunması yeterli. Yahut son deyişle "manita" olunması... Sonuç aynıdır. Kösem Sultan.

* * *

İtirazınız mı var?

Peki şu soruları cevaplayın o zaman:

1) Kız arkadaşlarıyla buluşmak için kocasından izin alma gereği duyan kaç kadın; buna karşılık karısından habersiz erkek arkadaşlarıyla buluşmaya cesaret edebilecek kaç erkek vardır?

2) Anneyle haşır neşir olma durumu... Telefonlaşma, buluşma, oturup dertleşme, pişirdiğini yeme... Hangi taraf daha çok mesele yapar bunları?

3) Karşıdakinin cep telefonunu kurcalamada hangi taraf ötekine fark atar?

4) Karısının bluzunda erkek saçı arayan koca duydunuz mu?

5) Kadını eve bağlamak için falcıya, hacıya, hocaya giden erkeğe rastladınız mı?

6) Ya akşam eve geldiğinde karısının üstünü koklayan erkeğe?

7) Hangi erkek haftada üç gün "Artık beni sevmiyorsun" diye arıza çıkarır?

Uzar gider bu sorular.

Ben de erkek olsam kandırılmadan evlenmezdim doğrusu!

MIŞ-MUŞ

Guardian’da yayımlanan çevre raporuna göre dünya kaynakları 42 yıl sonra tükeniyormuş.Siz o süreyi biraz daha öne alın; Guardian’dakiler Türkiye’ye tekabül eden kaynakların tükenme hızını ne bilecekler!

Sezaryenle doğum en az Ağrı’daymış."Tarlada kendi kendine sezaryen" mümkün olsa...

Muğla’da 1 milyon ağaç kül olmuş.Buna da şükür! Ölçü "futbol sahası"ndan "parmak hesabı"na düştü!
Yazının devamı...