Özlem Arslan Kart

İnanamayacağınız Bir Gün!

16 Kasım 2020
Kadınlar her attığı adımla dünyayı değiştirmişlerdir. Yetiştikleriyle, yetiştirdikleriyle… Ataerkil toplumların pençesinde gerçek bir yaşam mücadelesi verirken, annelik iç güdüsüyle hem yaşatmışlar hem de yaşamaya çalışmışlardır.

"Kadınlar İnsan, bizler insanoğlu!" Neşet Ertaş

Bugün size Patria, Minerva, Maria Mirabel adlı üç kardeşten bahsedeceğim. Tesadüf eseri sosyal medya yönetimi için yaptığımız toplantıların birinde karşılaştım ben de bu üç kadınla…

Çok yakın tarihte adını birçoğumuzun yeni duyacağı bu 3 kadının, direnişlerinin bedelini canlarıyla ödedikleri hikayesinden birazcık bahsetmek isterim.

25 Kasım 1960'ta Dominik Cumhuriyeti'nde diktatörlüğe karşı mücadele eden üç kız kardeş Patria, Minerva, Maria Mirabel'in cesetleri bir uçurumun dibinde bulunmuş. Ertesi sabah birçok gazete bu ölümün bir kaza sonucu meydana geldiğini yazsa da kardeşlere tecavüz edilerek işkenceyle öldürüldüğü kısa zamanda ortaya çıkmış. Öldürüldükleri güne kadar üç kardeş Latin Amerikalı diktatör Rafael Leonidas Trujillo’ya meydan okumuş ve defalarca hapse girmiş. Diktatör Trujillo, üç kardeşin yılmazlığı karşısında, dirençlerini sadece onları öldürerek kırabileceğini düşünerek 3 kardeşi aynı gün birbirlerinin gözleri önünde vahşice katletmiştir.

Öldükten sonra Patria, Minerva, Maria Mirabel, kadına yönelik şiddetin sembolü olmuşlar ve 25 Kasım 1981'de Dominik'te toplanan Latin Amerika Kadın kurultayında, "Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele Ve Uluslararası Dayanışma Günü" 1985 yılında da BM tarafından "Kadına Yönelik Şiddetin Yok Edilmesi İçin Uluslararası Mücadele" günü ilan edilmiş.

3 kardeşin hikayesini öğrendikten sonra bir anda gözümden film şeridi gibi cinayete kurban gitmiş, fiziksel ve psikolojik şiddete maruz kalmış kadınlar geçti.

17 yaşında bir kız çocuğunun, iş bulma umuduyla gittiği otel odasında öldürüldüğünün haberi geldi aklıma…

Özgecanlar, Şule Çetler vs. acısı asla hafiflemeyecek kadınlar…

Yazının Devamını Oku

Nobel Goes To...

17 Ekim 2020
Nobel ödülleri dağıtıldı. Veeeee Kimya Dalında Kazanan: İki çok başarılı kadın oldu.

Bu yıl insanlığa hizmet edenleri ödüllendirmek amacını taşıyan en prestijli ödül Nobel, ‘genom kurgulamasına olanak sağlayan yöntemin geliştirilmesine katkılarından ötürü', Fransız mikrobiyolog Emmanuelle Charpentier ile ABD'li biyokimyacı Jennifer A. Doudna'ya verildi.

Tabii ki bir kadın olarak koltuklarım kabardı.

Dahası…

Charpentier ve Doudna, Nobel Kimya Ödülü’ne hak kazanan 7 (yedi) kadından ikisiydi.

Ödüle Charpentier ve Doudna'dan önce 5 (beş) kadın layık görülmüştü. Marie Curie 1911'de, kızı Irene Joliot-Curie 1935'te, Dorothy Crowfoot Hodgkin 1964'te, Ada Yonath 2009'da ve Frances H. Arnold 2018'de ödülün sahibi olmuştu.

Anlayacağınız haber mükemmel bir haberdi.

Şimdi kötü habere geçelim. Maalesef kadınlar bu başarıyla övünsek de bizler sınıfta kaldık.

İnovatif tüm güncellemelere olan merakım Charpentier ve Doudna ile ilgili haberin tamamına bakmama neden oldu.

Yazının Devamını Oku

Kim Demiş Kadın Dahi Yok Diye?

1 Eylül 2020
İnsanlık tarihinde kadınların yerinin araştırılması, 1970’li yıllarda, diğer kadın araştırma alanları gibi, güçlenen ikinci dalga kadın hareketlerinin bir sonucu olarak ilk defa ABD’de Women’s History adı altında ortaya çıkmıştır. Araştırmaların hemen hemen tamamında, insanlık tarihinde kadınların kültürel kalkınmaya çok fazla etkilerinin olduğu ancak ataerkil koşullar nedeniyle ön plana çıkamamış olmaları sonucuna ulaşılmıştır. Özlem Arslan Kart anlatıyor...
Yazının Devamını Oku