GeriÖzgür Şahiner Faturası ağır olur
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Faturası ağır olur

Gençlerbirliği, kritik maçta Malatyaspor ile evinde berabere kalıp, ileride çok arayacağı 2 puanı yitirdi. Önemli oyuncuların olmayışı, takımı olumsuz etkiliyor, teknik ekibi zorluyor ancak bu saha içinde hatalar yapıldığı gerçeğini değiştirmiyor. Bu maç mutlak kazanılmalıydı. Bunun için şanslar da geldi ama değerlendirilemedi.

Hatalar dedik açalım... Son resmi müsabakasını yaklaşık 8 ay önce oynayan Mustafa Akbaş tercihi, böyle bir maçta büyük riskti. Daha önce olduğu gibi Arda-H.İbrahim ikilisi savunmanın ortasında, Polomat da sol bekte başlayabilirdi. Mugni-Soner-Motta’dan oluşan orta saha üçlüsü, bu alanda yeteri kadar etkin, dirençli ve verimli olamadı. Zaten, devre bitiminde hem Mustafa hem Mugni, kenara alındı.

ATILACAĞI BELLİYDİ

Rakip, yaklaşık 50 dakika eksik oynadı. Gençler, bu bölümde üstünlüğü sağlayamadığı gibi kalesinde golü gördü. Daha 34. dakikada, sanki maçın son anları oynanıyormuş gibi neredeyse tüm oyuncuların rakip ceza alanına yığılması ve sonrasındaki ani atakta yenilen gol, Süper Lig takımına yakışmadı, herkes pozisyonu sadece izledi.
Ayite’nin atılacağı belliydi, teknik kadro bunu fark edemedi. Takım, baskıyı iyice arttıracağı son bölümde eksik kaldı.
Bunlar küçük detaylar ancak sonucu belirliyor.
Teknik Direktör Mehmet Altıparmak, diğer 3 maç sonunda olduğu gibi umut dağıtmayı sürdürdü. Doğrusu, bizim dışarıdan gördüğümüz tablo çok ümit verici değil. Böyle devam edilirse, ağır faturanın kesilmesi kaçınılmaz olur.

X

Yeni kartlar açılıyor

Gençlerbirliği’nde genel kurulun yapılacağı tarihin belli olduğu ancak gizli tutulduğu iddia edilirken, Beştepe’de hareketlenen kulislerle birlikte, temas trafiği de baş döndüren bir hıza erişmiş durumda.

Başkan Murat Cavcav ile eski başkan vekillerinden Niyazi Akdaş arasında gerçekleşen telefon görüşmesi, beklenen sonuca ulaşmazken, daha önce bir araya gelen ancak aralarındaki uzlaşı masası, son anda yaşanan tartışmanın ardından devrilen ikili, Murat Cavcav ve Arda Çakmak’ın bir kez daha buluştuğu bilgisi, ortamı yeniden hareketlendirdi. Yeni görüşmede, hem kongreye kadarki süreç hem de sonraki dönemle ilgili yapılacakların masaya yatırıldığı belirtiliyor.
Akdaş ile Cavcav arasındaki görüşmenin, Akdaş’ın kulübün vahim ekonomik tablosunu görüp geri adım atması sonrasında ikinci plana bırakıldığı, yeni formül arayışında, Cavcav-Çakmak temasının, gündemin belirleyicisi olacağı konuşuluyor.

FARKLI HAMLELER GELEBİLİR

Önceki günkü buluşmaya Cavcav ve Çakmak’ın yanı sıra yöneticilerden Murat Öngelen ve Osman Kaçar’ın da iştirak ettiği belirtiliyor. Görüşmede, hem acil eylem planının devreye sokulması hem de sonraki sürecin nasıl olması gerektiğinin masaya getirildiği ifade ediliyor. İlk planda altı çizilenin ise gerekli ödemeler için kaynağı bulunması olduğu dile getiriliyor. Arda Çakmak, daha önce yapılan bir dizi görüşmede kulübe gerekli maddi destek konusunda çalışma yapacağını söylemişti. Çakmak’ın ikinci buluşmayı kabul etmesi, kendisi destek konusunda aynı düşüncede şeklinde yorumlanıyor. Burada, iki konu tartışılıyor. İlki, kongreye kadar Arda Çakmak belli miktarda maddi destek sağlayacak. Genel kurulda Murat Cavcav yeniden başkan adayı olursa Çakmak, başkan vekili olarak mı görev yapacak ? İkincisi ise Cavcav başkanlığa adaylığını koymazsa, kulüpteki delege ağırlığının zor dönemde kendilerine katkı sağlayan Arda Çakmak’a yönelmesini mi isteyecek? İkinci seçenek, eski yöneticiler Sinan Gürsoy ve Hıfzı Kuruşa ile birlikte hareket ettiği söylenen, mevcut yönetim içinden bazı isimleri yanına alabileceği belirtilen Niyazi Akdaş ile başkan vekilliği görevinden alındıktan sonra sessizliğini koruyan ancak başkan adaylığını düşünen ve Cavcav ekibinde bulunan bazı isimleri kendi ekibine alabileceği belirtilen Arif Ölmez’e karşı bir güç birliği oluşturma çabası olarak değerlendiriliyor.

Yazının Devamını Oku

Kritik süreç hata kaldırmaz

Gençlerbirliği, Süper Ligde ilk yarıyı beklentilerin, hayallerin ve hedeflerin çok uzağında tamamladı. Kırmızı-siyahlılar, oynadığı son 4 maçta ‘sıfır’ çekerken, devre arasına, küme düşme hattının içinde girdi. İkinci yarı, hemen başlayacağı için, hiç vakit kaybedilmeden, kısa sürede acil eylem planının devreye sokulması gerekiyor.

Sezon başında kadro yapılanmasını iyi yapamayan Gençlerbirliği, maçlar oynandıkça; sakatlıkların, cezaların ve covid-19’un etkisiyle sıkıntıyı daha derinden yaşadı. Beştepe cephesi, 4 maç öncesine kadar, puanı ve sıralamadaki yerinin aldatıcı rahatlığıyla, yaklaşan tehlikeyi sezemedi. Rakipleri ara transferde takviyeler yaparken, kırmızı-siyahlılar, ekonomik sıkıntıdan, kadroyu güçlendirme konusunda adım atmadı, atamadı. Üstelik, takımın en etkili isimlerden biri olan Berat da elden çıkarıldı.
Maddi sorunu aşma konusunda, başkan Murat Cavcav ve ekibinin yaptığı girişimleri, hafta içinde yazmıştım. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş ile başkan Murat Cavcav arasında gerçekleşen ve kulübe desteği içeren buluşmayı sayfamıza taşıyıp, taraftarın bu görüşmeye tepkisini, “farklı yankı buldu” diye değerlendirmiştim. Başkan Murat Cavcav, haberin gazetede çıktığı gün arayıp, sitemini iletti, serzenişte bulundu. Söylediklerini yazma konusunu konuşmadığımız için gündeme getirmek istemiyorum.

TAKIM GÜÇLÜ OLMALI

Kulüp tarafından alınmış genel kurul kararı var. Kongrenin ne zaman toplanacağını, salgının gidişatı, kulüptekilerin yaklaşımı ve yetkililerin tavrı belirleyecek. Murat Cavcav, yeniden aday olur olmaz, yönetimi değiştirir değiştirmez orasını bilemem. Ancak, genel kurula kadar, takımın kesinlikle güçlü olması, güçlü yürümesi ve bu lige tutunması lazım. Genel kurulda, Cavcav ve ekibi yola devam etse ya da bir devir kapansa bile, sonrasında bayrağı taşıyacak olanlar, mücadelesini Süper Ligde sürdürecek, rakipleriyle çarpışabilecek bir kadro bulmalı. Aksi takdirde, gücü tükenmiş bir takımla, borcu sürekli büyüyen ve içine düştüğü çıkmazda bocalayan kulübün, ayakta durması hiç kolay olmaz. Ara transferin bitimine yaklaşık bir hafta var. Kısa ancak Beştepe için hayati bir süre. Buradaki hatanın telafisi, artık çok zor olur.

Yazının Devamını Oku

Değerini bulmak

Gençlerbirliği yönetimine önceki yazımda, “Berat Özdemir için transfer teklifi gelirse ne karar verirsiniz” diye sormuş, Murat Cavcav ve arkadaşları için tercihte bulunmanın zor olacağını belirtmiştim. Camiadan farklı tepkiler aldım.

Kısa sürede yaşanan gelişmeler gösteriyor ki konuyla ilgili olarak Beştepe üzerinde yoğunlaşan bir baskı var ve bu iyiden iyiye artıyor.
Yönetimin yerine kendimi koyuyorum, işin içinden çıkmakta zorlanıyorum. Bir tarafta, tüm kulüplerde olduğu gibi Beştepe’de yaşanan büyük bir ekonomik sıkıntı var ve bunun aşılması için mevcut kaynaklara yenilerinin eklenmesi gerekiyor. Bu aşamada en akılcı, en kestirme çözüm yolu, oyuncu satışı gibi duruyor. Buradan elde edilecek gelir, mevcut şartlar nedeniyle, geçmiş dönemlere kıyasla çok daha değerli, geleceğe güvenle bakılması açısından çok daha önemli.
Diğer tarafta, kulübün mali yapısı biraz olsun rahatlasın, hareket alanı genişlesin düşüncesiyle adım atılsa, şu an tehlikeli sularda dolaşan takımın kadro gücünün daha da aşağı çekilmesi gibi büyük bir risk söz konusu. Çarkın en önemli dişlilerinden birinin sökülmesi, telafisi zor sonuçlara yol açabilir.

KATKI SUNACAĞI SÜRE UZUN

Berat, 10 yaşında Beştepe’ye girip, alt yapısından yetiştiği kulübünde basamakları birer birer çıkan, her gün futbolunu geliştiren, olgunlaştıran bir yetenek. Süper Lig deneyimini sürekli yükseltirken, ümit milli takımda da görev alıp, uluslararası alanda kendini gösteriyor. 22 yaşındaki oyuncunun önünde, futbola uzun yıllar hizmet edeceği bir süreç var. Bu özelliklere sahip bir futbolcu, Fenerbahçe, Galatasaray ya da Beşiktaş’ta oynasa, değeri en az 6-7 milyon Avro civarında olurdu diye tahmin ediyorum. Küresel salgının, futbol piyasasına olan olumsuz etkilerini de unutmayalım.

Yazının Devamını Oku

Spor coşkusuna virüs bulaştı

Geride kalan yıl birçok önemli organizasyon ertelenirken, bazı branşlarda şampiyonlar ilan edilmeden sezonlar tamamlandı. Kazanılan en büyük başarılardan biri, ritmik cimnastik kadın takımının Avrupa zirvesinde yer alması oldu.

Her yıl geride kalırken, akıllarda; unutulmaz zaferler, başarı öyküleri, sevinçler, üzüntüler, gururlar ve hayal kırıklıkları gibi farklı duygular bırakıyor. 2020 senesi bu anlamda çok daha farklı hatırlanacak. Dünyada Şubat, ülkemizde Mart ayında ilk vakaların görülmeye başlandığı yeni tip coronavirüs (covid-19) salgını, hayatımızın her alanını olumsuz yönde etkilerken, hepimizin bakış açısını değiştirdi. Önceliklerimizi yeniden gözden geçirmemiz konusunda önemli mesajlar verdi. Ekonomiden sağlığa, eğitimden sosyal yaşama tüm alanlarda, bu korkutucu ve bulaşıcı virüsün yol açacağı zararın en aza indirilebilmesi için yetkililerce tedbirler alındı. Spor da bu anlamda bütün olumsuzlukları en derinden yaşadı. Geride kalan yıl başta olimpiyat oyunları ve Avrupa Futbol Şampiyonası olmak üzere birçok önemli organizasyon ertelenirken, bazı branşlarda şampiyonlar ilan edilmeden sezonlar tamamlandı. Sporcular, uzun süre evlerine kapanmak zorunda kalırken, yeniden sahalara ve salonlara dönüş için yaklaşık 5-6 aylık bir bekleme süresine ihtiyaç duyuldu.



Salgının kontrol edilmeye başlanması ve vaka sayılarının özellikle yaz mevsiminin ikinci yarısında, hem Dünyada hem de ülkemizde azalmasıyla birlikte, branşlarda kısıtlı da olsa yarışmalar düzenlendi.

Yazının Devamını Oku

Duayen başkan Berat’ı verir miydi ?

Gençlerbirlği’nin alt yapısından yetişen Berat Özdemir, futbolunu sürekli geliştirirken, son dönemde golleriyle de öne çıkmaya başladı.

Ümit milli oyuncu, hem takımına kritik puanlar kazandırıyor, hem de kendi piyasa değerini yükseltiyor. Sezon başında, yerli ve yabancı kulüplerin transfer listesine giren Berat’ın, ara transfer döneminde taliplerinin artacağı kesin. Beştepe’nin kapısı her an çalınabilir. Böyle bir durum, rahmetli Başkan İlhan Cavcav zamanında olsa ne yapardı diye düşündüm. Kendisinin anlattığı ve yakınında olanların paylaştığı, bana göre, ibretlik iki transfer hikayesi aklıma geldi.

GENÇLER BİZİM DEĞERİMİZ

Bucaspor’da yıldızı parlayan, büyüklerin de transfer etmeyi istediği bir oyuncu vardı. Başkan bu genç yeteneği Beştepe’ye getirmeye kararlıydı. O dönem yaşanan gelişmeleri, şöyle anlatmıştı:
“Bucaspor kulübüne teklifimi ilettim. 1 milyon TL civarında bonservis bedeli ile birlikte bizim 2 genç oyuncumuzu bedelsiz istediler. Kesinlikle futbolcu vermem, sizin oyuncunuzu, bonservisi neyse öder alırım. Alt yapıdaki gençlerimiz, bizim değerimiz, bizim geleceğimizdir, dedim. Pazarlık yaptık, sonuçta 1 milyon 700 bin TL’ye anlaştık.”
O oyuncu, kısa süre sonra Beştepe’ye geldi. Olgunlaşması için Hacettepe’ye verildi. Ardından Gençlerbirliği’ne geçiş yaptı. Başkan Cavcav, futbolcu oynatılmadığı zaman nedenini ısrarla soruyor, genç yeteneğin, fayda sağlayıp, gelecekte yıldız olacağına duyduğu inancını dile getirerek, takımda mutlaka yer alması gerektiği uyarısında bulunuyordu. O oyuncu, Taylan Antalyalı idi. Gençlerbirliği’nde yeterince şans bulamadığı için Erzurumspor’un yolunu tutan, şimdi ise yabancı transferler arasından sıyrılıp Galatasaray’ın orta sahasını parselleyen, her geçen gün kalitesini yukarı taşıyan ve A Milli Takıma koşan Taylan... Sahi, Taylan Erzurumspor’dan, Galatasaray’a geçerken yapılan ‘hülle’ sonucu, kırmızı-siyahlılar devre dışı bırakılmış, Beştepe’nin bu transferden alacağı pay ‘buhar’ olmuştu. Bu konuyla ilgili Gençlerbirliği, hukuki bir süreci gündeme getirmişti, sonucu ne oldu doğrusu merak ediyorum. Duayen başkan döneminde, bu transferin seyri asla böyle olmaz, kulüp oyuncuyu kazanır, parasını da kimseye bırakmazdı.

Yazının Devamını Oku

Uyarımızı yapalım

Ankaragücü bugün Denizlispor ile deplasmanda kritik bir maça çıkacak.

“Bu ligde puan puandır” anlayışı, her şartta kabul görebilir ancak sarı-lacivertlilerin mevcut tabloda, geleceğe umutla bakması için kazanması daha zorunlu gibi duruyor. Sarı-lacivertlilerin, önceki 3 maçtaki çıkışı, Beşiktaş karşısında sekteye uğradı. Fakat şu var ki o maçtaki mücadele ve kazanma isteği üst düzeydeydi. Değerlendirilemeyen pozisyonlar, acemice yapılan hatalar, puanların elden uçup gitmesine yol açtı. Oyuncular, bu puan kaybına olan tepkisini, Denizlispor maçında farklı bir şekilde sahaya yansıtabilir. Dikkat çekici iki nokta var. Bunlar asla göz ardı edilmemeli. Birincisi, bizim ligimizde her maçın hikayesi ayrıdır. Bir önceki maça bakarak, sonraki karşılaşmayla ilgili yorum yapmak zordur. Olumlu ya olumsuz anlamda hayal kırıklığı yaşayabilirsiniz. İkincisi de Denizlispor, eski Denizlispor değil. Teknik ekip değişikliği ile farklı bir kimliğe bürünen yeşil-siyahlılar, son iki maçını kazanıp, moralini yükseltti. Etkili ve sonucu değiştirecek isimlere sahipler.

4 TAKIM KÜME DÜŞECEK

Erken diyebilirsiniz ama hesabı-kitabı şimdiden iyi yapmak lazım. Süper Lig 18 takımla oynandığında ve 34 haftada tamamlandığında, kümede kalma barajı 35 üzerinden hesaplanır, devreye girerken 20 puana olan yakınlık, rahatlatıcı bir tablo olarak değerlendirilirdi. Bu sezon durum farklı. Lig 21 takımla oynanıyor, sezon 40 hafta sürecek ve 4 takım küme düşecek. (Ligin bitiminde farklı karar alınır, düşme bir kez daha kaldırılır mı orası bilenmez) Bu yüzden uyarımızı şimdiden yapalım. Ligde 14 hafta geçilirken, A.Gücü, bu hesabın aşağısında kaldı. Benzer durum Gençlerbirliği için de geçerli, onları başka bir yazıda değerlendiririz.
13 müsabakaya çıkan A.Gücü, 9 puana sahip. Her maçta bir puan ortalamasının bile gerisindeler. Bu ne anlama geliyor. Sarı-lacivertliler, ligin ilk yarısı bitene kadar ki bölümde oynayacağı maçlarda puan ortalamasını 2’nin de üzerine çıkarmak zorunda. Lig matematiğinin denklemini şöyle kurulabilir. 34 maçta, puan barajı 35 oluyorsa, 40 maçta en azından 40 puan aşılmalı. Bunun için de devre arasına 20’nin üzerinde puan taşınmalı. Elbette bunlar olasılık. Sahada çok farklı sonuçlar çıkabilir. Geçen sezonun ilk yarısını 24 puanla bitirip, 2. yarıda sadece 11 puan alarak, ligi küme düşme potasında tamamlayan Malatyaspor örneği var. Ancak, Ankaragücü ve Kayserispor’un geçen sezonun ilk devresini, son iki sırada geçirdiği de unutulmasın.

Yazının Devamını Oku

Sabır ve sorular

Ankaragücü’nde yasağın kaldırılmasının ardından, yeni transferlerin takıma katılımı ile birlikte kadronun güçlenmesi, camiayı heyecanlandırdı. Ancak, geride kalan 4 haftada alınan sonuçlar ve ortaya konan futbol, yerini endişeli bekleyişe bıraktı. Sarı-lacivertli taraftarlar, erkenden umutsuz bir ruh haline büründü.

Sezon daha yeni başladığından ve kadro önemli ölçüde yenilendiğinden, acımasız eleştirilerin dozunun kaçtığı düşüncesindeyim. Bizim ligimizde, takımların tam anlamıyla hazır hale gelmeleri 7-8 haftayı bulur. O yüzden biraz daha sabır diyorum. Özellikle yeni gelen yabancıların performansları şu an için tam bir hayal kırıklığı gibi fakat ben, bir oyuncu için 2-3 maçta iyi ya da kötü şeklinde hüküm verilmesine karşıyım. Tüm bunlar tartışılırken, gözden kaçmayan tuhaf gelişmelerin yaşanıyor olması işte onlar kafamı karıştırıyor.

KAPTANLIK KONUSU

Önce sezondaki ilk maçın sonuna gidelim. Ankaragücü, BŞB Erzurmspor’a kendi sahasında yenildi. Öfkeli taraftar, hemen isyan bayrağını açtı. Tepkiler yükseldi. Başkan, Fatih Mert “Merak etmeyin gereken yapılacak” dedi. Ani bir kararla, İlhan Parlak’ın bileti kesildi. Oysa, takımın teknik direktörü Fuat Çapa, sezon başında, takımın en verimli isimlerinin başında İlhan Parlak’ı sayıyor, istikrarlı çizgisini öne çıkarıp, kendisinden sezon içinde faydalanacağını anlatıyordu.
Ardından, takıma katıldıktan bir-iki hafta sonra, Fenerbahçe’den alınan Alper Potuk, birinci kaptanlığa getirildi. Teknik Direktör Fuat Çapa, hakemlerle iyi diyalog kurulması için yerli bir ismi kaptan yapmayı uygun gördüklerini söyledi. Bence, takım içindeki kıdem ve saygınlık ön planda tutulsa daha anlamlı olurdu. Pinto’nun maç içindeki tavrı, bu anlamda doğru algılanması gereken bir tepkiydi. Eğer, kaptanlık gibi bir sorumluluğu bir isme veriyorsanız, hiç bir oyuncunun kafasında soru işaretinin oluşmaması gerekir. Gençlerbirliği de Selçuk Şahin’i ilk geldiğinde takım kaptanı yapmıştı ancak Selçuk, duruşu, tecrübesi ve kişiliği ile saygı duyulan bir isim olduğundan kimse sesini çıkarmadı. Hatta çok da benimsendi. Ankaragücü’nde, bu anlamda ‘benimseme’ duygusunun tam yerine oturduğuna inanmıyorum.
Kaptanlık konusu Fuat Çapa’ya sorulduğunda, Çapa, olayın çok büyütülmemesi gerektiğini ima ederek, “İkinci kaptanımız Ante Kulusiç” diye açıklama yaptı. Kulusiç’in lisansının dondurulacağı konuşulurken, bu açıklama biraz garipti ve Ankaragücü, Futbol Federasyonu’na önceki gün verdiği oyuncu listesinde, Ante Kulusiç’in ismini çıkardı.

Yazının Devamını Oku

Cesaretin bedeli

Gençlerbirliği için kritik bir maçtı. Kırmızı-siyahlılar kazansa, daha güvenli daha sakin sularda yüzebilirdi.

Beraberlikle, en azından soluklanabilir, ateş hattındaki son takımla arasındaki mesafeyi, bitime 5 hafta kalmışken, 2 maçta kapanacak düzeye getirebilirdi. Hiç biri olmadı ve Gençlerbirliği dramatik şekilde kaybetti. Hem de öyle berbat bir oyunla kaybetti ki fark yemekten kurtuldu. Bir süredir bıçak sırtında yürüyen Beştepe cephesi, bu yenilgi sonrasında yeniden ince hesaplar yapacak ve stres ile endişeyi, bu kez daha derinden yaşayacak.
Teknik Direktör Hamza Hamzoğlu, maça cesur bir kadro ile başladı. Stancu, Sio, Sessegnon, Ayite ve Candeias sahadaydı. Hamzaoğlu, bir an önce sonuca ulaşalım ve gelecek haftalara daha rahat girelim düşüncesinde miydi bilemem ancak bu tertip, Gençlerbirliği’ni, rakiple mücadele etme ve topu kazanma konusunda çok zorladı. Bu futbolcuların savunma yönü zayıf olduğundan, oyun üstünlüğü hep Kasımpaşa’daydı. Orta alanı Baiono tek başına kapatamadı. Savunma çok açık verdi. Sahada, hücum ağırlıklı bir kadro vardı fakat uzaktan şut denemeleri ve bir iki yan top dışında, Gençlerbirliği’nin elle tutulur tehlikeli bir atağı bile yoktu. Üstelik, böyle bir oyun anlayışıyla sahaya çıkmak, son 6 maçının 5’ini kazanan, müthiş bir enerji ve özgüven yakalayan rakibe karşı düşünülecek son şey olurdu. Takım halinde oynayan, hızlı ve seri pas trafiğini, rakip alanın boşluklarına çabuk taşıyan Kasımpaşa, maç boyunca Gençlerbirliği ceza sahası içinde çok elverişli pozisyonlar bulup, sadece ikisini gole çevirebildi. İkinci yarının başlarında, takım yenik durumda iken, bezer özelliklere sahip Yasin ve Berat’ın aynı anda oyuna girmesi de kırmızı-siyahlı teknik ekibin, kafa olarak bu maça iyi hazırlanamadıklarını gösterdi.

TAKIMIN HAVASI İYİ DEĞİL

Gençlerbirliği, salgın süreci öncesinde tedirgindi, aranın ardından oynanan Konyaspor maçında alınan galibiyet, bu tedirginliğin biraz olsun atılmasını sağlamıştı. Üstelik iyi oynanmadığı halde o müsabakanın kazanılmasının, ne derece önemli olduğu şimdi daha iyi anlaşılıyor. Kayseri yenilgisi bu anlamda önemli bir uyarıydı ama iyi analiz edilmediği ortada.
Beştepe kurmaylarının, akıllarından çıkarmaması gereken bir şey var. Bizim ligimizde, 25-26 haftada 4-5 galibiyeti zor alan ekipler, son 8-9 haftaya girildi mi birden canlanıverir ve peşi sıra kazanmaya başlar. O açıdan aman dikkat diyorum. Cesaretin bedeli, bu maçta fazlasıyla ödendi, kalan 5 karşılaşma böyle hataları kaldırmaz... Bir de şu var ki Gençlerbirliği için daha tehlikeli gibi duruyor. Oyuncuların, dışarıdan görünen ruh halleri hiç iyi değil. Bir kopukluk, bir motivasyon düşüklüğü, yüzlere yansıyan mutsuzluk ve huzursuzluk hakim. Bazı sorunlar saha içine taşınmaya devam ederse, telafisi zor olur, bizden söylemesi.

Yazının Devamını Oku

Zaman daralıyor

Ankaragücü, kritik bir maçı kaybetti, şimdi hesabını yeniden yapmak durumunda.

Başakşehir gibi güçlü ve şampiyon adayına yenilmek büyük sürpriz değil ama altı çizilmesi gereken noktalar var. Maçtaki hakem kararları skoru belirlemiş olabilir, buna tepki göstermek de doğaldır. Ancak, saha içini ve dışını iyi analiz etmeden, sadece hakem kararına takılıp kalmak, bu ekip için bundan sonraki süreci daha zorlu hale getirmekten başka bir işe yaramaz.
Mesela, Orgill neden yedek bekletilir? Stajonevic kadroya alınmayacaksa, Rivas sürekli kulübede oturacaksa, neden transfer edildiler. Ligin bitimine 6 hafta kaldı bu oyuncular ne zaman oynayacak? Orkan, en son hangi maçta görev aldı? Toplam kaç dakika süre aldı? Bunları konuşmak gerekmiyor mu?
İlk yarı rakibiyle başa baş oynayan Ankaragücü, ikinci yarıyla birlikte sahasından çıkamıyor ve baskı altında kalıyorsa, oyuna müdahale için hamle yapılması gerekmez mi? O anlarda Orgill, akıllara gelmez mi? Düşen orta saha güçlendirilemez mi ? Oyuncu değişikliği yapmak için illaki golün yenmesi mi beklenir? Rakip, tek oyuncu değişikliği ile farkını ortaya koyarken, Ankaragücü 5 oyuncuyu sahaya sürmesine rağmen, hiç verim alınamayışı düşündürücü değil mi ? Aydın, Cebrail, İlhan ve Sedat’ın, ivme iyice rakibe döndükten sonra, oyunun gidişatını ne kadar değiştirebileceği yanıt arayan bir soru değil mi? Ankaragücü’ne gol lazımken, Michalak’ın kenara alınması doğru bir düşünce mi ? Soruları çoğaltabiliriz...
Başakşehir’in kadrosu daha kaliteliydi, taraftarın olmayışı Ankaragücü için dezavantajdı. Kulusiç’in eksikliği önemliydi. Tüm bunlara katılıyorum, ancak ligin en can alıcı haftaları geçilirken, en başta takımın teknik patronunun, daha dikkatli ve daha motive olması gerekmiyor mu? Böyle maçlarda ekstra puanlara ihtiyaç duyulmuyor mu ? Kayıpların telafisi için zamanın ne kadar azaldığı, oradan bakınca görünmüyor mu ?

Yazının Devamını Oku

Başarılar ve unutulmazlar

Ankaragücü’nün, 39 yıl önce, 2. Futbol Liginde mücadele ederken, hem Federasyon hem de Devlet Başkanlığı kupasını kazandığı unutulmaz süreci, efsane kadrodaki bazı isimlerin anılarıyla süsleyip, bir haber yapmıştım, kısa süre önce.

Bazen, telaş ya da zamana karşı yarış içinde olduğumuzdan, bazı şeyleri istemeden de olsa unutabiliyor, önemli detayları atlayabiliyoruz.
Haberin çıktığı gün, İhsan Kavak ağabeyim arayıp hatırlatınca üzüldüm. “Bu başarının gizli kahramanlarından biri, o dönemin Ankara Valisi Mustafa Gönül’dü. Onun emeği, katkısı ve desteği çok büyüktü. Hakkını teslim etmeliydik” ifadelerini kullanıp, “Tüm maçlarımızı takip eden, engelli olduğu için saha içine kadar giren, Haluk Kargın ile kucaklaşıp, birlikte sevinç gözyaşlarına boğuldukları ölümsüzleşen fotoğrafta yer alan Atilla Fergan’ı da anlatmalıydık” diye ekledi.



Bunları düşünürken, Vali Gönül’ün, Boluspor maçında sarı-lacivertli oyuncuları motive ettiği konuşma aklıma geldi. Federasyon Kupası finalinin ilk müsabakası, Başkentte oynanmış, Ankaragücü maçı 2-1 kazanmıştır. Vali Gönül, maçın bitiminde soyunma odasına iner, oyuncuları mutsuz bulur. Alınan skor, rövanş için yeterli görülmemiş olacak ki yüzler biraz düşmüştür. Gönül, bu manzara karşısında, “Ne oldu çocuklar, maçı siz kazanmadınız mı? Nedir bu haliniz? Kaldırın kafanızı, siz bunları orada da yenecek ve kupayı kazanacak güçtesiniz. Hatta siz Devlet Başkanlığı Kupası’nı da alacaksınız. Ben de sigarayı bırakacağım. Size yürekten inanıyorum” deyip, moral verir. Rövanş golsüz biter ve A.Gücü önce Federasyon, sonra da Devlet Başkanlığı kupasını kazanır.

Yazının Devamını Oku

Bir maçtan fazlası

Ankaragücü’nde meraklı bekleyiş son bulurken, geride kalan sezon olduğu gibi, transferin bitimine saatler kala, yasak kalktı, tahta açıldı. Sarı-lacivert kalpler, şimdi farklı bir heyecan, coşku ve sevinçle atıyor. Camia yeni bir umuda, tutkuyla sarılmış durumda. Bıçak sırtında yürünecek kritik bölüme, önemli bir revizyon ile giriliyor. Gidenler ve gelenler ile birlikte, 17-18 ismi kapsayan bu değişim sonrasında, herkes, mutlu sonu bekliyor.

 

Zorlu süreci başarıyla yürüten A.Gücü yönetiminin, hakkı teslim edilmeli. Hem sayıca hem de yüksek rakamlara ulaşan alacaklı dosyalarını, kulübün mevcut ekonomik tablosu içinde çözmek kolay iş değildi. Uzun uğraşlar, sıkı pazarlıklar, gece yarılarına kadar süren ikna çabaları sonunda, kara bulutlar dağıldı, ümitler yeşerdi. Elbette, yasak daha önce kaldırılsa, ligin ikinci yarısının başındaki maçlara, takım, hem oyuncu hem de motivasyon olarak değişik duygularla, hazır şekilde çıksa, durum daha farklı olurdu. Ancak, yapacak bir şey yok, önemli olan bundan sonrasına daha iyi odaklanmak.

YENİ BİR ENERJİ GELDİ

Gelinen noktada, riske girmek gerekiyordu ve o risk yönetimce alındı. Fatih Mert ve ekibi, neredeyse kulübü nefes alamaz hale getiren dosyalarla ilgili işlem yapmadan, mevcut kadroyla yola devam edip, ‘Düşeceksek de böyle düşeriz’ diyebilirdi. Bu yola gidilse, taraftarın beklentisi karşılık bulmaz, yönetimin, taraftar üzerindeki etkisi ve kredisi azalırdı. Yapılan girişimler, kurulan temaslar ve oluşturulan kaynaklar ile kulüp hem eksi puan cezası almaktan kurtarıldı hem de yarısından fazlası geçilmiş zorlu maratonun kalan kısmı öncesinde, camiaya; bir enerji, moral ve heves yüklemesi yapıldı. Elbette, bu girişim, beraberinde kulübe yeni borçlar, yeni yükümlülükler getirecek. Önemli olan geçmişteki hatalardan dersler çıkarıp, parayı doğru kullanmak, doğru isimleri nokta atışları ile bulmak ve menajerlerin tuzağına düşmemekti. Alınan riskin sonuçları, sezon bitiminde elde edilecek dereceye bağlı olarak güncellenecek...
Şimdi, sahne teknik kadro ve oyuncuların. Onların işinin ne kadar zor olduğu ortada. Omuzlarındaki sorumluluk iki değil, 5 katına çıktı, ayaklarına binen yük tarif edilemeyecek kadar ağır. Yeni gelenler; kenti, takımı, arkadaşlarını, stadı, rakipleri, tesisi, ligi tanımadan hayati maçlarda görev yapacak. Hem yarın, hem de sonrasında oynanacak karşılaşmalar, bir futbol müsabakasının çok ötesinde anlamlar taşıyor. Kaybedilecek her puanda, puandan çok daha fazla değerlerin yitip gideceği, bir süreç başlıyor.

ATEŞİN İÇİNDE MÜCADELE

Bu açıdan, Kasımpaşa maçı, kulübün yolunu belirleme adına son derece önemli. Teknik ekip ve futbolcu grubu, bu müsabakayı kazanırsa, bir sonraki adımı; kendilerinden emin, güçlü ve kararlı atar. Galibiyetle birlikte, yeni bir isyanın fitili yakılır, rakiplere gözdağı verilir, camia bütünleşir.

Yazının Devamını Oku

Tahta açılmazsa bu yük taşınmaz

Ankaragücü için, umuda açılacak kapının ilk adımıydı Konyaspor maçı. Alınacak bir galibiyet, şartlar ne kadar yetersiz olursa olsun herkese bir moral verecekti ama olmadı. Uzatmalarda gelen rakip takım golü, hayalleri de umutları da savurup attı.

Hafta içinde, ‘Kazanarak başlarsa enerjisi yükselir’ demiştim. Bu kayıp, işleri daha da zorlaştıracak.
Bu takımın gücünü, kapasitesini ve oyuncuların sahada neler verebileceğini aşağı yukarı hepimiz biliyoruz.
Birincisi, Orgill’in olmayışı, Ankaragücü’nün hücum gücünü çok aşağılara çekti. Yokluğunda, Denizlispor maçının kahramanı Scarione, ilk yarıda forvet gibi oynamak zorunda kaldı, sonrasında gezgin ama verimsizdi. Orgill, tehditi ortadan kalkınca, Konyaspor savunması hem öne daha rahat çıktı hem de topu aralarında iyi dolaştırıp, Ankaragücü oyuncularının sinirini bozdular.
İkincisi, bu ligin en zayıf orta sahalarından birinin Ankaragücü’nde olduğu gerçeği. Konyaspor, maçında dikkat ettim, sahada sadece dolaşan Moke’nin ayağına top ilk yarım saatin sonunda değdi. Faty, uzun boyuna rağmen hiç hava topu alamadı, ikili mücadele kazanamadı. Ne alan ne adam markajında vardı, Sedat’ın varlığı ve yokluğu belli bile değildi. Kanatlarda zaruri görev yapanlar da zayıf kaldı. Ortadaki üçlünün ne savunma ne de hücum anlamında, takıma en ufak bir katkısı yoktu. Kenara alınan isimlerin bu oyuncular olması bir çok şeyi anlatıyor zaten.
Sarı-lacivertli ekibin içinde bulunduğu durumu en iyi gösteren ise ikinci yarıdaki değişikliklerdi. Konyaspor cephesi, sahaya; Bajic, Miya ve Shengelia gibi etkili hücum silahlarını sürerken, Ankaragücü, deneyimsiz Alper ve Hasan ile sakatlığı nedeniyle riske edilmeyen Canteros’u oyuna aldı. Başkent ekibinin yedek kulübesindeki diğer isimlerin ise çoğu kimsenin adını sanını bilmediği genç oyunculardı. Oyuna başlayanlar etkisiz, katkı vermesi beklenenler yetersizdi. Bu ortamda kötü sonuç da kaçınılmaz oldu.
Ankaragücü’nün mevcut kadrosunun bu ligi taşıyamayacağını, bazı oyuncuların gayreti ile takımın ayakta durduğunu, bazılarının adam yokluğundan, mecburen sahada kaldığını defalarca anlatmaya çalıştık. Kalan sürede transfer tahtası açılmazsa, bu ekibin rotasının nereye yöneleceğini kestirmek güç olmaz.

Yazının Devamını Oku

A.Gücü ve yarınlar

Ankaragücü, son iki maçını deplasmanda oynadı, ikisinden de birer puan aldı. Bence ikisi de galibiyet kadar değerli.

Galatasaray’a karşı, 2-0 geriye düşüp, hem de 10 kişi oynarken beraberliği kurtarmak hiç kolay değil. Antalyaspor mücadelesi ise sarı-lacivertliler için final gibiydi. Geride kalan sezonki maç dönüşünde yaşanan elim kaza sonucu hayatını kaybeden iki genç taraftarın anısına, bir kez daha kazanabilseler, hem çok önemli bir adım atmış olacaklar hem de camianın umutlarını daha da büyüteceklerdi ama olmadı. Şartları göz önünde tuttuğumuzda, beraberliğin de çok iyi sonuç olduğunu kabul etmeliyiz. En azından, rakipleri arasında yer alan Antalyaspor ile olan puan farkını korudular.
İki maçın ortak özelliği, A.Gücü’nün yenik duruma düştükten sonra, sonuca verdiği tepki ve isyanıydı. Sarı-lacivertliler, beraberlik gollerini, uzatma anlarında attı. Bu, mücadeleyi sonuna kadar inatla sürdürme, teslim olmama, oyuna asılma adına, kesinlikle övgüyü hak ediyor. Aynı zamanda, bundan sonraki süreçte, “Yenik duruma düştük ancak biz bunun altından kalkabilecek güce ve dirence sahibiz. Bunu, önceki maçlarda gösterdik, yeniden yapabiliriz” inancını takıma kazandırması ve bunu canlı tutması açısından çok kıymetli.

YÜREKLERDE AYNI HEYECAN

Alınan puanlar, belki sıralamayı fazla değiştirmedi ama çok daha fazlasını kazandırdı. Sahadaki; azim, hırs, özveri ve dayanışma, teknik ekip ile oyuncu grubu kadar, başkan ve yönetimin, özellikle de taraftarın moral motivasyonunu yükseltti. Herkesin, geleceğe ümitle bakmasını sağladı. Büyük çınarın etrafında toplanıp, omuz omuza, sırt sırta verme duygusunu pekiştirdi. Ankaragücü, geçmişte yaşadığı benzer zorlukları, birlik ve beraberlik içinde hareket ederek aşmıştı. Yürekler, kulübün ayakta kalması için bir kaz daha aynı heyecanı taşıyor.
Devrenin son haftasında oynanacak Denizlispor karşılaşması, çok kritik ve mutlak kazanılmalı. Çünkü, alınacak üç puan ikinci yarı öncesinde, tüm camia için can suyu gibi olur. Ancak, asıl konu devre arasında transfer tahtasının açılıp açılmayacağı. Kaynak bulmak için yönetim büyük bir çaba harcıyor. Antalyaspor maçı kadrosunun yedek listesinde 6 genç isim vardı. Bu tablo, Ankaragücü’nün içinde bulunduğu durumun zorluğunu net şekilde ortaya koyuyor. Elbette, gençler için bu bir şans. Onlar bu şansı iyi değerlendirmek zorunda ve kendilerini bir anlamda parçalamalı. Ancak, oyuna müdahale ve hamle anlamında, teknik ekibin eli zayıf kalıyor. Kadronun acilen güçlendirilmesi gerek. Teknik Direktör Mustafa Kaplan’ın elinde, çok düşük maliyetle gelip, önemli katkılar verecek isim listesi mutlaka mevcuttur.

Yazının Devamını Oku

İnanmak ve başarmak

Galatasaray-Ankaragücü maçından iki gün önce, sarı-lacivertli ekibin Beştepe tesislerindeydik.

Ankaragücü’nün iki kupalı efsane kadrosunun önemli isimlerinden İhsan Kavak ağabey ile birlikte, önce kulüp başkanı Fatih Mert ardından da teknik direktör Mustafa Kaplan ile görüştük. Başkan, kulübün içinde bulunduğu durumun zorluğunu anlattı. Ekonomik tablonun vahametinin, tahmin ettiklerinin çok ötesinde olduğunu söyledi. Ancak, asla ümitsizliğe kapılmadıklarını, Ankaragücü’nün adına ve tarihine yakışır şekilde mücadele edip, omuz omuza vereceklerini belirtti. Sıkıntılı süreci hep birlikte atlatacaklarını, armanın değerini yüceltip, tarihi çınarı yaşatacaklarını vurguladı.



ÖZVERİLİ İLE ÇALIŞANLAR

Ardından, Teknik Direktör Mustafa Kaplan’ın yanına geçtik. Odasında hem o günün idman programını hem de 2 gün sonra oynayacakları, zorlu Galatasaray maçının teknik-taktik analizlerini yapıyordu. Başkan Mert, idari anlamda yaşanan sorunlardan söz etmişken, Kaplan da saha içinde karşılaştıkları sıkıntılardan yakındı. Özellikle, dar kadro ile mücadele ettiklerini, üstüne gelen sakatlık ve cezaların kendilerini çok zorladığını dile getirdi. Ancak, (Şartlar ne olursa olsun Galatasaray maçından puanla döneceğiz) diyerek, takımına olan güveninin altını çizdi. Sohbet ilerlerken, İhsan ağabey, kendi futbolculuk yıllarında kulüpte çalışan ve halen görevlerini büyük bir özveri ile yerine getiren emektarlar, Musa Cimili ve Can Dağ’ı da görmek istediğini söyledi. Kısa süre sonra ikili yanımızdaydı. Anılar tazelendi, geçmişin acı tatlı günlerinden kesitler paylaşıldı. Laf dönüp dolaşıp, bugüne geldi. O günkü idmana 5 oyuncunun, sakatlık ve yorgunluk gerekçesi ile çıkmayacakları bilgisini, bizimle paylaştılar. O sırada, Can Dağ, İhsan ağabeye dönüp, “Senin, Beşiktaş ile oynanan kupa rövanş maçı öncesindeki sözlerin akılma geldi. Kaburganda iki kırık olmasına rağmen, (Bana iğne yapın ben bu maçta mutlaka oynamak istiyorum. Arkadaşlarımı yalnız bırakamam) demiştin şeklindeki, sözlerini hatırlattı. Sonra da “Sizler, o dönem, kısıtlı kadroyla çok büyük fedakarlıklar yapıp, tarihi bir başarı yaşatınız. O yüzden de aradan yıllar geçse de unutulmuyorsunuz” diye ekledi. Musa Cimili de “Arma ve forma için verdiğiniz mücadele ve emek müthişti. Herkese örnek olmalı” diye arkadaşını destekledi. Sonra bir hatırlatma yapıp, “Geçen sezonun ikinci yarısına da kötü başlamıştık. O zaman da idmanımıza gelmiştiniz ve konuşmuştuk. Sonrasında çıkış yakalamıştık. Bu kez de aynı şeyin olacağına hissediyoruz. Galatasaray maçıyla yeni bir dönem başlayacak. Biz buna yürekten inanıyoruz” dediler.

Yazının Devamını Oku

Dirilişten güçlenişe

Bu ekibin ne badireler atlattığını, nelere göğüs gerip, zorlukları aşarak bugünlere nasıl geldiğini hepimiz biliyoruz. Bugünkü sıkıntıların aşılabilmesi için her zamankinden daha çok birlik ve beraberliğe ihtiyaç duyuluyor.

Süper Ligde 13. hafta geride kalırken, 9 puanla ateş hattının içinde yer alan Ankaragücü, girdiği krizden çıkış yolu bulmaya çalışıyor. Menemenli yokluk günlerinden, ıslak formayla maça çıkılan sezonlardan, bilinmedik deplasmanlardan, birikmiş onlarca haciz ve icra dosyalarından kendini kurtarıp, ‘Diriliş’ sloganı ile başladığı yolculukta, layık olduğu yere yeniden gelen Ankaragücü, aynı kabusları tekrar yaşamamak için çırpınıyor.
Elbette bu zorlukları aşmak kolay değil. Ancak, geçmişte bunu başarıp örnek bir kurtuluş mücadelesi veren Ankaragücü, bunu yeniden yapabilir. Adına yakışır şekilde İmalat-ı Harbiye ruhundan esinlenerek, pekala hedefine ulaşabilir. Bu ekibin ne badireler atlattığını, nelere göğüs gerip, zorlukları aşarak bugünlere nasıl geldiğini hepimiz biliyoruz. Bugünkü sıkıntıların bertaraf edilmesi için her zamankinden daha çok birlik ve beraberliğe ihtiyaç duyulduğu gerçeğini herkes kabul etmeli. Öncelikle şu bilinmeli ki, gün kavga edip, yıkıp dökerek, enerjiyi boşa harcama günü değil. Gün, sarılma, dayanışma, ortak hedef için tek yürek tek bilek olma günü. Suçlamalar, atışmalar, karalamalar, şu an için kulübe fayda sağlamaz. Aksine, herkesin moralini bozar, motivasyonunu düşürür.
Peki neler yapılmalı...



HER OYUNCUNUN KATKISI ÖNEMLİ

Yazının Devamını Oku

Yol ayrımı

Süper Ligde 7 hafta geride kaldı. Puan kayıpları, önceki sezonlara oranla, özellikle iddialı takımlar cephesinde daha fazla olduğundan, dengeli bir durum söz konusu. Bizim ligimizin kendine özgü bir yapısı var.

Özellikle 5 ve 6. haftalar, yönetimler ve teknik adamların geleceği açısından kritik bir eşik gibi duruyor. Bu süreci en az hasarla atlatan kulüpler, yoluna mevcut teknik kadroları ile devam ederken, puan olarak geride kalmış, yıpranmış ekipler, değişim düğmesine basıp, teknik ekiplerini yeniliyor. Yönetimler üzerindeki baskı artıyor...

Geride kalan sezon, bu süreci en sancılı geçiren takım Fenerbahçe’ydi. Bu sezon aynı sancıları Beşiktaş yaşıyor. Kayserispor, zincirin koptuğu ilk zayıf halka oldu. Hem başkan hem teknik direktör istifa etti. Denizlispor teknik adamı ile yollarını ayırdı. Trabzonspor, Başakşehir, Göztepe ve Antalyaspor gibi takımlar, korku tünelinden geçtiler. Milli maç arasında, Kasımpaşa ve Gençlerbirliği için çanlar çalıyor, Çaykur Rizespor da endişe içinde.

OLUMSUZ GİDİŞ UNUTULUR

Yabancı oyuncu kuralının tanıdığı hak ile kadrosunu büyük ölçüde yenileyen takımlar için ligin başındaki dönem elbette daha zorlu. Oyuncular; kenti, birbirini, ligi, rakipleri, hakemleri ve şartları tanımak için zamana ihtiyaç duyar. Oyun anlayışının rayına oturması, takımların temposunu, ritmini bulması için de süre gerekir. Bu da yaklaşık 7-8 haftayı bulur. Bugün, birçok takımın teknik adamı yaşanan bu zorluğa dikkat çekiyor.
Teknik adam değişikliğinin, işlerin iyi gitmediği takımlarda olumlu etki yaptığı doğrudur. İyi örnekler, her zaman öne çıkarıldığı ve gündeme daha çok getirildiği için, olumsuz sonuçlar nedense ya çabuk unutulur, ya da üzerinde bile durulmaz. Kulüpteki havayı değiştirmeye yönelik operasyon yapıp, teknik adam konusunda istikrarlı olamayan birçok kulüp, sonrasında daha büyük sorunlarla karşılaşmış, işin içinden çıkamamıştır.

ŞANS MI ŞANSSIZLIK MI ?

Sezon başında takım alan teknik direktörlerin; yönetim ve kulüpteki isimlerle oyuncu kadrosunu kurma, transferi beraber yapma, plan ve programı birlikte hazırlama gibi şansı vardır. İşler, 5-6 hafta sonunda iyi gitmezse, dalgalanmalar ve kırılmalar kaçınılmazdır. Bu tür krizlerin ardından gelen teknik adamlar ise hem şanslı hem de şanssızdır. Çünkü transfer dönemi kapanmıştır. Kendileri ya da yönetimce belirlenen yerlere oyuncu takviyesi, ara döneme kadar mümkün olmadığından, şanssızdırlar. Ancak, kritik eşik geçildiğinden; takımların kıvamını bulması, oyuncuların adaptasyon sürecini biraz daha geliştirmesi ve saha içi dengelerin oturmaya başlaması, şanslı yanlardır. Bu dönemde görev alacak teknik adamlar, “Takımı ben kurmadım, sezon başı hazırlıklarında ben yoktum, doğru planlama yapılmamış” gibi sözlerle, kendilerini rahatlıkla korumaya alabilir. Zor zamanlarda göreve gelecek isimlere gösterilecek sabır, daha uzun sürelidir.

BARDAĞIN HANGİ TARAFI ?

Yazının Devamını Oku

Zaman gerek

Gençlerbirliği, sezona iki yenilgi ile başlarken, camianın hevesi erkenden kırıldı, hemen bir karamsarlık çöktü.

Sosyal medyadaki taraftar yorumlarında, takıma neredeyse düştü gözüyle bakılıyor. Daha iki maç geride kalmışken, böyle bir teslimiyet, ne Gençlerbirliği’nin adına ne da kültürüne yakışır. Evet, takım iki maçtır iyi oynamıyor, beklentilerin uzağında ve fikstürü de zorlu. Ancak eleştiri yaparken, kırmadan, dökmeden ve umutları erkenden tüketmeden, ortak akılla hareket etmek daha mantıklı değil mi? Önce şunu kabul etmek gerek ki Gençlerbirliği Süper Lig tecrübesine sahip bir kulüp olsa da bir yıl ara verip yeniden döndüğü kulvarda doğal olarak bazı sıkıntılar yaşıyor. Büyük oranda yenilenen kadronun, uyum sorununu çözmesi, yabancı oyuncuların; ligi, rakipleri, futbolumuzu ve hakemleri tanıyıp, ritmini bulması için biraz zamana ihtiyacı var.
Transferler eleştirilebilir, oyun anlayışına tepki gösterilebilir fakat bazı detayları da atlamamak gerekiyor. Sezonun ilk maçına çıkmaya hazırlanırken, savunmanın en önemli ismi olan Yıldırım Mert’in, (Bonservis bedeli ile ilgili tartışmalara daha sonra değineceğim) Roma’ya gitmesi, önemli bir kayıp değil mi ?

EKSİK KALMAK BÜYÜK DERT

Geçmişte, bir kişi eksilmek takımlar için çok büyük dezavantaj gibi durmuyordu ancak günümüz futbolunda bu fark kendini çok açık şekilde belli ediyor. Son şampiyon Galatasaray, o güçlü kadrosu ile çıktığı Denizli’de, 10 kişi kalınca, maçı 2-0 kaybetmedi mi? Aynı Galatasaray, 50 bine yakın taraftarı önünde öne geçtiği maçta, oyuncusu atılınca Konyaspor ile berabere kalmadı mı ? Üstelik, Seri, kırmızı kart gördüğünde, oyunun 75. dakikasıydı. Galatasaray kendi sahasında öndeydi ve maçın bitimine 15 dakika kalmıştı. Tecrübeli ve yıldızlar topluluğu takım bile eksik kalınca, kısa süreyi eritip, galibiyeti koruyamadı. Gençlerbirliği, Çaykur Rize maçını 55 dakika, bir, Gazişehir müsabakasını ise yaklaşık 65 dakika, iki oyuncu eksik oynadı. Burada, futbolcuların büyük hataları, acemilikleri ve dikkatsizlikleri, ne derseniz deyin hepsi vardı ancak hakemlerin de kartlar konusunda cömert oldukları tartışmaya çok açıktı.

Yazının Devamını Oku

Kırmızı alarm

Kırmızı-siyahlılar, Ahmet Oğuz ve Polomat’ın, ilk yarıda oyundan atılması sonucu yaklaşık 70 dakikayı, 9 kişi oynamak zorunda kaldı. İkinci haftayı da puansız geçen Başkent ekibini, fikstürü de göz önüne alındığında zor bir süreç bekliyor.

Süper Lige bir yıl aranın ardından yeniden dönen Gençlerbirliği, ilk iki haftanın ardından hem oyun hem de skor olarak beklentilerin uzağında kalırken, oyuncularının kırmızı kart görmesi sonucu ağır bir fatura ile karşılaştı. Ligin ilk haftasında Çaykur Rizespor’a kendi evinde 1-0 yenilen Gençlerbirliği, yeni transferi Flavio Ramos’un kırmızı kartla oyun dışı kalması nedeni ile o mücadelede yaklaşık 55 dakikayı bir kişi eksik oynamak zorunda kalmıştı. Başkent ekibi, 2. haftanın kapanış müsabakasında ise ligin yeni ekibi Gazişehir Gaziantep’e deplasmanda 4-1 kaybederken yine kırmızı kartların bedelini ödedi. Gençlerbirliği’nde Ahmet Oğuz 27, Polomat da 38. dakikada kırmızı kart görüp, arkadaşlarını yalnız bıraktı. Sahada kalan oyuncular, uzatmalarla birlikte yaklaşık 70 dakika eksik mücadele edip, ayakta kalmaya çalıştı.



HAKEMİN İLK SÜPER LİG DENEYİMİ

Gazişehir ile Gençlerbirliği arasında oynanan maçı yöneten hakem Atilla Karaoğlan yönetimi ve kararları ile tepki çekti. Süper Ligde ilk kez maça çıkan Karaoğlan, kritik pozisyonları iyi süzemedi. VAR’a gidilen anlarda, kararların çok geç alınması da sahadaki hakem ile bilgisayar başındakiler arasındaki iletişimin iyi kurulamadığını gösterdi. İki haftayı sıfır puanla geçen Gençlerbirliği’nde dikkat çekici nokta, takımın eksik kaldıktan sonra verdiği reaksiyondu. Kırmızı-siyahlılar, hem Çaykur Rize hem de Gazişehir Gaziantep maçlarında, eksik oynarken çok daha etkili ve dirençli bir görüntü sergiledi. Özellikle, genç oyuncular; Arda, Berat, Rahmetullah ve Soner’in çırpınışları, yabancılara ve takımda ağabey olarak öne çıkanlara, aidiyet duygusunu göstermesi açısından örnek olacak nitelikteydi.

Yazının Devamını Oku

Hacettepe rüzgarı

Beştepe’de endişeli bir bekleyiş hakimdi.

Satılacak mı, kapanacak mı diye akıbeti merak edilen Hacettepe kulübü, genel kurulunu yaptı ve Nedim Yıldırım başkanlığındaki yeni yönetim, kolları sıvayıp işe koyuldu. Gençlerbirliği’nin başkanı Murat Cavcav, babası duayen başkan İlhan Cavcav’ın ikinci büyük mirasına sahip çıkarak (İlhan Cavcav, Hacettepe’yi her zaman ayrı bir yere koyar, genç oyuncuları evlatları gibi severdi) önemli ve değerli bir adım attı. Bir geleneği devam ettirip, başkanlığı döneminde tarihi bir sorumluluğu yerine getirdi. Daha önce, Hacettepe ile ilgili olumsuz bir karar alınırsa, bunun en büyük zararını Gençlerbirliği’nin göreceğini belirtmeye çalışmış, uzun vadede, kırmızı-siyahlı ekibe ağır bir fatura çıkabileceğini vurgulamıştım. 21 yaş altı liginin uygulamadan kaldırıldığı, ekonomik cendereye sıkışmış kulüplerin borç batağından kurtulmak için alt yapıya dört elle sarıldığı bu dönemde, Gençlerbirliği’nin ‘altın madeni gibi işleyen cevherden’ kendi iradesi ile vazgeçmesi, kolay izah edilecek bir durum olmazdı. Elbette, iki kulübü mali anlamda idare etmek zordur. Ancak, küçük de olsa bir gelire sahip Hacettepe’nin Beştepe’ye yüklediği maliyetin, altından kalkılamayacak kadar ağır olduğunu sanmıyorum. Daha da önemlisi, Gençlerbirliği’ne oyuncu olarak sağladığı katkının, maliyetinin çok üzerinde olduğu ortada. Fazla uzağa gitmeye gerek yok. Gençlerbirliği’nin şu anki kadrosunda yer alan ve yıldızı parlayan Mert Yıldırım, Berat, Rahmetullah, Taha ve Ubeyd gibi isimler, bir süre önce Hacettepe’de oynuyordu. Daha bu sezonun başında 7-8 oyuncu Hacettepe’den alınıp Gençlerbirliği’ne kaydırıldı. Son 10 yılda transfer olup, Gençlerbirliği’ne önemli bonservis bedelleri getiren bir çok futbolcu, Hacettepe’den yetişti.

YOL HARİTASI ÖNEMLİ

Hacettepe’nin yarışmacı bir takım kurma, büyük iddia taşıma gibi öncelikli bir hedefi olmamalı. O yönde bir yatırıma da ihtiyacı yok. Hacettepe, asıl görevi olan oyuncu yetiştirmeye daha fazla odaklanmalı. Futbol adımlarını Beştepe’de atmaya başlayan ya da genç yaşta farklı kentlerden transfer edilen oyuncular, burada kendilerini geliştirmeli. O isimlerin, maç tecrübesi kazanması, ligin çetin şartlarına kendilerini hazırlaması anlamında Hacettepe, bir geçiş yeri, bir basamak tahtası olmalı. Bu kulüp, bunu geçmişte çok başarılı bir şekilde yerine getirdi, bundan sonra da getirmeye devam etmeli. Bu anlayışın para ile ölçülemeyeceği gerçeği iyi değerlendirilmeli. Bugün herkes altyapı ile ilgili olarak Altınordu’yu konuşuyor ancak Türkiye Liglerindeki her kategoride ve neredeyse bütün takımlarda, Beştepe’den yetişmiş ya da yolu Beştepe ile bir şekilde kesişmiş oyuncuların görev yaptığı unutulmamalı.

HAVAYI BİLEN İSİMLER

Yazının Devamını Oku