Merak eden çocuk nasıl yetiştirilir?

PROF. Alison Gopnik bebekleri teker teker bir odaya alıyor.

Ulaşamayacakları bir noktaya bir oyuncak koyuyor. Aynı zamanda bir de oyuncak tırmık veriyor. Bebekler oyuncak tırmık ile oynamaktansa ellerindeki tırmık ile diğer oyuncağı kendilerine çekmeye çalışıyor. Ama ilginç bir şey oluyor. Çocuklar zorla ulaştıkları oyuncakla oynuyor, arada sırada da oyuncağı tekrar fırlatıyor. Neden oyuncakla sürekli oynamıyor da fırlatıyor?

ÖĞRENME MAKİNESİ İNSAN

Canlıların çoğu menopozdan hemen sonra ölürken insanoğlu uzun süre yaşamaya devam ediyor.

Menopozdan hemen sonra ölen türler ile hemen ölmeyen türleri karşılaştırdığımızda ilginç bir bulgu ortaya çıkıyor.

Bir türün davranışları ne kadar içgüdüyle belirleniyorsa, yani öğrenme ihtiyacı azsa, o tür menopozdan sonra o kadar erken ölüyor. Yavru, içgüdüyle hayatta kalabildiği için annesinden ilk bakımdan başka beklentisi yok. Anne, yavrusuna bir şey öğretmek zorunda değil. Üreme kapasitesini kaybettikten sonra yaşaması için bir sebep de yok.

Ama bir türün davranışları kültür, yani öğrenme üzerine kuruluysa o zaman anne yavrusuna çok şey öğretmek zorunda. Bu durumda anne, üreme kapasitesini kaybetse de yavrunun hayatta kalması için daha uzun yaşamak zorunda.

Örneğin bir anne fil yavrusuna tam iki yıl bakıyor ve menopozdan ortalama beş yıl sonra ölüyor. İncelediğimizde görüyoruz ki fillerin öğrenme üzerine kurulu bir kültürü var.

İnsanda durum ne? Menopozdan sonra en uzun yaşayan canlı insan. Çünkü öğrenme insan için temel bir ihtiyaç. Bu yüzden bir çocuk öğrenme makinesi olarak doğuyor ve sürekli çevresini keşfediyor.

MERAK VE ÖĞRENME

Prof. Gopnik araştırmasını bunu keşfetmek için yapmıyor ama bu mekanizmayı gözlemleyebiliyoruz.

Çocuklar oyuncağa tırmık aracılığıyla ulaşıyor ama bazı çocuklar oyuncağı tekrar başka yere fırlatıyor ve tırmıkla yeniden almayı deniyor.

Aslında çocuklar hangi durumlarda tırmıkla oyuncağa ulaşabileceklerini, hangi durumlarda ulaşamayacaklarını test ediyor. Çocuklar, bir nevi deney yapıyor. Hangi durumlarda oyuncağa ulaşabilirler, hangi durumlarda ulaşamazlar, onu merak ediyorlar.

Yani çocuklar bir oyun ortamında bile öğrenmeyle ilgileniyor ve öğrenmeyi tetikleyen unsur da merak.  

SİSTEM ÇOCUĞUN MERAKINI ÖLDÜRÜYOR

Çocuklar doğuştan meraklıdır. Her şeyi kurcalar ve sürekli soru sorarlar. Ama çocuk okula başlayınca soru sormayı bırakır ve sadece kendine sorulan soruları yanıtlar.

Soruları nasıl yanıtlar? Düşünerek ya da keşfederek değil, ezberleyerek. Yani okullarda çok az öğrenme vardır.

O zaman çocuklardaki merak duygusunu nasıl ateşleyeceğiz ve öğrenme heyecanını nasıl oluşturacağız?

İHTİYAÇ ÖĞRENMEYİ TETİKLER Mİ?

- 1975 yılında Kanadalı araştırmacı Rubin “Kimler çok iyi dil öğrenir?” sorusunun yanıtını bulmak için bir araştırma yapıyor.

İlginç bir sonuç çıkıyor. Tahmin edilenin aksine, dile en çok ihtiyaç duyan, dili en iyi öğrenen olmuyor.

Etrafınızda da insanlar vardır. Dil öğrenseler terfi alacaklardır ya da iş bulacaklardır ama yine de öğrenemezler.

En iyi öğrenenler, o dilin kültürüne ilgi duyanlar çıkıyor.

Öğrenmeyi ihtiyaçtan çok ilgi tetikliyor. Peki ihtiyacın rolü yok mu?

Var tabii ki ama yetişkinler bile çoğu zaman kendi ihtiyaçlarını bilmezken çocukların ihtiyaçlarını bilip ona göre öğrenmelerini beklemek haksızlık olur.

İhtiyaç durumsal ve geçici olduğu için daha güvenilir ve sürekli bir motivasyon kaynağı bulmak gerekir. O ne? İlgi.

İLGİ ODAKLI ÖĞRENME

O zaman okullarda ihtiyaç odaklı öğrenmeden ziyade, ilgi odaklı öğrenmeye geçmek gerekiyor.

İlgi odaklı öğrenmenin temelinde de ‘merak’ var. Öğretmen keşif gerektiren sorular sorarak, araştırma ve deneyler yaptırarak ve ortaya çıkan ürünleri paylaşma olanağı vererek çocuklarda merak duygusunu canlı tutabilir. Bir öğretmen merak duygusu uyandırabilirse ve çocuğu keşfetme sürecine sokabilirse, o çocuğu her şeye ilgi duyar hale getirebilir. Böylece de sürekli bir iç motivasyon sağlayabilir.

Bilirsiniz, çoğu çocuk dinozorlara ilgi duyar. Dinozor onların bir ihtiyacını karşılıyor mu? Hayır. Yani ilgi merak sağlamakta çok güçlü bir araçtır.

Çocuk merak ettiği şeyleri öğrendikçe gelişir. Geliştikçe ilgisi daha da artar.

Yani merak öğrenmeyi, öğrenme ilgiyi, ilgi de daha çok merakı getirir. Bu döngü ömür boyu devam eder. Bu şekilde yaşam boyu öğrenen ve sürekli motivasyonu yüksek insanlar yetiştirmiş oluruz.

Okullardan istediğimiz de zaten bu değil mi?

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Çocuklara okullarda düşünmeyi nasıl öğretiriz?

DERS, tarih. Konu, Birinci Dünya Savaşı. Öğretmen Birinci Dünya Savaşı’nın sebeplerini ve sonuçlarını anlatıyor.

Hem de mükemmel anlatıyor. Çocuklar da hayranlıkla dinliyor. Ben de dersi gözlemliyorum. Öğretmen dersi anlatırken çocukların ilgilerini canlı tutmak için sorular da soruyor.

DÜŞÜNDÜRMEYEN SORULAR

İtilaf Devletleri hangileri? Osmanlı hangi cephelerde savaştı?

Osmanlı’nın savaşa girme sebebi?

Çocuklar da yanıtlıyor.

Çocukların bu soruları yanıtlaması, acaba onların tarihi öğrendiği anlamına gelir mi? Çocuklar bu sorularla düşünmeyi ne kadar öğrenir? Çocukların bilmesi gerekenler gerçekten bunlar mı?

DÜŞÜNDÜREN SORULAR

Öğretmen bana dönüp “

Yazının Devamını Oku

Çocukların okulda neden motivasyonları düşük?

DÜNYANIN en hızlı hayvanlarından bir tanesi olan çita, uzakta bir ceylan sürüsü görüyor.

Tüm gücüyle ceylan sürüsüne saldırmasını beklerken, o istifini çok da bozmuyor.

Sadece yavaş yavaş sürüye doğru yürüyor.

35 metreye kadar yaklaşıyor.

3 saniyede 96 km hıza ulaşan ve dünyanın en hızlı koşan hayvanlarından bir tanesi olan çita, neden hâlâ ceylanlara saldırmıyor?

Yazının Devamını Oku

Okullar çocukları neden iş dünyasına hazırlayamıyor?

OKULLAR aslında çocukları gerçek hayata hazırlama yeri değildir. Okullar gerçek hayatın kendisidir.

Okulda çocuklar hayatlarını askıya almaz. Yaşamaya devam eder.

Çocuklara “Sen bu dönemi/anları yok say ve geleceğe hazırlan” demek onların çocukluk dönemlerini yok saymaktır. Bu da onlara yapılan en büyük haksızlıktır.

Tabii bu demek değildir ki iş dünyasında gereken becerileri okullarda öğretmeyelim. Beceri ve anlayış açısından okul hayatı ile okul sonrası hayat arasında bir paralellik olmalıdır ki çocuklar okul sonrası üretken ve anlamlı bir yetişkin hayatı yaşasın.

Ama maalesef iş dünyası ile okullar arasında kültürel yapı ve beklentiler açısından dağlar kadar fark var. Bu farklılık da çocukların iş hayatında birçok bedel ödemesine veya okular gibi yapılanmış verimsiz işyerlerinin ortaya çıkmasına sebebiyet veriyor.

Peki, nedir bu farklılıklar?

GRUP ÇALIŞMASI

Okulda bireysel çalışma kültürü vardır, işyerinde takım kültürü.

Örneğin sınıfta öğretmen çocuklara “

Yazının Devamını Oku

Oyun çocukları nasıl etkiler?

PUMA bazen avını kovalarken ve yakalama ihtimali yüksekken birden avının peşinden koşmayı bırakır.

Siz de “Bu kadar yakınken neden koşmayı bıraktı?” diye merak edersiniz.

Puma aslında çok ince bir hesap yapmaktadır.

Avını yedikten sonra kazanacağı enerji, daha fazla koşmak için harcayacağı enerjiden az olacaktır. Yani harcayacağı enerjiye değmeyecektir.

Daha önce de yazdığım gibi buna ‘Aptal Puma Sendromu’ denir.

Yazının Devamını Oku

Kelimeleriniz çocukları nasıl etkiler?

İNSANLAR birer birer odadan çıkıyor ve koridorun sonundaki kapıya doğru ilerliyor.

Ama bazı insanlar hızlı yürürken, bazıları yavaş yürüyor.

Neden insanlar farklı hızlarda yürüyor? Odada olan bir şey yürüme hızlarını etkilemiş olabilir mi?

BASİT BİR DENEY

Odada insanlar çok basit bir test yapıyor. Onlara dört kelime veriliyor ve onlardan cümle oluşturmaları isteniyor.

Örneğin “Topu at yavaşça bahçe” , “Yaşlı yürür insanlar yavaş” ya da “Hızlı çevik gençler yaşıyor” gibi.

Tabii bir fark var. Bir gruba sadece ‘yavaşlıkla’, diğer gruba ise sadece ‘hızlılıkla’ ilgili kelimeler içeren cümleler veriliyor.

Testten sonra insanlar odadan çıkıyor. Aslında asıl deney şimdi başlıyor.

Yale Üniversitesi’nden Prof.

Yazının Devamını Oku

Üniversite tercihlerinde nelere dikkat etmelisiniz?

ÖĞRENCİLER üniversite tercihi yaparken birçok farklı ölçüt kullanabilir.

Bazıları ailelerin isteğine uyacak, bazıları geleceğin mesleklerine göre karar verecek, bazıları da en çok kazandıran mesleği isteyecek. Bence bunların hepsi yanlış ölçütler. Peki doğrusu ne? Doğru ölçütleri mesleğinde zirveye ulaşmış ve topluma katkıda bulunmuş kişilerin özelliklerini inceleyerek bulabiliriz.

BENİM GÜÇLÜ YANIM NE?

Mesleğinde zirveye ulaşmış ve topluma katkı sağlayan insanların hemen hemen hepsi güçlü yanlarını hayata geçiren insanlar. Güçlü yanlarını mesleğine yansıtıyorlar. Bu durumda öğrencilerin kendisine sorması gereken ilk soru şu: “Benim en güçlü yanlarım neler?” Öğrenciler güçlü yanlarına göre bölüm seçmeliler. Çevrenizden destek de alabilirsiniz. Dostlarınıza “Sence benim güçlü yanlarım neler?” diye sorabilirsiniz. Yapınıza uygun bir bölüm seçmezseniz, bölümden keyif almanız zor..

BENİM HEYECANIM NE?

Güçlü yanlarını keşfeden öğrenci daha sonra şunu sormalı: “Ben neyi yapmaktan heyecan duyuyorum?” Mesleğinde iyi olan ve toplumsal katkı sağlayan insanlar, yaptığı işleri çok seviyor. Bu işleri yaparken, kendilerini kaybediyor. Okul hayatınız boyunca yeterli deneyiminiz olduysa, yapmayı sevdiğiniz şeyi keşfetmiş olmanız gerekir. Keşfetmediyseniz, bu soruyu kendinize sormalısınız. Ona göre bölüm seçmelisiniz. Asla bölümün algısına ve statüsüne göre seçim yapmamalısınız. Düşündüğünüz mesleği yapan kişilerle konuşmalısınız.

BENİM TOPLUMA KATKIM NE?

Türkiye’deki diğer bir sorun da mesleklerin, kişisel hedefler için seçilmesi. Bu belki yanlış değil ama mesleği toplumsal katkı alanı olarak görenler mesleklerinden daha çok haz alıyor. Mutlu ve anlamlı bir yaşam için toplumsal katkı olmazsa olmaz.

Meslekleri aynı zamanda toplumsal katkı alanı olarak görmeli ve ona göre karar vermelisiniz. Örneğin prestij ve para için tıp fakültesini seçen öğrenciyle, toplum sağlığını iyileştirmek amacıyla tıp fakültesini seçen öğrencinin hedefleri ve üniversite hayatı çok farklı olacaktır.

Yazının Devamını Oku

Öğrenci motivasyonu nasıl arttırılır?

BİR baba, büyük oğlunu Mark Twain’in “Hayatta iki önemli gün vardır. Biri doğduğun gün, diğeri neden doğduğunu anladığın gündür” sözünü söylemek için yanına çağırıyor.

“Oğlum, hayatta iki önemli gün vardır” diyor ama cümlesini bitirmeden, küçük oğlu içeriden bağırıyor: “Cumartesi ve pazar!”

Baba, “Neden?” diye soruyor.

Çocuk da “Çünkü o iki gün okul yok” diyor. Belli ki çocuk, öğrenme motivasyonu kaybetmiş ve okula gitmek istemiyor.

“İnşallah bana yarın kamyon çarpar da okula gitmem” diyen öğrenci var.

Türkiye’de öğrencilerin büyük çoğunluğu böyle hissediyor. Bu motivasyon sorunu nasıl çözülür?

Bunu çözmenin birçok yolu var. Ama bir tanesi öğretmenlerin kendilerini bu çocukların yerine koyup onları anlaması. Peki bu nasıl olacak?

Öğretmenlere bu çocukların duygularını ve düşüncelerini anlatırsak çok işe yaramaz. Öğretmenler bunları zaten biliyor. Kalıcı öğrenme için deneyim gerekir. O zaman öğretmenlerin de benzer bir deneyimi yaşaması gerekir. O ne? Öğretmenler, bir süre kendi alanı olmayan ve/veya nefret ettikleri bir dersin öğretmeni olmalı. Örneğin, tarih öğretmeni, biyoloji dersini veya bir ünitesini öğrenmeli ve onu öğretmeye çalışmalı. Bu şekilde birçok motivasyon sorunu çözülecektir. Nasıl mı?

ÇOCUĞU ANLAMAK

Yazının Devamını Oku

Finlandiya’dan eğitim adına ne öğrenebiliriz?

Pasi Sahlberg’in son kitabı ‘Eğitimde Finlandiya Modeli’ raflarda yerini aldı. Kitabı bir solukta okudum ve ben de bir önsöz yazdım. Finlandiya, eğitim sisteminde neden başarılı kitabı okuyunca anladım. Onların bilip bizim bilmediğimiz çok şey yok. Asıl fark ‘uygulamada’ ve ‘düşünce sisteminde’. Nasıl mı?

BİZİM BİLMEDİĞİMİZ, ONLARIN BİLDİKLERİ

- İlk önce bizim bilmediğimiz ama onların bildiği bir gerçekten bahsedelim. Örneğin, biz zannediyorduk ki Finlandiya öğretmen adaylarını akademik olarak başarılı öğrenciler arasından seçiyor. Bu doğru değil.

Finlandiya’da öğretmen adayları akademik olarak en iyi öğrenciler arasından seçilmiyor. Öğretmen adaylarında takım çalışması, meslek aşkı, iletişim becerisi, karakter gibi farklı özellikler aranıyor. Kişinin doğası, öğretmenliğe ne kadar uygun ona bakılıyor.

Akademik açıdan parlak öğrencileri seçmenin bir zararı yok tabii ki ama tek başına yeterli değil. Biz de yetenek sınavı ile öğrenci kabul eden konservatuvarlar gibi öğretmenliğe uygun kişileri tek tek seçip onları öğretmen olarak yetiştirmeliyiz.

BİZİM BİLDİKLERİMİZ, ONLARIN UYGULADIKLARI

- İkinci olarak, eğitime dair onların da bizim de bildiğimiz gerçekler var ama onlar uyguluyor, biz uygulamıyoruz. Nedir bunlar?

Araştırmacı öğretmen

Bilimsel araştırmaların, eğitimin kalitesini arttırma potansiyeli çok yüksek ama maalesef dünyanın her yerinde eğitimciler bilimsel makaleleri yakından takip etmiyor. Bu oran bizim ülkemizde daha da az. Bu durumda Finlandiya ne yapıyor?

Yazının Devamını Oku

Eğitim sistemi nasıl olmalı?

1835 yılında Belçikalı istatistikçi Adolphe Quetelet insanları farklı özelliklerine göre sıraladığında ilginç bir şey keşfediyor.

İnsanları hangi özelliğine göre sıralarsa sıralasın (boy, yaş gibi), aşağıdaki şekilde olduğu gibi ortaya her zaman normal ya da ona yakın bir dağılım (çan eğrisi) çıkıyor.

Örneğin, dünyadaki tüm insanları boylarına göre sıralarsak insanların yüzde 0.13’ü 2.20’nin üzerinde. Ortalama boy 1.67 ile 1.77 arası değişiyor. Yani insanların yaklaşık yüzde 68.26’sı ortalama boya sahip (ülke ortalamalarında farkları var tabii ki).

Bunun eğitimle ne ilgisi var? Çok. Nasıl mı?

KİMLER  BASKETBOLCU OLUR?

Dünya boy ortalamasına bakıldığında boyu 2.20’nin üzerinde olan insanların yüzde 17’si NBA’de oynuyor. Büyük bir oran. Neden?

Çünkü uzun boy, basketbolda büyük bir avantaj sağlıyor.

Peki ortalama boya sahip oyuncu yok mu? Var. Ama onların zıplama becerileri çok gelişmiş, kol boyları uzun veya başka özellikleri var.

Yani zıplama becerisine veya kol boyuna göre bir sıralama yapsak, onlar çan eğrisinin en sağında. Yani yüzde 0.13’lük kısımda.

Yazının Devamını Oku

Aileler neden çocuğuna müdahale etmemeli?

ÇOK sevinçlisiniz, çünkü çocuğunuzun sahnede performansını izleyeceksiniz.

Sizin orada bulunarak onu desteklemeniz ve o anı paylaşmanız çok kıymetli. Ama o da ne? Çocuğunuz size bakınca heyecandan ne yapacağını şaşırıyor ve sahnede tökezliyor.

Sebebini merak ediyorsunuz.

Ama sonra keşfediyorsunuz ki çocuğunuz, siz orada olduğunuz için kaygılanmış ve kötü performans sergilemiş. Aynı etki ise başka çocuklarda olmamış.

Neden bazı aileler çocuklarını izleyince çocuğun performansı artarken, bazı çocukların performansı düşüyor?

YARGILAYAN AİLE

Çocuklarını sürekli yargılayan ve eleştiren aileler, çocuklarının performanslarını izledikleri zaman, çocuk ‘olumsuz’ etkileniyor.

Çocuk yargılanmak ve eleştirilmekten korkunca, hata yapmaktan da korkuyor. Dolayısıyla kaygılanıyor. Kaygı da kötü bir performans göstermesine sebebiyet veriyor.

Ama yargılamayan aileler çocuklarının performansını izlediği zaman, çocuk ailesini yanında hissediyor. Bu his de çocuk üzerinde ‘olumlu’ etki yapıyor. Kısacası, müdahale arttıkça, kaygı artar.

Yazının Devamını Oku

Sınavda aklınıza ilk gelen yanıt doğru mudur?

SINAVA giren öğrencilere genelde şöyle bir tavsiye verilir: Yanıttan emin değilseniz, aklınıza ilk gelen şıkkı işaretleyin.

Öğrencilerin de öğretmenlerin de büyük bir bölümü bu ifadeye inandığını belirtmiş.

Acaba bu durum gerçekten böyle mi? Sınavda aklınıza ilk gelen şık doğru yanıt mıdır?

ARAŞTIRMA

Illinois Üniversitesi’nden Justin Kruger ve Stanford Üniversitesi’nden Dale Miller, bir araştırmada sınav kâğıdı üzerindeki silinmiş şıkları inceleniyor.

Görüyorlar ki yanlıştan doğruya değiştirme oranı çok daha yüksek. Peki araştırmalar hep benzer sonucu mu veriyor?

Texas Üniversitesi’nden Prof. Ludy Benjamin ve arkadaşları 1928’ten bu yana bu konuda yayımlanmış tüm araştırmaları inceliyor.

Analiz sonucunda görüyorlar ki yanıtları değiştirenlerin ortalamada %67.5’i yanlıştan doğruya, %15’i de doğrudan yanlışa değiştirmiş. %14’ü de aynı kalmış. Bu ne demek?

Öğrenciler yanıtlarını değiştirdiklerinde, çoğu zaman yanlıştan doğruya değişiklik yapıyor.

Yazının Devamını Oku

Çatışmalar en sağlıklı nasıl çözülür?

İKİ kişi tartışıyor. Bir tanesi diğerini suçluyor. Suçlanan kişi de diyor ki; “Beni suçlayacağına biraz da kendini suçla” veya “Biraz da sen kendi davranışlarına bak”.

Suçlanan kişi zannediyor ki, suçlayan kendi yaptıklarına bakarsa sorun çözülecek.

Ama maalesef kişi, kendini de suçlasa diğerini de suçlasa, sorun çözülmez.

Çünkü suçlama davranışı gerçek sorunu çözmez, tam tersi örter.

Nasıl mı?

ANLAŞMAZLIK

Bir anlaşmazlık durumunda, özgüveni düşük insanlar anlaşmazlığa genelde iki yolla yaklaşır: Suçu ya karşıdaki kişide bulur ya da kendisinde. Genelde utangaç insanlar suçu kendisinde, narsistik davranış gösterenler de karşısındakinde bulur.

İkisi de sorunludur çünkü karşıdaki kişiyi suçladığınız an, o da kendisini savunur ve tartışma büyür.

Suçu sürekli kendinizde bulduğunuzda da hayatınız kaygılı olur. Dahası suçu sürekli kendinizde bulursanız, karşıdaki kişi size acıyabilir. Bu acıma duygusu, sizi daha da kötü hissettirir. Peki kendinizi de karşıdakini de suçlamayacaksanız, suç kimde?

Yazının Devamını Oku

Çocuğunuzu nasıl tanırsınız?

BİRÇOK veli bana çocuklarıyla ilgili sorular soruyor.

Ben de onlara; aileyi, çocuğu ve dinamikleri anlamak için bazı sorular soruyorum. Örneğin, “Çocuğunuzun güçlü yanı ne”, “Çocuğunuz neyi yaparken mutlu oluyor” veya “Çocuğunuzun en büyük korkusu ne” diye soruyorum.

Bu sorulara maalesef çocuğu zaman kesin yanıtlar gelmiyor ama çocuğun sevdiği ve sevmediği yemekleri sorunca, kesin yanıtlar alabiliyorum.

Acaba neden ilk sorularıma kesin yanıtlar alamıyorum da yemek sorularına kesin yanıtlar alabiliyorum? Ben bir kişi hakkında ne bilirsem, onu yakından tanımış olurum? “Ben bu kişiyi tanıyorum” dediğimiz zaman, gerçekte ne kastediyoruz acaba?

KİŞİSEL ÖZELLİKLERNorthwestern Üniversitesinden Prof. Dan McAdams’a göre tanımanın üç basamağı var.Tanımanın en alt ve basit seviyesinde ‘kişisel özellikler’ var. Bu seviyede kişinin sadece ‘kişisel özelliklerini’ biliriz.

Sosyal, hareketli, duygusal, komik, içine kapalı, öfkeli gibi sıfatları kullanarak insanları tanımlayabiliriz.

“Ela’yı tanıyorum, çok duyarlı bir çocuk.”

“Fatma’yı tanıyorum, çok iyi niyetli bir insan” gibi...

(İnsanı tanımlayan 4500 tane sıfat varmış bu arada)

Yazının Devamını Oku

Karne notları ne anlama gelir?

CUMA günü çocuklar karnelerini aldılar. Acaba karne notları çocukları nasıl kategorize eder?

Çocuklar karnelerine göre üç gruba ayrılır: ‘Takdir Belgesi’ alanlar, ‘Teşekkür Belgesi’ alanlar ve belge alamayanlar.

Acaba bu kategoriler çocuklara nasıl bir mesaj verir?

Bu konuya daha önce değinmiştim ama tekrar değinmekte yarar var.

TAKDİR ALANLAR

“Takdir Belgesi” alanlar en başarılı grup olarak kabul edilir.

Bu grup kürsüye çıkartılır ve karne töreni ile belgeleri kendilerine takdim edilir.

“Sen başarılı olduğun için değerlisin” mesajı verilir.

Aslında bu grubun başarılı olup olmadığını bilemeyiz.

Yazının Devamını Oku

Neden çocuklara başarısız olma hakkı verilmeli?

İNANILMAZ derecede sınav kaygısı yaşayan bir öğrenci ile konuştum.

Kendisine “Sınavı kazanamazsan ne olur?” diye sorduğumda, “İnsanlar arkamdan konuşur” dedi.

“Sınava girmezsen ne olur?” diye sordum. “Öyle bir seçeneğim yok ki!” dedi.

Acaba çocuklara vazgeçme veya bırakma seçeneği vermemek, onların başarısını olumsuz etkiler mi?

Bu öğrenciye Sınava girmeme hakkın/özgürlüğün/seçeneğin var” denseydi, ne olurdu?

ARAŞTIRMA

Çoğu zaman zannedilir ki, başka seçeneği olmayan veya tek çaresi başarılı olmak olan insanlar daha başarılı olur. Acaba bu gerçekten böyle mi?

Wharton İşletme Fakültesi’nden araştırmacı Rom Schrift ve meslektaşı bir deney tasarlıyor. Denekler iki gruba ayrılıyor (bir grup daha var ama şu anda o önemli değil). Her grup kendilerine verilen karışık harfler arasında anlamlı kelimeler bulacak.

Birinci gruptaki deneklere araştırmadan ayrılma hakkı veriliyor, ikinci gruba verilmiyor. Yani, birinci grubun terk etme/bırakma özgürlüğü var.

Yazının Devamını Oku

Sınav kaygısı nasıl yenilir?

Haftaya ‘Liselere Geçiş Sınavı‘ yapılacak. Birçok öğrenci ve veli bu sınav için kaygılı. Acaba sınav kaygısı neden oluşuyor ve bu kaygı nasıl yenilir?

Kaygının birçok sebebi var ama bunların iki tanesi sınav için çok önemli.

Birincisi, ‘hazır olmama’ durumu.

Kaygı, korkunun korkusudur. Aslında ortada o an direkt bir tehlike yoktur ama beyin o korku varmış gibi düşünür ve şimdiden korku duygusunu hissetmeye başlar.

Peki, neden şimdiden korkuyu hissetmeye başlar?

Çünkü o korkuyu yaratan olayla karşılaştığında, o olayla baş edebilmek için hazır olmak ister.

Örneğin; araba kullanmayı çok iyi bilmiyorsanız ve trafiğe çıkmaya hazır değilseniz trafiğe çıktığınızda doğal olarak kaygılanırsınız.

Bir öğrenci sınava hazır değilse, kaygılı olacaktır.

Şu anda bu kaygıyı yenmek biraz zor. Çünkü hazırlanmak için sınava çok az süre kaldı. Ama ilerisi için hazırlanmak çok önemli.

Yazının Devamını Oku

Merak ne zaman sağlıklıdır?

GEÇEN haftaki yazımda kısaca bahsetmiştim.  

Sağlıklı bir anne-çocuk ilişkisinde çocuk, güvenli olarak anneye bağlanıyor ve bu bağlanma gerçekleştikten sonra ayrılma süreci başlıyor. Yani anne, bu güvenli ilişki içerisinde çocuğun kendisi (birey) olmasına izin veriyor.

Ama bu süreç sekteye uğrarsa kişide ‘değersizlik’ inancı başlıyor. Kişi de bu değersizlik inancını, imajıyla (başarı, statü, para, mevki vs) gidermeye çalışıyor.

Peki ‘merak’ da bu mekanizmalardan bir tanesi olabilir mi?

TEMEL İHTİYAÇLAR

Süleyman Demirel Üniversitesi›nden Dr. Ömer Antalyalı ile beraber, Harvardlı ünlü araştırmacı Prof. David McClelland’ın ‘öğrenilmiş ihtiyaçlar ölçeğini’ ve Prof. John Cacioppo’nun ‘anlama ihtiyacı ölçeğini’ Türkçeye uyarladık.

Nedir bu öğrenilmiş ihtiyaçlar?

‘Güç’ ihtiyacı yüksek olanlar, diğer insanları etkilemek istiyor.

‘Başarı’ ihtiyacı yüksek olanlar, bir işi iyi yapmak istiyor.

Yazının Devamını Oku

Başarılı veya ünlü insanlar ne tür bedeller öder?

ÇOĞUMUZUN küçüklükten getirdiği yaraları vardır. Kişi herhangi bir travma yaşamamış olsa bile, bu yaralar çoğu zaman ebeveynle kurulan ilişki sonucunda oluşur.

Nasıl mı?

SEVGİ VE BİREY OLMA SÜRECİ

Basitçe ifade etmek gerekirse, sağlıklı bir anne-çocuk ilişkisinde çocuk güvenli olarak anneye bağlanıyor ve bu bağlanma gerçekleştikten sonra, ayrılma süreci başlıyor. Yani anne, bu güvenli ilişki içerisinde, çocuğun kendisi (birey) olmasına izin veriyor.

Bu süreci sorunsuz yaşayan çocuklar, mutlu bireyler olarak büyüyor. Ama süreç birçok safhada sekteye uğrayabiliyor.

Bu durumda da kişide “Ben, ben olduğum için değerli değilim” düşüncesi oluşuyor.

Yani farklı formlarda ‘değersizlik’ inancı başlıyor. Peki kişi bu değersizlik inancıyla nasıl baş ediyor?

DEĞERSİZLİKTEN KURTULMA

Ün, başarı, para veya mevki peşinden koşarak (tabii ki farklı birçok mekanizma var).

Yazının Devamını Oku

Oyun oynamak başarıyı ve mutluluğu arttırır mı?

BAŞARILI insanların kişisel özelliklerine bakıldığında, ortak kişisel özellik sadece yüzde 5.

İçe dönük ya da dışa dönük olmak gibi kişisel özellikler başarıda belirleyici olmuyor.

Duygusal zekâ başarı için önemli ama birçok mahkûmun duygusal zekâlarının yüksek olduğunu biliyoruz. O zaman duygusal zekâ da tek başına yeterli değil.

O zaman başarıyı etkileyen en önemli etken ne?

ÖZDİSİPLİN

Başarıyı etkileyen en önemli etken, özdisiplin (otokontrol). Çocuklar, özellikle küçük yaşlarda, genelde akıllarına ilk geleni yapar. Davranışlarının sonuçlarını çok da düşünmez. Reaksiyon gösterir. İsteklerini bekletmekte zorlanır.

Duygularını düzenleme becerileri daha gelişmemiştir. Duygularını düzenlemek için, ailelerinden destek alırlar.

Ailenin en büyük görevi zaten, duyguları düzenleme yetisini zamanla çocuğa devretmektir. Aile bunu başarırsa, çocuk ‘birey’ olarak büyür. Başaramazsa, farklı adaptasyon sorunları ve hatta kişisel bozukluklar ortaya çıkar.

Aile, otokontrolü çocuğa öğrettikçe, çocuk reaksiyon göstermeyi bırakıp daha fazla düşünerek davranmaya başlar.

Yazının Devamını Oku