Bir günlük açlık grevi demokratik hak

Açlık grevi, en basit şekliyle daha çok siyasi taleplerin kabul edilmesi için kişinin kendi vücudunu yaşamı pahasına protesto biçimi olarak kullanması şeklinde tanımlanabilir.

Gandi’den, Nazım Hikmet’e kadar birçok ismin de denediği bir yöntem. Hikmet, Türkiye’de ilk açlık grevimi yapan kişi aynı zamanda.
14 yıl önce devletin koğuş sisteminden F tipi cezaevlerine geçmeye karar vermesini protesto için 20 Ekim 2000’de 816 mahkumun başlattığı “Hayata dönüş” operasyonu ile sonuçlanan ve ölüm orucu yüzünden 51 kişinin öldüğü açlık grevleri de hala hafızalarda tazeliğini koruyor. Bireysel olarak da gündeme getirilen açlık grevleriyle ilgili Çankırı İnfaz Hakimi Ömer Ünlü, “Çankırı’da hakimler var” dedirten bir karara imza attı. Hakim ünlü, Çankırı E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda bir gün süreyle açlık grevi yapan hükümlüye verilen, “Bir ay süreyle etkinliklere katılmaktan alıkoyma” şeklindeki disiplin cezasını iptal etti. Hükümlünün, açlık greviyle ifade özgürlüğünü kullandığı belirtti.

1 GÜNE 1 AY CEZA

Önce kararın nasıl verildiğine göz atalım:
Çankırı E Tipi Kapalı Cezaevi’ndeki bir hükümlü 21 Nisan’da Adalet Bakanlığı’na dilekçe gönderdi ve bölgede yaşananları kınadığını bildirdi. 16 PKK’lı mahkum ise 22 Nisan’da protesto amacıyla iki günlük açlık grevi başlattıklarını bildirdiler ve yemeklerini almadılar. Ancak açlık grevi sadece bir günle sınırlı kaldı. Cezaevi yönetimi, mektup yazan o hükümlüye bir ay süreyle cezaevindeki etkinliklerden alıkoyma cezası verdi. Hükümlü Çankırı İnfaz Hakimliği’ne itiraz etti ve disiplin cezasının iptalini istedi.

AÇLIK GREVİ CEZASINA ÜÇ KRİTER

Hakim Ünlü, cezayı iptal ederken, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi(AİHS) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarına dayanan, AİHS’in “ölme hakkı”na atıf yaptı. Bir gün süren açlık grevinin demokratik protesto hakkının kullanılması olduğu, makul sayılması gerektiği ve disiplin cezası verilmesini gerektirmeyeceğini kaydetti. AİHM kararlarına göre cezaevlerindeki “güvenliği”, “disiplini” veya “düzenli yaşamın sürdürülmesini önleyecek şekilde” yapılan eylemlere disiplin cezası verilebileceğini vurgulayan Hakim Ünlü’nün örnek niteliği taşıyan ve demokratik protesto hakkını genişleten o kararı da bakın özetle şöyle:

KARARLAR MATBU ŞEKİLDE VERİLMEMELİ

“Açlık grevi, kişinin kendi vücudunu bir ifade veya protesto biçimi olarak kullanmasıdır. Yöntemin en can alıcı unsuru kişinin sağlıklı yaşama hakkını, kendi eliyle riske sokacak bir süreci başlatması ve bu sürecin en nihayetinde ölümle sonuçlanacağı hususunun zihinlerde yarattığı şok etkisidir. Devlet bazı durumlarda ölçülülük ilkesinden taviz vermeden şefkatli yüzünü de vatandaşlarına göstermelidir. Verilecek kararlar matbu şekilde verilmemeli, her somut olaya yönelik değerlendirmeler yapılmalı ve olayın baş aktörü olan insan unsuru göz ardı edilmemelidir.

İFADE ÖZGÜRLÜĞÜNÜ KULLANDI

Hükümlü kendi iradesi ile cezaevi işleyişini zorlaştırmadan açlık grevini başlatmış ve yine kendi iradesi ile makul bir sürede sonlandırmıştır. Hükümlüler herhangi bir taşkınlık yapmadan, olay çıkarmadan, diğer hükümlüleri olumsuz etkilemeden pasif bir eylemle AİHS’nin 9 ve 10. maddeleri ile Anayasamızın 25 ve 26. maddeleri kapsamında ölçülü bir şekilde ifade özgürlüğü hakkını kullanmıştır.

PASİF EYLEME ORANTISIZ YAPTIRIM

Somut olayımızda hükümlü 22.04.2014 tarihinde sadece sabah kahvaltısı ve akşam yemeği kabul etmeyerek bazı durumlara ilişkin tepkisini ortaya koyması hem ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazı ile ulaşılmak istenen amaca yönelik ölçülü değildir hem de 1 gün süre ile gıda kabul etmemesinin karşılığı olarak 6 ay süre ile daha özgürlüğünün kısıtlanması sonucu geç tahliye olması durumu ile orantılı bir yaptırım olmayacağı vicdani kanaatine varılmıştır. Ölçülülük kriterinin yanı sıra açlık grevi nedeniyle disiplin yaptırımı uygulanabilmesi için, açlık grevine giden hükümlü Kurum personeli tarafından uyarılmış, sonuçları kendisine anlatılmış ve bu tutanak altına alınmış ise ve buna rağmen hükümlü eylemini sürdürmüş ise disiplin cezasını gerektirir.”

NAZIM, BAYAR VE DENİZ GEZMİŞ

Nazım Hikmet 29 Mart 1938’te askeri kişileri üstlerine karşı isyana teşvikten 15 yıl, Ağustos’ta ise askeri isyana teşvikten 20 yıl ağır hapse mahkum oldu. Cezası 35 yıldan 28 yıl 4 aya indirildi. 12 yıl tutuklu kalan Hikmet 1946’da TBMM’ne dilekçeyle başvurup tahliyesini istedi. Talebi reddedildi. Birleşmiş Milletler Örgütü’ne bağlı Uluslararası Hukukçular Derneği 9 Şubat 1950’de Hikmet’in serbest bırakılması için TBMM Başkanı, Milli Savunma ve Adalet bakanlarına mektup gönderdi. Tüm bu girişimler sonuçsuz kalınca Hikmet, Bursa Cezaevi’nde 8 Nisan 1950’de açlık grevine başladı. 27 Mayıs Darbesi’nden tutuklanıp Yassıada’ya gönderilen dönemin Cumhurbaşkanı Celal Bayar, Adli Tıp raporuyla 22 Mart 1963’de Kayseri cezaevinden tahliye edildi. Ancak altı gün sonra tekrar gözaltına alınarak aynı cezaevine gönderilince protesto amacıyla üç gün süreyle açlık grevi yaptı. Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan idam edilmelerinden hemen önce, Nisan 1972’de Mamak Askeri Cezaevi’nde 12 günlük açlık grevi yaptılar.

X

Binaya ek balkon yapılabilir mi?

Mimari projede olmayan ve bina iskânı balkonsuz şekilde alınan gayrimenkullere, gerekli izinler ve ilgili prosedürler takip edilerek sonradan balkon eklenebiliyor. Ama komşularınızın ‘olur’u ve belediyeden ruhsat almak koşuluyla. Aksi halde, komşularınızdan birinin şikâyeti üzerine ekstra balkonunuz ‘kaçak’ diye yıkılır. Aynı zamanda para cezası da kesilir. Emeğiniz ve paranız boşa gider.

Önce okurum G.D.’nin sorusu:

“Yeni aldığımız eve balkon yaptırıyoruz. Balkon şu anda yarı yapılı şekilde. İzin alınması gerekiyormuş. Biz bunu atladık. Bir şikâyet durumunda sıkıntı çıkar mı? Binada oturanlardan izin alırsak sorun çözümlenebilir mi?”

Okurum G.D,. mimari projede olmayan ve bina iskânı balkonsuz şekilde alınan bir binaya ek balkonun nasıl yapılabileceğini ve izlemesi gereken yolu öğrenmek istiyor.

BİNADA EKSTRA BÖLÜM MÜMKÜN

Apartmanlarda belediyelere yıkım hakkı doğmayacak şekilde, kaçak sınıfına girmeyecek balkon gibi ek bölümler ve yapısal değişiklikler yapmak mümkün. Ancak bunun için ilgili İmar Kanunu ve Kat Mülkiyeti Kanunu (KMK) kapsamında gerekli izinlerin alınması ve müracaatların yapılması gerekiyor. Çünkü iskânlı bir yapıda onaylanmış mimari projeye uymayan, izinsiz yapılmış herhangi bir inşaat “kaçak sınıfına” girer ve yıktırılabilir.

Okurum G.D. de ek balkon inşaatına başlamadan önce komşularından izin ve belediyeden ruhsat almalıydı. G.D. ve benzer sorular yönelten, binalarına mimari projede olmayan ek bölümler yaptırmak isteyen okurlarımın izlemesi gereken prosedür mevzuata göre şöyle:

KAT MALİKLERİ KURULU KARARI ALINIR

Yazının Devamını Oku

Çevreyi kirletene videolu şikâyet

Koronavirüs salgınıyla mücadelede çevre temizliği ve hijyen çok daha büyük önem kazanırken “Moloz dökmenin, çevreyi kirletmenin cezası yok mu?” diye soran okurlarım için araştırdım. Çevre Bakanlığı ve ilgili belediyelere şikâyette bulunmanız gerekiyor. Çevre İhbar Hattı’na ihbarda bulunabilirsiniz. Bu ihbarların konum atılarak, fotoğraf ve video ile yapılması gerekiyor.

KORONAVİRÜS salgını ile mücadelede çevre temizliği ve hijyen çok daha büyük önem kazandı. Başta İstanbul ve Ankara olmak üzere okurlarım, inşaat çöpü olan molozların evsel atıkların konulduğu çöplere atılıp atılamayacağını soruyor. Belediyelerin hafriyat dökmek için belirlediği yerler dışında molozları (inşaat çöpü) çevreye atmak ve evsel atıkların konulduğu çöplere koymak yasak. İdari para cezası var. Buna rağmen yol kenarlarına, yeşil alanlara çuval çuval moloz atanlar var.

“Moloz dökmenin, çevreyi kirletmenin cezası yok mu?” diye soran okurlarım için araştırdım. Çevre Bakanlığı’nın ihbar hattı ve ilgili belediyelere şikâyet etmeniz gerekiyor. Çevre İhbar Hattı’na (0 532 010 1181) ihbarda bulunabilirsiniz.

ÇEVRE İHBAR HATTI 7/24 HİZMETTE

Moloz döktüğünü, çevreyi kirlettiğini gördüğünüz kişilere karşı duyarsız kalmayın. Belediyeyi ya da Çevre İhbar Hattı’nı arayın. Yetkililerin bir uyarısı da var. Çevre şikâyetinden sonuç alınabilmesi, eylemin cezasız kalmaması için ihbarların mümkünse konum atılarak, fotoğraf ya da video gönderilerek yapılması gerekiyor.

Bakanlığa bu hat üzerinden gelen her ihbar ve şikâyet anında değerlendiriliyor. 7/24 çevre il müdürlüklerine iletiliyor. Ekipler tarafından yerinde tespit ve inceleme yapılarak, şikâyete konu olan çevre kirliliği ve durum ortadan kaldırılıyor. Haberiniz olsun.

ÇEVRE CEZALARI YÜZDE 9.11 ARTTI

Çevre Kanunu uyarınca verilecek idari para cezaları Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nca tebliğ ile belirleniyor. Bu tebliğe göre Çevre Kanunu’na muhalefet nedeniyle verilecek olan para cezaları 1 Ocak 2021 tarihinden itibaren yüzde 9.11 oranında arttırıldı. 2021’de umuma açık yerlerde çevreyi kirletenlere çöp atanlara uygulanan 351 liralık ceza, 382 liraya yükseltildi. Moloz dökme cezası ise Ankara sınırları için örnek olarak veriyorum, kademeli olarak 15 bin liraya kadar çıkıyor.

Okurlarımdan ulaşan fotoğraflı şikâyetleri ise Ankara Büyükşehir Belediyesi’ne ilettim. Sonucunun takipçisi olacağım.

Yazının Devamını Oku

Aşıyı reddeden işinden atılabilir mi?

İşverenler çalışanlarına koronavirüs aşısı zorunluluğu getirebilir mi? İşveren, çalışanı ‘koronavirüs aşısını reddettiği’ gerekçesiyle işten çıkarabilir mi? Bazı hukukçulara göre işe alım ve devamda aşı zorunlu tutulabilir. Aşıyı reddetmek ‘geçerli’ hatta ‘haklı fesih’ nedeni sayılarak, işten çıkarmaya kadar gidebilir. Bazı hukukçulara göre ise pandemi halinde aşı zorunluluğuna ilişkin bir yasal düzenleme yok.

Salgınla mücadelede en etkili yöntem olarak, ülkemizde de uygulanacak COVID-19 aşısı gösteriliyor.

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, “Aşı zorunlu olmayacak. Vatandaşımızı aşının etkisine ve güvenilirliğine ikna ederek aşılamak istiyoruz. İlk aşıyı sağlık çalışanlarımızla birlikte ben olacağım” açıklaması yaptı.

“Gönüllülük” esasına dayalı aşı için gün sayılırken, okurlarımdan şu yönde kritik sorular geliyor:

İşverenler çalışanlarına koronavirüs aşısı zorunluluğu getirebilir mi?

Çalışan “koronavirüs aşısını reddettiği” gerekçesiyle işten çıkarılabilir mi?

Aşıyı reddetmek işverene iş sözleşmesini “haklı fesih” (tazminatsız) hakkı verir mi?

BOŞLUK VAR, YORUMA AÇIK

Salgın nedeniyle işçi-işveren arasındaki işleyecek yeni hukuki süreç, işyerinde aşı zorunluluğu yoruma açık kalıyor. Çünkü dünya ve Türkiye yepyeni bir durumla karşı karşıya. Küresel salgın (pandemi) durumunda aşının zorunlu yapılacağı şeklinde bir yasal düzenlememiz yok. Hatta Anayasa Mahkemesi (AYM) zorunlu aşıyı Anayasa’ya aykırı buldu ve ihlal kararı verdi. Mevzuatta düzenleme yapılması gerektiğini de ihlal kararında kayda geçirdi. Ancak aradan geçen beş yıla rağmen aşıyla ilgili bir düzenleme hâlâ yapılmadı.

Yazının Devamını Oku

Radyatörü kapatmak yakıt ödemekten kurtarır mı?

Kışın oturmadığınız ya da boş olan evinize, aidat gibi yakıt parasını da ödemekle yükümlüsünüz. Yakıt parasını ödemekten evinizdeki radyatör vanasını kapattığınız için muaf olmazsınız. Çünkü her kat malikinin aidat gibi yakıt giderine de arsa payı oranında katılması kanuni bir yükümlülük. Ödemezseniz, yöneticiniz yakıt parası için dava açabilir ve icra takibine uğrayabilirsiniz.

Önce okurum M.U.’nun sorusu:

“İstanbul’daki evimiz merkezi kalorifer sistemi ile ısınmaktadır. Kayınvalidem kalça kemiği kırığı ameliyatı geçirdiği için Sinop’ta ona bakıyoruz. Bu yüzden İstanbul’daki evimize bu kış dönemeyeceğiz. Evimizin radyatörlerini kapatırsak yakıt masrafından Kat Mülkiyeti Kanunu’na göre muaf olabilir miyiz?”

Okurumun sorusunu ve benzer soruları Kat Mülkiyeti Kanunu (KMK) hükümleri ışığında yanıtlamak istiyorum. Kışın oturmadığınız ya da boş olan evinize aidat gibi yakıt parasını da ödemekle yükümlüsünüz. KMK’ya göre yakıt parasını ödemekten evinizdeki radyatör vanasını kapattığınız için muaf olmazsınız. Çünkü her kat malikinin aidat gibi yakıt giderine de arsa payı oranında katılması kanuni bir yükümlülük. Kanunun “ana gayrimenkulün genel giderlerine katılma” başlıklı 20. maddesinde bu konu çok açık düzenleniyor. Bakın şöyle:

“Kat malikleri ortak yer veya tesisler üzerindeki kullanma hakkından vazgeçmek veya kendi bağımsız bölümünün durumu dolayısıyla bunlardan faydalanmaya lüzum ve ihtiyaç bulunmadığını ileri sürmek suretiyle bu gider ve avans payını ödemekten kaçınamaz.”

YÖNETİCİNİZ İCRAYA VEREBİLİR

Okurum M.U. da bu yüzden İstanbul’daki evinin yakıt parasını kışın evde oturmasa bile ödemekle yükümlü. Ödemezse ne olur? Gider veya avans payını ödemeyen kat maliki hakkında, diğer kat maliklerinden her biri veya yönetici tarafından, yönetim planına, bu kanuna ve genel hükümlere göre dava açılabilir, icra takibi yapılabilir. Gider ve avans payının tamamını ödemeyen kat maliki ödemede geciktiği günler için aylık yüzde beş hesabıyla gecikme tazminatı ödemekle de yükümlüdür. Bu nedenle okurum M.U.’nun yakıt parasını ödemesi gerekiyor. Vana kapatmak yakıt parası ödemekten kurtarmıyor.

SİTEDE FERDİ ISITMAYA GEÇİŞ

Yazının Devamını Oku

COVID-19 aşısı zorunlu tutulabilir mi?

Çin aşısı için geri sayım sürerken, kafası karışık birçok okurum, “Aşı olmak zorunlu tutulabilir mi?” diye soruyor. Şu anda salgın nedeniyle herkesin aşı olmasını zorunlu tutan bir yasal düzenleme yok. Konuştuğum hukukçulara göre olası bir aşı zorunluluğu Anayasa’ya aykırılık taşımaz. 90 yıllık Umumi Hıfzısıhha Kanunu acilen güncellenmeli.

Türkiye’de yeni tip koronavirüse (COVID-19) karşı ay sonunda uygulanması planlanan Çin aşısı için geri sayım sürerken, kafası karışık birçok okurum, “Aşı olmak zorunlu tutulabilir mi?” diye soruyor. Aşı karşıtlarının yürüttüğü kampanyanın da etkisiyle birçok kişinin çekinceleri var. Aşıdan korkuyorlar.

Virüse karşı bağışıklık kazanılabilmesinin tek silahı aşı ile ilgili bu kritik soruyu mevzuat hükümleri ve yüksek mahkeme kararları ışığında yanıtlamak istiyorum. Şu anda salgın nedeniyle herkesin aşı olmasını zorunlu tutan bir yasal düzenleme yok. Anayasa Mahkemesi (AYM) ve Yargıtay’ın aşı konusundaki içtihatları farklı.

AYM’DEN İHLAL

AYM Genel Kurulu, beş yıl önce 11 Kasım 2015 tarihli Halime Sare Aysal kararında, yasallık unsuru bulunmadan ebeveynin rızası olmaksızın sağlık tedbiri yolu ile çocuğa zorunlu aşı yapılmasının Anayasa’ya aykırı olduğuna vurgu yapmıştı. İhlal kararı verilmiş ve bu konuda yasal düzenleme yapılması gereğine işaret edilmişti. AYM’nin kararı yayımlanmasına rağmen aradan geçen süreçte yeni bir aşı düzenlemesi yapılmadığını belirtelim.

YARGITAY’DAN VİZE

AYM’nin aksine Yargıtay zorunlu aşıya vize veriyor. Son olarak Yargıtay 19. Ceza Dairesi, Mersin’de çocuklarına zorunlu aşı yapılmasına rıza göstermeyen ailenin itirazı üzerine karar aldı. Hukuk savaşına giren ailenin Adalet Bakanlığı’na “kanun yararına bozma” başvurusu üzerine dosya Yargıtay’a taşındı. Yargıtay, aşının Sağlık Bakanlığı’nca belirlenen “genişletilmiş bağışıklık programı” uyarınca yapılması zorunlu aşılardan olduğuna dikkat çekerek, “çocuğun üstün yararı” olduğu için anne-baba rızası aranmayacağını kayda geçirdi. Yargıtay 5 Kasım 2015 tarihinde oybirliğiyle verdiği kararında, “Ana ve babanın aşı uygulamasına rıza göstermemeleri halinde, çocuğun üstün yararına açıkça aykırı olan bu durumda ana-babanın rızası aranmaz” dedi.

AŞI VİZESİ VEREN BAŞKAN NE DEDİ?

Aşı kararının altında imzası olan eski Yargıtay 19. Ceza Dairesi Başkanı Ramazan Özkepir’le konuştum. AYM ve Yargıtay içtihatları arasında çelişki doğduğunu, ihlal kararının bireysel başvuru üzerine dosyaya özgü verildiğini, Yargıtay’ın aşı kararının hukuken geçerliliğini ortadan kaldırmayacağını söyledi. Özkepir, başta çocuklar olmak üzere aşılama uygulamasındaki tereddütleri ve yargı kurumları arasındaki yorum farklılıklarını gidermek için 90 yıllık Umumi Hıfzıssıhha Kanunu’nda acilen güncelleme yapılması gerektiğini vurguladı. 

Yazının Devamını Oku

Koronavirüsün ‘velayete’ etkisi olur mu?

‘Anne-baba hemşire, doktor, sağlık çalışanı’ diye çocuğun velayeti geri alınabilir mi? Koronavirüs testi pozitif çıktığı için velayet değişikliği istenebilir mi? Boşanma davalarının temyiz incelemesini yapan Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Başkanı Ömer Uğur Gençcan’a göre velayetin kaldırılması ya da değiştirilmesinde anne-babanın ‘mesleği’ ya da testinin ‘pozitif’ olması değil ‘çocuğun üstün yararı’ kriter. Gençcan, “Velayet sahibi ana ya da babanın koronavirüs testinin pozitif çıkmış olması velayetin kendisinden alınması (değiştirilme/kaldırılma) sebebi oluşturmaz. Virüsle mücadele ederek zaten bitkin duruma düşen özellikle sağlık çalışanlarının motivasyonuna bir de velayet dedikodusu ile darbe indirmeyin lütfen” diye uyarıyor.

Ordu’da karşılıklı boşanma davasında mahkemenin, koronavirüs salgını gerekçesiyle, 5 yaşındaki çocuğunun velayetinin hemşire olan annesinden alınması, itiraz üzerine tekrar anneye verilmesinin tartışması hâlâ sürüyor.

Okurlarımdan ve sağlık çalışanlarından soru yağıyor.

Röntgen teknisyeni anne M.T., “Kızım dört yaşında, geçici olarak velayeti aldım. Şimdi babası sırf ben sağlık çalışanıyım diye kızımın velayetini geri alabilir mi?” diye soruyor.

Bir başka sağlık çalışanı anne K.M. ise “Koronavirüs testim pozitif çıktı. Evde izolasyon sürecindeyim. Velayeti bende olan 9 yaşındaki oğlumu anneme gönderdim. Koronavirüse yakalandığım için oğlumun velayetini kaybeder miyim? Sağlığımızı kaybettik, sıra çocuklarımızda mı?” diye tepki gösteriyor.

Bu sorulardan önce velayetin nasıl verildiği konusunda Medeni Kanun hükümleri ışığında okurlarımı kısaca bilgilendirmek istiyorum:

HÂKİM VELAYETE NASIL KARAR VERİYOR?

Boşanma davası sürecinde aile mahkemesi hâkimi ‘çocuğun üstün yararını’ kriter olarak alarak, velayeti hangi tarafa vereceğini belirliyor. Velayetin anneye mi babaya mı verileceği konusunda hâkimin geniş bir takdir hakkı bulunuyor. Hâkim takdir hakkını, çocuğun üstün yararı ile birlikte ihtiyaçlarını, yaşını dikkate alarak, tarafların ruhsal, fiziksel, sosyal, ahlaki ve kültürel yönden standartlarını bir bütün olarak değerlendirerek kullanıyor. Uygulamada, bu hususların tespiti için mahkeme pedagog, psikolog ve sosyal hizmet uzmanlarını görevlendiriyor. Görevlendirilen uzmanlar, taraflar ve müşterek çocuk ile görüşerek rapor hazırlıyor. Bu rapor, hâkim açısından bağlayıcı değil ve sadece yol gösterici nitelik taşıyor.

Yazının Devamını Oku

Ev sahibi yalıtım yaptırmıyorsa

Çatı katında oturan okurum, “Çatı akınca kusur oluyor da evde yaktığımız doğalgaz havaya uçup gidince kusur olmuyor mu?” diye soruyor. “Kiracının yalıtım yaptırılmasını isteme hakkı var mı? Özel olarak daireye dönük yakıtı azaltmak amacıyla yalıtım yaptırırsa, bedelini ev sahibinden isteyebilir mi?” öğrenmek istiyor.Avukat Buğcan Çankaya’ya göre daireye özel yalıtım yaptırılmışsa, ev sahibinizden talepte bulunma, kabul etmemesi halinde bu onarımları yaptırarak, yıpranma payı nispetinde azaltım yapmak suretiyle kiraya verenden talep etme hakkınız var. Haberiniz olsun.

Önce okurum H.E.’nin sorusu:

“Ev sahibim aynı zamanda müteahhit. Çatı kiremit ama kiremitin altında yalıtım yok. Damın üstünde yalıtım yok. İzocam serilmesini istiyorum yapmıyor. Alt komşuma kıyasla 10 günde 20 metreküp fazladan gaz yakmışım. Ayda 60 metreküp, kaba hesap bir kışta 700 lira fazladan gaz yakarım. Oysa izocam maliyeti daire başı 800 TL yapıyor. Çatı akınca kusur oluyor da evde yaktığımız doğalgaz havaya uçup gidince kusur olmuyor mu? Bunun için ne yapabiliriz?”

Kış mevsimine girdiğimiz şu dönemde okurum H.E.’nin yalıtım nedeniyle doğalgaz faturasının yüksekliği şikâyeti yanı sıra akan ve binaya zarar verecek derecede “acil” çatı tadilatının nasıl yaptırılacağını soran çok sayıda okurum var. Kat Mülkiyeti Kanunu (KMK) hükümleri ışığında bu soruları yanıtlamak istiyorum.

ÇATININ NİTELİĞİ: ORTAK YER

KMK’nın ‘ortak yerler’ başlıklı 4/C bendine göre “çatılar, bacalar, genel dam terasları, yağmur olukları, yangın emniyet merdivenleri” kat maliklerinin ortak kullanım alanları arasında yer alıyor. Kanun, ‘ortak yerler’e ilişkin giderlerden tüm kat maliklerini sorumlu tutuyor. Salonu, odaları su bastıracak ve ana yapıya zarar verecek ölçüde, çatı tamiratı ‘acil onarım’ kapsamına giriyor.

ACİL ONARIMDA RIZA ARANMIYOR

KMK’nın “ana gayrimenkulün bakımı, korunması ve zarardan sorumluluk” başlıklı 19. maddesine göre “acil onarım” için hâkim müdahalesi istenebiliyor. Bu madde şöyle:

“Ortak yer ve tesislerdeki bir bozukluğun anayapıya veya bağımsız bir bölüme veya bölümlere zarar verdiğinin ve acilen onarılması gerektiğinin veya anayapının güçlendirilmesinin zorunlu olduğunun mahkemece tespit edilmiş olması halinde, bu onarım ve güçlendirmenin projesine ve tekniğine uygun biçimde yapılması konusunda kat maliklerinin rızası aranmaz.”

Yazının Devamını Oku

Isınma sorununda hâkim müdahalesi istenebilir mi?

Alt katınızda bir dükkân var ve bireysel ısınma sistemini hiç çalıştırmıyorsa ne yapabilirsiniz? Avukat Buğcan Çankaya’ya göre eğer aynı binayı paylaşan malik veya kiracılar, mevsimsel zorunluluk olmasına rağmen bireysel ısıtma sistemlerini yeterli oranda çalıştırmıyorsa, bu eylemden zarar gören komşular sulh hukuk mahkemesine başvurabilir.

HAVALARIN soğumasıyla birlikte az yakılan ya da hiç yakılmayan bireysel ısınma sistemleri komşuları karşı karşıya getirebiliyor. Önce apartmanlardaki ısınma sorununu özetleyen sorulara iki örnek:

Z.T.: Oturduğum evin altı dükkân. Fotoğrafçı faaliyet gösteriyor. Dükkân işyeri sahibine ait. Kış aylarında işyerinin kombisini hiç yakmıyor ya da gündüzleri çok düşük ayarda birkaç saat yakıyor. Hafta sonları ise hiç yakmıyor. Orada çalışan elemanlar kalın montlarla görev yapıyor. Biz alttan gelen soğuk nedeniyle ne kadar çok yaksak da ısınamıyoruz. Ayaklarımız donuyor. Bu dükkânın belli bir ısının üzerinde tutulması sağlanabilir mi? Kanuni yaptırımı nedir?

ALT KAT KOMŞUM KOMBİYİ AÇMIYOR

D.E.: Alt kat komşum kombisini hiç çalıştırmıyor. Üst ve yan daire de şu anda boş. Biz 600-700 TL doğalgaz faturası ödüyoruz. Elektrikli ısıtıcıyı çalıştırıyoruz. Yine de ısınamıyoruz. Pandemi var. Hasta olmaktan korkuyoruz. Sağlık Bakanlığı ya da il hıfzısıhha kurulları bu konuda bir karar alamaz mı? Hukuken bir şey yapmak mümkün mü?

MERKEZİ ISINMA DENETLENİYOR

Okurlarımın sorularının yanıtına geçmeden önce kısa bir not: Merkezi ısıtmalı bina ve siteler yönünden kaloriferlerin hangi tarihten itibaren ve hangi saatlerde, dış ortam sıcaklığı kaç derecenin altına düştüğünde yakılacağı mahalli çevre kurullarınca karar altına alınıp valilik ve belediyelerce ilan ediliyor. Denetimi de yapılıyor. Ancak soba, kat kaloriferi ve kombi ile ferdi ısıtılan binalarda ise “isteğe bağlı” olarak yakılıyor. Okurlarımın sorularını tüketici hukuku alanında uzman avukat Buğcan Çankaya şöyle yanıtladı:

KOMŞULUK HUKUKUNA AYKIRI EYLEMDEN KAÇINILMALI

Yazının Devamını Oku

‘Naylon fatura’ya 25 yıl

‘Sahte fatura’ veya yaygın tabiriyle ‘naylon fatura’ düzenlediği veya kullandığı iddiasıyla yargılanan sanıklara, kanunda bulunmamasına rağmen Yargıtay’ın içtihadı ışığında her takvim yılının ayrı bir suç olarak kabul edilmesi nedeniyle 20-25 yılı bulan cezalar verilebiliyor. Tartışmalı uygulama, 18 yıl sonra tekrar Yargıtay Ceza Genel Kurulu gündeminde. Karar beklenirken, vergi hukukçuları birden fazla yıla yayılan sahte fatura düzenleme veya kullanma eylemlerinin ‘zincirleme suç’ kabul edilerek, tek suç gibi cezalandırılması gerektiğini savunuyorlar.

Anne okurum A.D. oğluna faaliyeti sona eren bir şirketteki ortaklığı yüzünden ‘naylon fatura’ kullanıldığı iddiasıyla 20 yıl hapis talebiyle dava açıldığını yazıyor. “Her gün televizyonlarda görüyoruz. Adam öldürenler bile bu kadar ceza almıyor. Ertesi gün tahliye oluyorlar” diye isyan ediyor. “Yargıtay uygulaması nasıl” diye soruyor. Devam eden bir dava ile ilgili yorum yapmak elbette ki mümkün değil. Ancak Yargıtay uygulamasını A.D. ve benzer şekilde bu konuda soru yönelten okurlarım için özetlemek mümkün

‘Sahte fatura’ veya halk arasındaki bilinen yaygın tabiriyle ‘naylon fatura’ düzenlediği veya kullandığı iddiasıyla yargılanan sanıklara kanunda bulunmamasına rağmen Yargıtay içtihadı ışığında ‘her takvim yılının ayrı bir suç olarak kabul edilmesi’ nedeniyle 20-25 yılla davalar açılıyor. 25 yılı bulan cezalar verilebiliyor.

18 YIL SONRA YARGITAY’DA

Tartışmalı uygulama 18 yıl sonra tekrar Yargıtay Ceza Genel Kurulu gündeminde. Karar beklenirken, vergi hukukçuları birden fazla yıla yayılan sahte fatura düzenleme veya kullanma eylemlerinin ‘zincirleme suç’ olarak kabul edilmesi ve tek suç gibi cezalandırılması gerektiğini savunuyorlar. Vergi hukuku uzmanı avukat Serkan Ağar’a, uygulamayı ve Yargıtay kararının olası yansımalarını sordum. Ağar bakın nasıl değerlendirdi:

İLK BEŞTE

“Geçen yıl Vergi Usul Kanunu’na Muhalefet iddiasıyla 26 bin 342 kamu davası açıldı. Bu davalarda mahkûmiyet oranı yüzde 59.4, beraat oranı yüzde 19.3. Naylon fatura davaları, özel kanunlara göre açılan davalar arasında ilk beş arasında. Şu anda da devam eden 70 bin dosya var. Bu nedenle bu konu binlerce kişiyi ilgilendiriyor.

KANUNDA DÜZENLEME YOK

Yazının Devamını Oku

Havlayan köpek apartmandan tahliye edilebilir mi?

Apartmanda kedi-köpek beslemek kanunen yasak değil. Köpeğin havlamasını yasaklayan bir düzenleme zaten doğasına aykırı ve düşünülemez. Ancak şuna dikkat. Apartman yönetim planında yasaksa, köpek belli bir desibelin üzerinde çok yüksek sesle havlıyor ve gürültü kirliliği yaratıyorsa, dikkat. Tahliye edilebilir. Hayvanseverlere iyi bir haberim var. Hayvan Hakları Kanunu, ocakta Meclis’te.

ÖNCE okurum E.K.’nin sorusu. Köpek havlama gürültüsü ile ilgili. Soru özetle şöyle:

“Binamızın karşısında 7/24 havlayan bir köpek var. Sahibini içeri alması konusunda ikaz ettiğimiz halde umursamaz bir şekilde hayvanı içeri almamak için elinden gelen tüm gayreti gösteriyor. Tabii ki sevgisi ona, gürültüsü bize kalıyor. Bu havlama sesinin bir ölçüsü ve sınırı var mı? Kaç desibelde hayvan tahliye olur?”

Apartmanda kedi-köpek beslemek kanunen yasak değil. Köpeğin havlamasını yasaklayan bir düzenleme zaten doğasına aykırı ve düşünülemez. Ancak şuna dikkat: Apartman yönetim planında yasaksa, köpek belli bir desibelin üzerinde çok yüksek sesle havlıyor ve gürültü kirliliği yaratıyorsa, dikkat. Tahliye edilebilir.

YÖNETMELİKTE SINIRI VAR

Apartman gürültüsünün tanımı, kriterleri, kaç desibel olacağı ise yönetmelikle belirlenmiş durumda. Hangi yönetmelik olduğunu soran okurlarım için tekrar yazıyorum.

Çevre ve Orman Bakanlığı’nın çıkardığı Çevresel Gürültünün Değerlendirilmesi ve Yönetimi Yönetmeliği’nin (Resmi Gazete Tarihi 04.06.2010-Sayısı: 27601) - “Ev faaliyetleri ve komşuların oluşturduğu gürültü” maddesi şöyle:

“Konut içerisinde kişilerin kendi davranış ve alışkanlıklarından kaynaklanan; kapı, pencere kapatma, yürüme, konuşma, temizlik yapma, mobilya çekme, televizyon seyretme, radyo dinleme, eğlence amacı dışında kullanılan her türlü müzik aleti, çamaşır makinesi, buzdolabı, elektrik süpürgesi gibi aletleri kullanma, evcil hayvan besleme gibi faaliyetler ile bina içinde yapılacak tadilat.”

Yazının Devamını Oku

Gürültücü komşuya karşı ne yapabilirsiniz?

Kat Mülkiyeti Kanunu ve Yargıtay’ın kriterlerine göre apartmanda ‘huzur bozup uyku kaçıracak kadar çekilmez hal alan gürültü’ yasak. Gürültü kirliliğine giriyor, yaptırımı var. ‘Komşuyu rahatsız etmemek’ zaten yasal bir yükümlülük. Kiracı ve ev sahibi fark etmiyor ve aynı yasal yükümlülüklere tabiler.


Bu haftaki konu, apartman gürültüsü...

Pandemi yüzünden 7-24 çalışan doktor okurum S.D., yüksek sesle müzik ve televizyon dinleyen üst kat komşusu yüzünden nöbet yorgunluğuna rağmen uyuyup dinlenememekten şikâyetçi. “Ben kiracıyım. O daire sahibi. Kapısını çalıp uyarmaya çekiniyorum. Ne yapabilirim” diye soruyor.

Anne okurum E.A. ise ikizleri ses yaptığı iddiasıyla duvara vurarak rahatsız eden alt kat komşusundan yakınıyor.

Önce E.A.’nın sorusu:

“İkizlerim var. 1.5 yaşındalar. Fazla gürültü yapmadığımız halde alt komşu alttan duvara vurarak bize çok rahatsız edici bir ses gelmesine sebep oluyor. Ben de karşılık olarak yere vurarak tepki verdim. Çünkü daha önce de olduğu için sabrım taştı. Aramızda atışma da oldu. Evimde kamera var. Çocukların ne yaptığı tamamen izlenebilir.

Evde bakıcı var. Bakıcı da sese çok dikkat ediyor. Kendi evimde diken üzerinde oturur oldum. Evimde duvara vurularak yaşam alanıma tecavüz olduğunu düşünüyorum. 1.5 yaşındaki çocuk ne gürültü yapabilir ki? Bu çocuklar biraz daha büyüyünce gerçekten ses yapacaklar. Biz dikkat etsek de.

Size neden yazıyorum? İnanın çaresiz kaldığım için. İç huzurum kalmadı. Hafif gürültü olduğunda ‘Şimdi laf edecekler’ diye aklımdan geçiyor. Bu da benim için hiç normal değil. Ben ne yapabilirim? Alt kat komşum beni şikâyet ederse ne gibi hakları var?”

Yazının Devamını Oku

2021 yazına uzuyor

Koronavirüs salgınındaki riskli tırmanış sürerken, TBMM Plan Bütçe Komisyonu’nda geçen hafta kabul edilen düzenlemeye hükümlülerin cezaevi izinlerinin uzatılması da girdi. Kısa sürede yasalaşması beklenen yeni salgın izni düzenlemesi, 31 Temmuz 2021’e kadar yürürlükte kalacak. Cezasının infazını salgın izninde tamamlayan hükümlüler bir daha cezaevine dönmeyecek.

Hükümlüler ve yakınları yeni düzenlemeyi merak ediyor. Önce, Ö.D.’nin okurlarımın sorularını özetleyen e-postası:

“Cezaevinden denetimli serbestlikle çıktım. Salgın izinleri uzatılırsa infazdan sayılacak mı? 21 Nisan 2021’de infazım doluyor. Sonrasında denetim sürem bitecek mi? Adli sicil kaydımdan cezam silinebilir mi?”

ARALIKTA BİTECEKTİ

Yaklaşık 70 bin mahkûmu kapsayan salgın izinleri 5275 sayılı kanunun Geçici 9/5. maddesi uyarınca 30 Eylül 2020’den itibaren iki ay süreyle uzatılmıştı. Salgın izni aralık itibarıyla sona erecekti. Ancak salgının seyri, hükümeti cezaevlerine dönük de önlem almaya yöneltti. Torba düzenlemeyle cezaevlerindeki salgın iznini uzatan düzenleme yapıldı. Bakın şöyle:

Salgın sebebiyle açık ceza infaz kurumlarında bulunanlar ile kapalı ceza infaz kurumunda olup da açık ceza infaz kurumlarına ayrılmaya hak kazanan hükümlülerin, denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak cezasının infazına karar verilen hükümlüler ve denetimli serbestlik tedbirinden yararlanan hükümlülerin izinli sayılmalarına ilişkin süre 31 Ocak 2021 tarihine uzatıldı.

31 TEMMUZ 2021’E KADAR UZATMA YOLU

Koronavirüs salgının devamı ve gerekli görülmesi halinde bu süre, Sağlık Bakanlığı’nın önerisi üzerine Adalet Bakanlığı’nca her defasında 2 ayı geçmemek üzere 3 kez uzatılabilecek. Böylece, Adalet Bakanlığı’na salgının sürmesi durumunda izin süresini en fazla 31 Temmuz 2021’e kadar uzatılma yolu açılacak.

Yazının Devamını Oku

Maske ve eldiven ‘evsel atık’ mı?

Deniz, göl, orman, park, sokak... Tüm çevreye saçılan maske ve eldivenler ‘evsel’ mi yoksa ‘tıbbi atık’ mı? Yetkililere sordum.

Kamu Denetçiliği Kurumu’na (KDK) gelişigüzel yere atılan ve hastalık bulaştırma riski taşıyan maske ve eldivenlerin çevreyi koruyacak şekilde toplanması ve bertaraf edilmesi için yasal-idari tedbir alınması için başvurmuştum. Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü’nden başvuruma yanıt geldi:

Maske ve eldivenler ‘evsel atık’mış.

Hastane atıkları gibi ‘tıbbi atık’ olarak değerlendirilmelerine ve bertaraf edilmelerine gerek yokmuş.

‘Bilgi’ için gönderilen bu yazıyı özetliyorum:

MEDYA VE WEB’DEN BİLİNÇLENDİRİYORUZ

“Halk sağlığının korunması amacıyla Bakanlığımız pandemi süresi boyunca çalışmalarını titizlikle yürütmektedir. Alınması gereken tedbirler ve uygulamalar konusunda Bilimsel Kurulu’muzun tavsiyeleri doğrultusunda faaliyetler gerçekleştirilmektedir. Bilimsel Kurul yayınlanan bilimsel çalışmaları da yakından takip etmekte ve güncel bilgiler ışığında hemen hemen her sektöre ve halkımıza yönelik tavsiyeleri güncellemekte, Bakanlığımız bu tavsiyeler doğrultusunda broşür, rehber, afiş vb araçlar ile vatandaşlarımıza yönelik bilgilendirme ve bilinçlendirme çalışmalarını gerek medya kanallarında gerekse Bakanlığımız web sayfasındaki yayınları ile sürdürmektedir.

MASKE VE ELDİVEN ‘TIBBİ ATIK’ DEĞİL

Yazının Devamını Oku

Baba velayeti alabilir mi?

Boşanma sürecindeki erkek okurlarım, çocukların velayetinin hangi tarafa ve nasıl verildiğini soruyorlar. Yargıtay içtihatları ışığında anne bakımına muhtaç 0-3 yaşındaki çok küçük çocukların velayeti genellikle anneye, istisna durumlarda babaya veriliyor. Mahkeme velayetin kime verileceğini belirlerken, çocuğun üstün yararını kriter olarak alıyor. Velayet değişikliği için dava açılması ise mümkün.

Önce okurum N.T. adlı babanın sorusu:

“Eşim bana boşanma davası açtı. Üç yaşında kızım bir yaşında oğlum var. Mahkeme 15 günde bir görüş verdi. Üç yaşındaki kızım bana çok düşkün, annesini istemiyor, ağlıyor. 15 gün bana yetmiyor, çocuklara bakmıyorlar. Üstü başı pis, yüzü yaralı görüyorum. Allah kimseyi evlatlarından ayırmasın. Velayeti ben nasıl geri alabilirim?”

N.T. gibi boşanma sürecindeki erkek okurlarım, çocukların velayetini mahkemenin hangi tarafa nasıl verdiğini, babanın velayeti geri alıp alamayacağını soruyorlar. Medeni Kanun hükümleri ve Yargıtay uygulaması ışığında yanıtım şöyle:

MAHKEME VELAYET KARARINI NASIL VERİR?

Boşanma davası sürecinde aile mahkemesi hâkimi çocuğun üstün yararını kriter olarak alarak, velayeti hangi tarafa vereceğini belirliyor. Velayetin anneye mi babaya mı verileceği konusunda hâkimin geniş bir takdir hakkı var. Hâkim takdir hakkını, çocuğun üstün yararı ile birlikte ihtiyaçlarını, yaşını dikkate alarak, tarafların ruhsal, fiziksel, sosyal, ahlaki ve kültürel yönden standartlarını bir bütün olarak değerlendirerek kullanıyor.

UZMAN RAPORU ÖNEMLİ

Uygulamada, bu hususların tespiti için mahkeme pedagog, psikolog ve sosyal hizmet uzmanlarını görevlendiriyor. Görevlendirilen uzmanlar, taraflar ve müşterek çocuk ile görüşerek rapor hazırlıyor. Ancak hazırlanan bu rapor, hâkim açısından bağlayıcı olmuyor. Sadece yol gösterici nitelik taşıyor.

Yazının Devamını Oku

Eşe muska yapmak boşanma nedeni mi?

Okurum O.G., 1.5 yıldır ayrı olduğu eşinin kendisine muska ile büyü yaptığını ve bunun boşanma nedeni olup olmayacağını soruyor. Yargıtay, eşe büyü yapmayı ‘kusur’ kabul ediyor. ‘Haksız’ ve ‘güven sarsıcı’ hareket olarak nitelendirerek, boşanma nedeni sayıyor.

Önce okurum O.G.’nin sorusu:

“Eşimle yaklaşık 1.5 yıldır ayrıyız. Bana büyü yaptı. Evimde, annem ve benim adımın yazdığı Arapça yazılı muska buldum. Sorduğumda ‘Bizim mutluluğumuz için’ dedi. Bir bardak suya benim ismim yazılı kâğıdı attı, mürekkep silinince ‘İçeceksin’ dedi. Mutluluğumuz içinmiş, ben de içtim ve çok mutsuz günler yaşadım. Büyü yapmak boşanma nedeni mi?

KARIM İZNİM OLMADAN ÇALIŞABİLİR Mİ?

Eşim benim evimde kalırken çalışmıyordu. Annesinin evinde üç ay önce çalışmaya başlamış. Annesine ve abisine ‘Eşimi çalıştırmayın’ demiştim. Sonuçta halen nikâhlı karım ve istemediğim halde çalışıyor. Anlaşmalı boşanmaya da dava açmaya da yanaşmıyorlar. Ne yapmalıyım, yardımcı olur musunuz?”

BÜYÜ GÜVEN SARSICI HAREKET

Okurum O.G.’nin sorusunu Yargıtay kararları ışığında yanıtlamak istiyorum. Yargıtay, eşe büyü yapmayı “kusur” kabul ediyor. “Haksız” ve “güven sarsıcı” hareket olarak nitelendirerek, boşanma nedeni sayıyor. Yargıtay, somut olaya özgü olarak bazı dosyalarda, büyü yaptıran eşi bazen “tam kusurlu”, bazen “kusurlu”, bazen de “eşit kusurlu” kabul ediyor. O örnek kararlar özetle şöyle:

BÜYÜ YAPAN KADIN TAM KUSURLU

Yazının Devamını Oku

Düğün takısı kimin hakkı?

Yargıtay, “Düğünde kadına takılan her türlü ekonomik değeri olan şey kadına ait” içtihadını değiştirdi mi? Artık düğünde kadına takılan kadına, erkeğe takılan erkeğe mi verilecek? Takı torbası, sandığına koyulan takı nasıl paylaşılacak?Son emsal kararı ışığında, düğünde erkeğe takılan ‘kadına özgü olmayan’ takılar artık erkeğe verilebilecek. Ata, cumhuriyet altını, yarım, çeyrek, gram altın gibi ziynet eşyaları kolye, gerdanlık, bilezik, küpe gibi ‘kadına özgü’ sayılamayacağı için erkeğe kalabilecek. Para da bu kapsamda.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun (YHGK) düğün takılarıyla ilgili erkekleri ilgilendiren kritik emsal kararından (YHGK, 04.03.2020, E. 2017/3-1040, K. 2020/240) sonra okurlarımdan birçok soru geldi.

Boşanmada takılarının paylaşımına ilişkin kriterleri belirleyen bu emsal karara göre, düğünde erkeğe takılan ve “kadına özgü” olmayan takılar artık erkeğe verilebilecek. Bu yeni paylaşımın nasıl olacağına ilişkin gelen soruları özetleyen erkek okurum S.T.’nin örnek sorusu şöyle:

ANNEANNE BİLEZİĞİ ERKEĞE TAKILIRSA

“Eşimle üç yıl önce evlendik. Boşanıyoruz. Bana takılan gram, çeyrek, yarım, tam altınlar hatta annemin taktığı anneannemin hatırası birisi elmas, üçü 22 ayar altın dört bilezik var. Eşime de kolye, küpe, bilezikler takıldı. Bunun yanı sıra takı sandığına atılan para, çeyrek, gram, yarım, tam altınlar var. Yargıtay’ın kararları ışığında düğün takılarının paylaşımı mahkemede nasıl olur? Annemin bana taktığı aile yadigarı bilezikleri geri alabilir miyim?”

7 MADDEDE YENİ TAKI PAYLAŞIMI

S.T. ve diğer okurlarımın sorularına yanıt Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Başkanı Ömer Uğur Gençcan’dan. YHGK’nın kararını inceleyen Gençcan, kendi görüşlerini kapsadığını vurgulayarak, yeni uygulamayı sosyal medya hesabından bakın şöyle anlattı:

1) Kadına takılan her türlü ekonomik değeri olan şey yine kadına aittir.

Yazının Devamını Oku

Cepte taahhüt mağduru olmayın

GSM şirketiyle cep telefonu faturanızın düşmesi için 12-24 aylık indirimli taahhüt kampanyasına imza attıysanız dikkat! “Taahhüt sürem doldu, ben ayrılıyorum” dediğinizde sürpriz faturalarla karşı karşıya kalabilirsiniz. Bu şekilde kampanyaya katılıp süresi dolduktan sonra ayrıldıkları halde fatura çıkarılan okurlarımdan şikâyet yağıyor. Bu okurlarıma yargıdan iyi haber geldi. İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi, bir GSM şirketinin 24 aylık taahhüt süresi dolmadan ayrıldığını iddia ederek icra takibi başlattığı bir yazılım-donanım şirketine açtığı yaklaşık 4 bin liralık davayı reddetti.

GSM şirketiyle cep telefonu faturanızın düşmesi için 12-24 aylık indirimli taahhüt kampanyasına imza attıysanız dikkat! Bu belgeleri çok iyi saklayın. Kesinlikle de atmayın. Çünkü “Taahhüt sürem doldu, ben ayrılıyorum” dediğinizde sürpriz faturalarla karşı karşıya kalabilirsiniz. Mahkemelik bile olabilirsiniz. Bu şekilde kampanyaya katılıp süresi dolduktan sonra ayrıldıkları halde fatura çıkarılan okurlarımdan şikâyet yağıyor.

TİCARET MAHKEMESİNDEN İYİ HABER

Bu okurlarıma yargıdan iyi haber geldi. İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi, (24 Haziran 2020 günlü 2016/1205 Esas ve 2020/214 karar) bir GSM şirketinin 24 aylık taahhüt süresi dolmadan ayrıldığını iddia ederek icra takibi başlattığı bir yazılım-donanım şirketine açtığı yaklaşık 4 bin liralık davayı reddetti. Mahkeme, Adli Tıp incelemesiyle sözleşme tarihinde tahrifat yapıldığını, sahte paraf atıldığını ortaya çıkardı ve GSM şirketinin davası haksız olduğu gerekçesiyle geri çevrildi.

CEP TELEFONU KULLANICILARI DİKKAT!

Ankara Barosu avukatı Ebru Erdinç, GSM şirketleriyle benzer sorun yaşayan müvekkili şirket gibi icraya verilen ve hukuken ne yapabileceklerini soran okurlarıma yanıt verdi. Erdinç, şu değerlendirmeleri yaptı:

“Pandeminin de etkisiyle cep telefonu operatör hizmetleri ve internet hizmetleri günlük hayatın can damarı haline geldi. Yoğun rekabet içerisindeki GSM operatörleri de abonelerini indirimli taahhüt kampanyaları ile 12 ila 24 aylık sürelerle adeta kendilerine mahkûm ediyorlar. Bu taahhüt süresi dolmadan hizmet sağlayıcıdan ayrılmak isteyen aboneleri ise sözleşmelerindeki tek yanlı hükümlere dayanarak bu defa uyguladıkları indirim bedellerini geri almak suretiyle cezalandırıyorlar.

SÜREYE DİKKAT

Telefon kullanıcılarını bekleyen çok daha büyük başka bir tehlike var. “Taahhüt sürem doldu, ben ayrılıyorum” dediğimizde, hizmet sağlayıcısı ‘taahhüt süremizin aslında hesapladığımız gibi olmadığını’ iddia ederek, kötü sürprizler yapabiliyor. Yüklü faturalar çıkarabiliyor. İşte bu nedenle imzaladığımız her evrakın bir suretini saklamak çok önemli.

Yazının Devamını Oku

Komşularla uyuşmazlıkta arabulucuya gidin

Komşunuzla yaşadığınız her türlü hukuki sorunun mahkemesiz, pratik, hızlı ve kolay bir başka çözüm yolu var. Gönüllü (ihtiyari) olarak arabulucuya gitmek ve kendi çözümünüzü bulmak. Arabulucuda komşunuzla yapacağınız anlaşma belgesi tıpkı mahkeme ilamı gibi uygulanıp sonuç doğuruyor.

Her hafta halı çırpan, yüksek sesle müzik dinleyen, çöp atan komşularından şikâyetçi olan okurlarımdan onlarca elektronik posta alıyorum. Çoğu Kat Mülkiyeti Kanunu (KMK) kaynaklı bu sorunlarına mahkemeye gitmeden daha kolay çözüm arıyorlar. Nasıl bir yol izleyebileceklerini soruyorlar.

Komşunuzla yaşadığınız her türlü hukuki sorunun mahkemesiz pratik, hızlı ve kolay bir başka çözüm yolu var. Gönüllü (ihtiyari) olarak arabulucuya gitmek ve kendi çözümünüzü bulmak. Arabulucuda, komşunuzla yapacağınız anlaşma belgesi tıpkı mahkeme ilamı gibi uygulanıp sonuç doğuruyor. 

TAM İHTİYACA UYGUN ÇÖZÜM

Eski Arabuluculuk Daire Başkanı, Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürü Hakan Öztatar, komşu uyuşmazlıkları başta hukuki sorunlarla ilgili her alanda arabulucuya gidilebileceğini, çok farklı ve tam ihtiyaca uygun çözümler bulunabileceğini, bu kararların da mahkeme ilamı gibi uygulanabileceğini aktardı.

YÜZ YÜZE BAKAN İNSANLAR İÇİN

Öztatar, arabuluculuğun komşular gibi her gün yüz yüze bakan insanlar arasındaki sorunları çözümleyebilecek en önemli alternatif çözüm yöntemi olduğunun da altını kalın kalın çiziyor. Öztatar, komşu uyuşmazlığında arabuluculuğu ABD örneği üzerinden şöyle anlattı:

TÜRKİYE’DE GECİKTİ

“Arabuluculuk Türkiye’de ilk defa uygulanan bir sistem değil. Hatta Türkiye’ye çok gecikmiş gelen ülkelerden birisi. Dünyada 160 ülkede uygulanan bir sistem. İlk uygulayan ülkede ABD. 1970 yılında aile arabuluculuğu ile başlamış. Süreçte 1980’lerde İngiltere, 1990’larda Fransa, İtalya 2000’li yıllar ve bütün Avrupa ülkelerine ve bizden bir yıl önce Yunanistan’a gelmiş. Bizim için milat 14 Kasım 2013 tarihi. Bu tarih 1 no’lu arabulucunun sicile kayıt olup faaliyete geçtiği tarih.

Yazının Devamını Oku

Özel okulda telafi eğitimi verilmezse ücret iadesi nasıl olur?

28 Temmuz’da yürürlüğe giren son düzenlemeye göre tüketici hakem heyetlerinin görev sınırlarında kalan, 2020 yılı için değeri 10 bin 390 TL’ye kadar olan özel okul ücret uyuşmazlığı il ve ilçe hakem heyetlerinde çözümlenecek. Bu rakamın üzerindeki ücret anlaşmazlıklarının çözümü için önce arabulucuya gidilecek. Arabulucu ücret uyuşmazlığını çözemezse tüketici mahkemesinde dava açılabilecek.

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’un, 31 Ağustos’ta “uzaktan eğitim” modeliyle 2020-2021 eğitim ve öğretim sezonunun başlayacağı ve 21 Eylül’de “kademeli yüz yüze eğitime” geçileceği açıklaması, özel okullarda telafi eğitimi ve ücret iadesi tartışmasını yeniden alevlendirdi. Özel okulda çocuğu olan okurlarım, “Koronavirüs nedeniyle eğitim verilemeyen dönemin ücretinin iadesi gerekmez mi?” diye soruyorlar. Nasıl bir hukuki yol izlemeleri gerektiğini öğrenmek istiyorlar.

TELAFİ YAPILMAZSA ÜCRET İADE EDİLMELİ

Kendisi de özel okulda çocuğu eğitim gören bir veli olan Ankara Barosu avukatı Serkan Ağar’a göre okullar açılıp telafi eğitimi de verilmezse ücret iadesi yapılmalı. Ağar, izlenmesi gereken yolu şöyle anlattı: “Örgün eğitim okul çatısı altında yapılır. Ev çatısı altında örgün eğitimin telafisi olmaz. Pandemi yüzünden 21 Eylül’den sonra da okulların açılıp açılmayacağı belirsiz. Eğer okullar açılmazsa ve örgün, yani yüz yüze eğitim verilemeyen döneme ilişkin olarak telafi de mümkün olmazsa ücret iadesi yapılmalı.

ÖNCE OKULLA GÖRÜŞÜN

Ücret iadesi için önce okulla görüşün. Sonuç alamazsanız ikametinizin bulunduğu ilçe veya il hakem heyetine başvurun. Yasal sınırı aşan tutarlar için ‘zorunlu arabulucuya’ başvurmak şart. Arabulucu da çözüm bulamazsa tüketici mahkemesine ‘kısmi ifa imkânsızlığı’ sebebiyle ücretin iadesi talepli dava açın.

HAKEM HEYETİ ÇÖZER

Ücret iadesi yapılması gereken dönem 16 Mart/19 Haziran 2020 dönemini kapsıyor. Dolayısıyla 2019/2020 eğitim-öğretim yılının ücretinin tümünün iadesi söz konusu değil. Özel okul ücretlerini dikkate aldığımızda ihtilafın tüketici hakem heyetlerinde çözümleneceği kanaatindeyim.

Yazının Devamını Oku