Yanlış teşhisten nasıl korunursunuz?

Yanlış teşhisin pek çok sonucu var. Her yanlış teşhis bedensel, ruhsal, sosyal bir travmanın başlangıcı olabiliyor. Peki ne yapmalısınız? Buyurun...

Yanlış teşhisten nasıl korunursunuz

Modern tıptaki ilerlemeler baş döndürücü. Değişimler o kadar hızlı ki, ayak uydurmak biz doktorlar için de çok zor. Değişimler yalnızca tedavi alanında da değil, teşhis teknolojilerinde de muazzam gelişmeler var. Kısacası tıp şimdi donanımlı bir noktada. Doktorlar bir hastalığı tanımlamak için eskisinden daha etkili analiz ve görüntüleme teknolojilerinden, daha detaylı, güvenli, daha duyarlı testlerden yardım alabiliyorlar. Ama ne var ki “yanlış teşhis!” hâlâ gündemde. Hatta eskiye oranla daha az değil daha çok soruna yanlış teşhis konulduğu anlaşılıyor. Tarafsız araştırmalara bakılırsa teşhislerin neredeyse yüzde 40’ı yanlış! Yaşamın her alanında yanlışlar yapılabiliyor.Ne var ki sağlık söz konusu olduğunda yanlışlık önemli bir konu haline geliveriyor. Günah çıkarmak istemiyorum ama tek sorumlu biz doktorlar değiliz. Tabii ki “son karar verici” olduğumuz, “davul bizim omzumuzda olduğu” için neticeden önce biz sorumluyuz. Sonuçta yanlış ilaçlar, yanlış ameliyatlar, yanlış tavsiyeler birbiri ardına geliyor ve siz gereksiz ameliyatlar olabiliyor, lüzumsuz ilaçlar yutabiliyorsunuz. Dahası yıllarca çok ciddi beslenme kısıtlamalarına da maruz kalıyorsunuz. Yanlış teşhislerden kaynaklanan uykusuz geceler, ağır stresler, ruhsal sorunlar ve ekonomik kayıplar da işin cabası. Kısacası yanlış teşhisin pek çok sonucu var. Her yanlış teşhis bedensel, ruhsal, sosyal bir travmanın başlangıcı olabiliyor. Peki ne yapmalısınız? Buyurun...


TAVSİYE 1
Bilgili ve ilgili olun

Bana göre yanlış teşhisten kaçınmanızın ilk adımı sağlığınız konusunda bilgilenmek ve ilgili biri olup soru sormaktan çekinmemek olmalı. Unutmayın ki, doktorlar sizin anlatacağınız sağlık hikâyesinden, şikâyetlerinizden, yapacakları taramaların sonuçlarından yola çıkarak bir sonuç çıkaracak, bir karar verecekler. Yani burada “siz” ve sizin sürece katılım biçiminiz, isteğiniz, kararlılığınız çok ama çok önemli ayrıntılardır. Bu süreçlerin doğru işlediğinden, doğru hekimle doğru bir işbirliği içinde olduğunuzdan, yeterince incelendiğinizden, incelemelerin güvenli ellerde, dikkatli merkezlerde yapıldığından emin olmalısınız. 


TAVSİYE 2
İkinci görüş alın 

Eğer önünüze konulan teşhis önemli kararlar vermenizi gerektiriyorsa üzerinde durmanız gereken bazı noktalar var. Örneğin, ameliyat olmanızı ya da yan etkileri ciddi bazı ilaçları kullanmanızı, hayat tarzınızda önemli değişimler yapmanızı gerektiriyorsa, teşhisi bir başka doktor veya tıp merkeziyle yeniden gözden geçirmekten çekinmemelisiniz. Zaten böyle bir yaklaşıma size ilk teşhisi koyan doktorunuz da bırakın izin vermeyi, yardımcı bile olacaktır. Çünkü bu yaklaşım ona da yardım edecek, atlayabileceği yanlış noktaları, farkına varmamış olabileceği detayları, gözden kaçırabileceği verileri yeniden yorumlamasını sağlayacaktır.  Unutmayın ki, doktorlar da insandır ve onlar da herkes gibi hata yapabilirler. Ve yine unutmayın ki, doktorlar karar verirken sizden ve laboratuvarlardan gelecek verilere muhtaçtırlar. Şu nokta da çok ama çok önemli: Her insan varlık olarak tektir, biriciktir, ayrıdır, özeldir. Aynı hastalık farklı insanlarda farklı belirtiler, işaretler ve şikâyetlere neden olabilir. Ve esas olarak tam da bu nedenle hekimlik hatalara diğer mesleklerden daha açık gibidir. 

Yanlış teşhisten nasıl korunursunuz

BESLENME
Kabızlar ne yemeli ne içmeli? 

Siyah erik: Kabızlık söz konusu olduğunda gerçek bir mucizedir. Siyah eriğin ister tazesini isterseniz kurusunu yiyin. Her ikisi de harikadır. Size etkili bir tarif de vermek istiyorum. Bol miktarda eriği haşlayın, komposto kıvamına geldiğinde soğumaya bırakın. Eriklerin çekirdeklerini çıkartıp blender’dan geçirin, akşamları birer su bardağı için. Hem çok ciddi bir antioksidan kaynağıdır, hem de doğal kabızlık ilaçları içinde en etkilisidir.İncir: Zengin lif içeriği sayesinde kurusu da tazesi de son derece etkilidir. Kabızlık probleminden şikâyetçiyseniz size iki haftalık bir kür önermek istiyorum: Üç-dört tane inciri akşamdan sıcak suya koyun, sabah kalktığınızda incirleri yiyin, hatta suyunu da için. Yalnız dört tane incirden toplam 200 kalori alacağınızı unutmayın.Kayısı: Kayısının tazesi de, kurusu da tembel bağırsakları harekete geçirmek konusunda son derece başarılıdır.Keten tohumu: Bir-iki çay kaşığıyla başlayın. Alıştıra alıştıra miktarı artırın ama iki yemek kaşığını geçmeyin. Yoğurdunuza, çorbanıza, salatalarınıza ekleyin. Mükemmel bir kabızlık ilacıdır. Bol suyla içmeye özen gösterin. Keten tohumu suyla temas ettiğinde şişerek bağırsak hareketini hızlandırır. Keten tohumu çok etkili, çok hakiki, çok güvenli bir kabızlık önleme ve tedavi aracıdır. Tavsiyem, karanlıkta saklamanız ve evinizde taze taze öğütmenizdir. Güneşi görünce, havayla temas edince çabucak bozuluverir.Ravent: Bu bitkinin gövdesinde bağırsağı çok hızlı boşaltabilen bir madde bulunur. Haşladıktan sonra yapraklarını çıkartıp püre haline getirin.Sebzeler: Pırasa, bamya, lahana havuç ya da karnabahar posa zengini, bağırsak dostu sebzelerdir. Kabızlığa karşı yeşil yapraklı salataların hepsi çok etkilidir. Çiğ ıspanak salatası da bağırsakları aktive eden mükemmel bir seçenektir. Genelde domates kabızlıkta pek işe yaramaz. Hatta eğer hemoroit problemi söz konusu ise domates ve patlıcan yemekten kaçının. Her ikisi de makat bölgesinde tahrişe neden olabilir.Kepek: Dünyanın en ucuz şeyi kepektir. Unculardan kaba kepek isteyebilirsiniz. Buğday ya da arpa kepeği olabilir. Önce dörtte bir çay bardağı ile başlayın. İlk etapta yarım çay bardağına, sonra da tam çay bardağına kadar çıkarabilirsiniz. Çorbalara, yoğurda, yemeklere           ekleyebilirsiniz.Yaban arpası: Sıcak suyun içine ekleyin ve iyice kaynatın. Bol miktarda hazırlayarak derin dondurucuda saklayabilirsiniz. Sonra da buzluktan çıkarıp ister salataya, ister çorbaya ya da yoğurda ekleyin. Bağırsakları çalıştırmak konusunda üstüne yoktur.Kefir: İçindeki probiyotik bakteriler nedeniyle kabızlık ilacı gibi çalışır. Dışarıdan satın almak yerine kefir mayası bulun ve mikroorganizmayı üretin. Yani kendi kefirinizi kendiniz yapın...Fasulye, nohut, mercimek: Bunların hepsinde bol miktarda posa vardır. En az haftada bir-iki gün bakliyat tüketmeye çalışın.

 Yanlış teşhisten nasıl korunursunuz

BAŞINIZ AĞRIYORSA
Bunlara dikkat edin 

- Göz problemleri, görme bozuklukları baş ağrısına neden olabilir. Göz tansiyonunun da çoğu zaman tek belirtisi baş ağrısıdır.- Birçok kulak problemi de baş ağrısı yapar.- Sinüzit probleminin başlıca belirtilerinden biri baş ağrısıdır.- Stres baş ağrısı yapıyor. Siz fark etmeseniz de stresli olduğunuzda boyun kaslarınız kasılıyor ve bu kasılma size baş ağrısı olarak geri dönüyor.- Kan şekerinizin düşmesi de başınızı ağrıtabilir. Bu yüzden, başınız özellikle aç olduğunuzda ağrıyorsa aklınıza önce hipoglisemi gelmeli.- Başınızın üst kısmında, özellikle de ensede çember şeklinde bir basınç hissediyorsanız, yüksek tansiyon probleminiz olabilir. 

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Babasının oğlu

Bugünlerde sık duyduğumuz ve çok sevdiğimiz bir cümle var: “TÜRKİYE VE AZERBAYCAN İKİ DEVLET BİR MİLLETTİR”

Bu cümlenin mimarları ise 9. Cumhurbaşkanımız rahmetli Süleyman Demirel ile Azerbaycan’ın rahmetli cumhurbaşkanı Haydar Aliyev’dir. Bu iki değerli devlet adamının arasındaki yakın dostluğun en yakın tanıklarından biriyim. Bu dostluk hep vardı ama Haydar Aliyev’in 1999’da geçirdiği o önemli rahatsızlıktan sonra daha da kökleşti. Bu satırların yazarı da bugünün Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev de o hastalık döneminde tanıştı, yakın bir dostluk oluşturma fırsatı buldu. Hastalık ve sonrasının hikâyesine gelince...



BİR ÇAĞRI
ACELE DOKTOR YETİŞTİRİN!

1999

Yazının Devamını Oku

Pandemiye ‘psikolojik zırhta’ ilk 10

Şu kesin: Küresel bir afet yaşıyoruz ve anlaşılan o ki bu ne zaman neticeleneceği meçhul bir afet.

Aşı ve ilaç konusunda olumlu bazı gelişmeler bizi ne kadar umutlandırırsa umutlandırsın, özellikle yaklaşan kış nedeniyle daha dikkatli ve yoğun, eskisinden daha farklı ve ayrıntılı, sosyal yönü daha detaylı yeni bazı pandemi stratejileri oluşturmamız gerekiyor. Bu stratejilerin önemli bir ayağını da çok güçlü bir “psikolojik zırh” oluşturuyor. Ancak o zırh sayesinde ruh sağlığımızı garanti altına alabileceğiz. Peki o zırhı nasıl oluşturacağız? Pandemiye ruhsal bir defans geliştirirken hangi ayrıntılardan faydalanacak, hangi yanlışlardan uzaklaşacağız? Bu sorularının yanıtlarını Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Psikoloji Bölümü’nün hazırladığı bir çalışmada buldum ve sizinle de paylaşmaya karar verdim. Buyurun...



İLK 5
ENDİŞENİZİN DOZUNU ARTTIRMAYIN

1.

Yazının Devamını Oku

Streste de ‘doz’ çok önemli

Zor günlerden geçiyoruz. Neredeyse 1 yıla yaklaşan “pandemi baskısı” hepimizi fena halde bunaltıyor.

Neticede de ister istemez ne kadar dirençli, dikkatli, eğitimli olursak olalım, anında “stres meselesi” ve onun yanında sağlık sorunları devreye girmeye başlıyor. Kaçınılmaz olarak da “kaygı sorunu” bir karabasan gibi üzerimize çöküveriyor. Stres de kaygı da önemli. İkisine de önümüzdeki günlerde sık sık değineceğim. İsterseniz gelin, önce en yaygın olanından, stres meselesinden, bir başka deyişle “stres sarmalı”ndan başlayalım. Buyurun...

İYİ BİLGİ
NEDİR BU STRES MESELESİ

STRES sözcüğü sağlık/hastalık literatürüne 1900’lü yıllarda girdi ama stresin var oluşumuzdan beri bizi etkilediği kesindir. Basitçe, “herhangi bir nedenle herhangi bir zamanda ruhumuz ve bedenimize zarar veren her şey ve bunlara karşı beden ve ruhumuzda gelişen istem dışı her türlü değişimi” stres başlığının altına rahatça koyabiliriz. Stresin latince “estrictia” sözcüğünden türetildiği biliniyor. Esas olarak da “sıkıca sarıp sarmalamak, sarmalanmak, sıkıştırmak, sıkıştırılmak” anlamına geliyor. Ama biz günlük yaşamda bu sözcüğü “basınç, sıkışma, dert, keder, gerilim, zorlanma ve daha pek çok durumda” kullanıyoruz. Peki süreç nasıl başlıyor, nasıl gelişiyor?

Yazının Devamını Oku

Yağmurda ıslanan maske işe yaramıyor

Malum, sonbaharla birlikte yağmurlu günler başladı.

Yağmurlu havaların pandemi açısından da bir önemi var. O da şu: Koruyucu maskelerin etkisi yağmurda ıslandıkları takdirde ciddi ölçüde azalabiliyor. Zira çok iyi biliniyor ki nemli ve ıslak maskelerin koronavirüsü filtre etme yetenekleri minimuma iniyor. Bu da koruyucu özelliklerini ortadan kaldırabiliyor. İşte bu nedenle yağmur nedeniyle ıslanan maskelerin süratle değiştirilmesinde fayda var. Aklınızda olsun, nemlenen maskeler bile gücünü kaybedebiliyor.



HATIRLATMA
COVID-19 UZAYABİLİYOR 

BİLİNDİĞİ

Yazının Devamını Oku

Trump çabuk mu iyileşti

Trump, COVID-19 teşhisinden sonra gelişebilecek muhtemel bazı sorunlara karşı önlem olarak Walter Reed Hastanesi’ne yatırılarak tedavi edildi.

Başlangıçta başkanın sağlık durumunun ciddi olduğu söylense de tedavi kısa sürdü, Trump birkaç günde taburcu oldu. Ne var ki uygulanan tedaviler hakkında ABD’li uzmanlar arasında hâlâ ciddi görüş ayrılıkları var. Çoğu uzman ortada bir “VIP sendromu” durumu olduğunu ve başkana gereksiz yere çok ağır tedaviler uygulandığını ileri sürüyor. Bazı uzmanlar da tam tersine ortada ciddi bir durumun olmadığı, sürecin siyasi nedenlerle bilerek büyütüldüğü düşüncesindeler. Peki kim haklı? Yapılan tedavilerde gerçekten bir aşırılık (over terapi) söz konusu olabilir mi? Bana göre, hayır! Zira başkan Trump ,“70’i geçen yaşı, kilo fazlalığı, ılımlı düzeyde de olsa yaşadığı hipertansiyon ve şeker hastalığı gibi sorunlar” nedeniyle otomatik olarak risk grubuna alınabilir. Ve doğal olarak da risk grubundaki hastalara neler yapılıyorsa ona da aynı tedaviler uygulanabilir.




KISA BİLGİ
TRUMP’A HANGİ İLAÇLAR VERİLDİ

Yazının Devamını Oku

Hem grip hem korona olur muyuz

Kış yaklaşınca pandemi gündemine bir de grip gündemi eklendi.

Şimdi merak edilen iki mühim soru var. Birincisi grip aşısı yaptırıp yaptırmayacağımız, ikincisi de COVID-19 ve gribe aynı anda yakalanıp yakalanmayacağımız. Birinci sorunun yanıtını daha önce de verdim ama tekrarda yarar var: Özellikle risk grubunda olanların; hamilelerin, yaşlı ve düşkünlerin, kronik hastalığı, organ yetmezliği sorunu yaşayanların ve çocukların öncelikle muhtemel bir grip enfeksiyonuna karşı aşılanmaları gerekiyor. Grip aşısının koruyucu özelliği çok yüksek olmasa da riskli kişiler için ciddi bir antikor savunma hattı oluşturabileceği konusunda benim de hiçbir kuşkum yok. İkinci sorunun cevabına gelince... O sorunun yanıtını bir sonraki bölümde bulacaksınız.


BANA GÖRE
HEM GRİP HEM KORONA OLMA İHTİMALİ ÇOK DÜŞÜK

ÖNCELİKLE şunu bilelim: COVID-19’dan korunmak için kullanacağımız “maske-mesafe-temizlik/hijyen” 3’lüsü bize zaten grip için de ciddi bir savunma gücü sağlayacak. Muhtemelen bu sayede de aynı zamanda gribe yakalanma ihtimalimiz, bu sonbahar ve kış geçen yıla oranla daha düşük olacak. Diğer taraftan aynı anda 2 ayrı viral enfeksiyonun birlikte geçirme ihtimaliniz de oldukça düşük. Zira herhangi bir virüs enfeksiyonuna karşı alarm haline geçen bağışıklık sistemimiz bedenimize ikinci bir virüsün yerleşme ihtimalini minimuma indiriyor. Kısacası, ilk virüs enfeksiyonu sırasında alarma geçen bağışıklık sistemimiz, ikinci bir virüs enfeksiyonuna kolay kolay izin vermiyor.

Yazının Devamını Oku

Yürüyelim mi koşalım mı

Daha önce de yazdım ama tekrarda fayda var:

Ben, “insanların yürüyerek, ceylanların koşarak, balıkların da yüzerek egzersiz yapmalarının daha faydalı olacağına” inananlardanım. Farklı fikirde olanlara da saygı duyarım. Koşmayı değil yürümeyi tercih etmemin sebebi şu: Uzun süreli koşmanın böbrek üstü bezlerimizi aktive ederek stres hormonu kortizolün salgılanmasını arttırabileceği biliniyor. Örneğin, maraton koşucularında ciddi kortizol patlamalarının yaşandığı net ve açık olarak gösterildi. Koşunun bedene verebileceği hasar sadece kortizol yükünü arttırmakla da kalmıyor. Uzun süreli koşular, bedeni paslandıran, bizi daha erken yaşlandıran serbest radikallerin üretimini de arttırabiliyor. Aklınızda olsun, koşmayan birinin de günlük serbest radikal üretim miktarı 1 kilodan fazla. Eğer illaki koşmak istiyorsanız uzun süreli koşmalar yerine kaslarınızı zorlayabilen yüksek yoğunluklu, kısa süreli koşuları deneyin. Bu tür egzersizler hakkında bilgi edinmek istiyorsanız da “yüksek yoğunluklu interval egzersizler” konusunda daha çok bilgilenmeye gayret edin.




İYİ BİLGİ

Yazının Devamını Oku

Bize ‘maske barışı’ lazım

Pandemi sürecinin sürpriz oyuncularından biri de kuşkusuz maskeler oldu.

Maskeler vazgeçilmezlerimizden biri haline geldi. Başlangıçta vaka sayılarının azlığı nedeniyle ben dahil uzmanların tamamı ev dışında maske takmanın gerekli olmadığı düşüncesindeydi. Zamanla hem hastalanan kişilerin, hem de gizli taşıyıcılarının sayıları artınca bu düşünce değişti, maske takmanın doğru hatta zorunlu olacağına karar verildi. Sağlık Bakanı ve Bilim Kurulu da sokaklarda maskesiz dolaşmanın hastalığın daha da yaygınlaşmasına yol açabileceği kanaatini destekledi. Bir süre sonra da evler dışında her alanda maske takmak yasal bir zorunluluk olarak ilan edildi. Yasaya uymayanlar için de bazı cezalar getirildi. Peki doğru mu yapıldı? Kesinlikle evet! Zira bu yoğun sosyalleşme devam ettiği takdirde, sadece hijyene ve sosyal mesafeye dikkat ederek toplum yaşamına katılmak maalesef tehlikeli olabiliyor. Kısacası maskelerimizi takmak zorundayız. Bu durumda önümüzde sadece tek bir seçenek kalıyor: MASKE İLE BARIŞIK YENİ BİR YAŞAM TARZI. Bana sorarsanız biraz daha ileri gidip maskelerimizi can sıkıcı birer aksesuvar olmaktan çıkarmamız ve onları bir çeşit “BAĞIMSIZLIK/ÖZGÜRLÜK OBJESİ” olarak kabullenmemiz lazım. Nedeni şu...



BİR ÖNERİ
MASKE ÖZGÜRLÜKTÜR

Yazının Devamını Oku

Havada asayiş berkemal

Haziran başından bu yana 8’in üzerinde farklı noktaya yurtiçi uçuşlar yaptım.

Net ve açık gözlemim şu: Eğer önlemleriniz yeterliyse, uçakla seyahat etmekten korkmayın. Biliniz ki Türk Hava Yolları süreci büyük bir dikkat ve itinayla yürütüyor. Yolcuların yapabilecekleri kuralsız bazı davranışlara da asla izin vermiyor. Uçuş sürecinde gerekli korunma önlemlerine dikkatle uymaya gayret ediyor. Uçağa binerken yolculara verdikleri “hijyenik kitler” mükemmel hazırlanmış. Uçuş sürecinde doğru uyarılar yapılıp, uçak içi hareketlilik kısıtlanmış, baş üstü dolapların kullanımı da yasaklanmış. Bunların hepsi doğru ve yerinde önlemler. Kısacası, eğer siz önerilen tedbirlere gereken uyumu gösterirseniz herhangi bir sorun yaşamadan yolculuğunuzu güvenle tamamlayabiliyorsunuz. Ayrıca başka ayrıntılar da var. O ayrıntılar için alttaki kutuya geçelim.




ÖNLEMLER MÜKEMMEL
İGA DA TGS DE İYİ ÇALIŞIYOR

Yazının Devamını Oku

Kış nasıl geçecek

Kişisel kanaatim şudur: ZOR GEÇECEK!

Her şeyden önce koronavirüs salgınının biraz daha yoğunlaşacağı, biraz daha şiddetlenip can yakacağı kesin gibi görünüyor. Kısacası, bu yıl her zamankinden farklı olarak “COVID’li bir kış” bizi bekliyor. Ayrıca her sene karşılaştığımız o bilinen kış hastalıkları, yani nezleler, gripler, sinüzitler, faranjitler biraz daha arkadan gelecekler, önceki yıllara oranla daha az gündemimizde olacaklar. Hatta diyebilirim ki “maske-sosyal mesafe-hijyenik önlemler” 3’lüsü sayesinde bu “eski kış dostlarımız”a daha az paçamızı kaptıracağız. Ayrıca şunu da bilelim: Kışı ne kadar kötü geçireceğimiz sorusunun yanıtı sadece koronavirüse, daha doğrusu onun oluşturduğu COVID-19 enfeksiyonuna da bağlı değil. Bizim korunma önlemlerine uyma kapasitemiz ve devletin/yöneticilerimizin izleyecekleri pandemi politikaları da sürecin belirleyicisi olacaktır. Ama gelin, biz daha şimdiden şu önemli noktayı gözden kaçırmayalım: Önümüzde ZOR BİR KIŞ VAR. Ve bu zor kışa her zamankinden daha dikkatli hazırlanmamız lazım.




İYİ HABER

Yazının Devamını Oku

Alarm seviyesi yükseltilmeli

Covid-19 ile ilgili rakamlar bizde de sürekli artış halinde.

Her akşam önümüze konan o “turkuvaz tablo”, renginin aksine içimizi karartmaya devam ediyor. Bu nedenle adına ister “ikinci dalga”, ister “COVID-19 tsunamisi”, isterseniz de başka şeyler deyin, görünen köy kılavuz istemiyor. Durum net ve açık: Dünya genelinde olduğu gibi bizde de (eğer böyle giderse) vaka artışlarının devam edeceği anlaşılıyor. Hazırlıklı olmamız, halen uyguladığımız tedbirleri yeniden ve dikkatle gözden geçirmemiz, aksayan noktaları belirleyip süratle düzeltmemiz şart. Ayrıca haziran başında düşürdüğümüz “ALARM SEVİYESİ”ni bir üst kademeye çıkarıp, kış bastırmadan toplumu yeniden ve daha etkili şekilde bir çeşit “pandemi bilinçlenmesi” sürecine sokmamız da lazım. Ayrıca sürecin yalnızca toplumu bilinçlendirmeyle sınırlı kalmaması da mühim bir ayrıntı. Müesseselerin, özellikle de restoran ve kafelerin, yolcu taşıma sistemlerinin, bilhassa da toplu taşıma araçlarının yeniden ve nasıl kışa programlanacağına kafa patlatmak zorundayız. Benim ve herkesin ortak bir gözlemi var: RESTORAN VE KAFELERDE sosyal mesafe kuralına uyulmuyor. Ayrıca TOPLU TAŞIMA ARAÇLARI adeta virüs kaynıyor. MESAFESİZ KALABALIKLAŞMA MESELESİ de mühim bir sorunumuz. Eğer önümüzdeki kışı daha rahat geçirmek, pandemi meselesini kontrol altında tutmak istiyorsak bu 3 soruna da acilen çözümler götürmek zorundayız.

ÜZÜCÜ
BİTSİN BU VAHŞET

SAĞLIK çalışanlarımızın her biri sadece bugünümüzün değil, hayatımızın her anının görünmez kahramanlarıdır. Gece gündüz nöbet tutan, günün 24 saatini haftanın 7 günü ile çarparak gözünü kırpmadan görevinin başında olan o güzel ve mübarek insanlara yapılan saldırıları anlamak da tanımlamak da mümkün değildir. 10 yıla yakın bir süre dönemin en büyük hastanesinin, Ankara Numune Hastanesi’nin başhekimliği görevinde bulundum. 1999’un büyük depremini o hastanede 3 binin üzerinde sağlık çalışanıyla birlikte yaşadım. Deprem sürecinde gördüğüm manzaraları, izlediğim fedakârlıkları hiçbir zaman unutmadım, unutmayacağım. Pandemide, yani bugün de aynı durum söz konusu. Sağlık çalışanlarımız acil servislerde, yoğun bakımlarda, ameliyathanelerde, poliklinik ve kliniklerde, kısacası “derde deva aranan her yerde” kan ter içinde görevlerini yapmaya çalışıyor. Ama ne yazık ki bu durumda bile ahlaksız insanların vahşi saldırılarına maruz kalabiliyorlar. Saldırıları şiddetle kınıyor ve verilebilecek en büyük cezaların uygulanması talebimi kayda geçiriyorum.


Yazının Devamını Oku

Maskeler ne kadar güvenli

Pandemiyi kontrol altına almanın en önemli unsurlarından birinin maske takmak olduğu kesinleşti.

Ama ne var ki “maske güvenliği” meselesi de en az maske takmak kadar mühim bir ayrıntı. Özellikle sayılarının neredeyse 1 milyona yaklaştığı söylenen sessiz virüs taşıyıcılarından korunmanın en etkili yolunun sağlam ve güvenli bir “maske defansı” olduğu şüphesizdir. Tekrarlayalım: Zaten işte tam da bu noktada “maske güvenliği” meselesi hızla devreye giriveriyor. Sözü daha fazla uzatmaya gerek yok. Son günlerde kulaktan kulağa yayılan en önemli pandemi dedikodularından birinin maskelere duyulan güvensizlik olduğu biliniyor. Peki neden? Bu güven kaybı ne ölçüde doğru?

BANA GÖRE
MASKE ÜRETİMİNDE KONTROL ŞART

ÜZÜLEREK belirtelim ki konu maske güvenliği olduğunda da burnumuza pek iyi kokular gelmiyor. Maskelerin önemli bir bölümünün hijyenik ve güvenli olmadıkları iddia ediliyor. Bu iddiaların bir bölümünü bilim insanları da paylaşıyor. Doğrusu aynı kuşkuları ben de taşıyorum. Marmara Üniversitesi öğretim üyesi Dr. Erkan İşgören Hoca da maske güvenliği meselesini sık sık gündeme getirenlerden biri. Dr. İşgören’e göre, ülkemizde virüsü filtre etme özelliği olmayan maskelerin sayısı oldukça fazla ve bu çok önemli bir güvenlik zafiyeti oluşturuyor. Anlaşılan o ki maske üretimi konusunda daha ciddi bir kontrol sisteminin kurulması ve maske üretim standartlarının net ve açık hale getirilmesi, önümüzdeki günlerin en önemli gündem maddelerinden biri olacak. İlgililerin maske güvenliği meselesine daha bir dikkatle bakmalarında fayda var.

Yazının Devamını Oku

Şimdi bize ‘pandemi gönüllüleri’ lazım

Zor günlerden geçtiğimiz kesin. Sağlığımız, sosyal yaşamımız, ekonomik geleceğimiz tehdit altında ve bu hepimizi üzüyor, kaygılandırıyor.

İşte bu nedenle kavganın değil dayanışmanın, itişip kakışmanın değil barışmanın, kısacası hepimizin birer “pandemi gönüllüsü” gibi davranmasının önem kazandığı hassas bir zaman dilimindeyiz. Geçmişteki hataları tartışarak, birbirimizi eleştirerek, doğru yapılacak işleri değil yanlış yapılanları gündemde tutarak bu savaşı kazanamayız. Eğer aynı yanlışları tekrarlayıp durursak, pandeminin süresi de dozu da vereceği zayiat da artacaktır. Özetle, herkesin “eteğindeki taşları dökmesinin” ve bu mühim savaşta kendini bir çeşit “pandemi görevlisi/nöbetçisi” ve “pandemi gönüllüsü” gibi hissetmesinin önem kazandığı günlerden geçiyoruz.




BİR ÖNERİ
GERGİNLİKTEN UZAK DURUN

Yazının Devamını Oku

Tehlike büyüyor

Pandemide sadece bizde değil, hemen her ülkede vaka sayılarında ciddi artışlar var. Örneğin İspanya’da günlük vaka sayısı 20 bini çoktan aştı. Bizde de durum maalesef pek iç açıcı değil. Zaten bu nedenle de uzmanlar açıklama üstüne açıklama yapıyor, muhtemel bir ikinci dalga hatta “COVID-19 tsunamisi” için uyarılarda bulunuyor. Kısacası bizi olduk-ça zor bir kışın beklediği kesin ve görünen o ki eğer tedbirleri sıkılaştırıp ayağımızı denk almaz isek bu rakamlar daha da artacak. Daha çok insanımız hastalanacak. Daha çok eş, dost, akraba kaybedilecek. Peki ne yapılmalı? Bana göre öncelik listemizde şu 5 madde mutlaka bulunmalı...

BU UYARI ÖNEMLİPROF.DR. TÜKEK DİYOR Kİ...

İSTANBUL Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Tufan Tükek, birkaç gün önce çok önemli bir açıklama yaptı: Çapa Tıp Fakültesi Hastanesi’nde uygulanan COVID-19 testlerinde “pozitiflik oranı” yüzde 15’i geçmiş durumda. Doktor Tükek’e göre bu rakam salgının İstanbul için yeniden başladığına işaret edebilir. Bu uyarı bence son derece önemli. Moral bozmak değil, uyanık kalmak için kullanılmalı, dikkate alınmalı. Zira İstanbul’da gerçekleşebilecek -Allah korusun- bir vaka patlaması Türkiye’nin tamamına yayılabilir.

BANA GÖRE
YAPILACAK ÇOK ŞEY VAR

BİLELİM ki hâlâ yapılacak pek çok iş, alınabilecek birçok önlem var. Ve biz sadece onlardan birkaçını gündeme sokabilsek, o küçük ama etkili değişimleri ısrarla uygulayabilsek, arkadan gelebilecek sokağa çıkma yasaklarına falan gerek kalmadan problemi yeniden kontrol altına alabileceğiz. Ve yeniden vaka sayılarımızı da kayıplarımızı da azaltabileceğiz. Bu da bize aşı çıkana kadar altın değerinde bir zaman kazandıracak. Ben aklıma gelen ilk 5 “sıkılaşma tedbirini” aşağıda sıralamaya çalıştım. Tabii ki daha pek çok öneri gündeme getirilebilir.

NOT ALIN

Yazının Devamını Oku

Aşılarda karaborsa mı var

Pandeminin sağlık gündemimizin ilk maddesi olduğu kesin.

Hemen her gün, her an, her ortamda pandemi meselesi mutlaka konuşuluyor. Konu pandemi olunca da doğal olarak anında zatürre ve grip aşıları akla geliyor. Sırası gelmişken sevgili Sağlık Bakanımıza mühim bir bilgiyi aktaralım: Ciddi bir aşı karaborsası başladı. Özellikle zatürre aşısı hiçbir yerde bulunmuyor. Durum böyle olunca da tek doz zatürre aşısını 350 TL yerine 4-5 bin TL’ye satmak isteyen uyanıklar devreye giriyor. Grip aşısında da muhtemelen aynı sorunla karşılaşacağız. O aşının da ne zaman satışa sunulacağı, satışında kimlere öncelik tanınacağı, hangi fiyat ve kuralların uygulanacağı maalesef hâlâ net ve açık değil. Kısacası gerek grip gerek zatürre aşıları için çok sayıda “bilinmeyen” toplumun kafasını meşgul ediyor. Peki bu bilinmeyenler neler? Eğrisi doğrusu ne?



BANA GÖRE
ZATÜRRE VE GRİP AŞILARI MUTLAKA YAPILMALI MI

Yazının Devamını Oku