Yanlış diyet kötü yaşlandırır

Problem yalnızca birkaç kilo yağdan acilen kurtulmaksa bu uçuk-kaçık önerilerden alınan ilk sonuçlar olumludur. Peki ya orta ve uzun vadeli sonuçlar? İşte orası biraz karışık. Hatta ciddi bir felaket: Bozulan psikolojiler, mahvolan metabolizmalar, altüst olan hormonal dengeler, uyku sorunları, saç dökülmeleri...

Konu “kilo verebilmek” yani “hafiflemek” olduğunda çoğumuz söylenen her şeyi yapmaya, önümüze konan her tavsiyeye (mantıksız ve uçuk bile olsa) hazırızdır. Konu kilo oldu mu en akıllımız, dikkatlimiz en seçici ve mantıklımız bile –özellikle kadınlar- her şeyi bir yana bırakıp önerinin üzerine balıklama atlarız.
Kilo verip hafifleyeceğimize ikna edilirsek, 3-5 hafta sadece “lahana çorbası” içip her gün “marul salatası” yemeye bile razı oluruz. Dahası bazılarımız değil bir haftalık, bir aylık “açlık kürleri”ne bile anında “evet” der. Peki, doğru mu yaparız? Kesinlikle hayır!
Problem yalnızca birkaç kilo yağdan acilen kurtulmaksa bu uçuk-kaçık önerilerden alınan ilk sonuçlar olumludur ve bu minik hatalar başlangıçta ciddi zararlar vermez. Önerilerin ve önericilerin haklı oldukları bile düşünülebilir.
Her canlı ihtiyacından daha az kalori kazanacak olursa önce yağlarını ama sonra da kaslarını eritir. Kıtlıklarda, harplerde, savaşlarda insanların adeta bir deri ve kemikten ibaret kalmaları bundandır.
Peki ya orta ve uzun vadeli sonuçlar? İşte orası biraz karışık. Hatta ciddi bir felaket: Bozulan psikolojiler, mahvolan metabolizmalar, altüst olan hormonal dengeler, uyku sorunları, saç dökülmeleri... Ve daha bir sürü sorun.
Özeti şu: Herhangi bir diyete başlamadan önce aman dikkatli olun ve yandaki kutuda yazılı 25 soruya yanıt arayın. Hızlı yaşlanmak ve “diyet gazisi” bir “kronik diyetçi” olmak istemiyorsanız bu sorulara yanıt bulmanız çok önemli.

Popüler diyet=Çakma diyet

Piyasada birbirleriyle çelişen çok sayıda diyet kitabı ve diyet gurusu bulunmasının nedeni işin “ekonomik” yönüdür. Genelde önerilenler de sürecin sadece “kilo ile ilgili” bölümüdür. Sağlıkla ilgili bölümü ise karanlık, çok kirli ve bol risklidir.
“Popüler diyetler” diye adlandırdığımız bu “çakma diyetler” aslında şuursuz, mantıksız, akıldan yoksun tavsiyelerdir. Hepsi de yağlar ile birlikte sağlığınızı da kaybetmenin garantisidir.
Bu diyetler genelde “markalı” tariflerdir. Arka planda “satışa hazır” ve “aynı markalı ürünler” tavsiye edilir. Üstelik bu diyetler işin uzmanları tarafından değil, ilgisiz kişiler (mankenler, güzellik uzmanları, aktivite danışmanları, sinema oyuncuları) tarafından üretilir. Arkasında ne bir beslenme uzmanı ne de bir metabolizma uzmanı doktor bulursunuz.
Netice ne mi olur?
Belki başlangıçta biraz kilo verebilirsiniz ama yağlarla birlikte bedeniniz de erir.
Mesela bu diyetler sayesinde kaslarınız azalır (sarkopeni). Metabolik hızınız bozulur. Enerji regülâsyonunuz altüst olur. Kemikleriniz boşalır. Çok daha mühimi orta ve uzun vadede gelişecek olan ruhsal travmalardır.
Bir kez daha hatırlayalım: Diyet yapmaya karar vermek de, güvenilir diyet önerisi bulmak da ciddi bir iştir ve en doğru diyet planı bile aktivite olmadan kocaman bir hiçtir.

Diyetler için 25 mühim soru

Diyelim ki kilo sorununuz var. Size herhangi bir diyet önerildiğinde o önerinin “içinde ne var ne yok?” dikkatle bir araştırın. Gaza, dolduruşa gelmeyin. Ani kararlar vermeyin. Sürece “diyet” gibi değil, “kilo fazlalığı sorununu yönetmek” şeklinde bakın. Ve o diyete şu soruları mutlaka sorun:
1. Diyet düşük kalorili olsa da yeteri kadar besleyici mi?
2. Protein, yağ, karbonhidrat oranları ne?
3. Kalorilerin en az yüzde 25’i yağlardan, yüzde 20-25’i proteinlerden geliyor mu?
4. Diyet tekli doymamış yağların (zeytinyağı) tüketimini teşvik ediyor mu?
5. Posa yönünden güçlü mü, minimum günde 25 gram lif içeriyor mu?
6. Gereği kadar sebze ve bakliyat zenginliği var mı?
7. Haftada en az 3 defa balık öneriyor mu?
8. Glüten tüketimini kısıtlayabiliyor mu?
9. Şeker tüketimini kontrollü yönetiyor mu?
10. Özellikle früktoz kısıtlamasında yeteri kadar dikkatli mi?
11. Haftada en az 3-4 kez, 25-30 gram kuruyemiş öneriyor mu?
12. Hangi ekmeği öneriyor ve ne miktarda ekmek tüketimi tavsiye ediyor?
13. Yeteri kadar vitamin ve mineral ihtiva ediyor mu?
14. Uzun vadeli kilo denetimini teşvik ediyor mu?
15. Uygulaması kolay mı, ekonomik mi?
16. Size özel çözümler ihtiva ediyor mu?
17. Su tüketimini teşvik ediyor mu?
18. Tuz tüketimini sınırlıyor mu?
19. Ara öğün önerirken insülin seviyelerinizi dikkate alıyor mu?
20. Hipoglisemi riski oluşturuyor mu?
21. Uzun süre çiğnemenizi öneriyor mu?
22. Protein desteğini önemsiyor mu?
23. Egzersizle birlikte yürütmeyi tavsiye ediyor mu?
24. İçecek desteği olarak neler öneriyor?
25. Ara öğün önerileri mantıklı mı?

Ne kadar yağ?

Bir çay kaşığı yağda 4,5 gram yağ, 40 kalori var. Bir yemek kaşığı yağda ise 14 gram yağ ve 120 kalori mevcut. Yağın cinsi önemli değil. Her yağın enerji/kalori değeri aynı. Bir gram yağ=9 kalori.
Yağı kısıtlanmış, yağ içeriği azaltılmış diyetler (low fat) artık neredeyse terk edilmiş durumda. Yağların fazla kalori içerdikleri doğru. Ne var ki doyurucu oldukları, tok tuttukları, yeniden acıkmayı, özellikle erken acıkmayı geciktirdikleri de doğru. Bu nedenle diyet yaparken yağları aşırı sınırlamak büyük bir hata.
Günlük kalori alımının en az yüzde 20-25’inin yağlardan gelmesi lazım. Tabii ki önceliği sağlıklı yağlara yani zeytinyağı ve tereyağına vermek daha doğru.

Yerfıstığında neler var

1 Enerji içeriği yüksek bir besin. 100 gramında 600 kalori var. Bu nedenle günde 20-25 adet yerfıstığı ile yetinilmeli.
2 Antioksidan gücü çok yüksek. Üzerindeki kırmızı ince zar resveratrol yönünden çok zengin. Resveratrol ise beyin ve damar dostu.
3 Çok güçlü bir P-kumarik asit kaynağı. Ayrıca diğer polifenolik antioksidanlardan da zengin. Kumarik asit mide kanseri riskini azaltan bir madde.
4 Güçlü bir E vitamini kaynağı ve ciddi bir B kompleks deposu. Özellikle niasinden çok zengin. Bu da beyne ve kalbe yönelik faydalarını güçlendiriyor.
5 Mineral yapısı da çok iyi. Potasyum, demir, kalsiyum, magnezyum, çinko ve selenyum içeriği oldukça önemli.

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Bana biraz müsaade

Etrafımızdaki korona çemberi daraldıkça hekim olarak bize düşen görevler de doğal olarak arttı.

Neticede daha fazla mesleki faaliyet için yazılara biraz ara verip okurlardan kısa bir mola isteme zamanı geldi. Çok değil, sadece 4 günlük bir mola istiyorum. Pazartesi bu köşede yine hep birlikte başta korona olmak üzere sağlık gündemini değerlendireceğiz. Saygı ve sevgiyle...

Yazının Devamını Oku

Maske ‘su’ mesafe ‘ekmek’tir

Rakamlar korkutucu.

Rakamlar can sıkıcı. Her ne kadar rahmetli Cumhurbaşkanımız Süleyman Demirel’den “Doktor, ferdaya güzel bak!” talimatı almış olsam da maalesef önümüzdeki günlerin güzel olabileceğini düşünmüyorum. Bizi ağır hem de çok ağır bir kış bekliyor. Zira sadece İstanbul’dan değil hemen her ilden kötü haberler geliyor. Bu nedenle bir an önce derlenip toparlanmamız, aklımızı başımıza almamız ve önümüze konulan koruyucu tedbirleri kendi irademizle uygulamaya koymamız lazım. İstanbul Valisi Ali Yerlikaya’nın geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamalarda kullandığı bir cümle benim için çok önemli, siz de önemseyin derim. Sayın Vali’nin de belirttiği gibi önümüzdeki günler için maskeye “su”, mesafeye ise “ekmek” kadar önem vermemiz lazım.



BİR SORU
KAFAM NEDEN SEPET GİBİ

Yazının Devamını Oku

Virüs aldatmaya devam ediyor

“Yeni koronavirüs”ün her geçen gün “yeni bir numarası” ortaya çıkıyor.

Geçtiğimiz günlerde bu köşede, enteresan virüsün hastalığı hafif geçirdiği bilinen çocuk ve gençlerde IQ seviyesini düşürebileceğinin anlaşıldığını yazmıştım. Çocuk ve gençlerde görülen bu şaşırtıcı IQ kaybının da bazen yüzde 10’ları bulabileceğinin altını çizmiştim. Şimdi de virüsün yeni ve şaşırtıcı bir başka hüneri(!) daha ortaya çıktı. O hüner de şu...




ÖNEMLİ

Yazının Devamını Oku

Bakan müjdeyi verdi... Koronada Çin aşısı aralıkta Türkiye’de

Bakan Koca, koronavirüs için ilk aşamada daha güvenli bulduğu Çin menşeili “CoronaVac” ile işe başlamayı düşünüyor. Bence bu iş bitmiş. 5 milyon doz Çin kökenli koronavirüs aşısı aralıkta devreye girecek. Arkasından da 5’er milyon dozluk yeni uygulamaların başlayacağı anlaşılıyor.

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca ile önceki gün Bursa’da yaptığım görüşmede salgında son duruma ilişkin farklı konuları etraflıca tartışma fırsatı buldum. Bakan, her zaman olduğu gibi sorularıma net yanıtlar verdi. Görüşmenin beni memnun eden en önemli bölümü ise aşılarla ilgili söyledikleri oldu. Bu gelişmelerden grip aşısına ilişkin notlarımı dün sizlerle paylaştım. Yeniden özetleyeyim: Anlaşılan o ki Sayın Bakan ve ekibi “en az 3 milyon doz grip aşısı” rakamına ulaşmada kararlılar. Eğer sıkıntılı bir durum söz konusu olursa da bu rakamın daha da artabileceği düşüncesindeler. Peki, esas meseleye yani “Korona aşısı ne zaman gelecek?”, “İlk aşamada muhtemelen kaç doz aşı uygulanabilecek?” sorularının yanıtına gelince... Buyurun.




İYİ HABER 1

Yazının Devamını Oku

Ben sordum bakan anlattı... A'dan Z'ye grip aşısı

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın Bursa ziyaretine katıldım, grip aşısıyla ilgili akıllardaki soruları kendisine ilettim. Üretiminden koruma gücüne, ilk aşamada kimlere yapılacağından bu yıl Türkiye’ye kaç doz aşı getirileceğine kadar tüm soruları sabırla yanıtladı...

Dün Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın Bursa’ya yaptığı inceleme seyahatine katılma fırsatı buldum. Bursa Valisi, belediye başkanı, il sağlık müdürü ve diğer ilgililerle yaptığı toplantıları dikkatle izledim. Önce beni çok rahatlatan şu gözlemimi sizinle de paylaşmak isterim: Son rakamlardan Sayın Bakan da bir hayli tedirgin. Özellikle toplantılar sonrasında yaptığımız baş başa görüşmede İstanbul’daki son rakamların onu ciddi ölçüde endişelendirdiğini fark ettim. İstanbul’daki krizle ilgili düşüncelerini yarın paylaşacağım. Görüşmemizde Sayın Bakan’la pek çok konuyu konuşma ve tartışma fırsatım oldu. Samimi olduğunu düşündüğüm yanıtlarını bugün ve yarın sizinle detaylı olarak paylaşacağım. Bugünün ana konusu olarak “grip aşısı konusundaki son gelişmeler”i seçtim. Ayrıca şu noktaların altını da kalınca çizmem lazım:




Fahrettin Koca hâlâ ilk günkü gibi samimi. İlk günkü kadar heveskâr. İlk günkü gibi gayret ve çalışkanlığını sürdüren bir tavır içerisinde. Ayrıca “eleştirilere açık” bir tutum sergilemeyi de ısrarla sürdürüyor. Grip aşısı ve konuyla ilgili son değerlendirmelere gelince...


Yazının Devamını Oku

İşler iyi gitmiyor

GEÇEN haftada da yazdım, daha doğrusu uyardım: Bu kış zor geçecek. Üzülerek belirteyim, Sağlık Bakanlığı’nın açıkladığı günlük vaka rakamları endişemi doğruluyor. Son bir haftada sadece İstanbul ve çevresinden değil, Türkiye genelinden gelen haberler de iç açıcı değil. Özellikle son 3-4 günün rakamları o korkulan “ikinci dalga”ya işaret etmese bile, bilelim ki can sıkıcı yeni ve büyük dalgaların habercisi gibi görünüyor. Kısacası önümüzde bizi bekleyen “karanlık bir kış” var. Peki ne yapmalı?

OSMAN HOCA UYARIYOR
TÜNELDE BİR IŞIK VAR AMA...

SADECE pandemi sürecini yönetenlerin değil, ortaya çıkabilecek olumsuzlukların neticesine katlanacak olan bizlerin de şapkalarımızı önümüze koyup ciddi ciddi düşünmemiz lazım. Bir süre önce varlığına işaret edilen “ışığın” bu karanlık tünelden çıkışımızın değil de hızla üstümüze gelen şiddetli ve büyük yeni dalgaların habercisi olması mümkündür. Aslında Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, sıkıntıyı aylar önce işaret etti. Daha yaz başında “Gemiyi kıyıya yaklaştırdık ama limana sağ salim ulaşabilmemiz için bazı fedakârlıklar yapmamız lazım. O fedakârlıkları yapmazsak eğer kıyıya çıkmamız uzayabilir!” şeklinde özetleyebileceğimiz bir açıklama da yaptı. Önerim şu: Gelin hiç olmazsa bu mühim dönemde hata yapmayalım. Gelin bu vurdumduymazlıktan, bu kayıtsızlık ve bıkkınlıktan vazgeçelim. Tedbirleri gevşetmek bir yana, daha da sıkılaştırmanın yollarını bulalım. Sürecin bundan sonrasını “toplumsal bir savaş” olarak algılayalım, planlayalım ve sürdürelim. Yoksa “Osman Hoca demedi!” demeyin, başımızın fena halde belaya gireceği günler yakındır.

İTİRAF EDELİM

GEÇ KALDIK!

GERİYE bakmayı pek sevmem. Zira “hayat hocam ve mentorum” 9. Cumhurbaşkanımız rahmetli Süleyman Demirel, bana şu öğüdünü adeta ezberletmiştir: “Arkana bakarak önünü göremezsin.” Kesinlikle inandığım ve uyguladığım iyi hayat yaklaşımlarından biridir bu. Ama iyi bilirim ki zaman zaman da geleceği planlarken şöyle bir arkaya dönüp bakmak ve geçmişteki hataları belirleyip, ders alıp o hataları tekrarlamamak da önemlidir. Pandemi sürecinde de bazı hatalar yaptık. İlk hatalarımızdan biri ise daha en baştan maske meselesinin önemini kavrayamamamız oldu. Ben dahil pek çok uzman -aramızda istisnalar olsa da- hijyen ve sosyal mesafe meselesini vurgularken, “Maskesiz olmaz arkadaş” demekte bir hayli geç kaldık. İtiraf edelim ve kabullenelim: Bu geç kalma yanlışını sadece biz değil, yetkililer de yaptı. Ayrıca bu büyük yanlışa sadece biz düşmedik. Hemen her ülke aynı yanlışı yaptı. Ve ne yazık ki bu mühim yanlış herkese pahalıya patladı. Kanaatim o ki pandeminin bu kadar uzaması ve ağırlaşmasında maske takmada geç kalma yanlışımız da çok etkili oldu. Peki, şimdi ne yapmalıyız? “Zararın neresinden dönerseniz kâr sayılır” deyimine sadık kalmalı, maskelerimize sıkı sıkı sarılmalı, “Maskesiz olmaz arkadaş!” cümlesini her gün en az on defa tekrarlamalıyız.

Yazının Devamını Oku

Pandemiye ‘psikolojik zırhta’ ilk 10

Şu kesin: Küresel bir afet yaşıyoruz ve anlaşılan o ki bu ne zaman neticeleneceği meçhul bir afet.

Aşı ve ilaç konusunda olumlu bazı gelişmeler bizi ne kadar umutlandırırsa umutlandırsın, özellikle yaklaşan kış nedeniyle daha dikkatli ve yoğun, eskisinden daha farklı ve ayrıntılı, sosyal yönü daha detaylı yeni bazı pandemi stratejileri oluşturmamız gerekiyor. Bu stratejilerin önemli bir ayağını da çok güçlü bir “psikolojik zırh” oluşturuyor. Ancak o zırh sayesinde ruh sağlığımızı garanti altına alabileceğiz. Peki o zırhı nasıl oluşturacağız? Pandemiye ruhsal bir defans geliştirirken hangi ayrıntılardan faydalanacak, hangi yanlışlardan uzaklaşacağız? Bu sorularının yanıtlarını Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Psikoloji Bölümü’nün hazırladığı bir çalışmada buldum ve sizinle de paylaşmaya karar verdim. Buyurun...



İLK 5
ENDİŞENİZİN DOZUNU ARTTIRMAYIN

1.

Yazının Devamını Oku

Streste de ‘doz’ çok önemli

Zor günlerden geçiyoruz. Neredeyse 1 yıla yaklaşan “pandemi baskısı” hepimizi fena halde bunaltıyor.

Neticede de ister istemez ne kadar dirençli, dikkatli, eğitimli olursak olalım, anında “stres meselesi” ve onun yanında sağlık sorunları devreye girmeye başlıyor. Kaçınılmaz olarak da “kaygı sorunu” bir karabasan gibi üzerimize çöküveriyor. Stres de kaygı da önemli. İkisine de önümüzdeki günlerde sık sık değineceğim. İsterseniz gelin, önce en yaygın olanından, stres meselesinden, bir başka deyişle “stres sarmalı”ndan başlayalım. Buyurun...

İYİ BİLGİ
NEDİR BU STRES MESELESİ

STRES sözcüğü sağlık/hastalık literatürüne 1900’lü yıllarda girdi ama stresin var oluşumuzdan beri bizi etkilediği kesindir. Basitçe, “herhangi bir nedenle herhangi bir zamanda ruhumuz ve bedenimize zarar veren her şey ve bunlara karşı beden ve ruhumuzda gelişen istem dışı her türlü değişimi” stres başlığının altına rahatça koyabiliriz. Stresin latince “estrictia” sözcüğünden türetildiği biliniyor. Esas olarak da “sıkıca sarıp sarmalamak, sarmalanmak, sıkıştırmak, sıkıştırılmak” anlamına geliyor. Ama biz günlük yaşamda bu sözcüğü “basınç, sıkışma, dert, keder, gerilim, zorlanma ve daha pek çok durumda” kullanıyoruz. Peki süreç nasıl başlıyor, nasıl gelişiyor?

Yazının Devamını Oku

Yağmurda ıslanan maske işe yaramıyor

Malum, sonbaharla birlikte yağmurlu günler başladı.

Yağmurlu havaların pandemi açısından da bir önemi var. O da şu: Koruyucu maskelerin etkisi yağmurda ıslandıkları takdirde ciddi ölçüde azalabiliyor. Zira çok iyi biliniyor ki nemli ve ıslak maskelerin koronavirüsü filtre etme yetenekleri minimuma iniyor. Bu da koruyucu özelliklerini ortadan kaldırabiliyor. İşte bu nedenle yağmur nedeniyle ıslanan maskelerin süratle değiştirilmesinde fayda var. Aklınızda olsun, nemlenen maskeler bile gücünü kaybedebiliyor.



HATIRLATMA
COVID-19 UZAYABİLİYOR 

BİLİNDİĞİ

Yazının Devamını Oku

Trump çabuk mu iyileşti

Trump, COVID-19 teşhisinden sonra gelişebilecek muhtemel bazı sorunlara karşı önlem olarak Walter Reed Hastanesi’ne yatırılarak tedavi edildi.

Başlangıçta başkanın sağlık durumunun ciddi olduğu söylense de tedavi kısa sürdü, Trump birkaç günde taburcu oldu. Ne var ki uygulanan tedaviler hakkında ABD’li uzmanlar arasında hâlâ ciddi görüş ayrılıkları var. Çoğu uzman ortada bir “VIP sendromu” durumu olduğunu ve başkana gereksiz yere çok ağır tedaviler uygulandığını ileri sürüyor. Bazı uzmanlar da tam tersine ortada ciddi bir durumun olmadığı, sürecin siyasi nedenlerle bilerek büyütüldüğü düşüncesindeler. Peki kim haklı? Yapılan tedavilerde gerçekten bir aşırılık (over terapi) söz konusu olabilir mi? Bana göre, hayır! Zira başkan Trump ,“70’i geçen yaşı, kilo fazlalığı, ılımlı düzeyde de olsa yaşadığı hipertansiyon ve şeker hastalığı gibi sorunlar” nedeniyle otomatik olarak risk grubuna alınabilir. Ve doğal olarak da risk grubundaki hastalara neler yapılıyorsa ona da aynı tedaviler uygulanabilir.




KISA BİLGİ
TRUMP’A HANGİ İLAÇLAR VERİLDİ

Yazının Devamını Oku