Pandemiye ‘psikolojik zırhta’ ilk 10

Şu kesin: Küresel bir afet yaşıyoruz ve anlaşılan o ki bu ne zaman neticeleneceği meçhul bir afet.

Aşı ve ilaç konusunda olumlu bazı gelişmeler bizi ne kadar umutlandırırsa umutlandırsın, özellikle yaklaşan kış nedeniyle daha dikkatli ve yoğun, eskisinden daha farklı ve ayrıntılı, sosyal yönü daha detaylı yeni bazı pandemi stratejileri oluşturmamız gerekiyor. Bu stratejilerin önemli bir ayağını da çok güçlü bir “psikolojik zırh” oluşturuyor. Ancak o zırh sayesinde ruh sağlığımızı garanti altına alabileceğiz. Peki o zırhı nasıl oluşturacağız? Pandemiye ruhsal bir defans geliştirirken hangi ayrıntılardan faydalanacak, hangi yanlışlardan uzaklaşacağız? Bu sorularının yanıtlarını Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Psikoloji Bölümü’nün hazırladığı bir çalışmada buldum ve sizinle de paylaşmaya karar verdim. Buyurun...

Pandemiye ‘psikolojik zırhta’ ilk 10

İLK 5
ENDİŞENİZİN DOZUNU ARTTIRMAYIN

1.Endişe” bize pandemide yaşamda kalmamız için gerekli olan “ruhsal yakıt”ı sağlar. Eğer ölçüsü abartılmazsa, bizi önlem almamız konusunda “motive eder”. Ancak her şey de olduğu gibi burada da doz meselesi önemlidir. Endişe ve kaygının tamamen yok edilmesini değil, kontrollü kalmasını hedefleyelim.

2. Sadece yetkili ve güvenilir kaynaklar tarafından önerilen önlemleri eksiksiz uygulayalım. “Çakma uzmanların” önerilerinden de bilgi kirliliğinden de uzak duralım.

3. Günlük rutinimizi bozmamaya çalışalım. Evde kalan, evden çalışan, öğrenimine evinden devam eden bireylerin ve genelde herkesin pandemi sürecinde “günlük bir rutin oluşturarak” ona bağlı kalması ruh sağlığına destektir. Bu nedenle uyku, beslenme, egzersiz ve çalışma süreçlerinde belirli bir rutin geliştirmekte ve onu kolay kolay değiştirmemekte fayda var. Aynı rutinleri çocuklarınıza da uygulamanız iyi olur.

4. Özellikle uyku rutinleri çok önemli bir ayrıntıdır. Zira iyi bir uyku ruh sağlığının ilacı, endişe ve kaygının törpüsüdür. Her gün aynı saatte yatıp kalkmaya özen gösterin. Geceleri uyumadan önce televizyon izleme sürenizi kısaltın. İhtiyacınız olmadıkça mavi ışık yayan tablet, bilgisayar ve akıllı telefonlardan uzak durun.

5. Arzu ettiklerimiz ve ihtiyaçlarımız arasında pozitif bir denge kuralım. Doğru bilgiye ulaşma telaşı ve abartısıyla internette harcayacağımız uzun saatlerin bedensel ve fiziksel olumsuzluklar yaratabileceğini unutmayalım.

İKİNCİ 5
KAYGINIZI EGZERSİZLE YATIŞTIRIN

1. Stres yükümüzü arttıran (şeker, un, yağ), bağışıklığımızı baskılayan (alkol, kafein), sindirimimizi zorlaştıran besinlerden uzak duralım. Düzenli, dengeli ve ölçülü beslenip kilo almayalım.

2. Sosyal medyayı takipte dikkatli davranalım. Dijital kirlenmeden uzak duralım. Bilgi kirliliği ve kaygılarımızı daha da derinleştiren felaket senaryolarının, en çok da sosyal medyada tur attığını aklımızdan çıkarmayalım. Bilelim ki kirli bilgi en az koronavirüs kadar tehlikeli, bulaşıcı ve zararlıdır. Sadece sağlık otoriteleri tarafından verilen bilgilere ve önerilen tavsiyelere uyalım. Ulaştığımız her bilgiyi teyit edelim. Az ve öz bilgi ile yetinelim.

3. Sosyal mesafe kuralına mutlaka uyalım ama sosyal çevremizle bağlarımızı sürdürmeyi de ihmal etmeyelim. Ailemiz, arkadaşlarımız ve sevdiklerimizden uzaklaşmamak için mesajlaşma, telefonla konuşma, görüntülü arama, e-posta ile haberleşme ve benzeri alternatiflerden istifade etmeyi düşünelim. “Sosyal destek” özellikle bugünlerde çok önemli bir ayrıntıdır. Sadece çekirdek ailenizle değil, akrabalarınız, dostlarınız ve komşularınızla da “uzaktan sosyalleşme” fırsatları yaratmalısınız.

4. Fiziksel olarak da aktif kalalım. Egzersiz alışkanlıklarımızı sürdürelim. Gevşeme tekniklerinden (yoga, meditasyon, nefes etkinlikleri) istifade etmeyi de düşünelim. Bu süreçlerde internetteki egzersiz videolarından da yararlanabiliriz.

5. Tabii ki şu ayrıntılar da çok önemli:

* Virüs bulaşan kişilere asla ayrımcılık yapmayınız.

* İhtiyacı olanlara yardımcı olunuz.

* Sağlık çalışanlarına saygı ve minnettarlığınızı devam ettiriniz.

BANA GÖRE
DENİZİMİZ AYNI AMA GEMİLERİMİZ FARKLI

SON bir haftanın küresel salgın verilerine bakılırsa pandeminin küresel bir salgın olmaktan çıkıp küresel bir afete dönüşme sürecine girdiğini bile düşünebiliriz. Özellikle Avrupa ülkelerindeki vaka sayıları hepimizi korkutuyor. Sürecin algısı, “afet düzeyi”ne çıkınca da doğal olarak “kaygı dozu” ağırlaşıyor. Neticede de ne kadar dikkatli olursak olalım verdiğimiz psikolojik tepkiler, yoldan çıkıp kontrolsüz süreçlere (hastalıklar) dönüşebiliyor. İşte tam da bu noktada bana göre önemli hem de çok önemli bir ayrıntı var. O ayrıntı şu...

Pandemiye ‘psikolojik zırhta’ ilk 10


ÖNEMLİ SORU
GEMİLERİMİZ NEDEN FARKLI

SAMİMİYETLE belirtelim: Ne afetten etkilenme dozumuz, ne de ona verdiğimiz tepkilerimiz aynı değil. Özellikle yaşamsal risk grupları (kronik ruhsal ve fiziksel hastalığı olanlar, ileri yaşlılar ve düşkünler, çocuklar, sağlık çalışanları) ve gelir düzeyi düşük kesimler (yoksullar) pandeminin etkilerini daha derinden hissettiler, hissediyorlar, hissedecekler. Kısacası “salgının neticelerine birlikte katlanıyor gibi görünsek de” ne yazık ki ne ülkeler, ne de o ülkelerde yaşayanlar aynı değil farklı neticelere katlanmak zorundalar. Kısacası pandemi yolculuğunu “AYNI DENİZDE AMA FARKLI GEMİLERDE” sürdürdüğümüz kesindir. Sürecin ve neticelerinin bir de bu gözle değerlendirilmesinin vakti ise çoktan gelmiştir.


İYİ HABER
AŞILAR UFUKTA GÖRÜNDÜ

İKI aşı çalışmasında sona yaklaşıldı. AstraZeneca ve Oxford Üniversitesi ile Pfizer ile Alman BioNTech ipi göğüslemek üzereler. Son haber Almanya’da yaşayan bilim insanımız Prof. Dr. Uğur Şahin’in başında bulunduğu BioNTech firmasından geldi. BioNTech koronavirüse karşı geliştirdiği aşının son aşamada olduğunu açıkladı. Toplam 37 bin kişide denenen aşının tüm klinik denemelerden başarıyla geçtiği, neticede de mükemmele yakın sonuçlar verdiği “Avrupa İlaç Ajansı (EMA)” tarafından da onaylandı. EMA tarafından yapılan açıklamada BioNTech tarafından ajansa aktarılan tüm verilerin olumlu neticelendirildiği doğrulandı. Anlaşılan o ki İskenderun kökenli bir Türk işçisinin oğlu olarak Almanya’da dünyaya gelen bilim insanı Prof. Dr. Uğur Şahin’in yönettiği BioNTech firması ve geliştirdiği aşı, başarı oranı, güvenilirliği ve koruyucu özelliklerinin yüksekliği nedeniyle koronavirüse karşı geliştirilen “ilk ve en mükemmel aşı”lardan biri olarak tarihe geçecek. Uğur Hoca’nın şu demeci de çok önemli: “Seri üretime geçtik. İznin çıkması durumunda derhal dağıtıma geçebileceğiz. Özetle pandemiyi sona erdirmemize çok az bir süre kaldı.”

Haftaya böyle bir haber ile başlamak ne güzel...

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Tsunami kapıda mı

COVID-19 pandemisinde geldiğimiz son nokta çok can sıkıcı.

Uzmanların çoğu eğer “şehirlerarası ulaşımı minimuma indirmek, mesai saatlerindeki kaydırmayı tüm ülkeye yaymak, kapalı ortamlarda belirli sayıdan fazla insanın bir arada bulunmasını sınırlamak ve hatta kısa süreli kapanmalar uygulamasına geçmek” gibi önlemler bir an önce devreye sokulmazsa son günlerde rakamlarda izlediğimiz korkutucu ve ciddi yükselişin “ani bir tsunamiye” dönüşebileceğini söylüyorlar. Üzülerek belirteyim, “iflah olmaz iyimser” olarak bilinsem de ben de muhtemel bir tsunaminin patlamak üzere olduğu düşüncesindeyim. NEDENİ ŞU: Son bir ayda ağır hasta sayısında yüzde 50’lileri, ölüm oranlarında yüzde 55’leri bulan bir artış var. Ve bu artış muhtemel bir tsunaminin işareti gibi görünüyor. Kısacası, içinde bulunduğumuz şu günler çok önemli ve dikkat kesilmemiz gereken zor günlerdir. Konsantrasyonumuzu yitirmemeli, tedbirleri asla gevşetmemeli, süreci bir çeşit toplumsal işbirliği içinde yönetebilmeliyiz.




KÖTÜ HABER
COVID-19 AKIL SAĞLIĞINI DA BOZABİLİYOR

Yazının Devamını Oku

Bana biraz müsaade

Etrafımızdaki korona çemberi daraldıkça hekim olarak bize düşen görevler de doğal olarak arttı.

Neticede daha fazla mesleki faaliyet için yazılara biraz ara verip okurlardan kısa bir mola isteme zamanı geldi. Çok değil, sadece 4 günlük bir mola istiyorum. Pazartesi bu köşede yine hep birlikte başta korona olmak üzere sağlık gündemini değerlendireceğiz. Saygı ve sevgiyle...

Yazının Devamını Oku

Acaba ben de mi COVID-19 oldum

Vaka sayılarının artması ve etrafımızdaki COVID-19 halkasının giderek daralması, çoğumuzda “takıntı benzeri” gelişmelere yol açtı.

Herhangi bir yerinde en ufak bir ağrı hisseden, hafif de olsa yorgunluk ve halsizlikten yakınan, ateş, terleme ve benzeri şikâyetleri olan herkesin aklına hemen ve anında “Acaba COVID-19 hastası mı oldum?” sorusu geliveriyor. Haksızlar mı? Hayır! Görünen o ki günün birinde bu tatsız hastalığa herkesin yakalanması mümkün. Peki, hangi verilerin varlığında biz COVID-19’dan daha çok kuşkulanmalıyız? Ve ne zaman “acil durum” ilan edip COVID-19 testi yaptırmalıyız? Merak ettiğinizi çok iyi biliyorum, gecikmeden buyurun...




İYİ BİLGİ
COVID-19 İLE 7 SEMPTOM GRUBU

Yazının Devamını Oku

Maske ‘su’ mesafe ‘ekmek’tir

Rakamlar korkutucu.

Rakamlar can sıkıcı. Her ne kadar rahmetli Cumhurbaşkanımız Süleyman Demirel’den “Doktor, ferdaya güzel bak!” talimatı almış olsam da maalesef önümüzdeki günlerin güzel olabileceğini düşünmüyorum. Bizi ağır hem de çok ağır bir kış bekliyor. Zira sadece İstanbul’dan değil hemen her ilden kötü haberler geliyor. Bu nedenle bir an önce derlenip toparlanmamız, aklımızı başımıza almamız ve önümüze konulan koruyucu tedbirleri kendi irademizle uygulamaya koymamız lazım. İstanbul Valisi Ali Yerlikaya’nın geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamalarda kullandığı bir cümle benim için çok önemli, siz de önemseyin derim. Sayın Vali’nin de belirttiği gibi önümüzdeki günler için maskeye “su”, mesafeye ise “ekmek” kadar önem vermemiz lazım.



BİR SORU
KAFAM NEDEN SEPET GİBİ

Yazının Devamını Oku

COVID-19’da ölüm oranları neden düştü

Sadece bizde değil, hemen her ülkede COVID-19’a bağlı ölüm oranlarında fark edilir bir düşme var.

Ama bilelim ki rakamlardaki bu azalma “virüsün ölümcül gücünün” azalması ile bağlantılı değil. YENİ KORONAVİRÜS BUGÜN DE HÂLÂ AYNI DERECEDE TEHLİKELİ VE ÖLÜMCÜL. Ölüm oranlarındaki düşmenin de virüsteki güç azalmasından, virüsün kolunun kanadının kırılmasından ziyade yeni gelişen bazı değişimlere bağlı olduğu kesin. O değişimlerin neler olduğuna gelince. ntv.com.tr’de Ayşegül Engür Dahil, bu konuda güzel bir yazı hazırlamış. Bugün size o yazıdaki çok değerli bulduğum bilgileri özetleyerek aktaracağım. Buyurun... 



İYİ BİLGİ
VAKA SAYILARI ARTIYOR, ÖLÜM ORANLARI DÜŞÜYOR! PEKİ NEDEN

Yazının Devamını Oku

Virüs aldatmaya devam ediyor

“Yeni koronavirüs”ün her geçen gün “yeni bir numarası” ortaya çıkıyor.

Geçtiğimiz günlerde bu köşede, enteresan virüsün hastalığı hafif geçirdiği bilinen çocuk ve gençlerde IQ seviyesini düşürebileceğinin anlaşıldığını yazmıştım. Çocuk ve gençlerde görülen bu şaşırtıcı IQ kaybının da bazen yüzde 10’ları bulabileceğinin altını çizmiştim. Şimdi de virüsün yeni ve şaşırtıcı bir başka hüneri(!) daha ortaya çıktı. O hüner de şu...




ÖNEMLİ

Yazının Devamını Oku

Babasının oğlu

Bugünlerde sık duyduğumuz ve çok sevdiğimiz bir cümle var: “TÜRKİYE VE AZERBAYCAN İKİ DEVLET BİR MİLLETTİR”

Bu cümlenin mimarları ise 9. Cumhurbaşkanımız rahmetli Süleyman Demirel ile Azerbaycan’ın rahmetli cumhurbaşkanı Haydar Aliyev’dir. Bu iki değerli devlet adamının arasındaki yakın dostluğun en yakın tanıklarından biriyim. Bu dostluk hep vardı ama Haydar Aliyev’in 1999’da geçirdiği o önemli rahatsızlıktan sonra daha da kökleşti. Bu satırların yazarı da bugünün Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev de o hastalık döneminde tanıştı, yakın bir dostluk oluşturma fırsatı buldu. Hastalık ve sonrasının hikâyesine gelince...



BİR ÇAĞRI
ACELE DOKTOR YETİŞTİRİN!

1999

Yazının Devamını Oku

Ben sordum bakan anlattı... A'dan Z'ye grip aşısı

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın Bursa ziyaretine katıldım, grip aşısıyla ilgili akıllardaki soruları kendisine ilettim. Üretiminden koruma gücüne, ilk aşamada kimlere yapılacağından bu yıl Türkiye’ye kaç doz aşı getirileceğine kadar tüm soruları sabırla yanıtladı...

Dün Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın Bursa’ya yaptığı inceleme seyahatine katılma fırsatı buldum. Bursa Valisi, belediye başkanı, il sağlık müdürü ve diğer ilgililerle yaptığı toplantıları dikkatle izledim. Önce beni çok rahatlatan şu gözlemimi sizinle de paylaşmak isterim: Son rakamlardan Sayın Bakan da bir hayli tedirgin. Özellikle toplantılar sonrasında yaptığımız baş başa görüşmede İstanbul’daki son rakamların onu ciddi ölçüde endişelendirdiğini fark ettim. İstanbul’daki krizle ilgili düşüncelerini yarın paylaşacağım. Görüşmemizde Sayın Bakan’la pek çok konuyu konuşma ve tartışma fırsatım oldu. Samimi olduğunu düşündüğüm yanıtlarını bugün ve yarın sizinle detaylı olarak paylaşacağım. Bugünün ana konusu olarak “grip aşısı konusundaki son gelişmeler”i seçtim. Ayrıca şu noktaların altını da kalınca çizmem lazım:




Fahrettin Koca hâlâ ilk günkü gibi samimi. İlk günkü kadar heveskâr. İlk günkü gibi gayret ve çalışkanlığını sürdüren bir tavır içerisinde. Ayrıca “eleştirilere açık” bir tutum sergilemeyi de ısrarla sürdürüyor. Grip aşısı ve konuyla ilgili son değerlendirmelere gelince...


Yazının Devamını Oku

İşler iyi gitmiyor

GEÇEN haftada da yazdım, daha doğrusu uyardım: Bu kış zor geçecek. Üzülerek belirteyim, Sağlık Bakanlığı’nın açıkladığı günlük vaka rakamları endişemi doğruluyor. Son bir haftada sadece İstanbul ve çevresinden değil, Türkiye genelinden gelen haberler de iç açıcı değil. Özellikle son 3-4 günün rakamları o korkulan “ikinci dalga”ya işaret etmese bile, bilelim ki can sıkıcı yeni ve büyük dalgaların habercisi gibi görünüyor. Kısacası önümüzde bizi bekleyen “karanlık bir kış” var. Peki ne yapmalı?

OSMAN HOCA UYARIYOR
TÜNELDE BİR IŞIK VAR AMA...

SADECE pandemi sürecini yönetenlerin değil, ortaya çıkabilecek olumsuzlukların neticesine katlanacak olan bizlerin de şapkalarımızı önümüze koyup ciddi ciddi düşünmemiz lazım. Bir süre önce varlığına işaret edilen “ışığın” bu karanlık tünelden çıkışımızın değil de hızla üstümüze gelen şiddetli ve büyük yeni dalgaların habercisi olması mümkündür. Aslında Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, sıkıntıyı aylar önce işaret etti. Daha yaz başında “Gemiyi kıyıya yaklaştırdık ama limana sağ salim ulaşabilmemiz için bazı fedakârlıklar yapmamız lazım. O fedakârlıkları yapmazsak eğer kıyıya çıkmamız uzayabilir!” şeklinde özetleyebileceğimiz bir açıklama da yaptı. Önerim şu: Gelin hiç olmazsa bu mühim dönemde hata yapmayalım. Gelin bu vurdumduymazlıktan, bu kayıtsızlık ve bıkkınlıktan vazgeçelim. Tedbirleri gevşetmek bir yana, daha da sıkılaştırmanın yollarını bulalım. Sürecin bundan sonrasını “toplumsal bir savaş” olarak algılayalım, planlayalım ve sürdürelim. Yoksa “Osman Hoca demedi!” demeyin, başımızın fena halde belaya gireceği günler yakındır.

İTİRAF EDELİM

GEÇ KALDIK!

GERİYE bakmayı pek sevmem. Zira “hayat hocam ve mentorum” 9. Cumhurbaşkanımız rahmetli Süleyman Demirel, bana şu öğüdünü adeta ezberletmiştir: “Arkana bakarak önünü göremezsin.” Kesinlikle inandığım ve uyguladığım iyi hayat yaklaşımlarından biridir bu. Ama iyi bilirim ki zaman zaman da geleceği planlarken şöyle bir arkaya dönüp bakmak ve geçmişteki hataları belirleyip, ders alıp o hataları tekrarlamamak da önemlidir. Pandemi sürecinde de bazı hatalar yaptık. İlk hatalarımızdan biri ise daha en baştan maske meselesinin önemini kavrayamamamız oldu. Ben dahil pek çok uzman -aramızda istisnalar olsa da- hijyen ve sosyal mesafe meselesini vurgularken, “Maskesiz olmaz arkadaş” demekte bir hayli geç kaldık. İtiraf edelim ve kabullenelim: Bu geç kalma yanlışını sadece biz değil, yetkililer de yaptı. Ayrıca bu büyük yanlışa sadece biz düşmedik. Hemen her ülke aynı yanlışı yaptı. Ve ne yazık ki bu mühim yanlış herkese pahalıya patladı. Kanaatim o ki pandeminin bu kadar uzaması ve ağırlaşmasında maske takmada geç kalma yanlışımız da çok etkili oldu. Peki, şimdi ne yapmalıyız? “Zararın neresinden dönerseniz kâr sayılır” deyimine sadık kalmalı, maskelerimize sıkı sıkı sarılmalı, “Maskesiz olmaz arkadaş!” cümlesini her gün en az on defa tekrarlamalıyız.

Yazının Devamını Oku

COVID-19 beyin sisi yapar mı

Son birkaç ayda üst üste yayımlanan vaka raporlarına bakılırsa “Yapabilir” diyebiliriz.

Son zamanların popüler nörolojik sorunu “beyin sisi”, COVID-19 enfeksiyonunu geçirenlerde de görülebiliyor. COVID-19’u aylar öncesinde geçirmesine rağmen hâlâ kendini sanki bir “demans/bunama hastası” gibi hisseden, “yorgun, isteksiz, keyifsiz, düşüncelerini toparlamakta güçlük çekip öfke kontrolünde zorlanan, neticede de hızlı ve ölçüsüz tepkiler verebilen, odaklanma ve konsantre olmada zorlanan” pek çok insan var. Konu o kadar güncel hale geldi ki ardı ardına birçok önemli gazetede (The New York Times, The Guardian, The Independent) haber konusu oldu. Peki sorunun detaylarında neler var? Merak ediyorsanız buyurun...




İYİ BİLGİ
SORUN: POST VİRAL SENDROM 

BAZI virüs enfeksiyonları iyileştikten sonra bile bedensel ve ruhsal sorunlar oluşturabilirler. Sıradan bir soğuk algınlığı, grip ya da ağır geçirilmiş bir başka viral enfeksiyonu takiben gelişen yorgunluk, en sık görülen belirtidir. Yorgunluğa çoğu zaman kafa karışıklığı, baş ağrıları, yüksek volümlü seslere tahammülsüzlük, konsantre olma ve odaklanmada zorlanma, unutkanlık, eklemlerde ve kaslarda sertliğin eşlik ettiği ağrılar ve benzeri şikâyetler de eşlik edebilir. Hastaların çoğu kendilerini üzgün, yorgun hatta bazen de depresif hissettiklerinden bahsedebilir. Bu tür sorunlarla en çok da o viral enfeksiyonu ağır geçiren orta ve ileri yaşlı kişilerde rastlanır. Post-viral sendroma bağışıklık sistemi zayıf olanların daha sık yakalandığı da iyi bilinir. Post-viral sendromun en çok hedeflediği sistemin ise “sinir sistemi” olduğu kesindir. Sisli beyin de post-viral sendromun parçası olabilir. Peki neden?

Yazının Devamını Oku

Yağmurda ıslanan maske işe yaramıyor

Malum, sonbaharla birlikte yağmurlu günler başladı.

Yağmurlu havaların pandemi açısından da bir önemi var. O da şu: Koruyucu maskelerin etkisi yağmurda ıslandıkları takdirde ciddi ölçüde azalabiliyor. Zira çok iyi biliniyor ki nemli ve ıslak maskelerin koronavirüsü filtre etme yetenekleri minimuma iniyor. Bu da koruyucu özelliklerini ortadan kaldırabiliyor. İşte bu nedenle yağmur nedeniyle ıslanan maskelerin süratle değiştirilmesinde fayda var. Aklınızda olsun, nemlenen maskeler bile gücünü kaybedebiliyor.



HATIRLATMA
COVID-19 UZAYABİLİYOR 

BİLİNDİĞİ

Yazının Devamını Oku

Hem grip hem korona olur muyuz

Kış yaklaşınca pandemi gündemine bir de grip gündemi eklendi.

Şimdi merak edilen iki mühim soru var. Birincisi grip aşısı yaptırıp yaptırmayacağımız, ikincisi de COVID-19 ve gribe aynı anda yakalanıp yakalanmayacağımız. Birinci sorunun yanıtını daha önce de verdim ama tekrarda yarar var: Özellikle risk grubunda olanların; hamilelerin, yaşlı ve düşkünlerin, kronik hastalığı, organ yetmezliği sorunu yaşayanların ve çocukların öncelikle muhtemel bir grip enfeksiyonuna karşı aşılanmaları gerekiyor. Grip aşısının koruyucu özelliği çok yüksek olmasa da riskli kişiler için ciddi bir antikor savunma hattı oluşturabileceği konusunda benim de hiçbir kuşkum yok. İkinci sorunun cevabına gelince... O sorunun yanıtını bir sonraki bölümde bulacaksınız.


BANA GÖRE
HEM GRİP HEM KORONA OLMA İHTİMALİ ÇOK DÜŞÜK

ÖNCELİKLE şunu bilelim: COVID-19’dan korunmak için kullanacağımız “maske-mesafe-temizlik/hijyen” 3’lüsü bize zaten grip için de ciddi bir savunma gücü sağlayacak. Muhtemelen bu sayede de aynı zamanda gribe yakalanma ihtimalimiz, bu sonbahar ve kış geçen yıla oranla daha düşük olacak. Diğer taraftan aynı anda 2 ayrı viral enfeksiyonun birlikte geçirme ihtimaliniz de oldukça düşük. Zira herhangi bir virüs enfeksiyonuna karşı alarm haline geçen bağışıklık sistemimiz bedenimize ikinci bir virüsün yerleşme ihtimalini minimuma indiriyor. Kısacası, ilk virüs enfeksiyonu sırasında alarma geçen bağışıklık sistemimiz, ikinci bir virüs enfeksiyonuna kolay kolay izin vermiyor.

Yazının Devamını Oku

Yürüyelim mi koşalım mı

Daha önce de yazdım ama tekrarda fayda var:

Ben, “insanların yürüyerek, ceylanların koşarak, balıkların da yüzerek egzersiz yapmalarının daha faydalı olacağına” inananlardanım. Farklı fikirde olanlara da saygı duyarım. Koşmayı değil yürümeyi tercih etmemin sebebi şu: Uzun süreli koşmanın böbrek üstü bezlerimizi aktive ederek stres hormonu kortizolün salgılanmasını arttırabileceği biliniyor. Örneğin, maraton koşucularında ciddi kortizol patlamalarının yaşandığı net ve açık olarak gösterildi. Koşunun bedene verebileceği hasar sadece kortizol yükünü arttırmakla da kalmıyor. Uzun süreli koşular, bedeni paslandıran, bizi daha erken yaşlandıran serbest radikallerin üretimini de arttırabiliyor. Aklınızda olsun, koşmayan birinin de günlük serbest radikal üretim miktarı 1 kilodan fazla. Eğer illaki koşmak istiyorsanız uzun süreli koşmalar yerine kaslarınızı zorlayabilen yüksek yoğunluklu, kısa süreli koşuları deneyin. Bu tür egzersizler hakkında bilgi edinmek istiyorsanız da “yüksek yoğunluklu interval egzersizler” konusunda daha çok bilgilenmeye gayret edin.




İYİ BİLGİ

Yazının Devamını Oku