GeriOsman MÜFTÜOĞLU Ne yemediğimiz daha önemli
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Ne yemediğimiz daha önemli

“Neleri yersem daha sağlıklı kalırım?” düşüncesi eksik bir yaklaşımdır. Söz konusu sağlık olduğunda nelerin yeneceği kadar, nelerin yenmemesi gerektiğini de bilmek gerekir.

Sağlıklı yaşam bilinci yaygınlaştıkça beslenmeye gösterdiğimiz dikkat de, özen de arttı. Daha güçlü, fit ve formda kalıp daha az hastalanmak isteyenler, “Nasıl daha doğru, daha iyi beslenirim?” telaşına düştü.
Bunun doğru bir yaklaşım olduğu da kesin.
Kesin ama burada da minik bir hatamız var ve biz o hatayı biraz da işimize geldiğinden (!) bilerek ve isteyerek ısrarla tekrarlayıp duruyoruz. O hata şu...
Nedense ilk önce “Neleri yersem daha sağlıklı kalırım?” diye düşünüyoruz.
Hemen belirteyim, bu yanlış, en azından eksik bir yaklaşımdır.
Söz konusu sağlığımıza dikkat ve destek olduğunda nelerin yeneceğini bilmek kadar, nelerin yenmemesi gerektiğini de bilmek, en azından “yenmemesi” gerekenleri sadece zaman zaman ve tadına bakmakla yetinerek yiyip içmek lazımdır.
Yani burada da işin sırrı dengede ve detaydadır!
İsterseniz örnekleyelim:
İstediğiniz kadar taze sebze, meyve tüketin, onların da en sağlıklılarını, kalitelilerini, en renklilerini, hatta doğallarını değil de organik olanlarını yiyin, için.
Eğer şekerle, unla ilişkinizi hâlâ ısrarla ve yoğun bir şekilde sürdürüyorsanız beklediğiniz sonucu asla alamazsınız.

‘Menakinon’u takdimimdir

Başlığın şaşırttığını, çoğunuza “Menakinon da neyin nesi?” dedirttiğini eminim. Açıklayayım: Menakinon, K vitaminlerinden biri. K2 vitamini olarak da biliniyor. En mühim marifetlerini ise kalp ve kemik sağlığı üzerinde gösteriyor. Yani bir tür “3K formülü” söz konusu: Kalp, Kemik ve K2 vitamini.
2000’li yıllardan beri yapılan farklı çalışmalarda düzenli K2 vitamini kazanımının damar sertliğinden, dolayısıyla koroner kalp hastalığından korunmaya yardımcı olduğu net ve açık olarak gösterildi.
Yine çok sayıda çalışma K2 vitamininin kemik kaybı ve kırılma riskini de azalttığını kesin olarak ortaya koydu.
Netice şudur: Beslenme planınıza daha fazla K2 zengini besin eklemeye çalışın. Mesela daha fazla salata yiyin (yeşillik), tavuk etinin koyu renkli bölümlerini ve tavuk ciğerini tercih edin, peynire ve yumurtaya yüklenin.
Bir hatırlatmam daha var: Kemik kaybını önlemek amacıyla aldığınız kalsiyum desteklerinin ek olarak D vitamini, magnezyum yanında K2 vitamini de içerip içermediğini kontrol edin.

Açıl susam açıl

Susam bizim değerini pek bilmediğimiz doğal zenginliklerimizden biri. “Susamlı simit” ve “susamlı ramazan pidesi” gibi güzel alışkanlıklarımız olsa da ben yeteri kadar susam tüketmediğimiz düşüncesindeyim.
Ayrıca simitteki susamlar ateşte yanıp kavruldukları için içindeki şifalı maddelerden yeterince istifade edebildiğimizi söylemek zor.
Bol susam ve pekmezle yapılan kış tatlıları (mesela samsıra) nedense unutuldu.
Detaylara gelince... Susam içindeki sesamolin isimli
lignanlar (bir çeşit bitkisel östrojen) nedeniyle de, demir, magnezyum, kalsiyum, çinko, selenyum zenginliği sebebiyle de, vitaminlerinin bolluğu neticesiyle de yemeklerimize daha çok ilave etmemiz gereken bir besin.
Çok yağlı olduğu için kalorisinin yüksek olduğu doğrudur ama içindeki yağların sağlıklı olduğu, önemli miktarda omega-3’lerden oluştuğu da unutulmamalıdır.

Metabolizmayı hızlandıran bir takviyeniz var mı?

Cevabım tek kelimeden ibaret: Yok! Her ne kadar kafeinin, yeşil çay özlerinin, kreatin haplarının, karnitin kapsül ve şuruplarının metabolizmayı hızlandırdığı söylense de bütün bu gürültünün arkasında bilimsel çalışma bulamazsınız.
Kafeinin bir miktar etkisi olsa bile, etkili olabileceği dozlarda kullanıldığında tansiyon yükselmesinden uykusuzluğa kadar pek çok zararı olabiliyor. Kısacası yattığınız yerden yuttuğunuz hiçbir şey metabolizmanızı hızlandırmıyor.

Bu salata başka salata

CoQ10 tıpkı omega-3, D ve B12 vitaminleri gibi benim güvenli besin desteği önerilerimden biridir. Sıralamam da genelde şöyledir:
1- D vitamini, 2- B12 vitamini, 3- Omega-3 yağ asitleri, 4- CoQ10.
Son üç yıldır bu ekibe beşinci bir doğal destek daha ekledim: Probiyotik bakteriler. Her sabah kahvaltıdan önce bu probiyotik desteği alırım. Kahvaltıdan sonra da bir adet havyar yağı omega-3’ü, 1000 ünite D vitamini kapsülü yutarım. İki ay ara ile de B12 iğnesi yaptırırım.
Ayrıca bunları yiyecek içeceklerle de bedenime kazandırmayı ihmal etmemeye çalışırım.
Gelelim bizim “sağlık salatası”na... Bu salata adeta bir “CoQ10 bombası” olduğu için favorimdir.
Salatanın esasını taze, iri ıspanak parçaları oluşturur. İçinde mutlaka kültür mantarı, haşlanmış yer fıstığı, fasulye grubundan da haşlanmış mercimek bulunur. İsterseniz salatanıza haşlanmış yumurta ekleyerek CoQ10 içeriğini daha da zenginleştirebilirsiniz. Bu salatanın ıspanaktaki zengin lutein içeriği sayesinde gözlerinize de iyi geleceğini hatırlatayım. Afiyet olsun!

Uyku zayıflatır mı şişmanlatır mı?

Elimizde güvenilir bir araştırma yok ve uzmanların görüşleri de birbirinden çok farklı.
Uykusuzluğun iştahı artırdığı, yeme atakları yaşattığı, tatlı düşkünlüğü, karbonhidrat, un, nişasta bağımlısı yaptığı ise kesin. Diğer taraftan çok uyumak da oluşturduğu hareketsiz yaşam tarzı nedeniyle kilo alma bakımından küçük de olsa bir risk oluşturuyor.
Muhtemelen doğrusu şu olmalı: Düzenli uyku sağlığın olduğu gibi sağlıklı bir kilo aralığının da vazgeçilmez garantilerinden biri olmalıdır.

Prostata destek bir beslenme planı

◊ Daha çok domates yiyin, domates suyu, çorbası için, domates ürünü (salça) tüketin. Domatesin kabuğundaki LİKOPEN sihirli bir prostat kanseri önleyicisi.
◊ D vitamini seviyenizi yüksek tutun. D vitamini zengini gıdaları tercih edin (ama bu arada sık sık güneşlenmeyi de ihmal etmeyin).
◊ Omega-3 zengini besinlerden istifade edin, mesela balık!
◊ Kızarmış gıdaları azaltın, aile öykünüzde “prostat kanseri” sıklığı varsa elinizi bile sürmeyin. Yağda kızarmış sebzelerden, yanmış etlerden uzak durun.
◊ Sarı-turuncu sebzelere yüklenin. Mesela daha sık ve bol havuç, balkabağı tüketin.
◊ Kırmızı et ile samimiyetinizi azaltın.

X

Doğru yolda mısınız

“YAŞAM TARZI TIBBI” yeni ve son derece önemli bir sağlık yaklaşımıdır.

Zira hepimizin ortak dileği olan “uzun ve sağlıklı bir yaşam”, kişisel tercihlerimiz ve yaşam tarzı seçimlerimizle doğrudan bağlantılıdır. Tercihlerimiz ve “yaşam tarzımız” ile “sağlığımız ve hayat kalitemiz” arasındaki ilişkiyi araştıran pek çok çalışma var. Bu çalışmalardan birinde “Sağlıklı beslenme, haftada en az 3.5 saat fiziksel aktivite yapma, hiç sigara içmeme ve vücut kitle indeksini 30 kg/m2 altında tutma” şeklinde özetlenebilecek dörtlü bir stratejinin sağlığımıza olan etkileri incelenmiş ve söz konusu bu dört faktörün tamamını devreye sokabilen kişilerde “diyabet/şeker hastalığı riskinin yüzde 93, miyokart enfarktüsü/kalp krizi riskinin yüzde 81, inme/beyin felci riskinin yüzde 50, kanser riskinin ise yüzde 36” azaldığı belirlenmiştir. Yine aynı çalışmada bu dörtlü takımın sadece birinin bile devreye sokulması halinde “kronik hastalıklara yakalanma ihtimali”nin de ciddi oranda azaltılabileceği net ve açık olarak gösterilmiştir. İsterseniz gelin şimdi yeni bir sağlık yaklaşımı olan “yaşam tarzı tıbbı/life style medicine” meselesinin temel belirleyicilerinden biri olan “FİZİKSEL AKTİVİTE” konusuna biraz daha geniş, biraz daha yakından ve biraz daha dikkatli bir gözle bakalım.



UNUTMAYIN 1
NEREDE HAREKET, ORADA BEREKET

Yazının Devamını Oku

Salgın ne zaman bitecek

“Yolun sonu görünüyor” en sevdiğim ve beğendiğim türkülerden biridir.

Özellikle MUSA EROĞLU ve NEŞET ERTAŞ’ın yorumlarına bayılırım. Ama başlıktaki soruyu, bugün o türkünün içeriğinden çok daha farklı bir nedenle gündeme getirmek istiyorum. Çünkü hepimizin aklında ve dilinde öncelikle ve daima hep aynı soru var: BU SALGIN NE ZAMAN BİTECEK? O sorunun cevabıysa -bana göre- az çok ortaya çıkmaya başladı. Tabii bu bir kanaat. Ama gerçekleşme ihtimali oldukça yüksek bir kanaat olduğu da gözden kaçırılmamalı. Peki, nedir o kanaat?

ÖNEMLİ SORU
YOLUN SONU GÖRÜNÜYOR

BİRAZ erken ve riskli olsa da kişisel fikrimi şimdiden açıklayayım: Bir ay önce de söylediğim gibi Omikron varyantı bizim için “salgını sonlandırmada etkili olabilecek muhtemel bir (2022) yeni yıl hediyesi” olabilir. Muhakkak ki olağanüstü bir hızla bulaşan, yayılan ama etkisi ve hastalık süresi önceki varyantlardan daha kısa ve zayıf olan bu son mutasyon, tabii ki COVID-19’u tarihe gömmeyecektir. Ama onu en azından “EVCİLLEŞMİŞ BİR VİRÜS” haline getirme potansiyeli yüksektir. Bu da pandeminin endemiye dönüşmesi, COVID-19 meselesinin endemik bir kış enfeksiyonu haline gelmesi demektir. Bu düşüncenin tam tersini savunanlar da var. Bazı önemli uzmanlar, bu kadar çok vakadan çıkabilecek yeni bir varyantla başımızın daha çok belaya girebileceğini de ileri sürüyorlar. Haklı olabilirler. Saygı duyarım. Ama benim kişisel görüşüm, virüsün giderek evcilleşeceği ve pandeminin yakın bir gelecekte endemiye dönüşeceği yönündedir. Yeter ki aşılarımızı ihmal etmeyelim, koruyucu tedbiri de ısrarla sürdürelim.

5 TAVSİYE

Yazının Devamını Oku

Mükemmel bir sağlık için 10 tavsiye

Sağlık yaklaşımım son derece net ve açıktır: “Bilimsel esaslara dayanan modern tıbbın, sağlığımızı yöneten, koruyup geliştiren, gerekli olduğunda da hastalıklarımızı tedavi eden yöntemlerine yürekten ve vazgeçilmez bir şekilde inanır, onları uygularım.” Bununla birlikte “geleneksel ve tamamlayıcı tıp” yöntemlerinden de istifade etmeyi asla ihmal etmem. Diğer taraftan, bizim kültürel olarak da zaten bu iki yaklaşımı birleştirmeye çok yakın bir sosyal/geleneksel yapılanmamız olduğuna inanırım. Netice olarak da “bütüncül sağlık yaklaşımı” başlığıyla özetleyebileceğimiz yeni bir sağlık yaklaşımının savunucusuyum.

Kanaatime göre, bu yaklaşım ruhu sık sık ıskalama yanlışına düşen modern tıbbın pek çok kusurunu örtmekte ve hepimizin hem bedensel, hem de duygusal ihtiyaçlarını daha kolay ve etkili bir biçimde dikkate alarak bizi hastalıklara karşı güçlendirmektedir. Diğer taraftan size bu yaklaşımın son 20 yılda muazzam bir gelişme gösterdiğini de müjdeleyebilirim. Ve bu yeni yaklaşımın esas olarak “tedaviden çok korumaya, bedeni ve ruhu bir arada tutmaya, sorunların sonuçlarından ziyade sebepleriyle uğraşmaya” odaklandığının da altını yeniden ve ısrarla çizmek isterim. Bu yeni yaklaşım “dumanla değil, ateşle yani sorunla değil, sebeple” ilgilidir. Özetle adına basitçe “bütünleyici/intergratif sağlık yaklaşımı” diyeceğimiz bu yeni yaklaşım önümüzdeki günlerin ve dönemin -bana göre- temel sağlık yaklaşımı olacaktır. İsterseniz gelin, şimdi elimdeki mevcut notlardan faydalanarak bu yaklaşımın köşe taşlarını yeniden gözden geçirelim.

REÇETE 1
HUZURA ODAKLANIN
BİLELİM ki güzel yaşayan, güzel yaşlanır. Huzurlu, mutlu ve keyifli bir hayata odaklanan, daha az hastalanır. Huzurun da her şeyden önce “sıkıntılara takılıp kalmamak, ‘Bu da geçer yahu’ diyebilmek, şükretmeyi bilmek, olanla yetinmek, bardağın önce dolu kısmını görebilmek, olumlu düşünmek, hoş görmek, affetmek, kendiniz olabilmek, ruhu her dem taze tutup eskitmemek ve daha azla yetinebilmeyi yürekten kabullenmekle” ilgili bir süreç olduğunu unutmamak gerekir.

REÇETE 2

Yazının Devamını Oku

Salgın bizi uykusuz bıraktı

Uykusuzluk sorunu zannettiğimizden çok daha önemli bir meseledir.

Ne var ki yeterli ve kaliteli bir gece uykusu ile mükemmel bir sağlık arasındaki bu mühim ilişkinin çoğumuz farkında bile değiliz. Üstelik aramızda uykuda geçirdiği zamanın “boşa harcanan bir ömür dilimi” olduğunu düşünenler bile var(!) Oysa tıpkı yiyip içmek, tıpkı nefes alıp vermek, tıpkı eğlenmek, gezmek, dostlarla keyifli zamanlar geçirmek ve tıpkı her gün düzenli egzersiz yapmak kadar yaşamsal ve vazgeçilmez bir ihtiyaçtır uykumuz. Ne var ki salgınla birlikte çoğumuz “UYKU FAKİRİ” olduk. Oysa bilimsel çalışmalar bize net ve açık olarak gösteriyor ki mükemmel bir sağlık için “uyku şart!

İsterseniz gelin bu mühim meseleye biraz daha mercek tutalım ve bugün sayfamızı sizden gelen “UYKU SORULARI”na ayıralım.




UYKU SORUSU 1

Yazının Devamını Oku

Omikron tsunamisi durdurulabilir mi

“Demiştim, oldu!” cümlesinden oldum olası hoşlanmam.

Ne var ki yeni varyant Omikron, bir önceki yazımızda belirttiğimiz tahmini boşa çıkartmadı! Günlük vaka sayıları daha şimdiden 200 binli rakamları geçebileceğinin işaretlerini vermeye başladı. Peki, sürpriz mi? Kesinlikle değil! Salgın matematiğini bilen uzmanların tümü için bu zaten beklenen bir gelişmeydi. Ayrıca OMİKRON TSUNAMİSİ sadece bizi etkilemiyor. Amerika, İngiltere, Fransa, İtalya gibi altyapısı güçlü, aşılama oranları oldukça yüksek ülkelerde de benzer tsunamiler yaşanıyor. Peki, ne yapmalı? Yapılacak işler aslında belli ama hatırlamakta/hatırlatmakta fayda var.

1- HATIRLATMA AŞILAMALARI hızlandırılmalı.

2-  MASKE, MESAFE, TEMİZLİK üçlüsüne uyum meselesi yeniden, hızla ve ciddiyetle gündeme alınmalı.

3-  TOPLUMSAL HAREKETLİLİĞİN YÜKSEK olduğu yerlerden, öncelikle de KALABALIK VE KAPALI ORTAMLARDAN uzak durma konusunda uyanık ve dikkatli olunmalı.

Peki, başka neler yapılabilir? Yapılabilecek çok önemli bir ayrıntı daha var, o ayrıntıyı alttaki kutuda özetlemeye çalıştım.


Yazının Devamını Oku

Omikron krizi büyüyor

Günlük vaka sayıları 50 bini aştı. Üzülerek belirteyim: Böyle giderse 100 hatta 150 binleri görmemiz bile sürpriz olmayacak. Bu nedenle sağlık gündemimizin bir numaralı maddesi yine pandemi ve yine yeni varyant “Omikron”dur.

En çok konuşulan konuysa Omikron’un muazzam bulaşma yeteneğidir. Durum şu: Bir önceki varyant Delta için, “Delta varyantıyla hastalanmış bir COVID-19 hastasının yanından geçmeniz bile virüsün size bulaşması için yeterli olabilir!” uyarısı yapan uzmanlar, yeni varyant Omikron için çok daha sert uyarılarda bulunarak, “Omikron bulaşlı bir hastanın değil yanından, sokağından geçmeniz bile virüsün size bulaşmasını mümkün kılabilir” diyorlar. Kısacası durum zannettiğimizden çok daha ciddi ama isterseniz gelin, biz konuya “Omikron’dan olumlu haberler” başlığıyla girelim, Omikron hakkında bilim insanları neleri konuşuyor, neleri araştırıyor onlara bir kulak kabartalım.

OMİKRON’A KARŞI KARANTİNA SÜRELERİ KISALTILSIN MI

SALGININ başlangıcında neredeyse 2 haftayı bulan karantina süreleri, önce 12 sonra da 8-10 güne kadar indirilmişti. Bazı ülkeler yeni varyant Omikron için karantina sürelerini daha da kısalttılar, neredeyse 5 güne kadar indirdiler. Bunun nedenlerinden biri, ABD’de yapılan yeni bir araştırma. O araştırmada koronavirüse karşı aşılarını yaptırmış kişilerin mikroptan korunmaları için 5.5 güne, aşısız olan kişilerin ise 7.5 güne ihtiyaç duydukları belirlendi. Bu ve benzeri bulgulardan yola çıkan pek çok ülke (mesela Amerika, Yunanistan, İngiltere) karantina sürelerini kısaltma yoluna gitti.

OMİKRON’UN BAĞIŞIKLIK KAZANDIRMA GÜCÜ DELTA’DAN DAHA MI FAZLA

OMİKRON varyantı hakkında bilinen iki net özellik var. Bir, bu varyant öncekilere oranla çok daha hızlı bulaşma yeteneğine sahip. İki, henüz netleşmiş olmasa da Omikron’la enfekte olan kişiler hastalığı daha hafif belirtilerle ve daha kısa sürede atlatma şansı bulabiliyor. Güney Afrika’da yapılan yeni bir çalışma ise Omikron’un bağışıklık kazandırma gücü bakımından da Delta’ya göre daha avantajlı olduğunu düşündürüyor. O araştırmada Omikron ile enfekte olan kişilerin Delta ve diğer varyantlara karşı da dirençli hale gelebileceklerini gösteren sevindirici bulgulara ulaşılmış.

OMİKRON, PANDEMİYİ ENDEMİYE ÇEVİREBİLECEK Mİ

İTALYA’da yapılan bir çalışmada (Bologna Üniversitesi Viral Hastalıklar Departmanı), Omikron varyantının mevcut pandemi durumundan muhtemel bir endemi aşamasına geçişi de kolaylaştırabileceğini gösteren yeni bulgular açıklandı. Bu çalışmada, “virüslerin genellikle yüksek bulaşma kapasitesine ulaşana kadar evrimleşerek yeni varyantlar geliştirdiklerini ama neticede belirli bir bulaşma kapasitesine ulaştıktan sonra oluşturdukları hastalığın ölümcüllüğünün de azaldığını gösteren” bulgulara ulaşıldı. Bu nedenle Omikron için baştan beri düşünülen “pandemiden endemik bir salgına geçiş aşamasının işareti olabilir” ihtimali hâlâ gündemdedir.

Yazının Devamını Oku

Yeni bir başlangıç için hazır mısınız

Her yeni yıl, unuttuğumuz doğruları hatırlamak, onlara hayatımızın yeniden vazgeçilmezleri yapmak ve tabii ki tekrarlayıp durduğumuz yanlışlardan kaçınmak için muazzam bir fırsattır.

Her sene yeni yılın ilk gününde bu köşenin okurlarına o yıl için bazı tavsiyelerde bulunur, bilgim ve aklımın yettiği ölçüde yol arkadaşlığı yapmaya çalışırım. Bu yıl geçtiğimiz senelerdeki uzun listeleri bir kenara bırakıp daha kısa bir liste hazırlamaya karar verdim. İtiraf edeyim, bu listedekilerin hepsini ben de yüzde 100 gerçekleştirme iddiasında değilim. Gelin beni dinleyin, siz de aynı duygularla başlayın, gereğinden fazla iddialı olmayın. Ve bir hatırlatmada daha bulunayım: Bu yıl çok sık konuşacağımız “psikopandemi” ve “psikoobezite” meseleleri nedeniyle listedeki bilgilere daha çok ihtiyacımız olacak. Hazırsanız buyurun...



KESİP SAKLAYIN
HARİKA BİR 2022 İÇİN 20 TAVSİYE

Yazının Devamını Oku

Omikron tehlike mi çare mi

Yeni varyant Omikron, hemen hemen her ülkeye ulaştı. Ulaştığı ülkelerde de vaka sayısı söz konusu olduğunda yeni rekorlara imza attı, atmaya da devam ediyor. Bize gelince... Bizde de durum farklı değil. 28 Aralık 2021 itibarıyla 12 Ekim’den bu yana en yüksek günlük vaka sayısı açıklandı. Sağlık Bakanı’mız Dr. Fahrettin Koca, yaptığı açıklamada, “32 bin 176 vakanın kayıtlara geçtiğini” belirtti.

Görünen o ki ocak ortalarında bizde ve dünya ölçeğinde bir “OMİKRON TSUNAMİSİ” ihtimali maalesef söz konusu. Bu ihtimale karşı direnmenin tek yolu ise öncelikle ve hiç beklemeden AŞILAMADAKİ HATIRLATMA DOZLARININ bir an önce yapılması. Peki, sadece hatırlatma dozları muhtemel bir tsunamiye direnmek için yeterli mi? Elbet de değil! O bildiğimiz ve salgının başından beri uyguladığımız o üçlü klasik önlem paketini (maske/mesafe/hijyen) yeniden gündeme getirmemiz, özellikle de MASKESİZ DOLAŞMAMA meselesini sık sık hatırlatmamız gerekiyor. Koruma amacıyla özellikle MASKE TAKMA meselesinin de tekrar tekrar gündeme getirilmesi gerekiyor.

Ayrıca şunu da belirtmek isterim yeni bir yıla girerken “KORKUDAN BESLENME”yi bir kenara bırakıp Omikron’un belki de koronadan kurtuluşun işareti olabileceğini düşündüren verileri de size hatırlatmamızda fayda var. Amerika’da yapılan bir laboratuvar çalışması, Omikron ile elde edilen bağışıklık gücünün bizi çok daha tehlikeli bir varyant olduğu kesinleşen Delta’dan koruyabileceğini de düşündürüyor. Kısacası “Gelecek kötü gelecek!” diye düşünmeyi bir kenara bırakıp tedbirli olmaya devam etmeliyiz.

AKLINIZDA OLSUN 1
2022’NİN SAĞLIK TRENDLERİNDE NELER VAR

İLK 5

1)Kişiye özel “

Yazının Devamını Oku

Huzurlu yaşama sanatı... 8 önemli tavsiye

Yeni yıla sayılı günler var. Ve biliyoruz ki hepimiz için yeni bir yıl, yeni umutlar, mutlu, huzurlu, sağlıklı ve daha iyi bir hayat arayışıdır.

Kişisel olarak “ruhsal yaşam”ımı yönetirken mentörüm saydığım ruh sağlığı uzmanı Prof. Dr. Toksöz B. Karasu Hocam, yaşadığımız bu karmaşık, bu hızlı ve kovalamacaya dayalı yeni hayatta mutluluk arayışını doğru bir çerçeveye alma gayreti içinde olan önemli bir bilim insanıdır. Dr. Karasu, mutluluğu yakalamanın ve huzurlu bir hayata kavuşmanın yollarını en güzel ve basit şekliyle “HUZURLU YAŞAMA SANATI” kitabında anlatır. İsterseniz gelin, tam da yeni bir yıl için yeni ruhsal çalışmalar yapma hazırlığı içindeyken o kitaptan bazı alıntılarla haftaya başlayalım.




VARAN 1
HEDEFİMİZ ‘ŞEY’İ ARAMAK OLMALI AMA...

Yazının Devamını Oku

Uçaklara Omikron ayarı

Yaklaşan yeni yıl, yurtiçi ve yurtdışı seyahatleri arttırdı. Özellikle havayolları ile seyahatler de yeniden sıkılaştı.

Ne var ki olağanüstü bulaşma hızı nedeniyle yeni varyant Omikron, özellikle uçak seyahatlerinde yeni tedbirler almamızı zorunlu kılıyor. Yaklaşık 300 civarında havayolu şirketini temsil eden “Uluslararası Hava Taşımacılığı Birliği”nden de (İATA) bu yönde bir uyarı geldi. Birliğin sağlık danışmanı David Powell yaptığı açıklamada, uçaklarda Omikron varyantıyla COVID-19 hastalığına yakalanma riskinin 2-3 kat daha yüksek olduğunu duyurdu. Bu duyuru bence yaklaşan yeni yıl nedeniyle uçak seyahati yapmak zorunda olacaklar için önemli bir uyarıdır. Seyahat edeceklerin daha dikkatli olmalarında ve bazı önlemlere hassasiyetle uymalarında yarar var. Peki, nedir o önlemler?




BİR UYARI
YANINIZDAKİYLE AYNI ANDA YEMEK YEMEYİN

Yazının Devamını Oku

Yeni tehdit: Can sıkıntısı

Önümüzdeki günlerin neler getireceğini, bizi hangi sürprizlerin beklediğini yeterince kestiremediğimiz “çok özel” bir zaman dilimindeyiz. Uzmanların deyimiyle “hayatta nelerin olup bittiğini fark edememek” halinin yarattığı bazı “endişeler” ve “sağlık bozan sorunlar” ile karşı karşıyayız.

Neticede de ciddi ölçüde kaygılı, fena ölçüde sıkışmış durumda ve müthiş bir “can sıkıntısı salgını” ile baş başayız. İşin kötüsü bu yeni ve farklı salgın neredeyse Omikron virüsünden bile daha hızlı yayılma eğiliminde. Peki, can sıkıntısı virüsünden nasıl kurtulacağız? Merak ediyorsanız -ki edin- buyurun....

KENDİ ATEŞİNİZDE ISININ

YAZAR Ernie Zelinski’ye göre, can sıkıntısını yenmenin en kolay ve etkili yolu, “Başkasının ateşinde ısınmak yerine, kendi ateşinizde ısınmayı denemeniz”dir. Aynı yazara göre, can sıkıntısıyla mücadelenin bir diğer yolu da, “Zoru ve konforlu olmayanı seçmek”tir. Eğer bunu başaramazsanız muhtemel bazı sağlık sorunlarının sizi beklediği kesindir.

İÇİNİZDEKİ GÜCÜ KULLANIN

PROF. Dr. Özcan Köknel Hoca’ya göre, -rahmetle anıyoruz- “bireyin kendisini algılaması, anlaması, tanıması ve içindeki ‘gizil gücü’ ortaya çıkarması, neticede de kendine iyi gelecek güdülerinden yararlanarak sevgiyi, özgüveni, yaratıcılık ve üreticiliğini ortaya çıkarması, neticede de kendini gerçekleştirmesi ve varlamasına yardımcı olabilecek iç güçler” aslında hepimizde zaten doğuştan mevcuttur. Bütün mesele hayattan kopmamak ve var olmada ısrarlı davranmaktadır.

CAN SIKILINCA NELER OLUYOR

Yazının Devamını Oku

Dikkat! Beyin arızası yaygınlaşıyor

Bazı sağlık sorunlarımız daha doğrusu sağlıksızlık meselelerimiz var ki onları ya saklar ya da görmezden geliriz.

Bunların ilk sırasında da zihinsel/ruhsal sorunlarımız yer alır. Ama gelin hep birlikte itiraf edelim, bugünlerde çoğumuzun psikolojisi sağlam, kafası yerinde değil. Aklımız/beyinlerimiz sadece “düşünce zincirlerimiz” bakımından değil “odaklanma, öğrenme ve anımsama” yeteneklerini de bana göre sinsice kaybediyor. Bu olumsuz gidişin pek çok sebebi olsa da ilk sırayı “kaygı/endişe meselesi” alıyor. Kaygı/endişe problemi öncelikle de çocuklar ve yaşlılarımızı tehdit ediyor. Kısacası daha önce de sık sık gündeme getirmeye çalıştığım “beyin arızası salgını”, önümüzdeki dönemin öncelikli sağlık probleminden biri haline gelecek gibi görünüyor.



BİR BİLGİ
RUH SAĞLIĞI UZMANLARI NE DİYOR

Yazının Devamını Oku

Doğru fakat ‘eksik’ bir karar

Omikron varyantı muazzam bir hızla yayılıyor.

Rakamlara bakılırsa İngiltere’de günlük vaka sayısı neredeyse 100 binleri test etme yolunda. Bu olağanüstü yayılım/bulaşma hızını gören pek çok ülke de aşılama takvimini değiştirmek zorunda kalıyor ve 2. dozdan 6 ay sonrasına bıraktığı 3. doz aşılama süresini kısaltıyor. Benzer bir takvim değişikliği doğru bir kararla bizde de yapıldı. 2 doz Sinovac veya BioNTech aşısı yaptıranlara 3. doz için süre 3 aya indirildi. Tekrarlayayım: Karar doğru bir karardır. Bu kadar hızla yayılan yeni bir varyantın önünü kesmenin en etkili yolu hatırlatma dozu sürecini kısaltmaktır. Ne var ki bu yeni kararda özellikle sağlık çalışanlarını ve 65 yaş üstü yaşlıları ilgilendiren ve üzen önemli bir eksiklik var: Önce Sinovac aşılarını yaptırıp sonra da BioNTech aşıları ile aşı takvimini değiştirenlere bu yeni ve süresi kısaltılmış hatırlatma dozu şansı/hakkı maalesef verilmedi. Bu yanlışın süratle düzeltilmesinde fayda var diye düşünüyorum.



İYİ BİLGİ
GRİBE NEZLEYE EV İÇİ ÇÖZÜMLER

Yazının Devamını Oku

Omikron’da son durum

Pandemi gündemimizin bir numaralı maddesi OMİKRON ve ona ilişkin şu iki bilgi kesin gibi görünüyor.

BİR, Omikron’un yayılma hızı daha doğrusu “bulaşma kabiliyeti” Delta varyantından çok daha yüksek. Zaten bu nedenle de ulaştığı ülkelerde inanılmaz bir hızla yayılıyor. Örneğin İngiltere’de daha bir hafta içinde vaka sayılarının 2 katını aşması bu bilgiyi kesinleştiriyor.

İKİNCİ bilgiye gelince... Görünen o ki Omikron’un oluşturduğu “hastalığın gücü”, özellikle orijinal virüs (Wuhan) ile karşılaştırıldığında bir hayli düşük ve bu -şimdilik- memnuniyet verici bir gelişme. Yeni varyant Omikron’da oluşan çoklu genetik değişimlerin virüsün daha ağır bir hastalık yapabilme gücünü önemli ölçüde azalttığını ileri süren uzmanlar, haklı olarak bu olumlu gelişmenin “virüsün gidici olduğunu” ya da “sıradan bir kış enfeksiyonuna dönüşme eğilimine girdiğini gösterdiğini” düşünüyorlar. Ne var ki aklımızdaki Omikron soruları ve kafa karışıklığımız bu 2 soru ile sınırlı değil. Sırada başka sorular da var...

MEVCUT AŞILAR OMİKRON’A DA ETKİLİ Mİ

ELİMİZDE henüz çok sayıda vakayı içeren ciddi araştırmalar yok ama mevcut ilk veriler, en güçlü aşılar olarak kabul edilen mRNA aşılarının bile Omikron karşısında sınırlı bir bağışıklık sağlayabileceklerini gösteriyor. Örneğin Güney Afrika Cumhuriyeti’nde yapılan bir bilimsel çalışmanın sonuçlarına bakılırsa, BioNTech aşısı Omikron varyantına karşı en fazla yüzde 33 koruma sağlayabiliyor. BioNTech aşısının Delta varyantına karşı yüzde 80 koruma sağladığı dikkate alınırsa bu oldukça can sıkıcı bir gelişmedir.

4. DOZ GEREKECEK Mİ

Yazının Devamını Oku

Bu yanlış bitsin

Mantıksal, bilişsel becerileri ölçen testlere “zekâ testleri” deniyor. Bunlara kısaca “IQ testleri” de deniyor.

Bu testlerin yaratılmasında katkılarıyla bilinen Stanford Üniversitesi Psikoloji Uzmanı Lewis Terman’ın geçtiğimiz yüzyılın başlarında ÇOCUKLARIN ENTELEKTÜEL BAŞARISINI DESTEKLEYEN FAKTÖRLER üzerinde yaptığı araştırmalarda keşfettiği en önemli belirleyicilerden biri de “YETERLİ UYKU” olmuş. Dr. L. Terman’a göre, “Yaşı ne olursa olsun bir çocuk ne kadar uyursa entelektüel açıdan o kadar yetenekli” oluyor. Dr. Terman çalışmalarında önemli bir ayrıntıyı daha keşfetmiş: UYKU ZAMANI! Kısacası çocuk ve gençlerimiz için de “YETERLİ UYKU ve UYKU/UYANMA ZAMANI” son derece önemli ayrıntılar. İkisinde de yanlış yapmak son derece tehlikeli. Nedenine gelince...




TERMAN DİYOR Kİ...
KARANLIKTA OKUL OLMAZ

Yazının Devamını Oku

Omikron belirsizliği

Görünen o ki önümüzdeki günlerde Omikron’u, Delta varyantından daha çok tartışacağız.

O tartışmalarda da en az iki noktada yoğunlaşacağız. BİRİNCİSİ, bu yeni varyantın “bulaşma hızı”. Gözlemler ve eldeki ilk rakamlara bakılırsa yayılma hızı konusunda ortak bir fikir daha şimdiden oluşmuş gibi görünüyor: Mevcut veriler Omikron’un Delta varyantından çok daha hızlı bir yayılma potansiyeli/yeteneğine sahip olduğunu gösteriyor. İKİNCİ tartışmaya gelince... O tartışmadaki soru şu: “Omikron ne kadar tehlikeli?” Yanıt için buyurun...




ÖNEMLİ
COVID-19: GİDİCİ Mİ, KALICI MI

Yazının Devamını Oku

Muhteşem dörtlü

Lütfen sağlığınıza da “bütüncül bir yaklaşım” ile bakın. Unutmayın ki “duygusal/ruhsal/zihinsel sağlığınız” da en az “bedensel sağlığınız” kadar önemlidir.

Ve yine unutmayın ki “duygu/ruh/zihin dünyanız” “SU”, bedensel yapılanmanız ve süreçleriniz “UN” ise eğer, siz ikisinin son ürünü yani “HAMUR”sunuz. O hamuru her daim kıvamında, her yaşta kaliteli, dirençli ve sağlam tutmak ve ondan yani “HAYAT FIRINI”nızdan, dünyanın en lezzetli, keyifli ve sağlam ürünlerini üretmek istiyorsanız bedenleriniz kadar ruhlarınıza da şefkat, sevgi, umut yüklemek ve iyi bakmak zorundasınız. Onun için de şu muhteşem dörtlüyü mutlaka ama mutlaka daha çok üretmeye, bu dörtlüyü ruh dünyanızda daha fazla pompalamaya bakın.

VARAN 1
SEROTONİN
BU muazzam molekül, beyni şımartan en önemli doğal ve yerel iç hormonlarınızdan biridir. Daha çok serotonin “daha fazla keyif, neşe, canlılık ve zindelik” demektir. Serotonin eksikliği ise “karamsarlık, mutsuzluk, keyifsizlik, çökkünlük hali, halsizlik, yorgunluk, uyku dengesizliği, kaygı, endişe ve gelecek korkusuyla” eşdeğerlidir. Daha çok serotonin için daha sık ve düzenli, daha keyifli egzersizler yapın. Beslenme seçimlerinizde de çikolata, kabak çekirdeği, peynir, hindi eti, yumurta gibi besinlere öncelik verin. Neden mi? Bu besinler serotoninin hammadesi “triptofan” aminoasidiyle tıka basa doludur da ondan.

VARAN 2
ENDORFİN

ENDORFİN de konu “keyif, umut, mutluluk, hoşgörü” gibi meseleler olduğunda düşünce zincirinize adeta “takla attıran” harika bir zihinsel moleküldür. Beyninizdeki endorfin yoğunluğu arttıkça siz daha rahat, daha keyifli, huzurlu ve neşeli biri olursunuz. Daha pozitif bir dünya yolculuğuna çıkmaya başlarsınız. Endorfinin eksikliği ise sizi “stresli, gergin, kavgacı, huzursuz, keyifsiz” biri yapıyor. Daha çok endorfin üretmek için de -serotoninde olduğu gibi- daha çok ve sık egzersiz yapmanız, özellikle “düzenli yürüyüşler” ile beyninizi daha fazla endorfin üretmeye zorlamanız gerekiyor. Peki, oturduğunuz yerde, mesela “pijama-terlik-televizyon” keyfi yaparken de endorfin üretmeniz mümkün mü? Evet, mümkün! Örneğin, Kemal Sunal ya da Hababam Sınıfı fimleri serisinden herhangi birini izleyerek de bol bol endorfin üretebilirsiniz.

VARAN 3

Yazının Devamını Oku

Sağlıksız uyku sağlıksız kalp

Uyku uzmanı Dr. Matthew Walker, uykusuzluğun kalp sağlığını da derinden etkilediğinin altını ısrarla çiziyor ve bu önemli görüşünü tek bir cümleyle özetliyor: “SAĞLIKSIZ UYKU, SAĞLIKSIZ KALP!”

Dr. Walker’a göre, bu bilgi bilimsel olarak da kanıtlanmış durumda. Mesela “2011 yılında yapılan, 8 farklı ülkede, farklı yaş ve etnik kökenden yarım milyondan fazla erkek ve kadının incelendiği” büyük bir çalışmada da bu bilgi net ve açık olarak doğrulanmış durumda. O çalışmada “giderek kısalan uyku süresinin 7 ila 25 yıl içerisinde KORONER KALP HASTALIĞINA YAKALANMA” ve/veya “KORONER KALP HASTALIĞINDAN ÖLME” riskinde yüzde 45 gibi muazzam bir artışla bağlantılı bulunmuş.

Japonya’da yapılan, 4 binden fazla erkek işçinin izlendiği, 14 yılı aşkın bir başka çalışmada ise, “6 saat veya daha az uyuyanların kalp krizi geçirme riskinin 6 saatten fazla uyuyanlara göre yüzde 400 ila 500 oranında daha yüksek olduğu” net ve açık olarak gösterilmiş.

Özeti şudur: Uykusuzluk tek başına bile bağımsız bir “kalp risk faktörü” gibi kabul edilebilir. “Peki, neden?” diyorsanız yandaki kutuya geçebilirsiniz.

ÖNEMLİ BİLGİ
UYKUSUZLUK KALBİ NASIL VE NEDEN KRİZE SOKAR
1. Kan basıncını yükselttiği için...

Yazının Devamını Oku

COVID-19 gribe mi dönüşüyor

Yeni varyant Omikron başlangıçta hepimizin yüreğine ciddi korkular salsa da yeni bilgiler onun zannettiğimiz kadar ciddi bir tahribata yol açmayabileceğini gösteriyor.

Nedeni şu: Omikron vakalarını izleyen uzmanlar, bu yeni varyantın “daha hafif bir hastalık tablosu” oluşturduğu görüşündeler. Ayrıca yeni varyanttaki yapısal değişimlerin, bulaşıcılığı da korkulan ölçüde arttırmayabileceğini düşünüyorlar. İyi haberler sadece bu ikisiyle de sınırlı değil: Omikron varyantının insanlık için bir çeşit “yeni yıl hediyesi” olabileceğini düşünenler bile var. Bunlardan biri de Almanya’da görevini sürdüren bir toplum sağlığı uzmanı: Prof. Dr. Karl Lauterbach. Detaylar için buyurun...




İYİ HABER 1
DR. LAUTERBACH: OMİKRON PANDEMİYİ BİTİREBİLİR

Yazının Devamını Oku

Panik yok tedbir var

Yeni varyant Omikron, yapısındaki aşırı ve olağanüstü genetik değişimler nedeniyle hepimizi korkutuyor. Haksız da sayılmayız. Yeni virüsteki sayısı neredeyse 50’ye yaklaşan çoklu genetik değişimlerin, virüsün “huyunu suyunu(!)” ne yönde etkileyeceği yeterince bilinmiyor.

Omikron’un “S proteini/dikensi protein” yapısında oluşan yeni değişikliklerin o eski bilinen virüsü “daha da bulaşıcı hale getirip getirmeyeceğini, hastalık yapma ve hastalığı ağırlaştırma gücünü etkileyip etkilemeyeceğini, onu aşılara karşı dirençli hale getirip getirmediğini” henüz bilmiyoruz. Neticede de “sorulacak soruların sayısı çok, elimizdeki bilgiler ve alabileceğimiz yanıtların sayısı az olunca” endişelerimiz her gün biraz daha artıyor.

KANAATİM ŞUDUR: Görünen o ki “aşılama” meselesini dikkatle sürdürdüğümüz ve güçlendirdiğimiz, “maske, mesafe, hijyen üçlüsü”nü yeterince uygulandığımız takdirde bu yeni mutasyonu da bir şekilde savuşturacağız. Özetle daha dikkatli olmamız gereken bir dönemden geçtiğimiz kesindir ama paniğe de gerek yoktur.

HAFTANIN SORUSU

D VİTAMİNİNİZ YETERLİ Mİ

D vitamini gücünüz, zannettiğinizden çok daha önemli bir sağlık ve sağlamlık belirleyicisidir. Başlangıçta yalnızca “kemik/diş dostu” olduğu zannedilen bu mühim vitaminin her gün yeni bir marifeti ortaya çıkıyor: “Kas erimesinin önlenmesi, farklı kanserlere karşı tedbir alınması, kronik iltihaplanmanın durdurulması, belleğin korunması, damar sertliği, hipertansiyon, diyabet ve benzeri kronik yaşlılık sorunlarının yavaşlatılması” söz konusu olduğunda da “bağışıklığı koruma” meselesi devreye girdiğinde de D vitamininin vazgeçilmez bir doğal molekül olduğu unutulmamalıdır. Yaklaşan kış ve yoğunluğu giderek artan COVID-19 problemi dikkate alındığında, yani, “bağışıklık gücü” bugün için öncelikli gündem haline geldiğinden D vitamini diğer vitaminlerden biraz daha öne çıkıyor. Bu nedenle imkânı olan herkesin D vitamini seviyelerini yeniden gözden geçirmesi gerekiyor.

AKLINIZDA OLSUN

ŞEKER HASTALIĞININ FARKLI İŞARETLERİ DE VAR

Yazının Devamını Oku