GeriOsman MÜFTÜOĞLU Kolesterol savaşları bitti mi
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Kolesterol savaşları bitti mi

KOLESTEROL yüksekliğinin ilaçlarla dengelenebileceği haberini ilk defa 80’li yılların ortasında aldık.

Doğal olarak da pek memnun olduk. Öyle ya, bir hap yutup kolesterol belasından kurtulacak, üstelik sosislerden, salamlardan, tereyağı ve kaymaklardan da mahrum olmayacaktık! Kısacası, o “damar düşmanı” kötü kolesterolü (LDL) düşüren bu mucize ilaçlar, yani “statinler” sayesinde kolesterol meselesini de bitirmiştik! Ama ne yazık ki öyle olmadı. Öyle olmadığı da –ne yazık ki- bir hayli geç anlaşıldı. Peki neden? Ne oldu da tam da “Bitti!” derken konu yeniden gündeme geldi. Nedeni şu...

Kolesterol savaşları bitti mi

SORUN NE: KOENZİM AZALINCA NE OLUR

STATİNLER kolesterolü azaltıyor, bu kesin. Bu işi de kolesterol üretimini kontrol eden bir enzimi bloke ederek başarıyor. Ne var ki o enzim aynı zamanda “yaşamsal” bir başka maddenin, Koenzim Q10’un da üretimini bloke ediyor. Muhtemelen bu nedenle de mitokondri fonksiyonlarını bozup “mitokondriyopati” benzeri sorunlara, yani kas ağrıları, unutkanlık, yorgunluk, isteksizlik, bitkinlik, nöropatik işaretlere de yol açıyor. Hatta süreç bazı statinlerde karaciğer ve kaslarda ciddi zararlanma boyutlarına varıyor. Bitmedi! Hikâyenin devamı da var. Hem de çok önemli bir devam bu...

SORUN ŞU: PLAK VAR MI, YOK MU

EĞER kan şekeriniz (ve insülininiz) ile trigliserit düzeyleriniz normalse, sigara içmiyor iseniz, LDL’niz 200’leri geçmemiş, HDL’niz 40’ların altında değilse ve de damarlarınızda henüz plak oluşumu başlamamışsa kolesterolüm azalsın diye statin hapı yutmanız –bana göre- anlamsız. Önceliğiniz “kilonuz, kan şekeri, insülin direnci, trigliserit seviyelerinizi dengelemek ve sigara içmemek” olsun. Eğer plak oluşumu varsa, hele bir de inflamasyon, yani iltihap işareti “HsCRP” rakamlarınız yüksekse işte o zaman statin kullanmakta fayda var. Bu bilgiyi şu şekilde de özetlemek mümkün: Damarlarınızda plak oluşumu yoksa, önceliğiniz diğer faktörleri dengelemek olsun, varsa bunlara ek olarak statin kullanma konusunda doktorunuzun vereceği karara uyun...

DAMAR TIKANIKLIĞI SEBEBİ SADECE KOLESTEROL FAZLALIĞI MI

SADECE statin yutarak, yani statinlerle bedendeki kolesterolü iyice azaltarak damarlarda plak oluşmasını önlenebilir mi? Maalesef hayır! Zaten öyle olsaydı kolesterolü normal olanlarda asla kalp krizi filan olmazdı. Oysa koroner kalp arterleri plaklarla daralıp tıkananların pek çoğunda kolesterol rakamları normal. Peki o zaman damarları tıkayan diğer sorunlar neler? Stres, kan şekeri, trigliserit ve insülinde artma, kan basıncı yüksekliği ilk akla gelenler. Listeye uykusuzluğu, fazla kilolu olmayı ve sigara içmeyi de ekleyiniz. Ama şu üç tehdidi; sigara, şeker, trigliserit aşırılığını en başa yazınız. Zira bu üçlü çete, kötü kolestrol olarak da bilinen LDL’ yi oksitliyor. Oksitlenen LDL’ nin, hele bir de yapısı “küçük ve yoğun LDL” tipindeyse, plak üretme süreci hızla devreye giriyor. Kısacası koroner arterlerin tıkanmaması için sadece kolesterolü azaltmanız yeterli değil. Beraberinde onu oksitleyen insülin, şeker, trigliserit değerlerini de düzenlemeniz ve sigara meselesini kesinlikle bitirmeniz şart.

ÖNEMLİ: KANSER KALKANI BESİNLER

4 Şubat, Kanser Farkındalık Günü’dür. Bu nedenle daha önce de yayınladığımız “kanser kalkanı besinler” listesini bir defa daha hatırlatmamızda fayda var. İşte o mühim liste...

Kolesterol savaşları bitti mi

ZERDEÇAL: Mükemmel bir iltihap önleyici olma yanında kanserli hücrelerle mücadelede de faydalıdır. Benim önerim toz zerdeçalı taze hazırlayıp tüketmenizdir. Mesela yarım bardak yoğurda 1-1.5 çay kaşığı zerdeçal ekleyip üzerine bir tutam karabiber ve bir çay kaşığı sızma zeytinyağı ilave ederek yiyebilirsiniz.

Kolesterol savaşları bitti mi

ZENCEFİL: Çok güçlü bir antioksidan ve iltihap önleyicidir. Taze demlenmiş zencefilin kemoterapi ya da radyoterapiye bağlı bulantıları hafifletmeye de yardımcı olabileceği belirtiliyor. Zencefili rendeleyerek de sebze yemeklerine, salatalara ekleyebilirsiniz. Ama genel tavsiye küçük bir zencefil parçasını julyen usulüyle demleyip 10-15 dakika kaynar suda tutmak ve sıcak olarak içmektir.

Kolesterol savaşları bitti mi

NAR SUYU ve DOMATES SUYU: İkisi de güçlü ve etkili kanser savaşçılarıdır. Nar suyunu yarım-çeyrek bardak, domates suyunu bir bardak her gün içebilirsiniz.

Kolesterol savaşları bitti mi

TURUNÇGİLLER: Kanser savar besinlerden bahsederken turunçgilleri de unutmamalıyız. Portakalın, mandalinin, greyfurtun, limonun suyundan çok kendinden ve kabuğundan faydalanın. Özellikle mandalina kabuğu antikanser etkili flavinoidlerin ikisinden –tanjeritin ve nobiletin- bol miktarda içeriyor. Onun için salatalarınıza, yoğurdunuza (iyice yıkadıktan sonra) rendelenmiş mandalina, portakal, limon kabuğu eklemeyi de düşünün.

Kolesterol savaşları bitti mi

DOĞAL YOĞURTLAR: Kanser savar besinlerden bahsederken probiyotik zengini yoğurtları ve kefiri eklemeyi unutmayın. Ayrıca bağırsağınızdaki probiyotik bakterilerin çoğalmasını teşvik eden “probiyotik yiyeceklerden” de daha sık faydalanın: Soğan, sarmısak, domates, lahana turşusu, boza...

Kolesterol savaşları bitti mi

MAYDANOZ: Salatalarınızda, çorbalarınızda, zeytinyağlılarınızda olabildiğince sık maydanoz kullanın. Fırsat bulursanız taze hazırlanmış maydanoz suyu da içmeyi ihmal etmeyin.

Kolesterol savaşları bitti mi

NAR, AHUDUDU, ÇİLEK: Bu meyvelerde hatta fındık ve cevizde de bol bulunan elajik asit müthiş bir polifenoldür. Hücreleri toksinlerden arındırdığı, kanserojen maddelerin etkisini hafiflettiği ve toksinlerin DNA ile etkileşime girip yaşamı tehdit edebilecek genetik mutasyonlara girmesini engellediğini gösteren bulgular var.

Kolesterol savaşları bitti mi

YABANÜZÜMÜ, KARAMÜRVER, KİRAZ, ÇİLEK, VİŞNE: Bunlar gibi meyvelerde bol bulunan glukarik asit de şaşırtıcı derecede etkili bir toksin arındırıcı. Ayrıca bu yiyeceklerin hepsinde bulunan antosiyanidin ve proantisiyanidinlerin kanserli hücreleri intihara zorladığını gösteren güvenilir bilimsel çalışmalara sahibiz. Antosiyanidinler bakımından zengin iki yiyeceği daha not ediniz: Tarçın ve bitter çikolata.

Kolesterol savaşları bitti mi

BİTTER ÇİKOLATA: Yüzde yetmişin üzerinde kakao içeren çikolataların sağlığa zararı değil, faydası oldukları bilinir, özellikle de antikanser ve yaşlanma karşıtı güçleri kabul edilir. Çünkü bitter çikolata tam bir polifenol deposudur. 25 gramlık küçük bir bitter çikolata parçasında bir kadeh kırmızı şaraptakinden iki kat fazla ve bir fincan yeşil çaydakine eşdeğer polifenol bulunur. Yine bir not: Sütlü çikolatadan kaçının çünkü çikolatanın sütle karıştırılması içindeki yararlı güçleri azaltıyor.

Kolesterol savaşları bitti mi

LAHANA, KARNABAHAR, TURP, SOĞAN, SARMISAK, PIRASA: Bu sebzeler de son derece güçlü antikanser sebzeler. Bunlardan da faydalanmanızı tavsiye ederim.

*

Kanadalı ünlü uzman Richard Beliveau’nun araştırmalarına göre maydanoz ve kerevizde bol miktarda bulunan apigenin maddesi tümörlerin büyümesi için gerekli kan damarlarının oluşumunu engellemekte oldukça etkili. Yine aynı uzmana göre nane, kekik, mercanköşk, fesleğen, biberiye grubundaki baharatların hemen tamamı içlerindeki “terpenlen”, özellikle de “karnosol” sayesinde kansersavar sisteme yardımcı olabiliyorlar.

(*) David Servan-Schreibhr- Anti Cancer (2007)’den faydalanılmıştır: Söz konusu kitap ‘Anti Kanser: Yeni Bir Yaşam Tarzı’ adıyla Varlık Yayınları tarafından Türkçeye çevrildi.

X

COVID-19 bir pıhtılaşma sorunu mu

Pandeminin başında bir üst solunum yolu ve akciğer hastalığı olarak kabul edilen COVID-19 enfeksiyonu şimdi “sistemik bir iltihabi hastalık” olarak tanımlanıyor.

Hastalıktan etkilenen sistemlerin en başında da “damarlarımız” geliyor. Araştırma verileri yoğun bakımlarda tedavi edilen her 3 COVID-19 hastasından 1’inde ölüm sebebinin damarlardaki pıhtılaşma süreçlerinden kaynaklandığını gösteriyor. COVID-19 en çok da bacaklardaki toplardamarlarda pıhtılara bağlı tıkanıklıklara yol açıyor. Toplardamarlardaki bu problem “derin ven trombozu” olarak adlandırılıyor. Bu pıhtılardan kopabilecek minicik parçacıklar bile eğer akciğer toplardamarına ulaşırlarsa “akciğer embolisi” dediğimiz, hayatı tehdit edebilecek ağır bir tabloyla neticelenebiliyor. COVID-19’lu bazı hastalarda oluşan “nefes darlığı, yorgunluk, çarpıntı, morarma” kısacası “oksijen azlığı” ile oluşan belirtilerin de nedeni akciğer damarlarında oluşan bu minik tıkayıcı hadiselerdir. Peki, pıhtılaşma sorunları yalnızca akciğerlerde mi oluşuyor? Bu önemli sorunun yanıtını ve bundan sonraki bilgileri gelin işin uzmanından, Prof. Dr. Mustafa Çetiner’den öğrenelim.

DR. Çetiner diyor ki
PIHTILAŞMA HER ORGANDA GÖRÜLEBİLİR
HEMATOLOJİ uzmanı Prof. Dr. Mustafa Çetiner’e göre, “COVID-19 sadece toplardamarlarda değil, atardamarlarda da pıhtılaşmaya yol açabiliyor. Kalp ve beyin atardamarlarındaki pıhtılar kalp krizi ve inmelere neden oluyor. Saygın bir tıp dergisinde yayımlanan önemli bir makaleye göre ‘inme problemi’ 50 yaşından küçük genç yetişkinlerde bile görülebiliyor. Yine aynı grupta pıhtılaşmayı takiben deride kırmızı döküntülere, el-ayak parmaklarında soğukta donma sonrası oluşan yaralara benzer kırmızı ve şiş yaralara rastlanabiliyor. Kısacası ‘pıhtılaşma meselesi’ COVID-19’un maalesef en tehlikeli ve riskli sonuçlarından biri olarak önümüzde duruyor.” 

SORU ŞUPIHTILAŞMANIN SEBEBİ NE

PROF. DR. ÇETİNER’e göre de daha önceki yazımda belirttiğim gibi esas sorun damarların içyüzünü çevreleyen ve kanın damar içinde sorunsuz akışını temin eden endotel hücrelerindeki iltihaplanma hali, yani “endotelitis meselesi”dir. Virüsün hücrelere giriş kapısı olarak kullandığı ACE2 reseptörleri endotel hücrelerde yoğun olarak bulunuyor. Virüs bu nedenle endotel hücrelerine kolayca girip iltihaplanmaya yol açıyor. Endotel hücrelerinde oluşan hasarlar ise pıhtılaşmayı arttıran bir takım faktörlerin kana salınımını tetikliyor. Neticede, pıhtılaşma hadisesi de anında devreye giriyor. Dahası da var...

Yazının Devamını Oku

Yoksa sorun damarlarda mı

Covid-19 enfeksiyonu bizi her gün biraz daha şaşırtmaya, kafamızı daha da karıştırmaya devam ediyor.

Başlangıçta bir “üst solunum yolu”, bir “kulak burun boğaz enfeksiyonu” gibi kabul edip “grip ve nezleyle” mukayese etmeye kalktığımız bu enteresan viral hastalığı kısa bir süre sonra bir “akciğer problemi” olarak da merak ve korkuyla izlemeye başlamıştık. Ne var ki önümüze konulan yeni araştırmalar COVID-19’da problemin çok daha önemli ve çok daha derinlerde olduğunu gösteriyor. Bu yeni bilimsel verilere bakılırsa COVID-19 bir üst solunum yolu ya da akciğer hastalığından çok, hemen her doku ve organı ilgilendirebilen, her doku ve organa saldırabilen dolayısıyla bedenin hemen her yerinde hasara yol açabilen bir damar hastalığı olarak da dikkati çekiyor. Bu yeni bilgiler çok önemli. O nedenle hepimize biraz daha detay lazım. Hazırsanız buyurun...




GÜNÜN SORUSU
COVID-19 ASLINDA BİR DAMAR HASTALIĞI MI

Yazının Devamını Oku

Güneşin de aşının da patenti olmaz

Geleceğimizi tehdit eden muazzam bir salgınla karşı karşıyayız.

Ve bu salgını sonlandırmanın tek çaresi var: Zengin, yoksul ayırt etmeden yeryüzündeki her ülkeye, her insana elimizdeki mevcut aşıları ulaştırabilmek! Kısacası pandemiyi sonlandıracak tek çarenin aşılar olduğu kesin. Unutmayalım ki pandemi “küresel bir sorun”dur. Böyle bir sorun ile “ülkesel çözümler”le mücadele etmek mümkün değildir. Ve bilelim ki hepimiz güvende olana kadar hiçbirimiz asla güvende olmayacağız. Peki, aşıyı herkese ulaştırma imkânımız var mı? İşte tam da bu noktada, sürece “ekonomik nedenler” ve ardından da “patent hikâyesi” kendiliğinden dahil oluyor. Ekonomik imkânı olan ülkeler parayı bastırıp halkını aşılarken bu olanağı bulamayan ülkelerde halk sokaklarda can veriyor. Hindistan’da olup bitenleri hatırlarsak ifade etmek istediğim şey daha kolay anlaşılacaktır. Özetle “patent meselesi” önemli bir meseledir. Bu meseleyi tarihin en etkileyici cevaplarından birini, çocuk felci aşısını bulan Dr. J. E. Salk vermiştir: “AŞI DA TIPKI GÜNEŞ GİBİ İNSANLIĞA AİT ORTAK BİR DEĞERDİR. GÜNEŞİ PATENTLEYEBİLİR MİSİNİZ?” Ayrıntılar için buyurun...




1-  KİMDİR DR. J. E. SALKSALK bir viroloji uzmanıdır, 1914 New York doğumludur. Tıp eğitimini 1939’da New York Üniversitesi’nde tamamlamış, “viroloji” alanına yani “virüsler”e ilgi duymuştur. Grip virüsleri üzerinde yaptığı araştırmalar nedeniyle 1947’de Pittsburgh Üniversitesi’ne davet edilmiştir. Dr. Salk, Pittsburgh’da çocuk felci hastalığına karşı bağışıklık sağlayabilecek ilk ölü virüs çalışmalarını yapmış, neticede de ilk polio aşısını üretme onuruna erişmiştir. Dr. Salk hayvan deneylerinde yani ilk aşamalarda başarılı sonuçlar aldığını görünce de 1952’de aşıyı insanlara da uygulamaya karar vermiş ve çalışmalarını büyütüp genişletmiştir. Sonraki gelişmelere gelince...

Yazının Devamını Oku

Eleştiride kıskanç çözümde cömert olmak

Pandemi sürecinin zor ve kritik bir virajındayız. Bir çeşit “sınırlı kapanma dönemi”ne girdik. Bu dönemi iyi değerlendirmek, kısıtlamalara “elimizden geldiği kadar” değil, “daha da fazlası”yla uyum göstermek mecburiyetindeyiz.

Zira kısıtlama sonrasında ulaşacağımız rakamlar beklentinin üzerinde kalırsa ciddi bir toplumsal travma yaşama ihtimalinin olduğu açık ve nettir. Bu nedenle şu anda yapılan hataları, işlenen kusurları, eksiklikleri ve görülecek hesapları ertelemek, eleştirileri sınırlayarak yeni ve etkili çözümler üretmek yapmamız gereken ilk ve en önemli iştir. Kısacası zaman rahmetli 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in de sık sık tekrarladığı gibi “Sorunlu bir zaman”dır. Ve böyle zamanlarda “Eleştiride kıskanç, övgüde ve çözümde cömert olmak” en doğru yaklaşımdır.

BİR SORU
KAPANMA SONRASI İYİ PLANLANDI MI

GÖRÜNEN o ki yaptığımız onca hataya rağmen kapanma sürecinin sonunda yüzümüz az ya da çok gülecek. Ama bilelim ki bu ciddi kapanma da probleme kalıcı bir çözüm getirmeyecek. Yapılması gereken önemli işlerden birisi de daha şimdiden kapanma sonrasının planlanması, tartışmaya açılması, halka açıklanması, daha doğrusu uygulanacak “kademeli açılma” sürecinin nasıl olacağı konusunda toplumsal bir mutabakatın sağlanmasıdır. Eğer daha önce yaptığımız yanlışları bu kapanmanın sonrasında da tekrarlar, kapılarımızı sonuna kadar ve kontrolsüz bir şekilde açacak olursak, çok değil birkaç ay sonra yeni bir dalganın daha kaçınılmaz olabileceğini unutmayalım.

UNUTMAYIN

Yazının Devamını Oku

Rus aşısına güvenelim mi

Pandemide geldiğimiz nokta maalesef biraz sıkıntılı.

Sıkıntının nedeni ise hepimizce malum: Elimizde yeteri kadar aşı yok. Ama bilelim ki sadece bizde değil bir iki istisna dışında hemen her ülkede “aşı sıkıntısı” var. Bunun başlıca nedeni de üretici firmaların taahhüt ettikleri miktarda aşıyı üretememeleri. Haklı olabilirler mi? Mümkündür, haklı olabilirler. Bilelim ki aşı üretimi muazzam bir “itina”, yüksek bir “teknoloji”, olağanüstü duyarlılıkta “inceleme aşamaları” gerektiren son derece zor bir iştir. Görünen o ki saydığım bu nedenlerle ne BioNTech/Pfizer ne AstraZeneca/Oxford ne de Moderna, Sinovac, Johnson&Johnson farklı ülkelere verdikleri sözleri maalesef yerine getiremiyorlar. Peki, bizdeki durum ne?



DURUM ŞU
GÜNDEMİMİZDE SPUTNIK V VAR

Yazının Devamını Oku

Doğru yaptık

Mart başında süreci kontrol altına almaya başladığımızı düşünerek yanlış bazı kararlar aldık.

Kademeli esnetmeye” geçmek yerine “salgını renklendirme” diye özetleyebileceğimiz bir rahatlama dönemine girdik. O kararları takiben bu sayfada yayımlanan ilk yazımızda “doğru bir karar almadığımızı, gevşeme tedbirlerinde aşırı rahat bir sürece adım atarak risk yüklendiğimizi” net ve açık olarak ifade etmiştik. “Temel Reis”in o ünlü fıkradaki sorusuyla “Peki, ne oldu?” Olanlar ortada: Maalesef süreç bizi haklı çıkardı, 5-6 bin civarına inen günlük vaka sayıları çok değil, 3-4 hafta içerisinde 50-60 binlere dayandı. Neyse ki biraz gecikerek de olsa hatamızı fark ettik, girdiğimiz yanlış yoldan tam bir U dönüşü yaparak vazgeçtik. Kanaatimize göre alınan son kararlar -bazı eksikleri olsa da- doğru ve yerinde kararlardır. Ama bilelim ki salgının bizdeki bundan sonraki sürecini bayram sonrasında yeniden ve ciddi bir şekilde değerlendirmemiz de kaçınılmazdır.

ORTAK SORU
BUNDAN SONRA NE OLACAK

HERKESİN aklında haklı olarak benzer bazı sorular var. Herkes, bayram sonuna kadar sürecek olan bu tam kapatmaya yakın, önlemlerin neticelerini merak ediyor. Haklıyız, yorulduk! Haklıyız, ekonomik olarak ciddi ölçüde hırpalandık! Haklıyız, çoğumuzun ruh sağlığı bozuldu! Bu nedenle de aklımızda hep şu sorular olacak: Vaka sayılarındaki artış hızı ne zaman düşecek? Biraz olsun nefes alabilecek miyiz? İşimize gücümüze dönüp ekonomik kayıpları telafi etmemiz mümkün olabilecek mi? Eskisi kadar olmasa da biraz olsun sosyalleşme imkânı bulabilecek miyiz? Bütün bu soruların yanıtlarını bana göre 4 faktör belirleyecek. “Neler hocam o faktörler?” diyorsanız 1 numaralı kutuya geçin.

ÖNÜMÜZDEKİ YAZI BELİRLEYECEK 4 FAKTÖR

FAKTÖR 1: MUTASYONLARIN HIZI VE TİPİ

Yazının Devamını Oku

Antikora takılmayın

Pandemide hastalığı geçirenlerin de, korunmak için aşı yaptıranların da en çok merak ettikleri konu “bağışıklıklarına yetecek düzeyde antikor üretip üretmedikleri” oluyor.

Hastalığı geçirenlerin de, ikili aşı seromonisini tamamlayanların da ilk işi laboratuvarların yolunu tutup antikor seviyesini araştırmak olunca ortaya adeta antikor savaşlarını andıran bir tablo ortaya çıkıyor. Kısacası hastalığı geçiren de, aşısını yaptıran da “Acaba bağışıklık kazandım mı? Beni koruyacak kadar antikor ürettim mi?” sorularına yanıt arıyor. Peki ya antikor üretemeyenlerin durumu ne olacak? Sorunun yanıtı net ve açık olarak şu: Antikor üretememek bağışıklık kazanmamakla eşanlamlı değil. Antikor üretememiş olsanız da sakın üzülmeyin. Ayrıca “Ürettiğim antikor miktarı sürekli azalıyor” diye de kara kara düşünmeyin. Zira T lenfositleriniz sayesinde kazandığınız hücresel bağışıklığın kıymeti ve gücü, B lenfositlerinizle ürettiğiniz antikorlarınız sayesinde kazandığınız güçten çok daha kıymetli ve değerlidir.




ÜZGÜNÜM
ENFAZ-I MAHDUDE-İ HAYAT!

Yazının Devamını Oku

Dünya sınıfta kaldı

1920’li yıllardaki grip salgınından bu yana dünya bir pandemi sorunu ile karşı karşıya kalmadı. Böyle bir salgın, böyle bir bela, böyle bir tehdit yaşamadı.

Belki biraz da bu nedenle pandemi meselesinin boyutları ve sonuçlarına işin başından bu yana ciddi ölçüde kafa patlatmadı. Daha da önemlisi “ortak bir akıl” oluşturamadı. Ama bilelim ki pandeminin süresi ve seyrini daha da önemlisi yıkıcı neticelerini değiştirebilecek olan temel faktör ülkeler arası bir işbirliği ve dünya genelinde ortaya konulabilecek samimi ve gönüllü bir ortak tavırdır. Üzülerek belirtelim ki bugüne kadar ne bu ortak tavır devreye girebildi, ne de o samimi yaklaşım sergilenebildi. “Her koyunun kendi bacağından asıldığı” saçma sapan çözümlerle yetinildi. Kısacası bugüne kadar dünya genelinde etkili bir çözüm mekanizmasının oluşturulabildiğini söylemek mümkün değil. ABD’den Brezilya’ya, Almanya, İtalya, Fransa’dan Sırbistan’a, Türkiye, İran ve Rusya’dan Hindistan’a, büyüğü küçüğü, güçlüsü güçsüzü, zengini fakiri fark etmiyor, bütün coğrafyalarda pandemi meselesinin çözümünde sınıfta kaldığımız net ve açık olarak ortada duruyor. 

BİR TAKVİYE
ASETİL SİSTEİN’İN YILDIZI PARLIYOR

SİSTEİN çok önemli “kükürt zengini” bir amino asit. Asetilenmiş formuna “asetil sistein” adı veriliyor. Başlangıçta kronik akciğer hastalıklarının çözümünde kullanılan bu mucize molekül son zamanlarda sağlığın pek çok alanında mucize işlere imza atıyor. Mesela mı? Ayrıntılar oldukça uzun, detaylar oldukça derin. ÖZETİ ŞU: Asetil sistein akılcı kullanıldığında...

Bağışıklığı güçlendiriyor.

Kansere fren oluyor.

Detoks süreçlerini hızlandırıyor.

Yazının Devamını Oku

Daha çok kapanalım

“Tam kapatma”nın imkânsız olduğunu anlayıp yeni bir aşamaya, “kademeli kapanma” dönemine girdik.

Ama kontrolü giderek zorlaşan vaka sayılarını gören her uzmanın aklında hep şu soru var: Acaba daha mı çok kapanmalıyız? Evet, son birkaç gündür önümüze konan vaka sayıları ve hastanelerimizdeki durum gösteriyor ki daha da çok kapanmak zorundayız. Nedenine gelince...




BANA GÖRE
ÖNLEMLER DAHA DA SIKILAŞTIRILMALI

GÖRÜNEN

Yazının Devamını Oku

Aşı olmak vatandaşlık ve insanlık görevi

Salgında geldiğimiz nokta çok önemli.

Bir yol ayrımında, mühim bir kavşakta olduğumuz kesin. Bundan sonraki başarının en önemli belirleyicisinin ise “AŞILANMA” ve “AŞI KARARSIZLIĞI” sorunu olduğu tartışma götürmez. Mevcut veriler 65 yaş üstü nüfusumuzun neredeyse 4’te birinin aşılanma konusunda “kayıtsız” ve “kararsız” davrandığını gösteriyor. Bu rakamların geçtiğimiz günlerde daha da büyüdüğü, yüzde 40’lara yaklaştığı belirtiliyor. Bu nedenle salgınla mücadelenin bundan sonraki döneminde etkili ve ikna edici bir “aşı bilinci kampanyası”na ihtiyaç var. Bilelim ki elimizdeki aşılardan herhangi birini yaptırmak ülkemiz için bir “VATANDAŞLIK GÖREVİ”, dünyamız için ise bir “İNSANLIK GÖREVİ”dir.




İYİ BİLGİ
MADDE MADDE SAĞLIK

Yazının Devamını Oku

Doğru yaptık!

Son alınan kararlar ve konulan kısıtlamaların pandemiyle mücadelede yeni bir adım olduğu kesindir. Yanlış olanı mart başında çıkılan ve hatalı olduğu baştan zaten belli olan yoldur.

Özellikle bulaşıcılığı dillere destan olmuş yeni bir virüsün, “İngiliz mutantı”nın ülkemize henüz yeni girdiği ama müthiş bir hızla yayılma eğiliminde olduğu net ve açık olarak ortadayken, o kararlar kesinlikle alınmamalıydı. Bu düşüncemi kararların hemen ertesi günü yazdığım “Doğru mu yaptık?” başlıklı yazımda da açıklamıştım. O başlığı bugün “Doğru yaptık!” şeklinde değiştirmekten son derece memnun ve mutluyum. Nedeni şudur: Bu savaşı mutlaka ama mutlaka kazanmak zorundayız.

İYİ YAPTIK!Çok ciddi bir yanlıştan biraz gecikerek de olsa nihayet vazgeçtik... Şimdi yeniden tıpkı 2020 Mart ayında olduğu gibi ulusal bir bilince, bize yakışan bir katılıma, muazzam bir işbirliğine ihtiyacımız var... Yeni ve yeniden “MOTİVASYON AŞI”larımızı yaptırmış olarak mücadeleye DEVAM... COVID değil BİZ kazanacağız...

BANA GÖRE
MOTİVASYON AŞISINA DA İHTİYACIMIZ VAR

MART başında o kararlar alınırken doğru olanı, bulaşıcılığı neredeyse 3-4 katına çıkmış bu yeni mutant virüsle etkili bir mücadele için “aşırı açılma”(!) yerine, tedbirleri “biraz daha esnetme” yani hiç olmazsa “kademeli esnetme” yöntemini devreye sokmak olmalıydı. Neyse... Olan oldu. Gelin şimdi yine 9. Cumhurbaşkanımız rahmetli Süleyman Demirel’in o ünlü cümlesini, “Arkanıza bakarak önünüzü göremezsiniz” tavsiyesini hatırlayalım ve yeniden önümüze bakalım. Ayrıca, “Hata kimde idi?” tartışmalarını bir kenara bırakıp halkımıza Sinovac ve BioNTech aşıları yanında bir de “motivasyon aşısı” yapmaya başlayalım. Kısacası şimdi ihtiyacımız olan en önemli şey, “yeni bir heves ve yeni bir nefes” ile tıpkı 2020 Mart ayında olduğu gibi topyekûn bir pandemi mücadelesini yeniden başlatmaktır.

OKUR SORUSU

Yazının Devamını Oku

Kapanalım mı kapatalım mı

Şunu iyi bilelim: 4 haftalık tam bir kapanmanın mevcut yangını kontrol altına almada tam bir “itfaiye etkisi” sağlayacağı kesindir.

Ne var ki 4 hafta süreyle uygulanması zorunlu olan böyle bir tam kapanmanın da bize yetmeyeceğini bilmeli. O dört haftalık tam kapanmadan sonra da en az 3-4 hafta sürecek bir “kademeli açılma” sürecinin de bizi bekleyebileceğini bir kenara not etmeliyiz. Ayrıca içinde bulunduğumuz şartlar ne “ekonomik” ne de “sosyal” olarak zaten tam bir kapanmaya imkân vermiyor. Bu nedenle de “olmayacak duaya amin demeyi” bir kenara bırakıp “uygulanabilecek çözümler”e bakmamızda fayda var. İşte tam da bu noktada “Mademki tam ‘kapanma’ olmuyor, bari ‘kapatma’ sürecini devreye sokalım” alternatifini tartışmamızda fayda var. NETİCE ŞUDUR: Kanaatime göre Ramazan ayı ve onu takip eden bayram süresince etkili ve akılcı bir “kapatma” organizasyonu şu anda bize en uygun çözüm gibi görünüyor.




BİR UYARI
İSTANBUL’DA KIRMIZI ALARM

İSTANBUL

Yazının Devamını Oku

Salgın kontrolden çıktı mı

Birkaç gündür turkuvaz tablolarda hızla artan vaka sayılarını gören herkesin aklında aynı soru, aynı endişe var: SALGIN KONTROLDEN ÇIKTI MI?

Salgının kontrolden çıktığını söylemek en azından şimdilik mümkün değil. Değil ama sürecin “kontrolü çok güç bir nokta”ya geldiği de kesin. Vaka sayılarında her gün neredeyse yüzde 10’ları zorlayan hatta bazen geçen artışlar yaşanıyor. Bu rakamlar bazı günler yüzde 15-20’leri bulabiliyor. “Test pozitiflik oranları”nda da endişe verici yükselmeler izliyoruz. Rakamlar burada da yüzde 20’leri zorluyor. Kısacası endişelenmekte kesinlikle haklıyız. Peki, neden böyle oldu? Vaka sayısı patlamalarındaki başlıca faktörler neler? Yanıtım 1 numaralı kutuda...



BANA GÖRE
VAKA ARTIŞININ 3 NEDENİ

VAKA sayılarındaki muazzam artışın bana göre 3 önemli nedeni var:

BİRİNCİSİ: Ev içi bulaşlarındaki artış korkunç boyutlara varmış durumda. Dikkatsizlik, özensizlik, biraz da bilgisizlik ve lakaytlık ile birleştiğinde çoğu evde neredeyse bir çeşit “ev içi salgın” durumu yaşanıyor.

İKİNCİSİ:

Yazının Devamını Oku

Sinovac mı BioNTech mi

Geçtiğimiz hafta en çok karşılaştığımız soru şuydu: Hangi aşıyı tercih edelim, Sinovac’ı mı, BioNTech’i mi?

Bana göre durum şudur: Bir orman yangını var ve biz o yangının içerisinde “bîçare(!)” bekliyoruz. Ufukta yangının kısa zamanda sonlanacağına dair bir işaret de görünmüyor. Tek çare bulduğumuz ilk “aşı treni”ne binip yangın yerinden uzaklaşmak. O trenin Sinovac ya da BioNTech treni olup olmadığının ise hiç önemi yoktur. Tekrarlayalım: Meselemiz bir an önce güvenli bir alana ulaşmak olmalıdır. O alana varmanın çaresi de süratle aşılanmaktır. Netice şudur: Yaşadığımız dönemde “Hangi aşı daha etkili? Hangisi daha güvenli? Hangi aşıyı tercih etmeli?” sorular anlamsızdır. Merak edenlere kısa bir bilgi: Ben Sinovac aşısı oldum. Güvenli ve etkili olduğundan ise hiç şüphe etmedim.





ÖNEMLİ

Yazının Devamını Oku

Gündemi biraz değiştirelim

“Bu millet neleri gördü?” esprisi sonunda gerçek oldu, hem de acı bir biçimde: Günlük vaka sayılarında Avrupa şampiyonuyuz. Yetmedi dünyada ilk dörde de girmeyi başardık.

Şaka bir yana durumumuz hiç de iç açıcı değil. Vaka sayıları iyice arttı, artmaya da devam edecek gibi görünüyor. Kısacası “pandemi kâbusu” olanca ağırlığıyla üzerimize çöktü. Daha bir ay önce önümüze konulan “hafta sonu izni tepsisi” de doğal olarak devreden çıktı. Bu cumartesi pazar hepimiz evdeyiz. Önümüzde yine bir belirsizlik, yine bir endişe ve kaygı dönemi var. İşte bu nedenle, gelin bu hafta sonunu pandemi konusunun dışında başka konulara ayıralım. Mesela zerdeçal, mesela tarçın, mesela erkeklerin tekrarlamaktan bıkıp usanmadıkları hatalardan bahsedelim. Bunun için de yine bu köşede daha önce yayımlanmış bazı notlardan istifade edelim. Buyurun...



ÖNEMLİ
HANGİ TAKVİYE

Yazının Devamını Oku