İnsülin direncinin tek çaresi metformin mi

İnsülin direnci de, bu direncin yarattığı kilo meselesi de çoğu zaman sadece beslenme önlemleri ve düzenli egzersizle ortadan kalkabiliyor. Ama bazen metformini de devreye sokmak gerekebiliyor.

Kilo sorunu ve insülin direncine çare arayanların, çözüm olarak her gün metformin içeren bir ilaç yutması şart değil. Kararı doktora bırakmak, ama o önerdiğinde de “Ben bu hapı yutmam arkadaş!” diye inatlaşmamak lazım.
Şu nokta mühim: İnsülin direnci de, bu direncin yarattığı kilo meselesi de çoğu zaman sadece beslenme önlemleri ve düzenli egzersizle ortadan kalkabiliyor. Ama bazen metformini de devreye sokmak gerekebiliyor.
Evet, metformin de bir kimyasal. O da bazı durumlarda yan etkisi hatta toksik zararları olabilen iki ucu keskin bir molekül. Ama ortada bilgili ve ilgili bir hekim ile hasta işbirliği varsa, ciddi bir sorun da çıkarmıyor.
Ayrıca düzenli yutulduğunda başka marifetleri de olabiliyor. Mesela metforminin etkili bir “iltihap baskılayıcı/ antienflamatuar” ve “kanser önleyici” olabileceğini gösteren bulgular var. Tabii bu bulguların henüz yetersiz olduğu da unutulmamalı!

SADECE DİYETLE OLMAZ

Kilo sorununuz varsa ilk işiniz “Diyete hayır!” demek olsun. Yani daha yolun başında “Diyete direnin!” sloganı ile yola çıkın. Neden kilo aldığınız sorusuna yanıt bulmadan, bedeninizin metabolik ayarlarını anlamadan, ruhsal sorunlarınıza çözüm bulmadan, sorgulamadan diyet yapmayın.
Sadece “kalori kısıtlamasının” asla yetmeyeceğini, asla kalıcı bir sonuç vermeyeceğini aklınızdan çıkarmayın. Kalori kısıtlamaları sonucu fazla yağların yanı sıra güzelim kaslarınızın da eriyip kaybolacağını hatırlayın.
Ne kadar yediğiniz kadar, ne yediğinizin, ne zaman yediğinizin, nelerle yiyip içtiğinizin, dahası neyi nasıl, ne sürede hazmettiğinizin, hatta hazmettiklerinizi nasıl yaktığınızın da önemli olduğunu unutmayın.
Hiçbir “kilo kaybı” programının sadece diyetle ya da sadece egzersizle başarılı ve kalıcı netice vermeyeceğinden en küçük şüphe duymayın. Bunlara uyulmadığı için kilo verenlerin yüzde 98’i 2 yıl sonra yeniden kilo alıyor. Bunların da en az yarısı eski kilolarından daha yüksek kilolara “merhaba” diyor.

EGZERSiZ EGZERSiZ EGZERSiZ

Kendimizi kandırmayalım, yürümek için hepimizin vakti var. Düzenli yürümenin sağladığı faydalarsa en az beslenme kadar mühim. Sadece kilo kontrolü için değil, sağlığın her alanı için her gün yürümek yani düzenli egzersiz yapmak şart.
Az veya çok fark etmiyor, attığınız her adım, egzersize yaptığınız her yatırım size sağlam bir kalp, güçlü bir bellek, demir kadar güçlü kemik ve kaslar, harika bir bağışıklık, mükemmel bir iyimserlik ve mutluluk hissi şeklinde geri dönüyor.

C VİTAMİNİ ÜREMEYİ DE DESTEKLER Mİ?

Giderek büyüyen bir “sperm sayısı azalması” ve “sperm kalitesi düşmesi” sorunu var. Problem en çok da gereğinden fazla hayvansal besin tüketen “gelişmiş ülkeler”i ilgilendiriyor. Yani Afrika ve Uzakdoğu’dan ziyade Amerika ve Avrupa’da yaşayanlarda risk daha yüksek.
Araştırmalara göre de “bitkisel besin tüketimi”ni azaltıp “hayvansal gıda” ağırlıklı beslenmeye yönelmek, sperm kalitesini düşüren bir seçim. En önemli nedense bitkisel besinlerde bolca bulunan zengin antioksidan güçlerden, C vitamininden mahrum kalmak.
Uzmanlara göre erkekler testislerinde bedenlerinin neredeyse 10 misli daha fazla C vitamini taşıyor. Bu yüksek C vitamini yoğunluğu, spermleri serbest radikal saldırılarından koruyor. Araştırmalara göre hayvansal doymuş yağlar (et, süt, süt ürünleri) sperm kalitesinde yüzde 40’lara varan düşme yaratırken, bitkisel besinler özellikle de C vitamini zengini sebze ve meyveler sperm dostu olarak görev yapıyor. (Dr. Murat Kınıkoğlu/ Vegan Sağlık/ 2019)

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Covid-19 akut mu kronik mi

İsterseniz gelin, önce biz doktorların çok sık kullandığı “akut” ve “kronik hastalık” kavramları ne anlama geliyor ona bir bakalım, daha sonra da “akut bir enfeksiyon hastalığı” olduğunu bildiğimiz COVID-19’un bazı koşullarda neden ve nasıl “kronik bir hastalığa” dönüşebileceğini anlamaya çalışalım.

BİLGİ 1AKUT HASTALIK NEDİR

TIP bilimlerinde eğer bir hastalık birden bire, gürültülü bir şekilde, hızlıca başlar, çabuk ilerler ama bütün bunlara rağmen şu veya bu şekilde genelde kısa süreli bir seyir gösterip iyileşirse “akut hastalık” olarak tanımlanır. Örneğin boğazınızda gelişen bir lenf bezi iltihabı gürültülü bir şekilde (ateş, üşüme, titreme, boğaz ağrısı) başlar ama 3-5 gün içerisinde, yani hızla ve tamamen iyileşirse “akut lenfadenit” olarak tanımlanır.

BİLGİ 2
BİR HASTALIK NE ZAMAN KRONİKTİR

BAZI hastalıklar da yavaş, sessiz ve derinden bir başlangıç gösterip uzun süreli hatta bazen kalıcı, yani hayat boyu düzelmeyen, tedavi imkânları sınırlı sağlık sorunları şeklinde kendini gösterebiliyor. Örneğin şeker hastalığı böyle bir sorun. Uzun süre önemsiz işaretlerle (ağız kuruluğu, susama, yorgunluk, kilo kaybı) kendini ifade etmeye çalışırken, zaman içinde böbrekler, kalp, beyin ve gözlerde tamamen iyileştirilemeyen kalıcı bazı hasarlara yol açabiliyor. Bu nedenle de Tip 2 diyabet, kronik bir hastalık olarak kabul ediliyor.


Yazının Devamını Oku

Aşıya güvenelim hızlı hareket edelim

Şu bilgi çok net ve açık: Elimizde “bir ölü virüs aşısı” seçeneği var.

Mevcut verilere göre de oldukça güvenli. Koruyuculuğunun Pfizer, Moderna ve Oxford aşılarına oranla biraz daha düşük olduğu söylense de bilinen, denenmiş, güvenilir bir aşı üretim teknolojisiyle geliştirilmiş bir seçenek bu. Şimdi en hızlı şekilde bu seçeneği değerlendirmek ve olabildiği kadar çok insanımızda virüse karşı bağışıklık oluşturmak durumundayız. Kısacası, pandemide en etkili çözüm aşıdır. Ve elimizde öyle bir seçenek var gibi görünüyor. Şunu da belirteyim: Herkes gibi ben de halkımızın koruyuculuğu yüksek aşılarla aşılanmasını isterim. Ancak aşı uygulamalarında koruyuculuk kadar güvenlik meselesinin de önemli olduğunu iyi bilirim. Bu aşamadan sonra “Hangi aşı?” tartışmasını bir kenara bırakmamız ve mümkün olduğu kadar “hızlıca” toplumumuzun önemli bir kesimini aşılayıp süreci tamamlamamız lazım. Kısacası, konu aşı olduğundan güvenlik ve koruyucu güç kadar, hız meselesi de önemlidir. Ve biz şimdi “HIZ MESELESİNİN ÖNEM KAZANDIĞI” yeni bir zaman dilimine girmiş bulunuyoruz.




BİR BİLGİ

Yazının Devamını Oku

Takviye yutmak aşıyı da güçlendirir mi

Salgının başından bu yana tam bir “vitaminmanya” yaşanıyor. Herkes şu ya da bu vitamini yutma peşinde. Nedeni malum: Bağışıklık sistemini güçlendirmek.

Ne var ki bağışıklık sistemini güçlendiren vitamin, mineral ve antioksidanların sayısı bir elin parmaklarını asla geçmiyor, geçemiyor. Üstelik takviyeler oldukça da pahalı şeyler. Bu nedenle bilinçli kullanılmaları gerekiyor. Son günlerde vitaminmanya gündemine yeni bir madde eklendi: Bazı takviyelerin aşılarla sağlanabileceği bağışıklığı daha da güçlendirebilecekleri ileri sürülüyor. Peki doğru mu? Doğruysa önceliği hangi takviyelere vermek lazım?

İLK SIRADA D VİTAMİNİ VAR

D vitamininin akılcı kullanımının COVID-19’u daha hafif geçirme şansı verebileceğini, hastalığın süresini kısaltabileceğini hatta uzamış COVID-19 meselesine bile çare olabileceğini gösteren bazı bilimsel veriler var. Aynı avantaj, bana göre güçlü bir çinko asetat ve C vitamini desteği için de söz konusu olmalı. Takviye kullanarak bağışıklığı güçlendirmek, aşılarla sağlanabilecek bağışıklık gücünü arttırmak bakımından da doğru ve anlamlı. Üstelik bazı araştırmalarda da bu yaklaşımı destekleyebilecek verilere ulaşılıyor. Örneğin Fransa’da yaşlılar üzerinde yapılan bir çalışmada, uzun süreli C, E vitaminleri, beta karoten ve selenyum sülfat desteği kullanımının grip aşısından sonra daha güçlü antikor cevabı sağladığı da gösterildi.




Yazının Devamını Oku

Bağışıklık yaşı nasıl gençleşir

Pandeminin başlangıcından bu yana bağışıklık meselesi sağlık gündemimizin bir numaralı maddesiydi.

İki numaralı gündem maddesi ise 65 yaş üzerindekilere getirilen kısıtlamalar oldu. Yasaklar hep onlarda yoğunlaştırıldı, herhangi bir kısıtlama olduğunda da gözler hemen ve anında onlara çevrildi. Aslında bu sürpriz bir gelişme de değildi. Zira bir ve iki numaralı gündem maddeleri zaten iç içeydi: Yaş ilerledikçe bağışıklık zayıflıyor, hastalığa yakalanma ihtimali de onu ağır geçirme olasılığı da artıyordu. Peki, bağışıklık gücündeki yaşa bağlı azalmanın nedeni neydi? Ve bir soru daha: Bu güç azalması yavaşlatılabilir, bağışıklık yaşı düşürülebilir miydi? Bu ve benzer soruların yanıtları için buyurun...


BİR BİLGİ
65 YAŞ VE ÜZERİNDEKİLERDE RİSK NEDEN DAHA YÜKSEK

65 yaşı geçenlerin COVID-19’u daha ağır geçirmelerinin iki temel nedeni var. Birincisi bu yaşlarda kronik hastalıkların (şeker hastalığı, hipertansiyon, KOAH, kalp yetmezliği...) daha sık görülmesi. İkinci nedene gelince... İkinci neden de en az birincisi kadar önemli: Bağışıklık sisteminin yaşlanmış olması. Ayrıca şu bilgi çok net ve açık: Yaşımız ilerledikçe bağışıklık sistemimiz de yıpranmadan payını alıyor. Gençlik ve orta yaş dönemlerindeki gücünden çok şey kaybediyor. Tam da bu noktada, yeni bir haftaya başlarken sizinle sevindirici bir bilgiyi de paylaşmam gerekiyor: BAĞIŞIKLIK YAŞINIZI DÜŞÜRMENİZ, DAHA GENÇ BİR BAĞIŞIKLIK SİSTEMİNE SAHİP OLABİLMENİZ MÜMKÜN. Nasıl mı? Lütfen sağdaki kutuyu dikkatli okuyun.

Yazının Devamını Oku

Yeni sorun: Uzamış COVID-19

COVID-19 her zaman herkeste farklı seyir gösterebilen bir enfeksiyon ama genelde hastalığın süresi iki, bilemediniz üç hafta ile sınırlı.

Eğer herhangi bir nedenle hastalıkta ağırlaşmaya yol açabilecek ilave bir sorun ortaya çıkmaz ise çoğu vakada iyileşme 2-3 haftada tamamlanıyor. Ne var ki yeni bazı gözlemler, beklenenden daha çok olguda COVID-19’da iyileşme sürecinin haftaları hatta ayları bile bulabileceğine işaret ediyor. Bu kişilerde hastalıkla bağlantılı “yorgunluk, uykusuzluk, nefes darlığı, göğüs ağrısı, kafa karışıklığı, unutkanlık, odaklanma güçlüğü” gibi sorunlar bir türlü bitmek bilmiyor. Bu gibi durumlarda o kişilere “LONG COVID-19 (UZAMIŞ COVID-19)” tanısı konuluyor. Peki bu kötü, can sıkıcı ihtimal kimlerde daha fazla? Sorunun yanıtını araştıran uzmanlar bakın neler bulmuşlar...




LONG COVID-19
KİMLERİN RİSKİ DAHA YÜKSEK?

Yazının Devamını Oku

Pandemiden erkekler neden daha çok etkilendi

Pandemiden kadınlara oranla erkeklerin daha çok etkilendiği kesin. Sadece saha gözlemleri değil, istatistiksel veriler de bu bilgiyi doğruluyor.

Rakamlara bakılırsa bu hastalığa erkekler daha çok yakalanıyor. Hastalığın erkeklerde daha ağır seyrettiği, daha uzun sürdüğü ve daha çok can kaybına yol açtığı da ortak bir kanaat. Ayrıca hastalığın uzamış şekli kabul edilen “Long COVID-19”a da erkeklerde daha sık rastlandığı anlaşılıyor. Erkekleri fena halde korkutan bu olumsuz gelişmelerin nedenleri hakkında ise elimizde kesin bir veri yok. Muhtemel bazı faktörlerden söz ediliyor. O faktörleri yandaki kutuda sıralamaya çalışacağım.

BİR BİLGİ
ERKEKLER NEDEN DAHA ŞANSSIZ
COVID-19’da erkeklerin kadınlara oranla daha yüksek risk taşımalarının farklı nedenleri var. Birincisi, bağışıklık sisteminin kadınlarda erkeklerden daha güçlü olması. Uzmanlar bu farklılığı östrojen hormonuna ve kadınların bağışıklıkla ilgili genleri içeren iki X kromozomunu birlikte taşımalarına bağlıyorlar. Ayrıca kadınların hijyenik kurallara erkeklere oranla daha çok riayet etmeleri ve genelde de sağlıklarına daha çok özen göstermeleri önemli faktörler olmalı. Diğer taraftan, hastalığın seyrini ağırlaştıran ve ölüm olasılığını arttıran diyabet, hipertansiyon, KOAH gibi kronik hastalıklara erkeklerde daha sık rastlanması da önemli bir belirleyici. Bana sorarsanız, erkeklerin maske takma ve sosyal mesafeye uyma gibi koruyucu önlemlere uyum göstermede kadınlara oranla daha dikkatsiz ve rahat davranmaları da etkili bir faktör olabilir.

DİKKAT

Yazının Devamını Oku

Sağlığa ve huzura ihtiyacımız var

Zor bir yıl geçirdik, mutsuz ve umutsuz günler yaşadık, 2020 hepimizin keyfini fena halde kaçırdı.

Ama bilelim ve umalım ki 2021, 2020’den daha güzel, daha rahat bir yıl olacak. Ayrıca bu yıl her zamankinden daha fazla umuda sarılmamız, umut depolamamız, umut ve mutluluk konuşmamız, huzur ve mutluluk arayışlarına çıkmamızda fayda var. Konu umut ve mutluluk olunca, isterseniz gelin, yeni yılın bu ilk haftasına başucu kitaplarımdan birinden, Prof. Dr. Toksöz B. Karasu hocanın ‘Huzurlu Yaşama Sanatı’ (Boyner Yayınları,İstanbul) kitabından çıkardığım kısa alıntılarla başlayalım. Bakın Karasu Hoca sağlık ve huzur konusunda bize neler tavsiye ediyor....




TAVSİYE 1
SAĞLIĞIN KIYMETİNİ BİLELİM

Yazının Devamını Oku

Osman Hoca’dan 2021 için 100 iyi hayat tavsiyesi

Peşinen belirteyim, listedeki 100 tavsiyenin tamamı bana ait değildir. İçinde bugüne kadar aldığım nasihatlerden, okuduğum kitaplardan, edindiğim hayat tecrübelerinden çıkarılmış pek çok ders var.

Bu tavsiyeleri okurken “Olmuşsa olmuş, bitmişse bitmiştir” diyen rahmetli Süleyman Demirel’i, “İnsan kendini yalnızlıkta mı arar, yoksa yalnızlıkta mı bulur?” sorusunun sahibi H.D.Thoreau’yu, “Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol” diyen Hz. Mevlânâ’yı, “Yaratılanı hoş gör, yaradandan ötürü” cümlesinin sahibi Yunus Emre’yi, “İyiyi ve kötüyü seçen akıldır” diyen Hacı Bektaşi Veli’yi, “Düşünceleriniz ne ise, hayatınız da odur” cümlesinin yazarı Romalı filozof imparator M. Aurelius’u rahatlıkla bulabileceğinizi bilmelisiniz. Ayrıca şu samimi düşüncemi de sizinle paylaşmak isterim: Eğer birazdan okuyacağınız 100 önerinin sadece yüzde 10’nu bile gerçekleştirebilirsem ben de kendimi başarılı sayacağım. Buyurun...

İLK 10
HAYATI ISKALAMA!
Hayatı ıskalamamak için yavaşla.

İyimser ol, olumlu bak.

Maneviyatını güçlü tut.

Yazının Devamını Oku

2021'in sağlık trendleri

Bana göre “sağlık tüyolarının medyada şeker gibi dağıtıldığı” yeni ve farklı bir dönemdeyiz ve müthiş bir bilgi kirliliğiyle karşı karşıyayız. Neticede de sağlığımızı koruma, sağlıklı kalma, hastalıklardan uzak durma gibi meseleler çok karmaşık süreçler haline geldi. Diğer taraftan, hepimiz fazlasıyla farkındayız, zor bir yıl geçirdik. 2021’in de beklediğimiz kadar kolay geçeceğini zannetmiyorum. Bu arada yaşam tarzımız, hayatımıza ilişkin seçimlerde de bazı değişiklikler oldu, olacak. Ben kendi adıma bu değişikliklerin neler olabileceğini aşağıda özetlemeye çalıştım.

VARAN 1
DAHA ÇOK ‘HER ŞEYİN BAŞI SAĞLIK’ DİYECEĞİZ
2020’de pandemiyle yatıp pandemiyle kalktık. Neticede de her şeyden önce sağlığa odaklandık. 2021’de de durum değişmeyecek. Sağlık yine bir numaralı gündem maddemiz olmaya devam edecek. Kısacası bu yıl belki de geçen yıldan daha çok sağlığımızı izleyecek, koruyup kollayacak, konuşup paylaşacağız. Tek cümleyle “Her şeyin başı sağlık” cümlesini daha sık kullanacağız.

VARAN 2
BAĞIŞIKLIĞIMIZI ‘BAŞ TACIMIZ’ YAPACAĞIZ
PANDEMİNİN nedeni belalı bir yeni virüs, çözümü de sadece güçlü bir sağlık olunca, 2020’de ‘bağışıklık’ sözcüğü dilimizden hiç düşmedi. Dahası, yetinmedik, bağışıklığın da derinliklerine girdik. ‘Lenfosit’ neymiş, ‘antikor’lar ne işe yararmış, onları bile öğrendik. 2021’de bağışıklık saplantısını daha da abartacağız. Yiyip içtiğimiz her şeyin, yuttuğumuz her takviyenin hatta aldığımız her nefesin bağışıklıkla ilgisini sorgulayacağız. İçimizden bazıları dualarında daha çok bağışıklık kazanmayı bile dileyecekler. Bu arada bağışıklığın bir numaralı garantisi aşı konusunu da dilimizden hiç düşürmeyeceğiz.

Yazının Devamını Oku

Sağlık Bakanı’ndan önemli açıklamalar

Dün Sağlık Bakanı Fahrettin Koca ile 2021’e girmeden hemen önce “PANDEMİ GÜNDEMİ”ni yeniden konuşma ve son bir durum değerlendirmesi yapma fırsatım oldu. Peşinen söyleyeyim:

Geçtiğimiz günlerde patlayan pandemi tsunamisinin bastırılması, sürecin kontrol altına alınması ve aşı meselesinde neticeye bir hayli yaklaşılması Sağlık Bakanı’nı oldukça rahatlatmış. İsterseniz sözü daha fazla uzatmadan, Dr. Fahrettin Koca 3 önemli konuda
neler söylemiş hemen onlara geçelim. Buyurun...




Yazının Devamını Oku

İyi haberler mutlu ediyor

Birkaç haftadır üstümüze üstümüze gelen kötü haber bulutları, Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın perşembe akşamı yaptığı basın toplantısıyla bir ölçüde de olsa dağıldı.

Kendi adıma söyleyeyim, iflah olmaz bir iyimser olarak ben o toplantıdan sonra yeniden umutlandım, “İyi günler yakındır” diye düşündüm. Fahrettin Koca açıklamalarında, “Çin aşısının Türkiye çalışmasında erken dönemdeki koruyuculuğunun yüzde 91.25 oranında bulunduğunu” belirtti. Bakan aynı toplantıda şubat sonuna kadar 50 milyon doz Sinovac aşısının uygulanmasını umduğuna da işaret etti. Anlaşılan o ki ilk aşamada 9 milyon vatandaşımız aşılanacak. Şubat sonuna kadar da rakam 25 milyona ulaşacak. Bakan açıklamalarında BioNTech aşısı hakkında da sevindirici bilgiler verdi. “Ocak ayında 1.5 milyon BioNTech aşısı gelebilir. Mart sonuna kadar 4.5 milyonu net, 30 milyonu opsiyonel olmak üzere ciddi miktarda BioNTech aşısı için de imzaları atmak üzereyiz” dedi. Kısacası pandemi sürecinin ucundaki umut ışığı kabul ettiğimiz aşılanma konusundaki gelişmeler şimdi daha net ve açık. Umalım ki o açıklamalar doğru çıksın. Sözler tutulsun. Aşılama süreci bir an önce başlasın.




İYİ HABER
AŞININ YAN ETKİLERİ DE OLDUKÇA SINIRLI

Yazının Devamını Oku

Mutasyondan korkalım mı

YENİ koronavirüste oluşan yapısal değişim (mutasyon) gereksiz bir korku dalgası yarattı. Dahası, pandemi sürecini en baştan beri bir korku filmi haline getirmek isteyenlere de mutasyon haberi adeta ilaç gibi geldi. Oysa elimizdeki bilgiler çok net ve açık: Mutasyon diğer RNA virüslerinde olduğu gibi yeni koronavirüs için de beklenen ve sık sık görülen bir süreç. Uzmanlar bu belalı virüsle tanıştığımız ilk günden bu yana virüsün onlarca mutasyonu zaten geçirdiğini çoktan açıkladılar.

Peki, bu son mutasyondan sonra ortaya çıkan aşırı telaşın, koparılan onca yaygaranın sebebi ne? Telaşın da korkunun da nedeni -bana göre- net ve açık: Burada da devreye bilim insanlarından önce korku tüccarları ve rant devşirme heveslisi siyasiler girdi. Mesela İngiltere’de virüste saptanan son mutasyonun ne olduğunu, ne gibi sonuçlar doğuracağını İngiliz bilim insanları değil de -nedense- İngiltere Başbakanı Boris Johnson açıkladı. Üstelik de açıklamasına “Bu mutasyon virüsü yüzde 70 daha bulaşıcı hale getiriyor” şeklinde, sadece laboratuvar verilerine dayalı, saha verilerinden uzak, yani ayağı yere basmayan ispatlanmamış bir kanaati ortaya koydu. Peki, bu durumda biz ne yapalım? Yeni bir korku çemberinin için girip zaten mevcut kaygı bozukluğumuzu daha da mı köpürtelim? Yanıtım net ve açık: HAYIR! Nedenine gelince... 

MUTASYON NE YAPAR, NE YAPMAZ

YENİ koronavirüste meydana gelen son mutasyonun neticeleri hakkında konuştuğum uzmanların -azmanların değil- ortak görüşleri şunlar:

VARAN 1) Bu mutasyon hastalığın teşhisinde herhangi bir aksamaya yol açmaz. PCR testlerinin güvenliğini aksatmaz.

VARAN 2) Mutasyon muhtemelen ve sadece -o da çok net ve açık bir bilgi değil- hastalığın bulaşma hızı, yani yayılma gücünü etkileyebilir. Ancak bu bilgi de laboratuvar verileri ve istatistiksel öngörülerle sınırlı. Net ve açık bir saha çalışmasına dayanmıyor.

VARAN 3) Son mutasyonun hastalığın mevcut seyrinde ağırlaşmaya yol açabileceğine dair bir kanıta da sahip değiliz. Sadece bu mutasyonun

COVID-19’un çocuklarda daha kolay bulaşmaya yol açabileceği düşünülüyor.

Yazının Devamını Oku

Yeni bir sorun... Uzayan COVID

Araştırmalar COVID-19’a yakalanan her 10 hastadan birinde hastalık belirtilerinin en az 10 hafta (yaklaşık 3 ay) daha devam etme ihtimalinin olduğunu gösteriyor.

Ayrıca birçok hastanın enfeksiyonu atlatmasına rağmen COVID-19’un yıpratıcı etkileriyle mücadele etmek zorunda kaldığı da biliniyor. Uzmanların “LONG COVID/UZAYAN-BİTMEYEN COVID” olarak tanımladığı o yeni problemi eminim ki önümüzdeki günlerde daha sık konuşup tartışacağız, COVID-19 geçirdikten sonra akciğer, kalp, beyin ve böbreklerinde sorun gelişen insanları nasıl daha hızlı iyileştirebiliriz sorusuna cevap arayacağız. Kısacası COVID-19 hakkındaki bilgilerimiz henüz çok az, çok ham ve adeta emekleme aşamasında. Uzamış COVID meselesi ise bilgilerimizin en fazla sınırlı olduğu alanların başında yer alıyor. Peki, bu uzayan/bitmeyen
COVID-19’un (Long COVID) belirtileri neler? Detaylar için buyurun...


AKLINIZDA OLSUN
LONG COVID’IN BELİRTİLERİ

Yazının Devamını Oku

Aşıyı da ilaçları da tartışmayalım

Modern tıbbın değişmez ve değiştirilemez bazı kuralları var.

O kurallardan biri de şu: Eğer herhangi bir sağlık sorununu önlemek ya da çözmek istiyorsanız, öncelikle aşılar ve ilaçlardan faydalanacaksınız! Belli durumlarda da -zaman zaman- doğal ve geleneksel tedavi yöntemlerinden istifade edeceksiniz. Ama bir pandemi söz konusuysa, odaklanmanız gerekenler öncelikle aşılar ve ilaçlardır. Bu COVID-19 pandemisinde de durum aynı. Etkili ve kalıcı çözümü bilimden, bilim insanlarında bekleyeceğiz. O çözümler gelene kadar da doğal, geleneksel tamamlayıcı tıp alternatiflerinden istifade edeceğiz.

KISA BİLGİ
ÖNCE GÜVEN AŞILAYALIM

AŞILARDA da ilaçlarda da güvenlik meselesi en önemli faktördür. Ve biz iyi biliriz ki ikisinde de “yan etki” ile “toksik” veya “hasta edici” etkileri birbirinden ayırmak vazgeçilmez bir noktadır. Güvenli kabul ettiğimiz pek çok aşının veya ilacın önceden tahmin edilemeyecek yan etkileri tabii ki her zaman söz konusu olabiliyor. Ama bunlar kabul edilebilir limitler içindeyse hoş görülüyor. İşte bu nedenle damarlarımızı koruyalım diye aldığımız bir bebek aspirini mide kanamasına, alerjik reaksiyonlarımızı önleyelim diye yuttuğumuz antihisteminik hap baş dönmesine sebep olsa da, enfeksiyonumuz şifa bulsun diye içtiğimiz antibiyotik bağırsak floramızı bozsa da kullanmaya devam ediyoruz.

Yazının Devamını Oku

Pandeminin ilacı FYB207 mi

AŞILARDAN sonra ilaçlardan da iyi haberler geliyor. Son haber Almanya’dan. Alman biyoteknoloji firması FORMYCON, tedavide de muazzam bir başarıya imza atmak üzere... Firma yetkilileri ve bu yeni molekül üzerinde çalışan bilim insanları “FYB207” kod adı ile tanımladıkları etkili bir “ACE2 antikor füzyon proteini” geliştirdiklerini açıkladılar. Hatta iddialarını bir tık daha ileriye taşıyıp ABD ve Avrupa’daki ilaç yetkililerine “ön izin” için müracaatta bulundular. Detaylara gelince...

OKUR SORUSU
KUVERSETİN DE BİZİ KORUYABİLİR Mİ

YUKARIDA da belirttiğim gibi, hücrelerimizdeki ACE2 reseptörleri yeni koronavirüsle mücadelenin anahtar noktası. Bu reseptör virüs için adeta bir kapı kilidi görevi üstleniyor. Virüs ona tutunabilirse hücreye rahatça girebiliyor. Eğer biz virüsün ACE2 reseptörüne bağlanabilmesini önleyebilirsek, virüs hücreyi kolay kolay etkileyemiyor. Neticede de biz hastalanmıyoruz veya virüsler daha az sayıda hücreye bulaşabiliyor. Biz de süreci daha hafif belirtilerle atlatma şansı yakalıyoruz. Yukarıda da bahsettiğim FYB207 isimli ilacın da marifeti zaten bu. Yiyeceklerimizde bulunan kuversetinin de ilaca benzer işler yapıyor. Kuversetin bir flavonoid ve doğadaki 4 bin flavonoidden sadece biri. Ama sağlığımız üzerinde muazzam etkileri var. Elmada, kırmızı soğanda, turpta, kapari, lahana, suteresi ve daha pek çok bitkide bulunan doğal bir mucize. Muazzam bir antioksidan. Anlaşılan o ki kuversetin COVID-19’dan korunmada da işe yarayabilecek. Peki nasıl? Yanıtı yandaki kutuda bulacaksınız.

AKLINIZDA OLSUN

KUVERSETİN NE YAPIYOR

ONAYLANMIŞ pek çok bilimsel çalışmada net ve açık olarak gösterildi ki kuversetin güçlü bir antiviral. Etkili olduğu virüsler arasında inflüenza virüsü, rinovirüs ve SARS virüsü var. Kuversetin antiviral gücünü yeni koronavirüsün ACE2 reseptörüne tutunmasını engelleyerek de kullanabiliyor. Ayrıca araştırmalara bakılırsa, virüsün oluşturabileceği damar zararlarını engellemek, oluşabilecek ölçüsüz bağışıklık yanıtlarını dengeleyebilmek ve pıhtı oluşumunu zorlaştırmak gibi ek faydaları da söz konusu. Araştırmalar kuversetinin destek olarak da kullanılabileceğini düşündürüyor ama gelin siz çözümü burada da doğada ve doğalda arayın, bugünlerde biraz daha elma, lahana, kırmızı soğan, turp tüketmeye çalışın.

İYİ BİLGİFYB207 NE YAPIYOR

Yazının Devamını Oku

Sinovac mı, BioNTech mi daha güçlü

Tartışmasız bu haftanın da sağlık gündeminin bir numaralı maddesi “COVID-19 AŞILARI” olacak.

Ve bu hafta da yine “yazılısı, görüntülüsü, sözlüsü, sosyali” fark etmeyecek, medyanın her türlüsünde bir numaralı tartışma konusu “Sinovac’ın aşısını mı yaptıralım, yoksa BioNTech’in aşısını mı bekleyelim?” sorusuna yanıt aramak olacak. İşin kötüsü yanıtları da işin uzmanları değil, “klasik medyanın silahşorları” ya da “sosyal medyanın klavye delikanlıları” verecek. Neticede de ortalık toz duman olmaya devam edecek. Peki, başlıktaki sorunun bilimsel bir yanıtı var mı? Buyurun...




NETİCE ŞU

Yazının Devamını Oku

Salgın bahara biter mi

Sanki o şarkıyı yaşıyor gibiyiz.

O şarkıda olduğu gibi “Baharı bekleyen kumrular gibiyiz!”, “Ellerimiz havada, gözlerimiz yolda!” aşıyı bekliyoruz. Peki aşı gelince, aşılamalar bitince salgın da bitecek mi? Ahmet Hakan’ın coşkuyla dile getirdiği gibi hepimiz bir anda “Yaşasın, bu iş bitti” deyip maskelerimizi havaya fırlatabilecek miyiz? Üzülerek söyleyeyim ne bu salgın bu baharda bitecek, ne de maskeler baharda havaya fırlatılıp önümüzdeki yaza maskesiz girilecek. Peki o zaman bu aşı telaşının sebebi ne? Sebep net ve açık: Salgının kontrolünü sadece umutla beklediğimiz o aşılar başarabilecek. Anlatmak istediğim şey şu: Beklentilerimizi abartmayalım. “Aşı geldi, iş bitti” yanılgısına düşmeyelim. Bilelim ki aşılama programları her şey yolunda gittiği takdirde tabii ki hastalığı kontrol altına almış olacak. Ama yine bilelim ki pandeminin üstüne kalınca bir çarpı çizmek yıllar süren aşılama programlarıyla ancak başarılır. Özeti şudur: Aşı bilimi bize bir aşının herhangi bir bulaşıcı hastalığı tamamen kontrol altına almasının yıllarca sürebileceğini söylüyor. Evet, aşı bir umut. Evet, aşı bu salgını bahar aylarında bir parça kontrol altına alabilir. Ama unutmayalım ki aşılara rağmen bu iş ilkbahara bitmez, sonbahara bile neticeleneceği bence hâlâ kuşkulu. İşte bu nedenle bir süre daha “maske-mesafe-temizlik” üçlüsü hep gündemimizde olacak.




GEÇMİŞ OLSUN

Yazının Devamını Oku

COVID-19’un ilacı bulundu mu

SON günlerde bilim çevrelerinin de medyanın da sık sık gündeme getirdiği hatta COVID-19 enfeksiyonuna çare olabileceğini düşündüğü bir ilaç var: MOLNUPİRAVİR!

Henüz Faz 1 ve Faz 2 çalışmaları süren bu yeni ilacın, koronavirüsün bedende yayılmasını en geç 24 saat içerisinde tamamen durdurabileceği öne sürülüyor. Bilindiği gibi, halen geliştirilen aşılar pandemide sadece koruyucu amaçla kullanılıyor. Tedavi için elimizde hâlâ bu virüse yüzde 100 etkili olduğu kanıtlanmış herhangi bir ilaç yok. Haber de zaten bu nedenle dikkati çekti ve önem kazandı. Umalım ki bundan sonraki haberler de olumlu gelsin. Umalım ki aşı konusunda olduğu gibi ilaç tedavisinde de yüzümüz gülsün. Konunun detaylarını cumartesi günkü yazımda daha etraflı açıklayacağım.

ÖNEMLİ
HASTALIĞI GEÇİRENLER Mİ AŞILANANLAR MI DAHA DİRENÇLİ OLACAK
ŞUNU net ve açık olarak biliyoruz: COVID-19’dan iyileşenlerin kanında onları yeni bir koronavirüs saldırısına karşı koruyabilecek güçte antikorlar -istisnalar dışında- hep var. Ve o antikorlar hastalıktan iyileşenleri en az 3-6 ay -yine özel istisnalar dışında- neredeyse yüzde 99 oranında koruyabiliyor. Aşılarla elde edilen bağışıklık için ise firmalar en fazla yüzde 94-97 civarında bir garantiyi verebiliyor. Kısacası emin değilim ama hastalığı geçirenlerde oluşan bağışıklık gücü aşıyla sağlanandan -muhtemelen- bir tık daha fazla olmalı. Ama her halükârda hastalığı geçirmek yerine aşılanarak antikor kazanmanın daha akılcı olduğu da unutulmamalıdır.

BANA GÖRE

Yazının Devamını Oku

Aşısız olmaz arkadaş

Her zaman olduğu gibi aşı karşıtları şimdi de devreye anında girdiler.

Neticede de özellikle sosyal medya tam anlamıyla bir “aşı bilgisizliği çöplüğü” haline geldi. Oysa farklı hastalıklara karşı geliştirilen aşıların özellikle son yüzyılın en önemli tıbbi buluşlarından biri olduğu kesin. Çok değil, yüzyıl önce her yıl ve sadece her biri milyonlarca insanın ölümüne yol açan pek çok bulaşıcı hastalık (çiçek, kolera, tifo vb) ile mücadeleyi aşılar sayesinde kazandık. Kızamık, kabakulak, kızamıkçık, tetanos, kuduz dahil birçok hastalığı aşılar sayesinde kontrol altına aldık. Difteri, boğmaca, tetanos ve kızamığa karşı oluşturulan aşı kampanyalarıyla da milyonlarca bebek ve çocuğumuza “hayatta kalma şansı” sağladık. Peki o zaman sorun ne? Bu aşı karşıtlığının ya da aşıya güvensizlik meselesinin arka planında ne var?

SORU ŞU
AŞI KARŞITLARI BAKIN NE DİYOR

AŞI karşıtlarının ne dedikleri konusu oldukça uzun bir yazıya sığar ama özeti şu: Onlara göre aşılar bizi iyi değil, hasta ediyor! Örneğin aşılanma oranı arttıkça çocuklarda otizm hastalığının oranı da artıyor. Ayrıca kronik yorgunluk, fibromiyalji, bunama dahil pek çok sağlık sorununun sorumlusu da yine yaptırdığınız aşılar(!). Aşı karşıtları bu iddialarını şimdilerde daha da geliştirdiler. Aşıların -özellikle koronavirüs için geliştirilen hızlı aşıların- genetiğimizi bile değiştirebileceğini, bu aşılarla birilerinin bedenlerimize mikroçipler de yerleştirebileceğini öne sürdüler. Kısacası bu “kafası karışık kişileri” ikna etmek öyle pek kolay görünmüyor. Peki işin doğrusu ne? Yanıt tek cümleden ibaret: AŞISIZ OLMAZ ARKADAŞ!

Yazının Devamını Oku