Hoş geldin yeni normal

Bugün itibariyle hayatımızın her alanında yeni ve farklı bir sayfa açıyoruz.

O sayfanın ağırlıklı bölümünü de ‘sağlık’ oluşturuyor. Zaten de öyle olmalı, öyle olmak zorunda. Çünkü bu son salgınla çok net ve açık olarak anladık ki sağlık olmayınca gerisi tamamen teferruattan ibaret.

İşte bu nedenle bugün ilk adımlarımızı atacağımız yeni normale yolculuk süreci, sadece önümüzdeki yaz ayları için değil, sonbahar ve kış dönemi için de çok ama çok önemli ayrıntılar içeriyor. Rehavete kapılmamamız, teyakkuz halini -abartmadan- ısrarla sürdürmemiz, özellikle de ‘maske+mesafe’ ikilisinden hiçbir koşulda vazgeçmememiz gerekiyor.

Yolumuz açık, içimiz ferah, dikkat ve konsantrasyonumuz bol olsun.

Hoş geldin yeni normal


BİR LİSTE: SINIFI KİM GEÇTİ KİM GEÇEMEDİ?

BANA göre pandemi bir sınavdı. Bu sınavda kimileri başarılı oldu, kimileri de sınıfta kaldı.

İsterseniz gelin, ülke ve kurumların pandemi karnelerine kısaca bir göz atalım.

Sınıfı kim geçti, kim kaldı anlamaya çalışalım. Ama şu bilginin altını da net ve açık bir şekilde çizip önemli bir gerçeği de gecikmeden açıklayalım: Bu salgının en büyük mağlubu Dünya Sağlık Örgütü’dür. Her aşamada eksik ya da yanlış kararlar vermiş, tel tel dökülmüştür. Süreci kötü yönetmiş ve işin uzmanlarından kırmızı kart görmüştür.

Ülkelere gelince...

SINIFTA KALANLAR
İLK 5

1. Sürü bağışıklığı ile salgını savuşturmaya kalkışan ama nüfusuna oranla en çok vaka kaybı rekoru kıran İSVEÇ!

2. Önce sürü bağışıklığına başvuran, sonra da sağlık sistemindeki teknolojik, yapısal ve sosyal eksiklikler nedeniyle ciddi ölçüde yıkım yaşayan İNGİLTERE!

3. Salgını başlangıçta ciddiye almayan, rahat davranan ve önlem almakta geç kalan, neticede de ‘Avrupa’nın salgında en çok yaşlı kaybı yaşayan ülkesi’ unvanını kazanmak zorunda kalan İTALYA.

4. Tıpkı İtalya gibi, önlem almakta gevşek davranan ve Avrupa’da en büyük insan kayıp rakamlarından birine ulaşan İSPANYA.

5. Devasa ekonomisi, dünya liderliğine soyunan politik iddiası, sağlık sisteminin tel tel dökülmesi nedeniyle yer ile yeksan olan ABD.

İKİNCİ 5

1.Salgının ciddiyetini biraz geç fark eden, neticede de dünyada en çok vaka görülen ülkelerden biri haline gelen RUSYA.

2. Devlet başkanının inanılmaz kayıtsızlığı, sağlık sisteminin affedilmez yetersizliği ile birleşince salgında en çok hasta kaydeden ve en çok vaka kaybeden ülkeler liginde hızla liderliğe yükselen BREZİLYA.

3. Salgına rağmen başlangıçta ciddi hiçbir önlem almayan, sağlık sisteminin yetersizliği net ve açık bir şekilde ortaya çıkan İRAN.

4. Başlangıçta salgını saklayan, sonra da salgın rakamlarında sürekli düzeltmeler yaparak tam bir güven erozyonu yaşayan ÇİN.

5. Avrupa’nın tam da ortasında mükemmel bir refah devleti görüntüsü verirken, bu salgında nedense ‘nüfusa oranla en çok insan kaybı yaşayan ülkeler liginde liderliğe oynayan BELÇİKA.


SINIFI GEÇENLER

* Salgının ilk aşamasında başarılı bir sınav vererek, beklenenin çok üstünde bir performans yakalayan TÜRKİYE.

- ‘Salgınla mücadelede Avrupa’nın en başarılı ülkesi’ unvanını tartışmasız kazanan, hatta diğer Avrupa ülkelerinden ülkesine hasta transfer edip onlara yardımcı olmaya çalışan ALMANYA.

* Daha önce yaşadığı SARS salgınındaki tecrübelerini akıllıca kullanan GÜNEY KORE, JAPONYA, SİNGAPUR ve TAYVAN.

* Genç devlet başkanı Nayib Bukele’nin dirayetli yönetimi sayesinde salgını en az zayiatla atlatan güney Amerika ülkesi unvanını kazanan EL SALVADOR.

* Hızlı hareket ederek sınırlarını erkenden kapatan ve çok az kayıpla sürecin ilk aşamasını başarılı bir şekilde atlatan YUNANİSTAN.

* Hiç de beklenmeyen bir performansla mükemmel bir netice yakalayan KARADAĞ...

İYİ HABER: ÇAM MI SAKURA MI?

Hoş geldin yeni normal


GEÇTİĞİMİZ cumartesi, hastane başhekimi Doç. Dr. Mehmet Emin Kalkan’ın nazik davetine icabet edip yeni hastanemiz ve sağlıkta son gurur abidemiz Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi’ni ziyaret etme fırsatı buldum. Hastaneyi, sokağa çıkma yasağının getirdiği ıssızlık nedeniyle köşe bucak inceleme ve değerlendirme fırsatı yakaladım.

Dile kolay, bir milyon metrekarenin üzerinde inşaat alanı, 2 bin 682 yatak kapasitesi, günde 32 binden fazla hastaya hizmet verebilme yeteneği, 4 bin 300 medikal, 4 bin 50 hizmet, 810 yönetim personelinden oluşan 10 bin kişilik dev kadrosu ile muhteşem bir eser bu.

Sadece rakamsal verileri ile bile şaşırtıcı olan bu mükemmel eserde emeği geçen herkese, tabii ki başta bu projenin takipçisi, motive edicisi Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a, projeyi başlatan önceki sağlık bakanlarından Mehmet Müezzinoğlu ve neticeye ulaşmasında büyük emeği geçen Sağlık Bakanımız Fahrettin Koca’ya, projenin üstlenicisi Rönesans Holding’in yönetim kurulu başkanı Erman Ilıcak’a bir sağlık gönüllüsü olarak gönülden teşekkür ediyorum.

Bu proje mutlaka ama mutlaka hızla ve çok büyük bir organizasyonla ‘uluslararası sağlık turizmi merkezlerinden biri’ olarak organize edilmelidir.

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Geç mi kaldık

GERÇEK net ve açık, üstelik hiçbir yerde, hiçbir ülkede, hiçbir koşulda değişmeyeceği de daha önce yüzlerce defa kanıtlanmış: HİÇBİR SALGIN HASTANEDE YENİLMEZ, SALGINLA SAVAŞ SAHADA KAZANILIR...

Devamı var: Hiçbir salgında savaş hastane yataklarında kazanılmaz... Hiçbir salgını ne sağlık ordusunun tecrübesi, ne hastane yataklarının fazlalığı, ne de yoğun bakım gücü organizasyonları yenmez, yenemez! Hiçbir salgınla devletin kolluk kuvvetlerinin ve sahip olduğu sağlık sistemlerinin etkinliği ile de baş edilmez, edilemez. Peki çözüm? O savaş nasıl kazanılır? Salgınlarda savaşı kazanmanın tek yolu halkı doğru bilgilendirmek ve gönüllü, yürekli bir çözüm ortağı haline getirmekten geçer!

Eğer sizin de aklınıza başlıktaki soru geliyorsa yukarıdaki cümleleri bir değil birkaç defa daha okuyun, yanıtınızı ise ondan sonra verin derim.

GÜNÜN PANDEMİ NOTU: PANDEMİYLE SAVAŞTA EVLERİMİZ CEPHEMİZ, SABRIMIZ CEPHANEMİZ OLSUN!

BUNDAN SONRABİZE ‘ÜÇLÜ SAVUNMA’ DA YETMEZ

GELDİĞİMİZ noktada pandemide çözümü yalnızca “maske/mesafe/hijyen”den oluşan “savunma üçlüsü”ne devretmek yeterli olmayacaktır. Daha güçlü bir savunma için, daha doğrusu “daha az gol yemek ve maçı kazanmak için” şu üç oyuncuyu da acilen sahaya yeniden sürmemiz lazım:

ÖNLEM 1: KALABALIKLAŞMA

Yazının Devamını Oku

Bana biraz müsaade

Etrafımızdaki korona çemberi daraldıkça hekim olarak bize düşen görevler de doğal olarak arttı.

Neticede daha fazla mesleki faaliyet için yazılara biraz ara verip okurlardan kısa bir mola isteme zamanı geldi. Çok değil, sadece 4 günlük bir mola istiyorum. Pazartesi bu köşede yine hep birlikte başta korona olmak üzere sağlık gündemini değerlendireceğiz. Saygı ve sevgiyle...

Yazının Devamını Oku

Maske ‘su’ mesafe ‘ekmek’tir

Rakamlar korkutucu.

Rakamlar can sıkıcı. Her ne kadar rahmetli Cumhurbaşkanımız Süleyman Demirel’den “Doktor, ferdaya güzel bak!” talimatı almış olsam da maalesef önümüzdeki günlerin güzel olabileceğini düşünmüyorum. Bizi ağır hem de çok ağır bir kış bekliyor. Zira sadece İstanbul’dan değil hemen her ilden kötü haberler geliyor. Bu nedenle bir an önce derlenip toparlanmamız, aklımızı başımıza almamız ve önümüze konulan koruyucu tedbirleri kendi irademizle uygulamaya koymamız lazım. İstanbul Valisi Ali Yerlikaya’nın geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamalarda kullandığı bir cümle benim için çok önemli, siz de önemseyin derim. Sayın Vali’nin de belirttiği gibi önümüzdeki günler için maskeye “su”, mesafeye ise “ekmek” kadar önem vermemiz lazım.



BİR SORU
KAFAM NEDEN SEPET GİBİ

Yazının Devamını Oku

COVID-19’da ölüm oranları neden düştü

Sadece bizde değil, hemen her ülkede COVID-19’a bağlı ölüm oranlarında fark edilir bir düşme var.

Ama bilelim ki rakamlardaki bu azalma “virüsün ölümcül gücünün” azalması ile bağlantılı değil. YENİ KORONAVİRÜS BUGÜN DE HÂLÂ AYNI DERECEDE TEHLİKELİ VE ÖLÜMCÜL. Ölüm oranlarındaki düşmenin de virüsteki güç azalmasından, virüsün kolunun kanadının kırılmasından ziyade yeni gelişen bazı değişimlere bağlı olduğu kesin. O değişimlerin neler olduğuna gelince. ntv.com.tr’de Ayşegül Engür Dahil, bu konuda güzel bir yazı hazırlamış. Bugün size o yazıdaki çok değerli bulduğum bilgileri özetleyerek aktaracağım. Buyurun... 



İYİ BİLGİ
VAKA SAYILARI ARTIYOR, ÖLÜM ORANLARI DÜŞÜYOR! PEKİ NEDEN

Yazının Devamını Oku

Virüs aldatmaya devam ediyor

“Yeni koronavirüs”ün her geçen gün “yeni bir numarası” ortaya çıkıyor.

Geçtiğimiz günlerde bu köşede, enteresan virüsün hastalığı hafif geçirdiği bilinen çocuk ve gençlerde IQ seviyesini düşürebileceğinin anlaşıldığını yazmıştım. Çocuk ve gençlerde görülen bu şaşırtıcı IQ kaybının da bazen yüzde 10’ları bulabileceğinin altını çizmiştim. Şimdi de virüsün yeni ve şaşırtıcı bir başka hüneri(!) daha ortaya çıktı. O hüner de şu...




ÖNEMLİ

Yazının Devamını Oku

Bakan müjdeyi verdi... Koronada Çin aşısı aralıkta Türkiye’de

Bakan Koca, koronavirüs için ilk aşamada daha güvenli bulduğu Çin menşeili “CoronaVac” ile işe başlamayı düşünüyor. Bence bu iş bitmiş. 5 milyon doz Çin kökenli koronavirüs aşısı aralıkta devreye girecek. Arkasından da 5’er milyon dozluk yeni uygulamaların başlayacağı anlaşılıyor.

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca ile önceki gün Bursa’da yaptığım görüşmede salgında son duruma ilişkin farklı konuları etraflıca tartışma fırsatı buldum. Bakan, her zaman olduğu gibi sorularıma net yanıtlar verdi. Görüşmenin beni memnun eden en önemli bölümü ise aşılarla ilgili söyledikleri oldu. Bu gelişmelerden grip aşısına ilişkin notlarımı dün sizlerle paylaştım. Yeniden özetleyeyim: Anlaşılan o ki Sayın Bakan ve ekibi “en az 3 milyon doz grip aşısı” rakamına ulaşmada kararlılar. Eğer sıkıntılı bir durum söz konusu olursa da bu rakamın daha da artabileceği düşüncesindeler. Peki, esas meseleye yani “Korona aşısı ne zaman gelecek?”, “İlk aşamada muhtemelen kaç doz aşı uygulanabilecek?” sorularının yanıtına gelince... Buyurun.




İYİ HABER 1

Yazının Devamını Oku

Ben sordum bakan anlattı... A'dan Z'ye grip aşısı

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın Bursa ziyaretine katıldım, grip aşısıyla ilgili akıllardaki soruları kendisine ilettim. Üretiminden koruma gücüne, ilk aşamada kimlere yapılacağından bu yıl Türkiye’ye kaç doz aşı getirileceğine kadar tüm soruları sabırla yanıtladı...

Dün Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın Bursa’ya yaptığı inceleme seyahatine katılma fırsatı buldum. Bursa Valisi, belediye başkanı, il sağlık müdürü ve diğer ilgililerle yaptığı toplantıları dikkatle izledim. Önce beni çok rahatlatan şu gözlemimi sizinle de paylaşmak isterim: Son rakamlardan Sayın Bakan da bir hayli tedirgin. Özellikle toplantılar sonrasında yaptığımız baş başa görüşmede İstanbul’daki son rakamların onu ciddi ölçüde endişelendirdiğini fark ettim. İstanbul’daki krizle ilgili düşüncelerini yarın paylaşacağım. Görüşmemizde Sayın Bakan’la pek çok konuyu konuşma ve tartışma fırsatım oldu. Samimi olduğunu düşündüğüm yanıtlarını bugün ve yarın sizinle detaylı olarak paylaşacağım. Bugünün ana konusu olarak “grip aşısı konusundaki son gelişmeler”i seçtim. Ayrıca şu noktaların altını da kalınca çizmem lazım:




Fahrettin Koca hâlâ ilk günkü gibi samimi. İlk günkü kadar heveskâr. İlk günkü gibi gayret ve çalışkanlığını sürdüren bir tavır içerisinde. Ayrıca “eleştirilere açık” bir tutum sergilemeyi de ısrarla sürdürüyor. Grip aşısı ve konuyla ilgili son değerlendirmelere gelince...


Yazının Devamını Oku

İşler iyi gitmiyor

GEÇEN haftada da yazdım, daha doğrusu uyardım: Bu kış zor geçecek. Üzülerek belirteyim, Sağlık Bakanlığı’nın açıkladığı günlük vaka rakamları endişemi doğruluyor. Son bir haftada sadece İstanbul ve çevresinden değil, Türkiye genelinden gelen haberler de iç açıcı değil. Özellikle son 3-4 günün rakamları o korkulan “ikinci dalga”ya işaret etmese bile, bilelim ki can sıkıcı yeni ve büyük dalgaların habercisi gibi görünüyor. Kısacası önümüzde bizi bekleyen “karanlık bir kış” var. Peki ne yapmalı?

OSMAN HOCA UYARIYOR
TÜNELDE BİR IŞIK VAR AMA...

SADECE pandemi sürecini yönetenlerin değil, ortaya çıkabilecek olumsuzlukların neticesine katlanacak olan bizlerin de şapkalarımızı önümüze koyup ciddi ciddi düşünmemiz lazım. Bir süre önce varlığına işaret edilen “ışığın” bu karanlık tünelden çıkışımızın değil de hızla üstümüze gelen şiddetli ve büyük yeni dalgaların habercisi olması mümkündür. Aslında Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, sıkıntıyı aylar önce işaret etti. Daha yaz başında “Gemiyi kıyıya yaklaştırdık ama limana sağ salim ulaşabilmemiz için bazı fedakârlıklar yapmamız lazım. O fedakârlıkları yapmazsak eğer kıyıya çıkmamız uzayabilir!” şeklinde özetleyebileceğimiz bir açıklama da yaptı. Önerim şu: Gelin hiç olmazsa bu mühim dönemde hata yapmayalım. Gelin bu vurdumduymazlıktan, bu kayıtsızlık ve bıkkınlıktan vazgeçelim. Tedbirleri gevşetmek bir yana, daha da sıkılaştırmanın yollarını bulalım. Sürecin bundan sonrasını “toplumsal bir savaş” olarak algılayalım, planlayalım ve sürdürelim. Yoksa “Osman Hoca demedi!” demeyin, başımızın fena halde belaya gireceği günler yakındır.

İTİRAF EDELİM

GEÇ KALDIK!

GERİYE bakmayı pek sevmem. Zira “hayat hocam ve mentorum” 9. Cumhurbaşkanımız rahmetli Süleyman Demirel, bana şu öğüdünü adeta ezberletmiştir: “Arkana bakarak önünü göremezsin.” Kesinlikle inandığım ve uyguladığım iyi hayat yaklaşımlarından biridir bu. Ama iyi bilirim ki zaman zaman da geleceği planlarken şöyle bir arkaya dönüp bakmak ve geçmişteki hataları belirleyip, ders alıp o hataları tekrarlamamak da önemlidir. Pandemi sürecinde de bazı hatalar yaptık. İlk hatalarımızdan biri ise daha en baştan maske meselesinin önemini kavrayamamamız oldu. Ben dahil pek çok uzman -aramızda istisnalar olsa da- hijyen ve sosyal mesafe meselesini vurgularken, “Maskesiz olmaz arkadaş” demekte bir hayli geç kaldık. İtiraf edelim ve kabullenelim: Bu geç kalma yanlışını sadece biz değil, yetkililer de yaptı. Ayrıca bu büyük yanlışa sadece biz düşmedik. Hemen her ülke aynı yanlışı yaptı. Ve ne yazık ki bu mühim yanlış herkese pahalıya patladı. Kanaatim o ki pandeminin bu kadar uzaması ve ağırlaşmasında maske takmada geç kalma yanlışımız da çok etkili oldu. Peki, şimdi ne yapmalıyız? “Zararın neresinden dönerseniz kâr sayılır” deyimine sadık kalmalı, maskelerimize sıkı sıkı sarılmalı, “Maskesiz olmaz arkadaş!” cümlesini her gün en az on defa tekrarlamalıyız.

Yazının Devamını Oku

Pandemiye ‘psikolojik zırhta’ ilk 10

Şu kesin: Küresel bir afet yaşıyoruz ve anlaşılan o ki bu ne zaman neticeleneceği meçhul bir afet.

Aşı ve ilaç konusunda olumlu bazı gelişmeler bizi ne kadar umutlandırırsa umutlandırsın, özellikle yaklaşan kış nedeniyle daha dikkatli ve yoğun, eskisinden daha farklı ve ayrıntılı, sosyal yönü daha detaylı yeni bazı pandemi stratejileri oluşturmamız gerekiyor. Bu stratejilerin önemli bir ayağını da çok güçlü bir “psikolojik zırh” oluşturuyor. Ancak o zırh sayesinde ruh sağlığımızı garanti altına alabileceğiz. Peki o zırhı nasıl oluşturacağız? Pandemiye ruhsal bir defans geliştirirken hangi ayrıntılardan faydalanacak, hangi yanlışlardan uzaklaşacağız? Bu sorularının yanıtlarını Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Psikoloji Bölümü’nün hazırladığı bir çalışmada buldum ve sizinle de paylaşmaya karar verdim. Buyurun...



İLK 5
ENDİŞENİZİN DOZUNU ARTTIRMAYIN

1.

Yazının Devamını Oku

Bu kış oldukça zor geçecek

Daha önce de belirttim, bu virüs de benzerleri gibi en çok ortamdaki virüs yüklü görünmez su damlacıklarının solunmasıyla bulaşıyor.

Bu damlacıklar ise ultraviyole ışığının yoğun olduğu, güneşli ortamlarda, hele hele bir de hava kuru ve sıcaksa daha kısa sürede etkisiz hale geliyor. Ben dahil pek çok uzmanın geçtiğimiz yaza umut bağlamamızın nedeni de zaten bu idi. Ama sıcak yaz ayları bile düşündüğümüz faydaları maalesef getirmedi, getiremedi. Kışa gelince... Peşinen ve üzülerek belirtelim: Bu kış çok zor geçecek.




KISA BİLGİ
KIŞI ZORLAŞTIRAN NE?

Yazının Devamını Oku

COVID-19 beyin sisi yapar mı

Son birkaç ayda üst üste yayımlanan vaka raporlarına bakılırsa “Yapabilir” diyebiliriz.

Son zamanların popüler nörolojik sorunu “beyin sisi”, COVID-19 enfeksiyonunu geçirenlerde de görülebiliyor. COVID-19’u aylar öncesinde geçirmesine rağmen hâlâ kendini sanki bir “demans/bunama hastası” gibi hisseden, “yorgun, isteksiz, keyifsiz, düşüncelerini toparlamakta güçlük çekip öfke kontrolünde zorlanan, neticede de hızlı ve ölçüsüz tepkiler verebilen, odaklanma ve konsantre olmada zorlanan” pek çok insan var. Konu o kadar güncel hale geldi ki ardı ardına birçok önemli gazetede (The New York Times, The Guardian, The Independent) haber konusu oldu. Peki sorunun detaylarında neler var? Merak ediyorsanız buyurun...




İYİ BİLGİ
SORUN: POST VİRAL SENDROM 

BAZI virüs enfeksiyonları iyileştikten sonra bile bedensel ve ruhsal sorunlar oluşturabilirler. Sıradan bir soğuk algınlığı, grip ya da ağır geçirilmiş bir başka viral enfeksiyonu takiben gelişen yorgunluk, en sık görülen belirtidir. Yorgunluğa çoğu zaman kafa karışıklığı, baş ağrıları, yüksek volümlü seslere tahammülsüzlük, konsantre olma ve odaklanmada zorlanma, unutkanlık, eklemlerde ve kaslarda sertliğin eşlik ettiği ağrılar ve benzeri şikâyetler de eşlik edebilir. Hastaların çoğu kendilerini üzgün, yorgun hatta bazen de depresif hissettiklerinden bahsedebilir. Bu tür sorunlarla en çok da o viral enfeksiyonu ağır geçiren orta ve ileri yaşlı kişilerde rastlanır. Post-viral sendroma bağışıklık sistemi zayıf olanların daha sık yakalandığı da iyi bilinir. Post-viral sendromun en çok hedeflediği sistemin ise “sinir sistemi” olduğu kesindir. Sisli beyin de post-viral sendromun parçası olabilir. Peki neden?

Yazının Devamını Oku

Streste de ‘doz’ çok önemli

Zor günlerden geçiyoruz. Neredeyse 1 yıla yaklaşan “pandemi baskısı” hepimizi fena halde bunaltıyor.

Neticede de ister istemez ne kadar dirençli, dikkatli, eğitimli olursak olalım, anında “stres meselesi” ve onun yanında sağlık sorunları devreye girmeye başlıyor. Kaçınılmaz olarak da “kaygı sorunu” bir karabasan gibi üzerimize çöküveriyor. Stres de kaygı da önemli. İkisine de önümüzdeki günlerde sık sık değineceğim. İsterseniz gelin, önce en yaygın olanından, stres meselesinden, bir başka deyişle “stres sarmalı”ndan başlayalım. Buyurun...

İYİ BİLGİ
NEDİR BU STRES MESELESİ

STRES sözcüğü sağlık/hastalık literatürüne 1900’lü yıllarda girdi ama stresin var oluşumuzdan beri bizi etkilediği kesindir. Basitçe, “herhangi bir nedenle herhangi bir zamanda ruhumuz ve bedenimize zarar veren her şey ve bunlara karşı beden ve ruhumuzda gelişen istem dışı her türlü değişimi” stres başlığının altına rahatça koyabiliriz. Stresin latince “estrictia” sözcüğünden türetildiği biliniyor. Esas olarak da “sıkıca sarıp sarmalamak, sarmalanmak, sıkıştırmak, sıkıştırılmak” anlamına geliyor. Ama biz günlük yaşamda bu sözcüğü “basınç, sıkışma, dert, keder, gerilim, zorlanma ve daha pek çok durumda” kullanıyoruz. Peki süreç nasıl başlıyor, nasıl gelişiyor?

Yazının Devamını Oku

Yağmurda ıslanan maske işe yaramıyor

Malum, sonbaharla birlikte yağmurlu günler başladı.

Yağmurlu havaların pandemi açısından da bir önemi var. O da şu: Koruyucu maskelerin etkisi yağmurda ıslandıkları takdirde ciddi ölçüde azalabiliyor. Zira çok iyi biliniyor ki nemli ve ıslak maskelerin koronavirüsü filtre etme yetenekleri minimuma iniyor. Bu da koruyucu özelliklerini ortadan kaldırabiliyor. İşte bu nedenle yağmur nedeniyle ıslanan maskelerin süratle değiştirilmesinde fayda var. Aklınızda olsun, nemlenen maskeler bile gücünü kaybedebiliyor.



HATIRLATMA
COVID-19 UZAYABİLİYOR 

BİLİNDİĞİ

Yazının Devamını Oku

Trump çabuk mu iyileşti

Trump, COVID-19 teşhisinden sonra gelişebilecek muhtemel bazı sorunlara karşı önlem olarak Walter Reed Hastanesi’ne yatırılarak tedavi edildi.

Başlangıçta başkanın sağlık durumunun ciddi olduğu söylense de tedavi kısa sürdü, Trump birkaç günde taburcu oldu. Ne var ki uygulanan tedaviler hakkında ABD’li uzmanlar arasında hâlâ ciddi görüş ayrılıkları var. Çoğu uzman ortada bir “VIP sendromu” durumu olduğunu ve başkana gereksiz yere çok ağır tedaviler uygulandığını ileri sürüyor. Bazı uzmanlar da tam tersine ortada ciddi bir durumun olmadığı, sürecin siyasi nedenlerle bilerek büyütüldüğü düşüncesindeler. Peki kim haklı? Yapılan tedavilerde gerçekten bir aşırılık (over terapi) söz konusu olabilir mi? Bana göre, hayır! Zira başkan Trump ,“70’i geçen yaşı, kilo fazlalığı, ılımlı düzeyde de olsa yaşadığı hipertansiyon ve şeker hastalığı gibi sorunlar” nedeniyle otomatik olarak risk grubuna alınabilir. Ve doğal olarak da risk grubundaki hastalara neler yapılıyorsa ona da aynı tedaviler uygulanabilir.




KISA BİLGİ
TRUMP’A HANGİ İLAÇLAR VERİLDİ

Yazının Devamını Oku

Hem grip hem korona olur muyuz

Kış yaklaşınca pandemi gündemine bir de grip gündemi eklendi.

Şimdi merak edilen iki mühim soru var. Birincisi grip aşısı yaptırıp yaptırmayacağımız, ikincisi de COVID-19 ve gribe aynı anda yakalanıp yakalanmayacağımız. Birinci sorunun yanıtını daha önce de verdim ama tekrarda yarar var: Özellikle risk grubunda olanların; hamilelerin, yaşlı ve düşkünlerin, kronik hastalığı, organ yetmezliği sorunu yaşayanların ve çocukların öncelikle muhtemel bir grip enfeksiyonuna karşı aşılanmaları gerekiyor. Grip aşısının koruyucu özelliği çok yüksek olmasa da riskli kişiler için ciddi bir antikor savunma hattı oluşturabileceği konusunda benim de hiçbir kuşkum yok. İkinci sorunun cevabına gelince... O sorunun yanıtını bir sonraki bölümde bulacaksınız.


BANA GÖRE
HEM GRİP HEM KORONA OLMA İHTİMALİ ÇOK DÜŞÜK

ÖNCELİKLE şunu bilelim: COVID-19’dan korunmak için kullanacağımız “maske-mesafe-temizlik/hijyen” 3’lüsü bize zaten grip için de ciddi bir savunma gücü sağlayacak. Muhtemelen bu sayede de aynı zamanda gribe yakalanma ihtimalimiz, bu sonbahar ve kış geçen yıla oranla daha düşük olacak. Diğer taraftan aynı anda 2 ayrı viral enfeksiyonun birlikte geçirme ihtimaliniz de oldukça düşük. Zira herhangi bir virüs enfeksiyonuna karşı alarm haline geçen bağışıklık sistemimiz bedenimize ikinci bir virüsün yerleşme ihtimalini minimuma indiriyor. Kısacası, ilk virüs enfeksiyonu sırasında alarma geçen bağışıklık sistemimiz, ikinci bir virüs enfeksiyonuna kolay kolay izin vermiyor.

Yazının Devamını Oku