GeriOsman MÜFTÜOĞLU Güvenilir bir cilt dostu: Alfa lipoik asit
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Güvenilir bir cilt dostu: Alfa lipoik asit

Hürriyet’te sağlık yazıları yazmaya başlayalı 10 yıldan fazla oldu. Bu yazılarda zaman zaman tavsiye ettiğim bazı doğal destekler var. Gönül rahatlığı ile söyleyebilirim, bunların hiçbiri ne zaman içinde tekrarlanan bilimsel çalışmalar, ne de bu destekleri kullananlarda beni mahcup edici neticeler verdi. Bunlar arasında ilk aklıma gelenler omega-3 destekleri, B12 destekleri, D vitamini destekleri ve alfa lipoik asit. Bugün de size yine kısa bir ALA hatırlatması yapacağım. Buyurun...

Alfa lipoik asit dokularda “glikasyon” yani “şekerlenme” adı verilen olumsuz, yaşlandırıcı ve paslandırıcı süreçleri kontrol altında tuttuğu için cilt yaşlanmasını da geciktirebilen bir doğal madde. 

Glikasyon adı verilen bu mekanizmanın önemi kan şekeri yüksek seyreden diyabetlilerin normalden daha hızlı yaşlandıklarının gözlemlenmesinden sonra daha iyi anlaşılmıştı.
Zamanla glikasyon süreçlerinin sadece şeker hastalarını değil, beslenme planında kan şekerini hızla yükselten kötü gıdaları (şekeri, tatlıları, unu, nişastayı) fazla tüketen herkesi ilgilendirebileceği anlaşılmış.
Ayrıca yine zaman içinde glikasyonun yaşlandıkça hızlanan ve herkesin ilgilendiren bir problem olduğunun da farkına varıldı.
Özellikle ciltte protein yapısındaki maddelerin (kolajen, elastin) glikasyonunun cilt yaşlanmasını hızlandırdığını bugün çok daha iyi biliyoruz.
Alfa lipoik asit işte bu nedenle cilt yaşlanmasını az da olsa baskılayabilen çok güçlü bir antioksidan.
Hem suda hem de yağda eriyebilen bir yapısının olması onu diğer antioksidanlar ve antiglikasyon ajanlardan daha etkili ve değerli bir molekül haline getiriyor.
Zaten böyle olduğu için de cilt ürünlerinin çoğuna yıllardır alfa lipoik asit ve analogları ekleniyor.
Cilt yaşlanmasıyla mücadelede yılda 1-2 kez tekrarlayacağınız üçer aylık alfa lipoik asit kürlerinden faydalanmayı da düşünebilirsiniz. Günde 200-400 mg’lık dozlar yetiyor.


İYİ BİLGİ
Biotin saçlarınızı güçlendirir
İsminin öyle çok havalı olduğuna bakmayın. Biotin de (diğer adıyla vitamin H) bir çeşit B vitamininden başka bir şey değil.
Vitamin terminolojisindeki diğer bir adı da B8 vitamini. Son zamanlarda sıkça gündeme getirilmesinin nedeni saç ve tırnak sağlığı üzerindeki olumlu etkilerinin şimdilerde daha iyi anlaşılması.
Bir başka neden daha var: Biotin seviyeleri kan tahlilleriyle ölçülebiliyor. Ölçüm yapılanların çoğunun da yeterli biotine sahip olmadıkları anlaşılıyor.
Biotin düşük bulununca yapılan biotin takviyesi saçlara ve tırnaklara güç ve kalite kazandırıyor. Biotinin sekiz farklı formu var, bunlardan en etkini B-biotin olarak adlandırılanı. Bağırsaklarımızdaki yararlı bakteriler de biotin üretebiliyor.
Yeterli üretim için bu bakterilerin yeterli sayıda olmaları ve iyi beslenmeleri gerekiyor. Biotinin tek görevi saç ve tırnakları desteklemek değil. Kan şekeri düzeyinin ayarlanmasında da bazı işlevleri var.
Biotin eksikliğinin en sık görüldüğü durumların başındaysa kronik bağırsak hastalıkları, uzun süreli damar içi beslenme zorunlulukları var.


HATIRLATMA

Sesiniz için su için 
Ses kısıklığı genelde kısa süren ve sık karşılaşılan bir problem. Nadiren bir larinks kanserinin ilk işaretçisi olabilse de genelde farenjitler, alerjiler, inatçı reflüler ve ses teli ödemleri ile ilişkili bir problem.
Ses sağlığının korunmasında en etkili doğal seçenekse su. Ama sık sık hatta her saat başı suyu yudumlamak şartıyla.
Su içmek ses tellerini nemlendiriyor ve tellerdeki aşınmayı hızlandıran kuruluğu önlüyor.


UNUTMAYIN

Bedensel değil, duygusal arınma daha önemli 

Detoks denince nedense akla öncelikle bedensel kirlerden kurtulmak geliyor.
Ne var ki bedensel organizasyonlarımız zaten bu yönde yeterince güçlü bir şekilde yapılandırılmış durumda. Özellikle karaciğer ve böbreklerimiz bedenimize yerleşmeye çalışan toksinlere öyle kolay kolay aman vermiyor.
Terlemek, nefes alıp vermek ve sağlıklı bir bağırsak çalışmasına sahip olabilmek de bedensel detoksu tamamlamaya çoğu zaman yetiyor.
Esas sorun duygusal temizlikte yani duygusal toksinleri detokslamakta. Esas problem duygusal arınmada. Duygusal toksinlerden uzaklaşmada.
İşte bu nedenle detoks deyince öncelikle duygusal bir arınmayı planlayın. Zira beynin duygusal toksinleri temizleme gücü böbrekler ve karaciğerinkiler kadar iyi çalışmıyor.


OKUR SORUSU

Fazla kilolar gidince kolesterol de düşer mi?

Kilo fazlalığıyla kolesterol problemi arasında her zaman için geçerli doğrudan bir bağlantı yok. Eğer kilo sorunu trigliserid yüksekliğine yol açabilen insülin direnci gibi bir problemden kaynaklanıyorsa fazla kilolar verilip insülin direnci kırılınca trigliserid düşüyor.
Neticede trigliseridden çok düşük dansiteli lipoprotein (VLDL kolesterol) ve bundan üretilen düşük dansiteli lipoprotein (LDL kolesterol) üretimi de azalıyor.
Ama bazı durumlarda (örneğin karaciğer genetik nedenlerle aşırı kolesterol üretiyorsa) değil fazla kilolardan kurtulmak, dal gibi incecik biri olmayı başarsanız bile kolesterol seviyeleriniz yüksek kalabiliyor.



KÖTÜ HABER


Kimler daha
zor kilo verir?

İnsülin direnci veya hiperinsülinemisi olanlar kolay kilo alır, zor kilo verirler.
Hipotiroidisi (tiroit tembelliği) ve Kuşing hastalığı (böbreküstü bezinin aşırı kortizol üretmesi durumu) olanların da kilo almaları kolay, vermeleri zordur.
Menopozdaki kadınlar, polikistik over’ı olan genç hanımlar, antidepresan ve antipsikotik ve antihistaminik ilaç kullananlar ile beta bloker yutanlar da zor kilo verirler.
Kas rezervi düşük olanlar hareketsiz yaşayıp çözümü sadece diyetlerde arayanlar da kilo kaybında güçlük çekerler.


İYİ BİLGİ

Uykunuz öksürük krizleriyle bölünüyor mu?

Gece uykularının kalitesini sabote eden pek çok problem var. Bunlardan biri de reflü sorunu. İlerlemiş reflü hastalarının çoğunda geceleri tekrarlayan öksürük krizleri ise değişmez işaretlerden biri.
Nedeni mide muhtevasının önce yemek borusuna, sonra da solunum yollarına kaçabilmesi.
Bu nedenle geceleri tekrarlayan öksürük nöbetinden yakınanların bir reflü denetiminden geçmelerinde fayda var.


BİR RİCA

Bu sahtekârlara kanmayın

Değerli okurlar, internette, bazı sosyal medya sayfalarında resmimi ve ismimi kullanarak pazarlanan cilt ürünleri ve benzeri destek ürünleri tespit edildi.
Lütfen bu sahtekârlara inanarak ürünlere itibar etmeyiniz.

X

Hipoglisemiyi ciddiye alın

Eğer sık sık ve hiç ilgisiz zamanlarda “tatlı bir şeyler yemek” isteğiyle kıvranıyorsanız...

Eğer öğün atladığınızda sinirlilik, alınganlık, kaygı ve benzeri ruhsal sorunlar yaşıyorsanız... Eğer yemek yiyince ortadan kalkan bir halsizlik hali başlıyor, enerji kaybınız zirve yapıyorsa... Eğer gün içerisinde sık sık yorgunluk atakları yaşıyor ve bu atakları bol şekerli bir kahve ya da çayla geçiştirme ihtiyacı duyuyorsanız lütfen bu yazıyı daha dikkatle inceleyiniz ve tavsiyeleri de bir kenara dikkatle not ediniz. Zira hipoglisemi yukarıda saydığım bu sorunlardan çok daha önemli bir meseledir.



ÖNEMLİ SORU
HİPOGLİSEMİ NASIL ANLAŞILIR

Yazının Devamını Oku

Omikron soruları

Omikron müthiş bir hızla yayılıyor. Bu olağanüstü yayılma hızı da hemen her ülkede sağlık otoritelerini korkutmaya devam ediyor. Her ülkede otoriteler farkına vardı ki böylesine yüksek bir bulaşıcılık hızında tedbirler eğer fazlaca gevşetilirse “YAVAŞ OLMAK, KAYBETMEK İLE EŞ ANLAMLI” olabilir.

Zaten bu nedenle de ABD’de 24 eyalette hastanelerdeki doluluk oranı muazzam artınca tedbirler sıkılaştırıldı. İspanya’da ise salgının başlamasından bu yana hastanelerdeki doluluk oranı en üst seviyeye ulaşınca tedbirler yeniden sıkılaştırıldı. Kısacası ipin ucunu fazlaca gevşetmenin tehlikeli sonuçlara yol açabileceğinin işaretleri net ve açık olarak ortada. Yani iyi yolda ilerlemiş olsa da “TEDBİRLERDEKİ AŞIRI GEVŞETMELER” yeni ve sıkıntılı sonuçlara yol açabilir. Bu nedenle yönetenlerin işi sıkı tutmaya devam etmesinde -ki öyle yapıyorlar- bizim de sizi bilgilendirmeye devam etmemizde fayda var. Bu nedenle bugün köşemi “SİZDEN GELEN SORULARA” ayırmaya karar verdim. Hazırsanız buyurun...

1) OMİKRON GEÇİREN BİRİNE DE YENİDEN AŞI GEREKLİ Mİ

OMİKRON enfeksiyonu geçiren birine, enfeksiyonun ağırlığı ne olursa olsun PCR testi negatifleştikten 3-4 ay sonra antikor seviyesine bakılmaksızın bir veya iki doz daha aşı yapılmasında fayda var. Daha önceden 2 doz aşısını yaptırmış olan biri, eğer daha sonra Omikron enfeksiyonu geçirecek olursa hatırlatma aşısını yaptırma konusunda acele etmemelidir. Dahası bu kişilerden bazılarının “süper immunite” adı verilen çok güçlü bir bağışıklık seviyesine ulaşabileceklerini ileri sürenler bile var.

2) OMİKRON HASTASI BİRİYLE TEMASLILARIN NİÇİN HEPSİ HASTA OLMUYOR

ÖNCELİKLE şunu iyi bilelim ki herkesin bağışıklık gücü aynı değil. Aynı ev/işyerindekilerin tamamı aşılanmış olsalar bile mevcut bir hastadan virüsü kapıp hastalığa yakalanmalarını belirleyen öncelikli faktör sahip oldukları bağışıklık gücüdür. Diğer taraftan aynı ev/işyerinde yaşasalar da o ortamdaki herkes o hastadan aynı miktarda virüs kapmayabiliyor. Özetle bağışıklığı daha zayıf ve kaptığı virüs miktarı daha yoğun olanlar, hasta birinden hastalığı daha kolay kaparken, tersi durumda olanlar sağlam kalabiliyor.

3) AŞILANINCA DA OMİKRON’A YAKALANABİLİYORSAK NEDEN ‘HATIRLATMA DOZU’ YAPTIRIYORUZ

Yazının Devamını Oku

Doğru yolda mısınız

“YAŞAM TARZI TIBBI” yeni ve son derece önemli bir sağlık yaklaşımıdır.

Zira hepimizin ortak dileği olan “uzun ve sağlıklı bir yaşam”, kişisel tercihlerimiz ve yaşam tarzı seçimlerimizle doğrudan bağlantılıdır. Tercihlerimiz ve “yaşam tarzımız” ile “sağlığımız ve hayat kalitemiz” arasındaki ilişkiyi araştıran pek çok çalışma var. Bu çalışmalardan birinde “Sağlıklı beslenme, haftada en az 3.5 saat fiziksel aktivite yapma, hiç sigara içmeme ve vücut kitle indeksini 30 kg/m2 altında tutma” şeklinde özetlenebilecek dörtlü bir stratejinin sağlığımıza olan etkileri incelenmiş ve söz konusu bu dört faktörün tamamını devreye sokabilen kişilerde “diyabet/şeker hastalığı riskinin yüzde 93, miyokart enfarktüsü/kalp krizi riskinin yüzde 81, inme/beyin felci riskinin yüzde 50, kanser riskinin ise yüzde 36” azaldığı belirlenmiştir. Yine aynı çalışmada bu dörtlü takımın sadece birinin bile devreye sokulması halinde “kronik hastalıklara yakalanma ihtimali”nin de ciddi oranda azaltılabileceği net ve açık olarak gösterilmiştir. İsterseniz gelin şimdi yeni bir sağlık yaklaşımı olan “yaşam tarzı tıbbı/life style medicine” meselesinin temel belirleyicilerinden biri olan “FİZİKSEL AKTİVİTE” konusuna biraz daha geniş, biraz daha yakından ve biraz daha dikkatli bir gözle bakalım.



UNUTMAYIN 1
NEREDE HAREKET, ORADA BEREKET

Yazının Devamını Oku

Salgın ne zaman bitecek

“Yolun sonu görünüyor” en sevdiğim ve beğendiğim türkülerden biridir.

Özellikle MUSA EROĞLU ve NEŞET ERTAŞ’ın yorumlarına bayılırım. Ama başlıktaki soruyu, bugün o türkünün içeriğinden çok daha farklı bir nedenle gündeme getirmek istiyorum. Çünkü hepimizin aklında ve dilinde öncelikle ve daima hep aynı soru var: BU SALGIN NE ZAMAN BİTECEK? O sorunun cevabıysa -bana göre- az çok ortaya çıkmaya başladı. Tabii bu bir kanaat. Ama gerçekleşme ihtimali oldukça yüksek bir kanaat olduğu da gözden kaçırılmamalı. Peki, nedir o kanaat?

ÖNEMLİ SORU
YOLUN SONU GÖRÜNÜYOR

BİRAZ erken ve riskli olsa da kişisel fikrimi şimdiden açıklayayım: Bir ay önce de söylediğim gibi Omikron varyantı bizim için “salgını sonlandırmada etkili olabilecek muhtemel bir (2022) yeni yıl hediyesi” olabilir. Muhakkak ki olağanüstü bir hızla bulaşan, yayılan ama etkisi ve hastalık süresi önceki varyantlardan daha kısa ve zayıf olan bu son mutasyon, tabii ki COVID-19’u tarihe gömmeyecektir. Ama onu en azından “EVCİLLEŞMİŞ BİR VİRÜS” haline getirme potansiyeli yüksektir. Bu da pandeminin endemiye dönüşmesi, COVID-19 meselesinin endemik bir kış enfeksiyonu haline gelmesi demektir. Bu düşüncenin tam tersini savunanlar da var. Bazı önemli uzmanlar, bu kadar çok vakadan çıkabilecek yeni bir varyantla başımızın daha çok belaya girebileceğini de ileri sürüyorlar. Haklı olabilirler. Saygı duyarım. Ama benim kişisel görüşüm, virüsün giderek evcilleşeceği ve pandeminin yakın bir gelecekte endemiye dönüşeceği yönündedir. Yeter ki aşılarımızı ihmal etmeyelim, koruyucu tedbiri de ısrarla sürdürelim.

5 TAVSİYE

Yazının Devamını Oku

Mükemmel bir sağlık için 10 tavsiye

Sağlık yaklaşımım son derece net ve açıktır: “Bilimsel esaslara dayanan modern tıbbın, sağlığımızı yöneten, koruyup geliştiren, gerekli olduğunda da hastalıklarımızı tedavi eden yöntemlerine yürekten ve vazgeçilmez bir şekilde inanır, onları uygularım.” Bununla birlikte “geleneksel ve tamamlayıcı tıp” yöntemlerinden de istifade etmeyi asla ihmal etmem. Diğer taraftan, bizim kültürel olarak da zaten bu iki yaklaşımı birleştirmeye çok yakın bir sosyal/geleneksel yapılanmamız olduğuna inanırım. Netice olarak da “bütüncül sağlık yaklaşımı” başlığıyla özetleyebileceğimiz yeni bir sağlık yaklaşımının savunucusuyum.

Kanaatime göre, bu yaklaşım ruhu sık sık ıskalama yanlışına düşen modern tıbbın pek çok kusurunu örtmekte ve hepimizin hem bedensel, hem de duygusal ihtiyaçlarını daha kolay ve etkili bir biçimde dikkate alarak bizi hastalıklara karşı güçlendirmektedir. Diğer taraftan size bu yaklaşımın son 20 yılda muazzam bir gelişme gösterdiğini de müjdeleyebilirim. Ve bu yeni yaklaşımın esas olarak “tedaviden çok korumaya, bedeni ve ruhu bir arada tutmaya, sorunların sonuçlarından ziyade sebepleriyle uğraşmaya” odaklandığının da altını yeniden ve ısrarla çizmek isterim. Bu yeni yaklaşım “dumanla değil, ateşle yani sorunla değil, sebeple” ilgilidir. Özetle adına basitçe “bütünleyici/intergratif sağlık yaklaşımı” diyeceğimiz bu yeni yaklaşım önümüzdeki günlerin ve dönemin -bana göre- temel sağlık yaklaşımı olacaktır. İsterseniz gelin, şimdi elimdeki mevcut notlardan faydalanarak bu yaklaşımın köşe taşlarını yeniden gözden geçirelim.

REÇETE 1
HUZURA ODAKLANIN
BİLELİM ki güzel yaşayan, güzel yaşlanır. Huzurlu, mutlu ve keyifli bir hayata odaklanan, daha az hastalanır. Huzurun da her şeyden önce “sıkıntılara takılıp kalmamak, ‘Bu da geçer yahu’ diyebilmek, şükretmeyi bilmek, olanla yetinmek, bardağın önce dolu kısmını görebilmek, olumlu düşünmek, hoş görmek, affetmek, kendiniz olabilmek, ruhu her dem taze tutup eskitmemek ve daha azla yetinebilmeyi yürekten kabullenmekle” ilgili bir süreç olduğunu unutmamak gerekir.

REÇETE 2

Yazının Devamını Oku

Salgın bizi uykusuz bıraktı

Uykusuzluk sorunu zannettiğimizden çok daha önemli bir meseledir.

Ne var ki yeterli ve kaliteli bir gece uykusu ile mükemmel bir sağlık arasındaki bu mühim ilişkinin çoğumuz farkında bile değiliz. Üstelik aramızda uykuda geçirdiği zamanın “boşa harcanan bir ömür dilimi” olduğunu düşünenler bile var(!) Oysa tıpkı yiyip içmek, tıpkı nefes alıp vermek, tıpkı eğlenmek, gezmek, dostlarla keyifli zamanlar geçirmek ve tıpkı her gün düzenli egzersiz yapmak kadar yaşamsal ve vazgeçilmez bir ihtiyaçtır uykumuz. Ne var ki salgınla birlikte çoğumuz “UYKU FAKİRİ” olduk. Oysa bilimsel çalışmalar bize net ve açık olarak gösteriyor ki mükemmel bir sağlık için “uyku şart!

İsterseniz gelin bu mühim meseleye biraz daha mercek tutalım ve bugün sayfamızı sizden gelen “UYKU SORULARI”na ayıralım.




UYKU SORUSU 1

Yazının Devamını Oku

Omikron tsunamisi durdurulabilir mi

“Demiştim, oldu!” cümlesinden oldum olası hoşlanmam.

Ne var ki yeni varyant Omikron, bir önceki yazımızda belirttiğimiz tahmini boşa çıkartmadı! Günlük vaka sayıları daha şimdiden 200 binli rakamları geçebileceğinin işaretlerini vermeye başladı. Peki, sürpriz mi? Kesinlikle değil! Salgın matematiğini bilen uzmanların tümü için bu zaten beklenen bir gelişmeydi. Ayrıca OMİKRON TSUNAMİSİ sadece bizi etkilemiyor. Amerika, İngiltere, Fransa, İtalya gibi altyapısı güçlü, aşılama oranları oldukça yüksek ülkelerde de benzer tsunamiler yaşanıyor. Peki, ne yapmalı? Yapılacak işler aslında belli ama hatırlamakta/hatırlatmakta fayda var.

1- HATIRLATMA AŞILAMALARI hızlandırılmalı.

2-  MASKE, MESAFE, TEMİZLİK üçlüsüne uyum meselesi yeniden, hızla ve ciddiyetle gündeme alınmalı.

3-  TOPLUMSAL HAREKETLİLİĞİN YÜKSEK olduğu yerlerden, öncelikle de KALABALIK VE KAPALI ORTAMLARDAN uzak durma konusunda uyanık ve dikkatli olunmalı.

Peki, başka neler yapılabilir? Yapılabilecek çok önemli bir ayrıntı daha var, o ayrıntıyı alttaki kutuda özetlemeye çalıştım.


Yazının Devamını Oku

Omikron krizi büyüyor

Günlük vaka sayıları 50 bini aştı. Üzülerek belirteyim: Böyle giderse 100 hatta 150 binleri görmemiz bile sürpriz olmayacak. Bu nedenle sağlık gündemimizin bir numaralı maddesi yine pandemi ve yine yeni varyant “Omikron”dur.

En çok konuşulan konuysa Omikron’un muazzam bulaşma yeteneğidir. Durum şu: Bir önceki varyant Delta için, “Delta varyantıyla hastalanmış bir COVID-19 hastasının yanından geçmeniz bile virüsün size bulaşması için yeterli olabilir!” uyarısı yapan uzmanlar, yeni varyant Omikron için çok daha sert uyarılarda bulunarak, “Omikron bulaşlı bir hastanın değil yanından, sokağından geçmeniz bile virüsün size bulaşmasını mümkün kılabilir” diyorlar. Kısacası durum zannettiğimizden çok daha ciddi ama isterseniz gelin, biz konuya “Omikron’dan olumlu haberler” başlığıyla girelim, Omikron hakkında bilim insanları neleri konuşuyor, neleri araştırıyor onlara bir kulak kabartalım.

OMİKRON’A KARŞI KARANTİNA SÜRELERİ KISALTILSIN MI

SALGININ başlangıcında neredeyse 2 haftayı bulan karantina süreleri, önce 12 sonra da 8-10 güne kadar indirilmişti. Bazı ülkeler yeni varyant Omikron için karantina sürelerini daha da kısalttılar, neredeyse 5 güne kadar indirdiler. Bunun nedenlerinden biri, ABD’de yapılan yeni bir araştırma. O araştırmada koronavirüse karşı aşılarını yaptırmış kişilerin mikroptan korunmaları için 5.5 güne, aşısız olan kişilerin ise 7.5 güne ihtiyaç duydukları belirlendi. Bu ve benzeri bulgulardan yola çıkan pek çok ülke (mesela Amerika, Yunanistan, İngiltere) karantina sürelerini kısaltma yoluna gitti.

OMİKRON’UN BAĞIŞIKLIK KAZANDIRMA GÜCÜ DELTA’DAN DAHA MI FAZLA

OMİKRON varyantı hakkında bilinen iki net özellik var. Bir, bu varyant öncekilere oranla çok daha hızlı bulaşma yeteneğine sahip. İki, henüz netleşmiş olmasa da Omikron’la enfekte olan kişiler hastalığı daha hafif belirtilerle ve daha kısa sürede atlatma şansı bulabiliyor. Güney Afrika’da yapılan yeni bir çalışma ise Omikron’un bağışıklık kazandırma gücü bakımından da Delta’ya göre daha avantajlı olduğunu düşündürüyor. O araştırmada Omikron ile enfekte olan kişilerin Delta ve diğer varyantlara karşı da dirençli hale gelebileceklerini gösteren sevindirici bulgulara ulaşılmış.

OMİKRON, PANDEMİYİ ENDEMİYE ÇEVİREBİLECEK Mİ

İTALYA’da yapılan bir çalışmada (Bologna Üniversitesi Viral Hastalıklar Departmanı), Omikron varyantının mevcut pandemi durumundan muhtemel bir endemi aşamasına geçişi de kolaylaştırabileceğini gösteren yeni bulgular açıklandı. Bu çalışmada, “virüslerin genellikle yüksek bulaşma kapasitesine ulaşana kadar evrimleşerek yeni varyantlar geliştirdiklerini ama neticede belirli bir bulaşma kapasitesine ulaştıktan sonra oluşturdukları hastalığın ölümcüllüğünün de azaldığını gösteren” bulgulara ulaşıldı. Bu nedenle Omikron için baştan beri düşünülen “pandemiden endemik bir salgına geçiş aşamasının işareti olabilir” ihtimali hâlâ gündemdedir.

Yazının Devamını Oku

Yeni bir başlangıç için hazır mısınız

Her yeni yıl, unuttuğumuz doğruları hatırlamak, onlara hayatımızın yeniden vazgeçilmezleri yapmak ve tabii ki tekrarlayıp durduğumuz yanlışlardan kaçınmak için muazzam bir fırsattır.

Her sene yeni yılın ilk gününde bu köşenin okurlarına o yıl için bazı tavsiyelerde bulunur, bilgim ve aklımın yettiği ölçüde yol arkadaşlığı yapmaya çalışırım. Bu yıl geçtiğimiz senelerdeki uzun listeleri bir kenara bırakıp daha kısa bir liste hazırlamaya karar verdim. İtiraf edeyim, bu listedekilerin hepsini ben de yüzde 100 gerçekleştirme iddiasında değilim. Gelin beni dinleyin, siz de aynı duygularla başlayın, gereğinden fazla iddialı olmayın. Ve bir hatırlatmada daha bulunayım: Bu yıl çok sık konuşacağımız “psikopandemi” ve “psikoobezite” meseleleri nedeniyle listedeki bilgilere daha çok ihtiyacımız olacak. Hazırsanız buyurun...



KESİP SAKLAYIN
HARİKA BİR 2022 İÇİN 20 TAVSİYE

Yazının Devamını Oku

Omikron tehlike mi çare mi

Yeni varyant Omikron, hemen hemen her ülkeye ulaştı. Ulaştığı ülkelerde de vaka sayısı söz konusu olduğunda yeni rekorlara imza attı, atmaya da devam ediyor. Bize gelince... Bizde de durum farklı değil. 28 Aralık 2021 itibarıyla 12 Ekim’den bu yana en yüksek günlük vaka sayısı açıklandı. Sağlık Bakanı’mız Dr. Fahrettin Koca, yaptığı açıklamada, “32 bin 176 vakanın kayıtlara geçtiğini” belirtti.

Görünen o ki ocak ortalarında bizde ve dünya ölçeğinde bir “OMİKRON TSUNAMİSİ” ihtimali maalesef söz konusu. Bu ihtimale karşı direnmenin tek yolu ise öncelikle ve hiç beklemeden AŞILAMADAKİ HATIRLATMA DOZLARININ bir an önce yapılması. Peki, sadece hatırlatma dozları muhtemel bir tsunamiye direnmek için yeterli mi? Elbet de değil! O bildiğimiz ve salgının başından beri uyguladığımız o üçlü klasik önlem paketini (maske/mesafe/hijyen) yeniden gündeme getirmemiz, özellikle de MASKESİZ DOLAŞMAMA meselesini sık sık hatırlatmamız gerekiyor. Koruma amacıyla özellikle MASKE TAKMA meselesinin de tekrar tekrar gündeme getirilmesi gerekiyor.

Ayrıca şunu da belirtmek isterim yeni bir yıla girerken “KORKUDAN BESLENME”yi bir kenara bırakıp Omikron’un belki de koronadan kurtuluşun işareti olabileceğini düşündüren verileri de size hatırlatmamızda fayda var. Amerika’da yapılan bir laboratuvar çalışması, Omikron ile elde edilen bağışıklık gücünün bizi çok daha tehlikeli bir varyant olduğu kesinleşen Delta’dan koruyabileceğini de düşündürüyor. Kısacası “Gelecek kötü gelecek!” diye düşünmeyi bir kenara bırakıp tedbirli olmaya devam etmeliyiz.

AKLINIZDA OLSUN 1
2022’NİN SAĞLIK TRENDLERİNDE NELER VAR

İLK 5

1)Kişiye özel “

Yazının Devamını Oku

Huzurlu yaşama sanatı... 8 önemli tavsiye

Yeni yıla sayılı günler var. Ve biliyoruz ki hepimiz için yeni bir yıl, yeni umutlar, mutlu, huzurlu, sağlıklı ve daha iyi bir hayat arayışıdır.

Kişisel olarak “ruhsal yaşam”ımı yönetirken mentörüm saydığım ruh sağlığı uzmanı Prof. Dr. Toksöz B. Karasu Hocam, yaşadığımız bu karmaşık, bu hızlı ve kovalamacaya dayalı yeni hayatta mutluluk arayışını doğru bir çerçeveye alma gayreti içinde olan önemli bir bilim insanıdır. Dr. Karasu, mutluluğu yakalamanın ve huzurlu bir hayata kavuşmanın yollarını en güzel ve basit şekliyle “HUZURLU YAŞAMA SANATI” kitabında anlatır. İsterseniz gelin, tam da yeni bir yıl için yeni ruhsal çalışmalar yapma hazırlığı içindeyken o kitaptan bazı alıntılarla haftaya başlayalım.




VARAN 1
HEDEFİMİZ ‘ŞEY’İ ARAMAK OLMALI AMA...

Yazının Devamını Oku

Uçaklara Omikron ayarı

Yaklaşan yeni yıl, yurtiçi ve yurtdışı seyahatleri arttırdı. Özellikle havayolları ile seyahatler de yeniden sıkılaştı.

Ne var ki olağanüstü bulaşma hızı nedeniyle yeni varyant Omikron, özellikle uçak seyahatlerinde yeni tedbirler almamızı zorunlu kılıyor. Yaklaşık 300 civarında havayolu şirketini temsil eden “Uluslararası Hava Taşımacılığı Birliği”nden de (İATA) bu yönde bir uyarı geldi. Birliğin sağlık danışmanı David Powell yaptığı açıklamada, uçaklarda Omikron varyantıyla COVID-19 hastalığına yakalanma riskinin 2-3 kat daha yüksek olduğunu duyurdu. Bu duyuru bence yaklaşan yeni yıl nedeniyle uçak seyahati yapmak zorunda olacaklar için önemli bir uyarıdır. Seyahat edeceklerin daha dikkatli olmalarında ve bazı önlemlere hassasiyetle uymalarında yarar var. Peki, nedir o önlemler?




BİR UYARI
YANINIZDAKİYLE AYNI ANDA YEMEK YEMEYİN

Yazının Devamını Oku

Yeni tehdit: Can sıkıntısı

Önümüzdeki günlerin neler getireceğini, bizi hangi sürprizlerin beklediğini yeterince kestiremediğimiz “çok özel” bir zaman dilimindeyiz. Uzmanların deyimiyle “hayatta nelerin olup bittiğini fark edememek” halinin yarattığı bazı “endişeler” ve “sağlık bozan sorunlar” ile karşı karşıyayız.

Neticede de ciddi ölçüde kaygılı, fena ölçüde sıkışmış durumda ve müthiş bir “can sıkıntısı salgını” ile baş başayız. İşin kötüsü bu yeni ve farklı salgın neredeyse Omikron virüsünden bile daha hızlı yayılma eğiliminde. Peki, can sıkıntısı virüsünden nasıl kurtulacağız? Merak ediyorsanız -ki edin- buyurun....

KENDİ ATEŞİNİZDE ISININ

YAZAR Ernie Zelinski’ye göre, can sıkıntısını yenmenin en kolay ve etkili yolu, “Başkasının ateşinde ısınmak yerine, kendi ateşinizde ısınmayı denemeniz”dir. Aynı yazara göre, can sıkıntısıyla mücadelenin bir diğer yolu da, “Zoru ve konforlu olmayanı seçmek”tir. Eğer bunu başaramazsanız muhtemel bazı sağlık sorunlarının sizi beklediği kesindir.

İÇİNİZDEKİ GÜCÜ KULLANIN

PROF. Dr. Özcan Köknel Hoca’ya göre, -rahmetle anıyoruz- “bireyin kendisini algılaması, anlaması, tanıması ve içindeki ‘gizil gücü’ ortaya çıkarması, neticede de kendine iyi gelecek güdülerinden yararlanarak sevgiyi, özgüveni, yaratıcılık ve üreticiliğini ortaya çıkarması, neticede de kendini gerçekleştirmesi ve varlamasına yardımcı olabilecek iç güçler” aslında hepimizde zaten doğuştan mevcuttur. Bütün mesele hayattan kopmamak ve var olmada ısrarlı davranmaktadır.

CAN SIKILINCA NELER OLUYOR

Yazının Devamını Oku

Dikkat! Beyin arızası yaygınlaşıyor

Bazı sağlık sorunlarımız daha doğrusu sağlıksızlık meselelerimiz var ki onları ya saklar ya da görmezden geliriz.

Bunların ilk sırasında da zihinsel/ruhsal sorunlarımız yer alır. Ama gelin hep birlikte itiraf edelim, bugünlerde çoğumuzun psikolojisi sağlam, kafası yerinde değil. Aklımız/beyinlerimiz sadece “düşünce zincirlerimiz” bakımından değil “odaklanma, öğrenme ve anımsama” yeteneklerini de bana göre sinsice kaybediyor. Bu olumsuz gidişin pek çok sebebi olsa da ilk sırayı “kaygı/endişe meselesi” alıyor. Kaygı/endişe problemi öncelikle de çocuklar ve yaşlılarımızı tehdit ediyor. Kısacası daha önce de sık sık gündeme getirmeye çalıştığım “beyin arızası salgını”, önümüzdeki dönemin öncelikli sağlık probleminden biri haline gelecek gibi görünüyor.



BİR BİLGİ
RUH SAĞLIĞI UZMANLARI NE DİYOR

Yazının Devamını Oku

Doğru fakat ‘eksik’ bir karar

Omikron varyantı muazzam bir hızla yayılıyor.

Rakamlara bakılırsa İngiltere’de günlük vaka sayısı neredeyse 100 binleri test etme yolunda. Bu olağanüstü yayılım/bulaşma hızını gören pek çok ülke de aşılama takvimini değiştirmek zorunda kalıyor ve 2. dozdan 6 ay sonrasına bıraktığı 3. doz aşılama süresini kısaltıyor. Benzer bir takvim değişikliği doğru bir kararla bizde de yapıldı. 2 doz Sinovac veya BioNTech aşısı yaptıranlara 3. doz için süre 3 aya indirildi. Tekrarlayayım: Karar doğru bir karardır. Bu kadar hızla yayılan yeni bir varyantın önünü kesmenin en etkili yolu hatırlatma dozu sürecini kısaltmaktır. Ne var ki bu yeni kararda özellikle sağlık çalışanlarını ve 65 yaş üstü yaşlıları ilgilendiren ve üzen önemli bir eksiklik var: Önce Sinovac aşılarını yaptırıp sonra da BioNTech aşıları ile aşı takvimini değiştirenlere bu yeni ve süresi kısaltılmış hatırlatma dozu şansı/hakkı maalesef verilmedi. Bu yanlışın süratle düzeltilmesinde fayda var diye düşünüyorum.



İYİ BİLGİ
GRİBE NEZLEYE EV İÇİ ÇÖZÜMLER

Yazının Devamını Oku

Omikron’da son durum

Pandemi gündemimizin bir numaralı maddesi OMİKRON ve ona ilişkin şu iki bilgi kesin gibi görünüyor.

BİR, Omikron’un yayılma hızı daha doğrusu “bulaşma kabiliyeti” Delta varyantından çok daha yüksek. Zaten bu nedenle de ulaştığı ülkelerde inanılmaz bir hızla yayılıyor. Örneğin İngiltere’de daha bir hafta içinde vaka sayılarının 2 katını aşması bu bilgiyi kesinleştiriyor.

İKİNCİ bilgiye gelince... Görünen o ki Omikron’un oluşturduğu “hastalığın gücü”, özellikle orijinal virüs (Wuhan) ile karşılaştırıldığında bir hayli düşük ve bu -şimdilik- memnuniyet verici bir gelişme. Yeni varyant Omikron’da oluşan çoklu genetik değişimlerin virüsün daha ağır bir hastalık yapabilme gücünü önemli ölçüde azalttığını ileri süren uzmanlar, haklı olarak bu olumlu gelişmenin “virüsün gidici olduğunu” ya da “sıradan bir kış enfeksiyonuna dönüşme eğilimine girdiğini gösterdiğini” düşünüyorlar. Ne var ki aklımızdaki Omikron soruları ve kafa karışıklığımız bu 2 soru ile sınırlı değil. Sırada başka sorular da var...

MEVCUT AŞILAR OMİKRON’A DA ETKİLİ Mİ

ELİMİZDE henüz çok sayıda vakayı içeren ciddi araştırmalar yok ama mevcut ilk veriler, en güçlü aşılar olarak kabul edilen mRNA aşılarının bile Omikron karşısında sınırlı bir bağışıklık sağlayabileceklerini gösteriyor. Örneğin Güney Afrika Cumhuriyeti’nde yapılan bir bilimsel çalışmanın sonuçlarına bakılırsa, BioNTech aşısı Omikron varyantına karşı en fazla yüzde 33 koruma sağlayabiliyor. BioNTech aşısının Delta varyantına karşı yüzde 80 koruma sağladığı dikkate alınırsa bu oldukça can sıkıcı bir gelişmedir.

4. DOZ GEREKECEK Mİ

Yazının Devamını Oku

Bu yanlış bitsin

Mantıksal, bilişsel becerileri ölçen testlere “zekâ testleri” deniyor. Bunlara kısaca “IQ testleri” de deniyor.

Bu testlerin yaratılmasında katkılarıyla bilinen Stanford Üniversitesi Psikoloji Uzmanı Lewis Terman’ın geçtiğimiz yüzyılın başlarında ÇOCUKLARIN ENTELEKTÜEL BAŞARISINI DESTEKLEYEN FAKTÖRLER üzerinde yaptığı araştırmalarda keşfettiği en önemli belirleyicilerden biri de “YETERLİ UYKU” olmuş. Dr. L. Terman’a göre, “Yaşı ne olursa olsun bir çocuk ne kadar uyursa entelektüel açıdan o kadar yetenekli” oluyor. Dr. Terman çalışmalarında önemli bir ayrıntıyı daha keşfetmiş: UYKU ZAMANI! Kısacası çocuk ve gençlerimiz için de “YETERLİ UYKU ve UYKU/UYANMA ZAMANI” son derece önemli ayrıntılar. İkisinde de yanlış yapmak son derece tehlikeli. Nedenine gelince...




TERMAN DİYOR Kİ...
KARANLIKTA OKUL OLMAZ

Yazının Devamını Oku

Omikron belirsizliği

Görünen o ki önümüzdeki günlerde Omikron’u, Delta varyantından daha çok tartışacağız.

O tartışmalarda da en az iki noktada yoğunlaşacağız. BİRİNCİSİ, bu yeni varyantın “bulaşma hızı”. Gözlemler ve eldeki ilk rakamlara bakılırsa yayılma hızı konusunda ortak bir fikir daha şimdiden oluşmuş gibi görünüyor: Mevcut veriler Omikron’un Delta varyantından çok daha hızlı bir yayılma potansiyeli/yeteneğine sahip olduğunu gösteriyor. İKİNCİ tartışmaya gelince... O tartışmadaki soru şu: “Omikron ne kadar tehlikeli?” Yanıt için buyurun...




ÖNEMLİ
COVID-19: GİDİCİ Mİ, KALICI MI

Yazının Devamını Oku

Muhteşem dörtlü

Lütfen sağlığınıza da “bütüncül bir yaklaşım” ile bakın. Unutmayın ki “duygusal/ruhsal/zihinsel sağlığınız” da en az “bedensel sağlığınız” kadar önemlidir.

Ve yine unutmayın ki “duygu/ruh/zihin dünyanız” “SU”, bedensel yapılanmanız ve süreçleriniz “UN” ise eğer, siz ikisinin son ürünü yani “HAMUR”sunuz. O hamuru her daim kıvamında, her yaşta kaliteli, dirençli ve sağlam tutmak ve ondan yani “HAYAT FIRINI”nızdan, dünyanın en lezzetli, keyifli ve sağlam ürünlerini üretmek istiyorsanız bedenleriniz kadar ruhlarınıza da şefkat, sevgi, umut yüklemek ve iyi bakmak zorundasınız. Onun için de şu muhteşem dörtlüyü mutlaka ama mutlaka daha çok üretmeye, bu dörtlüyü ruh dünyanızda daha fazla pompalamaya bakın.

VARAN 1
SEROTONİN
BU muazzam molekül, beyni şımartan en önemli doğal ve yerel iç hormonlarınızdan biridir. Daha çok serotonin “daha fazla keyif, neşe, canlılık ve zindelik” demektir. Serotonin eksikliği ise “karamsarlık, mutsuzluk, keyifsizlik, çökkünlük hali, halsizlik, yorgunluk, uyku dengesizliği, kaygı, endişe ve gelecek korkusuyla” eşdeğerlidir. Daha çok serotonin için daha sık ve düzenli, daha keyifli egzersizler yapın. Beslenme seçimlerinizde de çikolata, kabak çekirdeği, peynir, hindi eti, yumurta gibi besinlere öncelik verin. Neden mi? Bu besinler serotoninin hammadesi “triptofan” aminoasidiyle tıka basa doludur da ondan.

VARAN 2
ENDORFİN

ENDORFİN de konu “keyif, umut, mutluluk, hoşgörü” gibi meseleler olduğunda düşünce zincirinize adeta “takla attıran” harika bir zihinsel moleküldür. Beyninizdeki endorfin yoğunluğu arttıkça siz daha rahat, daha keyifli, huzurlu ve neşeli biri olursunuz. Daha pozitif bir dünya yolculuğuna çıkmaya başlarsınız. Endorfinin eksikliği ise sizi “stresli, gergin, kavgacı, huzursuz, keyifsiz” biri yapıyor. Daha çok endorfin üretmek için de -serotoninde olduğu gibi- daha çok ve sık egzersiz yapmanız, özellikle “düzenli yürüyüşler” ile beyninizi daha fazla endorfin üretmeye zorlamanız gerekiyor. Peki, oturduğunuz yerde, mesela “pijama-terlik-televizyon” keyfi yaparken de endorfin üretmeniz mümkün mü? Evet, mümkün! Örneğin, Kemal Sunal ya da Hababam Sınıfı fimleri serisinden herhangi birini izleyerek de bol bol endorfin üretebilirsiniz.

VARAN 3

Yazının Devamını Oku

Sağlıksız uyku sağlıksız kalp

Uyku uzmanı Dr. Matthew Walker, uykusuzluğun kalp sağlığını da derinden etkilediğinin altını ısrarla çiziyor ve bu önemli görüşünü tek bir cümleyle özetliyor: “SAĞLIKSIZ UYKU, SAĞLIKSIZ KALP!”

Dr. Walker’a göre, bu bilgi bilimsel olarak da kanıtlanmış durumda. Mesela “2011 yılında yapılan, 8 farklı ülkede, farklı yaş ve etnik kökenden yarım milyondan fazla erkek ve kadının incelendiği” büyük bir çalışmada da bu bilgi net ve açık olarak doğrulanmış durumda. O çalışmada “giderek kısalan uyku süresinin 7 ila 25 yıl içerisinde KORONER KALP HASTALIĞINA YAKALANMA” ve/veya “KORONER KALP HASTALIĞINDAN ÖLME” riskinde yüzde 45 gibi muazzam bir artışla bağlantılı bulunmuş.

Japonya’da yapılan, 4 binden fazla erkek işçinin izlendiği, 14 yılı aşkın bir başka çalışmada ise, “6 saat veya daha az uyuyanların kalp krizi geçirme riskinin 6 saatten fazla uyuyanlara göre yüzde 400 ila 500 oranında daha yüksek olduğu” net ve açık olarak gösterilmiş.

Özeti şudur: Uykusuzluk tek başına bile bağımsız bir “kalp risk faktörü” gibi kabul edilebilir. “Peki, neden?” diyorsanız yandaki kutuya geçebilirsiniz.

ÖNEMLİ BİLGİ
UYKUSUZLUK KALBİ NASIL VE NEDEN KRİZE SOKAR
1. Kan basıncını yükselttiği için...

Yazının Devamını Oku