"Osman Müftüoğlu" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Osman Müftüoğlu" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Osman Müftüoğlu

Güneş'in enerjisi D vitamininde mi saklı

Güneşi bol ve uzun bir tatil bizi bekliyor. Daha önce de hatırlattığım gibi, bu keyifli tatili bir D vitamini bayramına çevirip çevirmemek bizim elimizde. Yapacağımız şey ise son derece basit: Güneşleneceğiz!

Sadece cildimizi güneşle buluşturmamız ve bu işi bilimsel verilere uyup akıllıca yapmamız, bedenlerimizi bir D vitamini cennetine çevirmeye yetiyor. Kısacası, bu önemli vitamin yönünden fakir bir beden istemiyorsak üstelik bir de Güneş’teki enerjiyi bedenlerimize doldurmaya kararlıysak anlattıklarımı daha bir dikkatle okumanızda ve ailenizle, dostlarınızla paylaşmanızda fayda var.

KISA BİLGİ
NE ZAMAN ÖLÇÜLMELİ?

BENİM önerim her yıl en az bir kere D vitamini seviyenize baktırmanız. Bu görevi de sonbaharda yaptırmanız en doğru olanıdır. Eğer depolarınız doluysa (rakam 50’nin üzerindeyse) problem yok demektir. Sizin sadece kış boyunca da fırsat buldukça güneşlenmeniz yeterli olacaktır. Yok eğer depolarınız boşsa (40’ın altındaysa) D vitamini takviyelerinden birine başlamak, dozu ve süreyi de doktorunuza danışmak zorundasınız.

Güneşin enerjisi D vitamininde mi saklı


MÜHİM BİR KONU
GÜNEŞ Mİ, TAKVİYE Mİ?

GÜNEŞ ışınlarıyla cildimizde ürettiğimiz D vitamini ile anne sütü ile bebeklerin kazandığı D vitamini en güvenli ve garanti olanlardır. Aslında inek sütündeki D vitamini de doğal ve mükemmeldir ama süt endüstriyel bazı işlemlerden geçirilirken maalesef tahrip oluyor. Bilelim ki en önemli ayrıntı şudur: Doğal D vitamini “sülfatlı”dır. Bu nedenle hem suda hem de yağda erime özelliğine sahiptir. Neticede de vücudun her hücresinde, her doku ve organına rahatlıkla girebiliyor. Sentetik/yapay olan D vitaminleri ise maalesef “sülfatsız”dır. Bunlar sadece yağlı dokularda etkili olabiliyorlar. Bu nedenle mümkünse ilk tercih, güneşle kazanılan doğal D vitamini olmalıdır.


BİR SORU
NEDEN ONA ‘MUCİZE MOLEKÜL’ DENİYOR?

HEM bedeni hem de ruhu derinden etkilediği, sağlığın hemen hemen her noktasını şu veya bu şekilde iyileştirdiği için D vitamini gerçekten bir mucize moleküldür. Neredeyse 3 bine yakın gen devreye girmek ya da susmak için onun işaretine muhtaçtır. Ayrıca yüzlerce kimyasal reaksiyon da sadece onun varlığında düzenli çalışabiliyor. Beyin sağlığından kalp sağlığına, bağışıklık gücünden kemik, diş, kas, eklem sağlamlığına, ruhsal bütünlükten duygusal ve bedensel enerjiye kadar pek çok iş onun sayesinde yürütülebiliyor. Kısacası o doğal molekül, “mucize vitamin” tanımını bence fazlasıyla hak ediyor.

SORU ŞU
SİZ DE BİR GÜNEŞ PİLİ OLMAK İSTER MİSİNİZ


D vitamini konusunda bizi en çok bilgilendiren uzmanlardan biri rahmetli hocamız Prof. Dr. Ahmet Aydın’dır. Huzur içinde uyusun, nurlar içinde yatsın. Sağlığımıza çok hizmeti oldu. Ahmet Hoca’nın biyofoton konusunda yazdıkları şunlar: “D vitamini vücudumuzda sülfat bağından ayrılıp serbestleştiğinde bir ‘enerji’ açığa çıkar. Kısacası sülfat bağı, neticede Güneş enerjisini vücudumuzda depolayan bir ‘güneş pİlİ’ işlevi görür. Bitkiler nasıl biyofoton depolayabiliyorsa, insanlar da doğal sülfatlı D vitamini sayesinde ‘biyofoton‘ üretebilirler.”
 
KISA BİLGİ
SÜLFATLISI AYRI, SÜLFATSIZI FARKLI İŞLER GÖRÜYOR

DOĞAL, sülfatlı D3 vitamini ile yapay/sentetik D vitamini arasında etki bakımından da bazı farklar var. Sülfatlı D3 vitamini kalsiyum taşınmasında fazla bir görev istemez. Buna karşılık kanserden korunmada, bağışıklık sistemini güçlendirmede, depresyon ve kardiyovasküler hastalıklardan uzak kalmada esas rolü üstlenen de D vitamininin sülfatlı formudur. Kısacası güneşlenerek üretebileceğimiz her bir sülfatlı D vitamini molekülü, bedenlerimizde adeta bir güneş pili gibi çalışacak bize enerji ve güç kaynağı olacak, yorgunluktan, halsizlikten, bitkinlikten beden ve ruhlarımızı uzak tutacak, bize enerji ve güç katacaktır.

ÖNEMLİ
D VİTAMİNİ STOKLARI NEDEN SÜREKLİ AZALIYOR?

D vitamini konuşulunca akla hemen şu soru geliyor: “Daha 6 ay öncesine kadar D vitamini seviyem 50’nin üzerindeydi. Ne oldu da şimdi 15’e, 20’ye iniverdi?” Bu sorunun net ve açık yanıtı şudur: D vitamini de diğer vitaminler gibi sürekli olarak kullanılıp tüketilen bir bileşen. Hücrelerimiz görevlerini yaparken onu hammadde olarak kullanıyor. Eğer bu harcamalar zamanında yerine konmazsa stoklarımız eriyor, azalıyor. Yani burada da bir tür “havuz problemi” söz konusu. Eğer bedenlerimize giren D vitamini kullanılan miktarın altındaysa havuzdaki D vitaminimiz yavaş yavaş azalıyor, dibe vuruyor, 20’nin altına bile inebiliyor.

Özellikle kış aylarında güneşten uzak kaldığımız için üretim zaten ya duruyor ya minimuma iniyor. Buna bir de kapalı mekânlarda çalışma ve yaşama zarureti eklenince, “dibe vurma” kaçınılmaz hale geliyor.

ÖNEMLİ BİR AYRINTI
ESMERLER D VİTAMİNİNİ DAHA ZOR ÜRETİYOR

HERKESİN D vitamini üretme kapasitesi aynı değil. Mesela beyaz tenli kişilere oranla esmerler ve koyu renkli deriye sahip olanlar, UVB ışınları ile D vitamini üretmekte zorlanıyorlar. Bu kişiler D vitaminini üretebilmek için açık tenlilere oranla daha uzun süre güneşte kalmak zorundalar. Buna karşılık beyaz tenlilerde güneşe hassasiyet ve alerji sıklığı daha fazla, üretim kabiliyeti daha yüksektir. Daha kolay ve çok D vitamini üretirler. Ne var ki bu kişilerin güneşin zararlı etkilerinden korunma konusunda esmerlerden daha hassas davranmaları lazım.


KESİP SAKLAYIN 1
D VİTAMİNİMİZ NE KADAR OLMALI?

VÜCUDUMUZDAKİ D vitamini rezervini gösteren en önemli parametre karaciğerimizde son şeklini alıp depolanan “25 (OH) D” yani kalsidiol miktarıdır. En aktif D vitaminimiz “kalsitriol” ise D vitamini stoğumuzu net ve açık olarak göstermez. Bu nedenle D vitamini stoklarını izlemede “25 (OH) D” seviyesini takip etmek daha doğru olur. Biz de öyle yapıyoruz, siz de öyle yapmalısınız. Son yıllarda kabul edilen normal rakamlara gelince... 50’nin altı düşük, 30’un altı riskli, 20’nin altı kritik rakamlardır. 70-80 aralığı en güvenli alandır. 100’ü geçmemekte de fayda vardır.

Günlük takaviye ihtiyacına gelince... Eğer stoklarınızı korumak için D vitamini takviyesi almayı düşünüyorsanız, yetişkinler için makul rakamlar 1000-3000 ünite aralığıdır. Ama gerçek ihtiyacınızı ve kullanılacak dozu/süreyi sizi izleyen doktor, diğer sağlık risklerinizi de hesaplayarak değerlendirecektir. Mesela şişman kişilerin, koyu esmer olanların, kronik hastalığı bulunanların ve yaşlıların D vitaminine ihtiyaçları daha fazladır.

İYİ HABER
D VİTAMİNİ YAŞAM SÜRESİNİ DE UZATIYOR

D vitamini yetersizliği ile ortalama yaşam süresi arasında da bir bağlantının olabileceğini düşündüren çalışmalar var. Bu çalışmalara bakılırsa yetersiz D vitamini düzeyleri yaşam süremizi de kısaltabiliyor. Yeterli düzeylere sahip olanlar ise daha uzun bir yaşam şansı yakalıyor. Mesela Kuzey Avrupa’da yapılan bir çalışmada (Danimarka), D vitamini düzeyi düşük olanların ölüm oranları, normal düzeye sahip olan kişilere göre 2 kat daha yüksek bulunmuş. Yeterli D vitamini olanlarda ise (50 ve üzeri) ölüm oranlarının yüzde 40 azaldığı saptanmış.


NETİCE ŞUDUR
D VİTAMİNİNE SAHİP ÇIK

HEMEN hemen her ülkede bir D vitamini eksikliği olduğu kesindir. Nedeni de yeni hayatın güneşle olan ilişkimizi sınırlayıp engellemesi meselesidir. Zira D vitamini kazanmanın ideal yolu güneşle buluşmak, güneşlenmektir. Ama maalesef bunu düzenli yapabilenlerimizin sayısı çok az. Ve zaten bu nedenle de çoğumuzun D vitamini seviyesi bir hayli düşük. Bu nedenle, D vitamini takviyesi almak zorunlu bir seçim gibi görünüyor. Takviyenin dozu ve süresini belirlemek için de takviyeye başlamadan önce 25 (OH) D vitamini düzeylerimizi ölçtürmemiz gerekiyor. Yukarıda belirttiğim gibi, normal değerler 50-100 aralığı. İdeal rakamlar 60-80 çizgisi. İlk hedefimiz bu düzeylere erişmek olmalı.


KESİP SAKLAYIN 2
PEKİ NASIL?

D vitamini stoklarımızı dolu tutabilmek için de takviye olarak her gün düzenli şekilde erişkinler için günde 2000-4000 bin ünite, çocuklar için ise her 10-15 kilo için 1000 ünite civarında takviye kullanılmalı. (Prof. Dr. Ahmet Aydın)

Ama gelin siz yine de güneşli havalarda, özellikle öğle saatlerinde, yarım saat kadar koruyucusuz güneşlenmeyi ve bedenimizde doğal sülfatsız D vitamini üretmeyi öncelikli bir sağlık görevi gibi kabul edin. Unutmayın: İyi yaşamanın da güzel yaşlanmanın da mühim ve etkili belirleyicilerinden biri de bu mucize molekül, bu harika doğal ilaç, bu muhteşem bileşen D vitaminidir.

Ve son bir hatırlatma daha: Pandemiden korunmada da bir numaralı dostumuz yine aynı bileşendir, yine “D VİTAMİNİ”dir.

X