GGT’nin artısı alarm işaretidir

Eğer kan analizlerinde GGT seviyesi yüksek çıkarsa, bu karaciğerin glutatyon rezervlerinin azaldığının, zavallı organın çaresizlik içinde kaldığının işaretidir!

Eğer bedeninizdeki toksik yük seviyesini merak ediyorsanız, size basit ve ucuz bir laboratuvar testi önereceğim.
Kısa adı GGT, açık yazılımı Gamma Glutamil Transferaz olan bu test, aslında çok sık başvurulan ve her yerde yapılabilen bir karaciğer enzim tayini.
Ne var ki bu ucuz ve basit test zannedilenin aksine sıradan bir karaciğer fonksiyon testi değil. Kanda GGT düzeylerinin artması karaciğerde giderek artan bir mitokondri bozuşmasının da işareti.
Nedeni şu:
GGT, “glutatyon” üretimi için hammadde sağlayıcısı. Glutatyonun temel hammaddesi sisteinin üretim aşamalarında kullanılması için GGT şart!
Eğer kan analizlerinde GGT seviyesi yüksekse bu bilgi aynı zamanda karaciğerin glutatyon rezervlerinin azaldığının, bu rezervleri artırmak için de zavallı organın çaresizlik içinde kaldığının işaretidir.
Özellikle alkol kullanan birinde GGT artışı karaciğerde “acil durumun ilanı” gibidir.
Mitokondri sağlığını önemseyen her hekim, hastasının GGT seviyelerinin 40’tan daha az olmasını ister. 50’nin üstündeki rakamları ise “sıkıyönetim dönemi” olarak kabul eder.
Sağlık kontrollerinizde GGT incelemelerini de yaptırmayı ihmal etmeyin.

Sağlık haberlerine dikkat edin

Bizde de her toplumda olduğu gibi eğer bir haber “3S”ten birine aitse, yani “sağlık, spor ve siyaset” ile ilgiliyse daha fazla ilgi çekiyor. Buna biz doktorlar “3S sendromu” diyoruz.
Ne var ki sağlık haberleri bazen tıp kültürünün kaygan yüzüne de işaret edebiliyor. Yapısı gereği medya -yani yazılı ve sözlü basın- sadece çelişkili değil aynı zamanda ilgi çekici haberleri takip etmeyi seviyor.
Bu yaklaşımdan sağlık haberlerinin çoğunun detaylı değerlendirilmeden, iç yüzü iyice araştırılmadan, daha da önemlisi insanlığın hizmetine konu olup olmadan, net ve açık anlaşılmadan haber yapılmasına sebep oluyor.
Bu nedenle sağlıkla ilgili okuduğunuz her haberin kesin ya da doğru olduğunu düşünmeyin. O bilgileri birkaç kaynaktan da onaylatmadan sağlığınızla ilgili alanlarda kullanmayı da asla düşünmeyin.

Probiyotik desteklerden doğru faydalanın

Probiyotik takviyeleri son yılların gözde besin destekleri arasında. Ama biz takviyeleri de bilinçsiz kullanıyoruz.
Herkese her probiyotiğin yaramayacağını, farklı probiyotiklerin farklı alanlarda işlev gördüğünü, işin içine doz ve süre faktörlerinin de girdiğini bilmiyoruz.
Birkaç gün veya haftalık probiyotik takviyesinin yeterli olacağını sanıp onları yangını söndüren “itfaiye erleri” zannediyoruz.
Oysa takviye olarak kullandığınız probiyotik bakterilerin bağırsaklarınızdaki ömrü en fazla 2-3 hafta kadar.
Etkili bir probiyotik güç kazanabilmek için de onları en az 2-3 ay süre ile kullanmanız lazım.
Zira bağırsaklarda bozulan dengeyi iyileştirebilmeleri, yerleştikleri yeni ekosistem ve çevrede üreyip çoğalabilmeleri, yeni bir güç ve biyolojik denge oluşturabilmeleri, kısacası mikrobiyotayı dengeleyip ona yön verebilmeleri zamanla hallolabilecek bir süreçtir.

Bağırsak biyolojisini destekleyen besinler neler?

Eğer “Bağırsaklarımdaki biyolojik dengem kolay kolay bozulmasın” diyorsanız daha fazla fermente besin, daha sık probiyotik (ayran, yoğurt, kefir, turşu, sirke) gıda tüketin. Bağırsaklarınızdaki mikropların hoşuna giden, onlara besin olan yiyecekleri (soğan, sarımsak, kabak, avokado, yer elması, pancar, baklagiller, elma, armut, yarı olgun muz, badem, sebze) daha sık ve bol yiyin. Probiyotik düşmanı antibiyotikleri de rastgele kullanmayıp, probiyotik zehri besinlerden (şeker, un, kızartmalar) uzak durmaya bakın.

Limon tuzu mu Çin tuzu mu?

Bana sorarsanız limonla tuzu birbirine hiç karıştırmayın, limonu tuzdan farklı bir yere ayırın. Limon bir sağlık mucizesi. Yapısındaki sitrik asit, bir asit olmasına rağmen harika bir alkali güce sahip. Ayrıca tıka basa C vitamini dolu. Kabukları ise sağlığa faydalı flavaonoidleri ihtiva ediyor.
Tuza gelince... Tuzu kararında tüketmek lazım. Limon tuzunu bir kenara ayırın, tuzu tuz, limonu limon olarak kullanın. Çin tuzuna ise mümkünse hiç bulaşmayın! Monosodyum glutamat içeriği sağlam ve hâlâ yeteri kadar aklanmış bir besin bileşeni değil. Çin tuzu yani MSG, iştah açan, tat bağımlılığı yapma potansiyeli olan endüstriyel bir ürün.

Salatalık suyu mu portakal suyu mu?

Kahvaltı yaparken en fazla dörtte bir bardak portakal suyu içilebilir. Antioksidan ve C vitamini açısından zengindir.
Detoks yaparken ise portakal suyu yerine salatalık suyu tercih edilebilir. Kalorisi sıfıra yakındır, detoks kabiliyeti fazladır, koenzimden, potasyumdan çok zengindir.
Ama bence suyunu içmek yerine salatalığı kabuğu ile birlikte bütün olarak yiyin. Üzerine biraz da elma sirkesi eklenince sizi uzun süre tok tutar ve kilo vermenize yardımcı olur.

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Kış nasıl geçecek

Kişisel kanaatim şudur: ZOR GEÇECEK!

Her şeyden önce koronavirüs salgınının biraz daha yoğunlaşacağı, biraz daha şiddetlenip can yakacağı kesin gibi görünüyor. Kısacası, bu yıl her zamankinden farklı olarak “COVID’li bir kış” bizi bekliyor. Ayrıca her sene karşılaştığımız o bilinen kış hastalıkları, yani nezleler, gripler, sinüzitler, faranjitler biraz daha arkadan gelecekler, önceki yıllara oranla daha az gündemimizde olacaklar. Hatta diyebilirim ki “maske-sosyal mesafe-hijyenik önlemler” 3’lüsü sayesinde bu “eski kış dostlarımız”a daha az paçamızı kaptıracağız. Ayrıca şunu da bilelim: Kışı ne kadar kötü geçireceğimiz sorusunun yanıtı sadece koronavirüse, daha doğrusu onun oluşturduğu COVID-19 enfeksiyonuna da bağlı değil. Bizim korunma önlemlerine uyma kapasitemiz ve devletin/yöneticilerimizin izleyecekleri pandemi politikaları da sürecin belirleyicisi olacaktır. Ama gelin, biz daha şimdiden şu önemli noktayı gözden kaçırmayalım: Önümüzde ZOR BİR KIŞ VAR. Ve bu zor kışa her zamankinden daha dikkatli hazırlanmamız lazım.




İYİ HABER

Yazının Devamını Oku

Maskeler ne kadar güvenli

Pandemiyi kontrol altına almanın en önemli unsurlarından birinin maske takmak olduğu kesinleşti.

Ama ne var ki “maske güvenliği” meselesi de en az maske takmak kadar mühim bir ayrıntı. Özellikle sayılarının neredeyse 1 milyona yaklaştığı söylenen sessiz virüs taşıyıcılarından korunmanın en etkili yolunun sağlam ve güvenli bir “maske defansı” olduğu şüphesizdir. Tekrarlayalım: Zaten işte tam da bu noktada “maske güvenliği” meselesi hızla devreye giriveriyor. Sözü daha fazla uzatmaya gerek yok. Son günlerde kulaktan kulağa yayılan en önemli pandemi dedikodularından birinin maskelere duyulan güvensizlik olduğu biliniyor. Peki neden? Bu güven kaybı ne ölçüde doğru?

BANA GÖRE
MASKE ÜRETİMİNDE KONTROL ŞART

ÜZÜLEREK belirtelim ki konu maske güvenliği olduğunda da burnumuza pek iyi kokular gelmiyor. Maskelerin önemli bir bölümünün hijyenik ve güvenli olmadıkları iddia ediliyor. Bu iddiaların bir bölümünü bilim insanları da paylaşıyor. Doğrusu aynı kuşkuları ben de taşıyorum. Marmara Üniversitesi öğretim üyesi Dr. Erkan İşgören Hoca da maske güvenliği meselesini sık sık gündeme getirenlerden biri. Dr. İşgören’e göre, ülkemizde virüsü filtre etme özelliği olmayan maskelerin sayısı oldukça fazla ve bu çok önemli bir güvenlik zafiyeti oluşturuyor. Anlaşılan o ki maske üretimi konusunda daha ciddi bir kontrol sisteminin kurulması ve maske üretim standartlarının net ve açık hale getirilmesi, önümüzdeki günlerin en önemli gündem maddelerinden biri olacak. İlgililerin maske güvenliği meselesine daha bir dikkatle bakmalarında fayda var.

Yazının Devamını Oku

Şimdi bize ‘pandemi gönüllüleri’ lazım

Zor günlerden geçtiğimiz kesin. Sağlığımız, sosyal yaşamımız, ekonomik geleceğimiz tehdit altında ve bu hepimizi üzüyor, kaygılandırıyor.

İşte bu nedenle kavganın değil dayanışmanın, itişip kakışmanın değil barışmanın, kısacası hepimizin birer “pandemi gönüllüsü” gibi davranmasının önem kazandığı hassas bir zaman dilimindeyiz. Geçmişteki hataları tartışarak, birbirimizi eleştirerek, doğru yapılacak işleri değil yanlış yapılanları gündemde tutarak bu savaşı kazanamayız. Eğer aynı yanlışları tekrarlayıp durursak, pandeminin süresi de dozu da vereceği zayiat da artacaktır. Özetle, herkesin “eteğindeki taşları dökmesinin” ve bu mühim savaşta kendini bir çeşit “pandemi görevlisi/nöbetçisi” ve “pandemi gönüllüsü” gibi hissetmesinin önem kazandığı günlerden geçiyoruz.




BİR ÖNERİ
GERGİNLİKTEN UZAK DURUN

Yazının Devamını Oku

Aşılarda karaborsa mı var

Pandeminin sağlık gündemimizin ilk maddesi olduğu kesin.

Hemen her gün, her an, her ortamda pandemi meselesi mutlaka konuşuluyor. Konu pandemi olunca da doğal olarak anında zatürre ve grip aşıları akla geliyor. Sırası gelmişken sevgili Sağlık Bakanımıza mühim bir bilgiyi aktaralım: Ciddi bir aşı karaborsası başladı. Özellikle zatürre aşısı hiçbir yerde bulunmuyor. Durum böyle olunca da tek doz zatürre aşısını 350 TL yerine 4-5 bin TL’ye satmak isteyen uyanıklar devreye giriyor. Grip aşısında da muhtemelen aynı sorunla karşılaşacağız. O aşının da ne zaman satışa sunulacağı, satışında kimlere öncelik tanınacağı, hangi fiyat ve kuralların uygulanacağı maalesef hâlâ net ve açık değil. Kısacası gerek grip gerek zatürre aşıları için çok sayıda “bilinmeyen” toplumun kafasını meşgul ediyor. Peki bu bilinmeyenler neler? Eğrisi doğrusu ne?



BANA GÖRE
ZATÜRRE VE GRİP AŞILARI MUTLAKA YAPILMALI MI

Yazının Devamını Oku

Aşıda ‘adil paylaşım’ istiyoruz

Şu kesin: Hepimiz “Tamam, bu işi başardık. Etkili bir aşıyı bulduk” haberine odaklanmış durumdayız.

Peki o aşı bulununca sonrası nasıl gelecek? Herkes o aşıdan aynı zamanda ve hızla faydalanabilecek mi? Öncelik risk gruplarının mı, yani “kronik hastalar, yaşlılar, sağlık çalışanları”nın mı yoksa parası pulu olanların mı olacak? Zengin ülkeler önceliği alacak, fakir ülkeler sırada mı olacak? İtiraf edeyim ki böyle bir kuşku bende de var. Nedeni de medyaya yansıyan haberler. O haberlerin özetinde bakın neler var...


ÖNEMLİ
OXFORD AŞISINDAN UMUDU KESELİM Mİ

ÇOK sayıda merkez farklı ülkelerde etkili bir COVID-19 aşısı geliştirebilme gayreti içinde. Onlardan bazılarının daha önde gittiği ve mutlu sona bir hayli yaklaştıkları biliniyor. Bunlardan birinin de Oxford Üniversitesi ile AstraZeneca ilaç firmasının geliştirmeye çalıştıkları aşı olduğu kesin. Ne var ki geçtiğimiz hafta Oxford Üniversitesi yetkilileri, muhtemel bir yan etkiden kuşkulandıklarını ve bu nedenle aşı çalışmalarını durdurduklarını açıkladılar. Peki bu “Oxford aşısı”nın sonu anlamına mı geliyor? Hayır! Bilelim ki, bu aşı çalışmalarında sık sık karşılaşılan bir sorun. Dolayısıyla herhangi bir hayal kırıklığına kapılmamak lazım. Mesele şu: Herhangi bir aşı üretilirken o aşı denekler üzerinde tekrar tekrar test edilir. Eğer aşının test edildiği o deneklerden sadece biri bile herhangi bir sağlık sorunu nedeniyle başvurursa, o sorunun nedeni belirlenene kadar aşı çalışmaları otomatik olarak askıya alınır. Oxford’un yaptığı da budur ve doğrudur. Ama bilelim ki binlerce denek üzerinde aşı test edilirken deneklerden herhangi birinde tesadüfen herhangi bir hastalık her zaman ortaya çıkabilir. Nitekim Oxford yetkilileri yaptıkları yeni açıklamada sorunun nedeni anlaşıldıktan sonra aşı çalışmalarının devam edeceğini, etkili bir aşının bu yılın sonuna yetiştirilebileceği umudunu koruduklarını açıkladılar. Kısacası paniğe gerek yok.


Yazının Devamını Oku

Ağır vaka artışı çok ürkütücü

İTİRAF edeyim ki ekranlarda her akşam o turkuvaz rengi zeminde önümüze konan yeni rakamlar sadece canımı sıkmıyor, içimi de yakıyor. Rakamlardaki hızlı artış trendi sadece beni değil, hepimizi de derinden yaralıyor. 40 yıllık bir hekim olarak beni en çok da “ağır vaka sayıları”ndaki o hızlı ve inatçı artış üzüyor, düşündürüyor. Dikkatinize sunarım: Temmuz ortalarında 600-700 civarında olan ağır vaka sayılarımız son günlerde 1200’lü rakamları test etmeye başladı. Bu son derece önemli ve üzerinde hassasiyetle durulması, düşünülmesi gereken bir ayrıntıdır. Ayrıca başka itirazlarım da var. O itirazlar neler mi? Buyurun...

BİZ BUNU HAK ETMİYORUZ ÇÜNKÜ...

HER akşam içimiz ürpererek beklediğimiz o turkuvaz renkli rakamları görünce, son günlerde hep şu cümleyi tekrarlayıp duruyorum: “Biz bunu hak etmiyoruz!” Hak etmiyoruz çünkü...

İLK 4

1) Pandemide 1’inci devreyi başarıyla tamamlamışken, 2’nci devredeki bu kötü performansı nasıl açıklayabiliriz? Nasıl içimize sindirebiliriz?

2) Tamam, AVM’leri erken açtık. Tamam, yeni normale fazlaca hızlı girdik, çok hızlı normalleştik. Tamam, virüsü sanki “Çekti gitti!” farz etme yanlışı yaptık. Tamam da sadece bu yanlışları her akşam ekranlarda tekrarlayıp durmak bize ne kazandıracak? Neden çözümler tartışılmaz? Anlamakta güçlük çekiyorum.

3) 9. Cumhurbaşkanı rahmetli Süleyman Demirel’in “Arkamıza bakarak önümüzü göremeyiz” şeklinde özetlediği o muhteşem görüşten neden, niçin vazgeçtik? Neden “Niye böyle olduk, bu hale nasıl geldik?” sorusu kadar, “İçine düştüğümüz bu tehlikeli çukurdan nasıl daha süratli ve daha az zayiatla çıkabiliriz?” sorusuna da odaklanmıyoruz.

Yazının Devamını Oku

Tehlikeli tırmanış sürüyor

Pandemideki son rakamlar, sürecin ciddiyetinin giderek arttığının, dahası çok tehlikeli boyutlara vardığının net ve açık kanıtlarıdır.

Sadece günlük vaka sayılarında değil, yoğun bakım işgal oranları ve kaybettiğimiz insanların sayısında korkutucu ve üzücü bir tırmanma var. Bu açık ve net gerçeğe kişisel yorumum ise tek cümleden ibarettir: Yapılanlar yeterlİ değİldİr. Geçen haftaki yazımda da belirttiğim gibi yeniden, şimdi, hemen ve acilen farklı bir pandemi stratejisine geçilmesi gerekmektedir. Bu görev de sadece çalışkan Sağlık Bakanımız ve Pandemi Bilim Kurulu’nun sırtına yüklenmemeli, devlet ve toplumun her kesimi tarafından istisnasız üstlenilmelidir.



İYİ BİLGİ
PANDEMİDE BEYİNLERİ SİS BASTI

Yazının Devamını Oku

Grip ve zatürre aşısı olalım ama...

Özellikle risk grubunda olanların, bu yıl grip ve zatürre aşısı yaptırmalarını diğer uzmanlar gibi ben de tavsiye ediyorum.

Zatürre aşısının mevsimi yok, onu her zaman yaptırabilirsiniz. Ama eğer bugüne kadar yaptırmadıysanız şimdi tam zamanıdır. Zira COVID-19 salgını sürerken geçirebileceğimiz bir zatürre atağı bizi çok zor bir durumda bırakabilir. Ayrıca sonbahara merhaba dedik, kış kapıda hazır, bizi bekliyor. Bu mevsimsel değişimin doğal sonuçlarından biri de grip vakalarındaki artıştır. Kısacası başımızdaki pandemi belası da dikkate alındığında grip ve zatürreden aşılanarak korunmak bu yıl çok daha önemli bir ayrıntıdır. İsterseniz gelin biraz daha detaylara girelim...

KISA BİLGİ
BU YIL AŞILAR NEDEN DAHA ÖNEMLİ

BİLELİM ki bu aşılar sayesinde boğazı ağrıyan, ateşi yükselen, öksüren, hapşıran, aksıranlarla karşılaşıldığında “Acaba grip mi, COVID-19 mu?” şeklinde karışıklık yaşanması olasılığı azalacak, sizin de doktorların da işi kolaylaşacaktır. Ayrıca yaptıracağınız grip aşısının bağışıklık sisteminizi COVID-19 enfeksiyonuna karşı yorgun ve dirençsiz düşüreceği bilgisi de doğru değildir. Tam tersine, grip aşısı ile bağışıklığınız daha da güçlenecek, virüsün vücudunuzu aşırı hırpalayarak canınızı yakma ihtimali de sınırlanacaktır. Grip aşısını da herkes yaptırabilir, ama çocukların aşılanması konusu çocuk sağlığı uzmanlarının kararına bırakılmalıdır. Aşı konusunda başka uyarılarım da var...

ÖNEMLİ
HERKES AŞI OLMALI MI

Yazının Devamını Oku

Ters makas tehdit ediyor

Mayıs ayı başlarından beri Dr. Mehmet Ceyhan’ın da benim de üzerinde hassasiyetle durduğumuz iki sayısal veri var.

Birincisi, günlük vaka sayıları. İkincisi ise günlük iyileşen hasta rakamları. O zaman da bu iki rakam arasındaki oranın önemini belirtmiş, altını ısrarla çizmiştik ve demiştik ki: “Ne zaman ki iyileşen hasta sayısı günlük yeni vaka sayısının üzerine çıkar, ikisi arasındaki makas açılır, işte ancak o zaman rahat bir nefes alabiliriz.

Bu “pandemi matematiği”nin basit ama önemli bir kuralı idi. Beklentimiz mayıs ayı ortalarında gerçekleşti. Günlük yeni teşhis konan COVID-19’lu hasta sayısı, hastanelerde tedavileri tamamlanarak taburcu edilen günlük hasta sayısının altına düştü. Yani makas önce kapandı, sonra da pozitif yönde açıldı. Ben, Mehmet Hoca ve işin uzmanları da derin bir nefes aldık. Üzülerek belirteyim ki son bir ayda ise durum değişti. Makas önce yeniden kapandı, sonra da tersine bir açılım gösterdi, yeni vaka sayıları iyileşenlerin iki katına yükseliverdi.

UYARIYORUM! Ve bu size yapabileceğim en önemli uyarıdır. İçine düştüğümüz korkutucu rehavet ve inat dalgasının en ciddi göstergesidir.




Yazının Devamını Oku

Pandemide depresyona dikkat

Pandeminin süresi uzayıp çözüm beklentileri geciktikçe kaygı bozukluğuna paçasını kaptıranlar artıyor.

Bu uzamış ve yoğun kaygı bozukluğu da zihin sağlığımızı fena halde tehdit ediyor. Bu tehdidin en yaygın sonuçlarından birinin “depresyon” olacağı ise ruh sağlığı uzmanlarının ortak görüşü. Hatırlatalım: Uzamış kaygı bozukluğu uyku sorunlarına, panik ataklarına ve daha pek çok ruhsal soruna da yol açabilir. Konuştuğum psikiyatri uzmanları COVID-19’la bağlantılı depresyon vakalarının sayısında özellikle haziran ayı itibarıyla ciddi bir artış olduğunun altını çizdiler. En önemli risk gruplarını ise çocuk, kadın ve yaşlıların oluşturduğunu belirttiler. Kısacası, sık sık belirttiğim gibi, eylül başı itibarıyla COVID-19 ile mücadelede vites değiştirmemiz ve sürecin ruhsal yönüne de odaklanmamızda fayda var. Sağlık Bakanımıza tavsiyem şu: Hiç beklemeden pandemi Bilim Kurulu’na tecrübeli ruh sağlığı uzmanlarını da dahil etmesinde fayda var.

OKUR SORUSU

METFORMİN COVID-19’DA DA İŞE YARIYOR MU
TİP-2 diyabet tedavisi ve insülin direnci meselesiyle mücadelede çok sık kullanılan “metformin”in, COVID-19’a yakalananlarda yaşam kaybı riskini azaltabileceğini gösteren farklı çalışmalar olsa da -şimdilik- sadece bunlara bakarak bir kanaat oluşturmak doğru olmaz. Bir ay kadar önce yapılan büyükçe bir çalışma, metformin kullanımını neredeyse yüzde 70’e yaklaşan yaşam kaybı riski azalması olduğunu gösterse de biraz daha sabırlı olmak ve bu bilginin yeni çalışmalarla desteklenmesini beklemekte fayda var. Özeti şudur: Başlıktaki sorunun cevabı henüz net ve açık değil. Beklemek gerekir.

PANDEMİNİN ORTASINA GELDİK Mİ

HERKESİN aklında aynı sorular var: COVID-19 salgınıyla savaşı kazanıyor muyuz? Kaybetme ihtimalimiz var mı? İkinci dalga tehdidi gerçekleşecek mi, gerçekleşmeyecek mi? Eğer mücadelede iyi noktadaysak, sona yaklaştığımız söylenebilir mi? Soruları daha da uzatmak mümkün ama sadece bu kadarı bile canımızı sıkmaya, kafamızı karıştırmaya, kaygı yükümüzü arttırmaya yetiyor. Başlıktaki sorunun yanıtına gelince, başından beri pandemiyi yakından izleyen biri olarak ciddi bir mesafe aldığımızı rahatlıkla söyleyebilirim. Ama bilmeliyiz ki ülkesel ölçekte de küresel ölçekte de pandeminin henüz ortalarındayız. Önümüzde daha uzun bir yol var gibi görünüyor. Başarısızlığımızın, sürecin bütün gayretlere rağmen uzamasının temel nedeni ise sadece iki sözcükten ibaret: İnat ve İhmal! Biliyorsunuz, inat da ihmal de neredeyse iki milli sporumuz! Maske takmama ve sosyal mesafeyi koruma konusunda da inatçı ve ihmalkârız.

KORONA OLDUM YENİDEN OLUR MUYUM

Yazının Devamını Oku

Aşıda ışık göründü

Defalarca tekrarladım: Pandemiye noktayı koymanın, onu pandemi olmaktan çıkarıp sıradan bir kış enfeksiyonu şeklinde sınırlamanın sadece bir tek yolu var: “Etkili bir aşı”nın bulunması.

COVID-19 için etkili bir aşının bulunacağı umudumu da baştan beri hep korudum. Son gelişmeler ise bu umudu daha da pekiştirdi. Amerika, İngiltere, Almanya, Rusya ve Çin başta olmak üzere birçok ülkede aşı çalışmalarında “faz 3” aşamasına yani “son dönem”e girildi. Bu bilgiyi, sürecin başından beri aşıya da negatif tavırlar sergileyen Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) bile paylaşmak ve onaylamak zorunda kaldı. DSÖ son yaptığı açıklamada, “Tünelin sonunda ışık göründü, aşı çalışmalarında son aşamaya gelindi” ifadelerini kullandı. Özetle etkili bir aşının çok değil 3-5 ay içinde kullanıma gireceği anlaşılıyor. Bize de bu dönem içinde daha da dikkatli davranıp paçamızı bu belalı virüse kaptırmamak kalıyor.

BİR ÇAĞRI
AŞIDA GÖNÜLLÜ OLMAYA HAZIRIM
AŞI çalışmalarını yürüten firmalar, sonucu garantiye almak için farklı ülkelerden gönüllüler arıyor, aşılarını bu gönüllülerde deneyip neticeden daha çok emin olmak istiyor. Haklılar! “Faz 3”ü güvenle aşabilmek için aşının farklı coğrafyalarda, farklı gen havuzlarına sahip farklı insanlarda denenmesi lazım. Ben kendi adıma şimdi buradan şu çağrıyı gönül rahatlığıyla yapabilirim: Almanya, İngiltere, Amerika başta olmak üzere aşı geliştirme çalışmalarında son aşamaya gelmiş firmaların aradıkları gönüllülerden biri olmaya hazırım.

BİR PAYLAŞIMBU İNAT NEDEN!

İYİ HABER

Yazının Devamını Oku

Maske bir numaralı mesele

Geçtiğimiz hafta içi İstanbul’un farklı noktalarında; sokakları, AVM’leri, hastane, klinik, restoran ve kafelerinde “maske teftişi” yaptım.

Aynı işi görev belleyip hafta sonu Bodrum’da da sürdürdüm. Bodrum’un da farklı mekânlarında “maske meselesi” ne durumda anlamaya çalıştım. Nedeni şu: Biliyorsunuz, “maske-mesafe” ikilisi bu salgını kontrol altında tutmanın en etkili 3 çözümünden ikisi. Yani sadece ellerinizi temiz tutmanız yetmiyor, bu ikisi olmayınca virüs toplum içerisinde “zıp zıp zıplamaya” devam ediyor. Neticede de günlük vaka sayıları binin altına inmiyor, Sağlık Bakanımız her akşam “üzüntü ve isyan dolu ama kibar” tweet’lerini atmaya devam ediyor.


BİR UYARIMASKESİZ VE MESAFESİZ SOSYALLEŞMEYE HAYIR!

MASKE takmak özellikle de bizim gibi “mesafesiz sosyalleşme”yi seven toplumlarda çok daha önemli bir pandemi belirleyicisi. Çünkü biz el ele, kol kola, omuz omuza hep birlikte ve sık sık bir arada olmayı; sevincimizi, hüznümüzü, derdimizi, fikrimizi, meselelerimizi mesafesiz sosyalleşmelerle paylaşmayı, anlatmayı, göstermeyi, yaşamayı seven bir toplumuz. İç içe, sırt sırta, yakın ve hep biz bize yaşarız. Durum böyle olunca da işin “sosyal mesafe” tarafında anında sınıfta kalırız. Pandemi sınavında işte bu nedenle sınıfı geçebilmemiz için öncelikle maske ve mesafe meselelerine yüklendikçe yüklenmemiz gerekiyor. Peki İstanbul ve Bodrum gözlemlerimden çıkan sonuç ne?

SONUÇ ŞUMASKE SAYGISIZLIĞI SÜRÜYOR

Yazının Devamını Oku

Yeter ki ‘Sağlık Olsun’

Şu bilgi kesin: Pandemiden çıkardığımız en büyük ders, sağlığımızın bir numaralı meselemiz olduğudur.

İşte bu nedenle bu güzel hafta sonu sabahını “sağlık” ve “farkındalık” üzerine yıllar önce yayımlanmış bir yazıma ayırdım. Yazıdaki ‘Sağlık Olsun’ şiiri bence özellikle çok önemli. Çünkü hayatın her anının tadını, lezzetini, anlamını ve erdemini bu kadar güzel anlatan şiire bir daha rastlamak çok zor. İsterseniz gelin, önce bugünlerde daha da önemli hale gelen “sağlık farkındalığı” meselesiyle başlayalım. Şiiri daha sonraya bırakalım.




UNUTMAYIN
SAĞLIK BİRİNCİ MESELEMİZDİR

Yazının Devamını Oku

Sinsi tehdit: Sessiz taşıyıcılar

COVID-19 enfeksiyonunun yaygınlaşması ve pandemiyle mücadelede başarısız kalmamızda sessiz taşıyıcılar en az hastalar kadar önemli bir belirleyici oldu.

Uzmanlara göre aramızda on binlerce sessiz taşıyıcı var. Onların mümkün olduğunca erken, olabildiğince hızlı tanımlanıp izole edilmeleri pandemiyle mücadelenin çok ama çok önemli bir ayrıntısı. Eğer sessiz taşıyıcıları zamanında belirleyip izole edemezsek, eğer dikkatimizi sadece yeni vaka rakamlarının üzerinde yoğunlaştırmaya devam edersek, emin olunuz ki pandemi mücadelesinde sınıfta kalmasak bile ikmale kalacağımız kesindir. İşte bu nedenle dikkatlerimizi biraz da sessiz taşıyıcılar üzerinde yoğunlaştırmamızda fayda var.




NE YAPMALI
TEST SAYISI ARTMALI

Yazının Devamını Oku

Yeni bir tehdit Kaygı virüsü

Uzayan ve belirsizliklerle dolu olduğu anlaşılan pandemi meselesi herkesin kafasını karıştırdı.

Bu karışıklıktan en büyük payı da “KAYGI BOZUKLUĞU” almış gibi gözüküyor. Bana göre net ve açık görüntü şu: Bizde ve dünyanın her yerinde toplumların önemli bir bölümünde dozu giderek artan bir kaygı bozukluğu meselesi var. Bu meseleden de en çok mustarip olanlar, en çok yaralananlar salgının başından bu yana gözümüzün içi gibi koruduğumuz çocuklar, kadınlar ve yaşlılar! “Peki neyin nesidir, ne yapar bu kaygı bozukluğu? Varsa nasıl anlaşılır? Nasıl önlenir ya da tedavi edilir?” Merak ediyorsanız buyurun...




BİR BİLGİ
DOZUNDA KAYGILANMAK NORMALDİR

Yazının Devamını Oku

Zatürre aşısı yaptıralım mı

Özellikle 65 yaşı geçenler için zaten önemli bir korunma yöntemi olan zatürre aşısı, COVID-19 pandemisi nedeniyle sağlık gündemimizin ana maddelerinden biri haline geldi.

Nedeni malum, pandemide pek çok insanımızı akut akciğer iltihaplanması yani zatürre nedeniyle kaybettik. Zira yeni koronavirüsün en önemli özelliklerinden biri, onu diğer koronavirüslerden ayıran başlıca karakteri hızla akciğerlere yerleşme ve adeta boğulmaları andıran nefes darlıklarıyla karakterli ağır bir zatürreye yol açması. İşte bu nedenle özellikle önümüzdeki günlerde muhtemel bir zatürreden korunmak ve bu nedenle de aşılanmak mühim bir ayrıntı.


SORU ŞU
ZATÜRRE AŞISI KİMLERE YAPILMALI

Öncelikle aşılanması gerekenler şu kişiler olmalı:

* 65 yaşın üzerindekiler.

* KOAH hastaları.

Yazının Devamını Oku

Bu gidiş kötü gidiş

Eldeki veriler net ve açık olarak gösteriyor ki bu gidiş iyi değil. Pandemi meselesini kontrol altına almakta zorlanıyoruz. Sadece bizde değil, hemen hemen her ülkede COVID-19 salgını direnmeye devam ediyor.

Çok değil 8 ay kadar önce, ocak ayının sonlarında 15-20 bini bile geçmeyen vaka sayısı bugün 20 milyonu aşmış durumda. Kısacası “pandemi gündemi”nin sonlarına yaklaşmak bir yana, henüz ortasında olduğundan bile şüphe ettiren işaretler var. Pandemi dünyanın her noktasında, her ülke, iklim ve ekonomisinde tedbirlerinizi azıcık gevşettiğiniz anda, anında “Ben buradayım!” diyor. Pençesini acımasızca önce akciğerleriniz, pıhtılaşma sisteminiz, sonra da bütün bedeninize atıveriyor. Özetle, eğer akıllı davranmazsak gezegenimizi saran bu belalı virüsten değil tamamen kurtulmak, onu kontrol altına alma ihtimalimiz bile şimdilik tatlı bir hayalden ibarettir. İçinde bulunduğumuz rüyadan çıkalım ve lütfen ve hem de hemen, yeniden probleme bir kez daha odaklanalım.

UNUTMAYIN
TEMASI AZALTMADAN ÇÖZÜM MÜMKÜN DEĞİL

DEĞİŞMEYEN gerçek şu: Bu virüs insandan insana geçiyor. Bulaşmayı önlemek için sadece seyahatlerden kaçınmanız da yetmiyor. Bir araya gelmeniz, kalabalıklaşmanız, kalabalık ve yoğun bir ortamda bulunmanız, sadece sohbet için olsa bile kontrolü bir an bile elden bırakmanız virüsün süratle yayılmasına yol açabiliyor. Bence “kalabalıklaşma” en mühim mesele. Kontrolsüz kalabalıklar ise bir numaralı tehlike. Nişanlar, düğünler, cenazeler, sünnetler, asker uğurlamaları, birlikte yapılan ortak dini görevler, ortak mekânlarda yapılan toplumsal eğlenceler durumu iyice çığırından çıkarabiliyor. Kısacası birinci meselemiz, bir numaralı sorunumuz kalabalıklaşma yanlışımızdır. Çok gerekmedikçe yakınlarımızla teması sıfırlayalım. Mümkün olduğu ölçüde evimizde kalalım. Kalabalıklardan uzak duralım.

PEKİ KESİN ÇÖZÜM NE

KESİN

Yazının Devamını Oku

Uzmanlar ‘Aman dikkat!’ diyor

Pandemi meselesinin de kendine özel bir matematiği var.

Bu matematiği bilenler son 10 gün içerisinde ciddi ölçüde endişe içine girdiler. Özellikle bayram süresince karşılaşılan manzaralar, ipin ucunun kaçtığını net ve açık olarak gösterdi. İsterseniz gelin, o önemli ve tecrübeli uzmanların son bir haftada yaptığı açıklamalardan bazılarına kısaca bir göz atalım.

Prof. Dr. Levent Yamanel: Söylemeye dilim varmıyor ama vaka sayısı kesinlikle artacak. Çünkü bu virüsün çok çabuk yayılabilme özelliği var. Tatile çıkanlar ya da memleketine gidip gelenler, dönüşte 14 gün boyunca yaşlılardan uzak durmalı ve daha dikkatli olmalılar.

Prof. Dr. Haluk Eraksoy: Bayram boyunca ülke genelinde ortaya çıkan görüntüler ümitlerimizi yerle bir etti. Bayramdaki görüntülerle
kesinlikle sınıfta kaldık.

Prof. Dr. Tevfİk Özlü: Önümüzdeki gün ve haftalarda vaka sayıları azalmayacak, artacak. Tek dileğimiz yeni vaka sayılarının katlanarak artmaması olacak.

Prof. Dr. Pınar Okyay: Basamaklandırma yapılmadan, “Her şey tamam, oldu bitti” diye açılım yapıldı. İnsanların algısı yanlış yöne sevk edildi. Hızlı açılımın getirdiği problemleri yaşıyoruz.

Yazının Devamını Oku