Bu böyle gitmez

RAKAMLAR ürkütücü. Daha da açık söylemek gerekirse korkutucu. Üzülerek belirteyim, bu durumu 10 gün önce fark etmiş ve “Bu sayılar benim gibi iflah olmaz bir iyimseri bile ürkütüyor” diyerek muhtemel bir tsunaminin yaklaşmakta olduğunun altını çizmiştim. Ne yazık ki o beklenen tsunami, yaklaşmak bir yana kapımıza dayanmış durumda.

Eğer bir an önce etkili sonuçlar verebilecek bazı önlemleri korkusuzca ve hep birlikte hızla uygulamaya geçirebilirsek, o tsunamiyi işte ancak o zaman önleyebiliriz.Günlük hasta sayısının 7 binleri geçtiği, ağır hasta sayısının hızla arttığı, patlamanın sadece İstanbul, Bursa, Kocaeli, Gaziantep’te değil, hemen her ilde yaşanmaya başlandığı bu riskli dönemde ilk yapılacak şey, önlemleri daha da sıkılaştırmaktır. Eğer bunu bir an önce yapmazsak canımızın çok daha sıkılacağı, yüreklerimizin çok daha fazla yanacağı, acılarımızın dayanılmaz bir noktaya varacağı günler uzak olmayabilir. “Peki, ne yapmalı hocam? O önlemler neler olmalı?” diyorsanız önerim şudur...

Bu böyle gitmez

BİR ÇAĞRI
TSUNAMİ NASIL ÖNLENECEK

SALGINDAKİ hızlı yayılmayı ülke çapında değilse bile en azından vaka sayılarının yoğun olduğu iller düzeyinde (mesela İstanbul’da) kontrol altına alabilmek için süratle ve hemen, korkmadan ve çekinmeden daha sıkı ve etkili önlemler almamız gerekiyor. Günlük vaka artışları dikkate alınarak da bu önlemleri İstanbul, Kocaeli, Bursa, Gaziantep gibi rakamlarda hızlı artışların kaydedildiği illerde daha da hızla devreye sokmak şart. O tedbirlerin neler olabileceğine gelince...

BANA GÖRE
PANDEMİYE FREN 5 ACİL ÖNERİ

1) Hafta sonu uygulanan sokağa çıkma yasakları cuma akşamı saat 22.00’de başlatılmalı, pazartesi sabahı saat 05.00’e kadar ‘ARALIKSIZ’ sürdürülmelidir. Söz konusu uygulamanın en az 4 hafta art arda uygulanması daha net sonuçlar verecektir.

2) Hafta sonu kısıtlamasına ek olarak hafta içinde de her gün akşam 22.00 ile sabah 05.00 arasında sokağa çıkma yasağı ısrarla sürdürülmelidir.

3) Toplum içi hareketliliğin kısıtlanması amacıyla halen uygulamada olan “al-götür” veya “gel-götür” benzeri uygulamalar yasaklanmalı, sadece “evlere teslim paket servisler”e izin verilmelidir. Al-götür ve benzeri sistemler maalesef büfe, kafe, restoran ve benzeri yerlerdeki kalabalıklaşmayı arttıran bir faktör haline gelmiştir.

4) Test sayısı daha da arttırılmalı ve bu sayede virüs taşıdığından habersiz kişilerle COVID-19 hastaları daha erken belirlenerek daha hızlı ve etkili bir izolasyon süreci sağlanmalıdır. Test sayısının düşüklüğü hastalığın teşhisinin gecikmesine ve o kişilerin hastalıklarından habersiz olarak virüsü topluma yaymalarına, neticede de vaka sayılarını arttırmalarına yol açmaktadır. Diğer taraftan eğer daha çok sayıda ve hızlı test ile daha fazla hasta veya asemptomatik kişi belirlenebilirse, sadece bu kişiler izole edilecek ve bu sayede sokağa çıkma yasaklarının daha fazla uzaması, gereksiz yere daha fazla insanın işinden gücünden olması önlenebilecektir.

5) Günlük vaka/hasta sayıları yanında asemptomatik virüs taşıyıcılarının sayılarına da her akşam açıklanan turkuvaz tabloda süratle yer verilmelidir. Bu değişim hepimize virüsün yaygınlaşma hızını daha net ve açık gösterecek, halkımızı önlemler konusunda daha çok ve çabuk katılımcı olmaya yöneltecektir.

BİR BİLGİ
EVDE COVID-19 BAKIMI NASIL OLMALI

BİLİNDİĞİ gibi COVID-19’a yakalananların çoğunda hastalık oldukça hafif seyrediyor. Zaten bu nedenle de pek çok hasta hastaneye yatmadan tedaviyi evlerinde sürdürüyor. Peki, bakımı evde süren kişilerin mutlaka uymaları gereken kurallar neler? Daha doğrusu COVID-19 için etkili bir ev planı nasıl olmalı? İlk akla gelenler şunlar...

Evde süratle izolasyona geçilmeli, ziyaretçi kabul edilmemeli. Ayrıca diğer aile bireylerinin ev dışındaki kişilerle teması da kesilmeli.

Mutlak istirahat kuralına koşulsuz uyulmalı. Dinlenmeli, bol sıvı tüketilmeli, beslenmeye özen gösterilmeli.

Hasta kişi tek kişilik bir odada izole edilmeli. Odaya giren herkes maske kullanmalı, o maskeyi de odadan ayrılırken hemen çöpe atmalı.

Mümkünse hastaya ait ayrı bir tuvalet ve banyo oluşturulmalı. Mümkün değilse bu alanlar her kullanımdan sonra “çamaşır suyu” ile dikkatle temizlenmeli.

Evde bulunan herkes ev hijyenine azami dikkat göstermeli. Eller sık sık su-sabun ile yıkanmalı.

Önerilen tıbbi tedavi dikkatle ve düzenli olarak uygulanmalı. Doktorların bilgisi dışında hiçbir ilaç kullanıma sokulmamalı.

Eğer düşmeyen yüksek ateş, ağır boğaz ağrısı, şiddetli ve inatçı öksürük, nefes darlığı, dudaklarda morarma, yoğun bitkinlik ve halsizlik hali gibi hastalığın ağırlaştığına işaret eden belirtiler varsa süratle 112 Acil Yardım Servisi aranmalı.

NOT: Yandaki grafiğin de COVID-19 ev planı için işe yarayabileceği düşüncesindeyim.

Bu böyle gitmez
Bu böyle gitmez

İstanbul'da yoğunlaştırılmış denetimler başladı
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Normalleşme ne zaman

Herkesin kafasında soru şu: Normalleşme ne zaman? Bilelim ki her şey gibi pandeminin de kendine özel bir matematiği var. Ve o matematik bize normalleşmenin elimizdeki rakamlarla en azından şimdilik mümkün olmadığını söylüyor. Dahası, konuştuğum halk sağlığı uzmanları -ki pandemi matematiğini en iyi onlar bilirler- günde 5-7 bin arasında gelip giden vaka sayılarıyla değil tamamen normalleşmek, kademeli normalleşmenin bile mümkün olamayacağını söylüyor. Kısacası başlıktaki sorunun yanıtını yetkililer değil, biz vereceğiz. Kurallara daha sıkı, daha samimi, daha kalıcı ve içselleştirilmiş bir uyum dinamiği geliştirerek vaka sayılarını düşürmek ve yavaş da olsa normalleşmek bizim elimizde.

KOLESTEROL İLAÇLARI VİRÜSTEN KORUYOR MU

YUKARIDAKİ başlığın kolesterol ilacı karşıtları, en çok da Canan Karatay hocayı üzeceğini biliyorum. Ama araştırma sağlam bir yerden, Princeton Üniversitesi’nden gelince, haberi dikkate almak gerekiyor. Haber şu: Bilindiği gibi yeni koronavirüs hücreye girebilmek, yani bizi hasta edebilmek için hücre zarını geçmek zorunda. Princeton’daki çalışma bu geçişin önemli belirleyicilerinden birinin de kolesterol olduğunu gösteriyor. Araştırmanın sonuçlarına bakılırsa kolesterol düşürücü ilaçları (statinler) kullananlar, bu ilaçları kullanmayı reddedenlere oranla bir parça daha şanslılar. Zira hücre duvarındaki yoğun kolesterol molekülü birikimi, virüsün hücre duvarına tutunmasını ve duvarı geçip hücreye girmesini kolaylaştırıyor. Bir başka deyişle virüs, yeteri kadar kolesterol yoksa hücre duvarının koruyucu engelini aşamazken, kolesterolü bol bulunca işini daha kolay yapıyor. Princeton Üniversitesi’nde yapılan bu ön çalışmanın tabii ki başka araştırmalarla da desteklenmesi lazım. Ama anlaşılan o ki kolesterol yüksekliğinden damarlarımız hoşlanmasa da bu sorun virüsü memnun edebilen bir gelişme.

RİSKLİ HASTALAR DAHA ERKEN BELİRLENEBİLİR Mİ

BİLİNDİĞİ gibi COVID-19 herkeste aynı tahribatı yapmıyor; hastalığı bazıları, ağır bazıları da çok hafif geçirebiliyor. Hastalığa yakalandığından haberi olmayanlar da eksik değil. Bilim insanları “Acaba riskli vakaları erken dönemde belirleyip risk oranları büyümeden tedaviye almamız mümkün olabilir mi?” sorusuna uzun süredir yanıt arıyor. Haklılar. Çünkü bu durumda erken başlanabilecek bir deksametazon desteği bile süreci kontrol altına alabiliyor. Neticede de yoğun bakıma ihtiyaç en aza iniyor. Peki, elimizde böyle bir test var mı? Elimizde henüz erken risk tayininde kullanabileceğimiz bir test maalesef yok. Ama bilelim ki bilim insanları bu konuda da nihai sonuca oldukça yaklaşmış durumdalar. Kanda sitokin seviyelerini belirleyerek bu işi de çözebileceklerini düşünüyorlar. Bilindiği gibi, durumu hızla ağırlaşan hastalarda “erken yangısal tepkiler” süratle çoğalıyor, kısa sürede de zirve yapıyor. Ve bu aşırı bağışıksal tepkiler de “Ufukta bir sitokin fırtınası var” anlamına gelebiliyor. Eğer biz bu fırtınayı erken belirleyebilir ya da önceden tahmin edebilirsek işimiz çok daha kolay olacak. Yoğun bakımlara ihtiyacımız bir hayli azalacak.

HANGİ DEMİR

DEMİR

Yazının Devamını Oku

Önceliğimiz okullar mı lokantalar mı

Şu bilgi tartışma götürmez:

Eğer restoran ve kafelerin açılmasına zamanından önce izin verilecek olursa, alınacak önlemler ne kadar ciddi ve sert olursa olsun vaka sayıları ve ölüm oranlarında yakaladığımız bu olumlu gelişme trendi yerini yeniden sayısal patlamalara bırakabilecektir. Bilim Kurulu üyeleri de bu düşüncedeler. Dün Hürriyet’e yaptıkları açıklamalarda Prof. Dr. Mustafa Necmi İlhan Hoca, “Vaka sayısı 2 binin altına inmeden restoranları açmamız riskli olur” demiş. Diğer hocaların da görüşleri farklı değil. Mesela Prof. Dr. Levent Akın Hoca da “Lokanta ve kafelerin açılması ancak PCR testlerinde pozitiflik oranı yüzde 1’in altına indikten sonra değerlendirilmeli” görüşünü savunmuş. Konuştuğum uzmanların çoğu önemli bir başka soruna daha dikkati çekiyor: Onlara göre restoran ve kafelerin zamansız açılması okulların açılmasını da geciktirebilecek bir yanlış olabilir.



SORU ŞU
EKONOMİ Mİ EĞİTİM Mİ

Yazının Devamını Oku

Mutasyon aşıyı etkisiz yapar mı

Önce İngiltere’de, sonra da Güney Afrika ve Brezilya’da tespit edilen virüs mutasyonları haklı olarak “MUTASYON TEHDİDİ”nin ciddiyetini iyi bilen bilim insanlarını ciddi ölçüde korkuttu. Neticede bizim de sizin de endişelerimiz arttı.

Haklı olarak “Virüste oluşan bu yapısal değişimler -mutasyonlar- acaba onu daha bulaşıcı, daha güçlü, ilaçlar ve aşılara daha dayanıklı yapabilir mi?” gibi sorular aklımıza geldi. Konunun uzmanı değilim. Ama ne var ki tecrübeli bir hekim olarak “MUTASYON BASKISI”nın ne olduğunu ve önemini az çok bilirim. Ayrıca “MUTASYON MESELESİ”nin özellikle virüsler için vazgeçilmez davranış kalıplarından biri olduğunu da asla unutmam. Zaten böyle olduğu için değil mi ki her yıl yaptırdığımız grip aşılarının yapısını sık sık değiştirmek zorunda kalıyoruz? Biliyoruz ki influenza virüsleri her yıl sadece kılık kıyafetlerini değil, iç yapılarını bile değiştirebildikleri için bizi her sene daha farklı bir aşı üretmeye zorluyorlar.




NE YAPMALI
MUTASYON MESELESİNİ BİLİM İNSANLARI İZLEMELİ VE İNCELEMELİ

Yazının Devamını Oku

Covid-19 akut mu kronik mi

İsterseniz gelin, önce biz doktorların çok sık kullandığı “akut” ve “kronik hastalık” kavramları ne anlama geliyor ona bir bakalım, daha sonra da “akut bir enfeksiyon hastalığı” olduğunu bildiğimiz COVID-19’un bazı koşullarda neden ve nasıl “kronik bir hastalığa” dönüşebileceğini anlamaya çalışalım.

BİLGİ 1AKUT HASTALIK NEDİR

TIP bilimlerinde eğer bir hastalık birden bire, gürültülü bir şekilde, hızlıca başlar, çabuk ilerler ama bütün bunlara rağmen şu veya bu şekilde genelde kısa süreli bir seyir gösterip iyileşirse “akut hastalık” olarak tanımlanır. Örneğin boğazınızda gelişen bir lenf bezi iltihabı gürültülü bir şekilde (ateş, üşüme, titreme, boğaz ağrısı) başlar ama 3-5 gün içerisinde, yani hızla ve tamamen iyileşirse “akut lenfadenit” olarak tanımlanır.

BİLGİ 2
BİR HASTALIK NE ZAMAN KRONİKTİR

BAZI hastalıklar da yavaş, sessiz ve derinden bir başlangıç gösterip uzun süreli hatta bazen kalıcı, yani hayat boyu düzelmeyen, tedavi imkânları sınırlı sağlık sorunları şeklinde kendini gösterebiliyor. Örneğin şeker hastalığı böyle bir sorun. Uzun süre önemsiz işaretlerle (ağız kuruluğu, susama, yorgunluk, kilo kaybı) kendini ifade etmeye çalışırken, zaman içinde böbrekler, kalp, beyin ve gözlerde tamamen iyileştirilemeyen kalıcı bazı hasarlara yol açabiliyor. Bu nedenle de Tip 2 diyabet, kronik bir hastalık olarak kabul ediliyor.


Yazının Devamını Oku

Aşıya güvenelim hızlı hareket edelim

Şu bilgi çok net ve açık: Elimizde “bir ölü virüs aşısı” seçeneği var.

Mevcut verilere göre de oldukça güvenli. Koruyuculuğunun Pfizer, Moderna ve Oxford aşılarına oranla biraz daha düşük olduğu söylense de bilinen, denenmiş, güvenilir bir aşı üretim teknolojisiyle geliştirilmiş bir seçenek bu. Şimdi en hızlı şekilde bu seçeneği değerlendirmek ve olabildiği kadar çok insanımızda virüse karşı bağışıklık oluşturmak durumundayız. Kısacası, pandemide en etkili çözüm aşıdır. Ve elimizde öyle bir seçenek var gibi görünüyor. Şunu da belirteyim: Herkes gibi ben de halkımızın koruyuculuğu yüksek aşılarla aşılanmasını isterim. Ancak aşı uygulamalarında koruyuculuk kadar güvenlik meselesinin de önemli olduğunu iyi bilirim. Bu aşamadan sonra “Hangi aşı?” tartışmasını bir kenara bırakmamız ve mümkün olduğu kadar “hızlıca” toplumumuzun önemli bir kesimini aşılayıp süreci tamamlamamız lazım. Kısacası, konu aşı olduğundan güvenlik ve koruyucu güç kadar, hız meselesi de önemlidir. Ve biz şimdi “HIZ MESELESİNİN ÖNEM KAZANDIĞI” yeni bir zaman dilimine girmiş bulunuyoruz.




BİR BİLGİ

Yazının Devamını Oku

Takviye yutmak aşıyı da güçlendirir mi

Salgının başından bu yana tam bir “vitaminmanya” yaşanıyor. Herkes şu ya da bu vitamini yutma peşinde. Nedeni malum: Bağışıklık sistemini güçlendirmek.

Ne var ki bağışıklık sistemini güçlendiren vitamin, mineral ve antioksidanların sayısı bir elin parmaklarını asla geçmiyor, geçemiyor. Üstelik takviyeler oldukça da pahalı şeyler. Bu nedenle bilinçli kullanılmaları gerekiyor. Son günlerde vitaminmanya gündemine yeni bir madde eklendi: Bazı takviyelerin aşılarla sağlanabileceği bağışıklığı daha da güçlendirebilecekleri ileri sürülüyor. Peki doğru mu? Doğruysa önceliği hangi takviyelere vermek lazım?

İLK SIRADA D VİTAMİNİ VAR

D vitamininin akılcı kullanımının COVID-19’u daha hafif geçirme şansı verebileceğini, hastalığın süresini kısaltabileceğini hatta uzamış COVID-19 meselesine bile çare olabileceğini gösteren bazı bilimsel veriler var. Aynı avantaj, bana göre güçlü bir çinko asetat ve C vitamini desteği için de söz konusu olmalı. Takviye kullanarak bağışıklığı güçlendirmek, aşılarla sağlanabilecek bağışıklık gücünü arttırmak bakımından da doğru ve anlamlı. Üstelik bazı araştırmalarda da bu yaklaşımı destekleyebilecek verilere ulaşılıyor. Örneğin Fransa’da yaşlılar üzerinde yapılan bir çalışmada, uzun süreli C, E vitaminleri, beta karoten ve selenyum sülfat desteği kullanımının grip aşısından sonra daha güçlü antikor cevabı sağladığı da gösterildi.




Yazının Devamını Oku

Yeni sorun: Uzamış COVID-19

COVID-19 her zaman herkeste farklı seyir gösterebilen bir enfeksiyon ama genelde hastalığın süresi iki, bilemediniz üç hafta ile sınırlı.

Eğer herhangi bir nedenle hastalıkta ağırlaşmaya yol açabilecek ilave bir sorun ortaya çıkmaz ise çoğu vakada iyileşme 2-3 haftada tamamlanıyor. Ne var ki yeni bazı gözlemler, beklenenden daha çok olguda COVID-19’da iyileşme sürecinin haftaları hatta ayları bile bulabileceğine işaret ediyor. Bu kişilerde hastalıkla bağlantılı “yorgunluk, uykusuzluk, nefes darlığı, göğüs ağrısı, kafa karışıklığı, unutkanlık, odaklanma güçlüğü” gibi sorunlar bir türlü bitmek bilmiyor. Bu gibi durumlarda o kişilere “LONG COVID-19 (UZAMIŞ COVID-19)” tanısı konuluyor. Peki bu kötü, can sıkıcı ihtimal kimlerde daha fazla? Sorunun yanıtını araştıran uzmanlar bakın neler bulmuşlar...




LONG COVID-19
KİMLERİN RİSKİ DAHA YÜKSEK?

Yazının Devamını Oku

Pandemiden erkekler neden daha çok etkilendi

Pandemiden kadınlara oranla erkeklerin daha çok etkilendiği kesin. Sadece saha gözlemleri değil, istatistiksel veriler de bu bilgiyi doğruluyor.

Rakamlara bakılırsa bu hastalığa erkekler daha çok yakalanıyor. Hastalığın erkeklerde daha ağır seyrettiği, daha uzun sürdüğü ve daha çok can kaybına yol açtığı da ortak bir kanaat. Ayrıca hastalığın uzamış şekli kabul edilen “Long COVID-19”a da erkeklerde daha sık rastlandığı anlaşılıyor. Erkekleri fena halde korkutan bu olumsuz gelişmelerin nedenleri hakkında ise elimizde kesin bir veri yok. Muhtemel bazı faktörlerden söz ediliyor. O faktörleri yandaki kutuda sıralamaya çalışacağım.

BİR BİLGİ
ERKEKLER NEDEN DAHA ŞANSSIZ
COVID-19’da erkeklerin kadınlara oranla daha yüksek risk taşımalarının farklı nedenleri var. Birincisi, bağışıklık sisteminin kadınlarda erkeklerden daha güçlü olması. Uzmanlar bu farklılığı östrojen hormonuna ve kadınların bağışıklıkla ilgili genleri içeren iki X kromozomunu birlikte taşımalarına bağlıyorlar. Ayrıca kadınların hijyenik kurallara erkeklere oranla daha çok riayet etmeleri ve genelde de sağlıklarına daha çok özen göstermeleri önemli faktörler olmalı. Diğer taraftan, hastalığın seyrini ağırlaştıran ve ölüm olasılığını arttıran diyabet, hipertansiyon, KOAH gibi kronik hastalıklara erkeklerde daha sık rastlanması da önemli bir belirleyici. Bana sorarsanız, erkeklerin maske takma ve sosyal mesafeye uyma gibi koruyucu önlemlere uyum göstermede kadınlara oranla daha dikkatsiz ve rahat davranmaları da etkili bir faktör olabilir.

DİKKAT

Yazının Devamını Oku

Sağlığa ve huzura ihtiyacımız var

Zor bir yıl geçirdik, mutsuz ve umutsuz günler yaşadık, 2020 hepimizin keyfini fena halde kaçırdı.

Ama bilelim ve umalım ki 2021, 2020’den daha güzel, daha rahat bir yıl olacak. Ayrıca bu yıl her zamankinden daha fazla umuda sarılmamız, umut depolamamız, umut ve mutluluk konuşmamız, huzur ve mutluluk arayışlarına çıkmamızda fayda var. Konu umut ve mutluluk olunca, isterseniz gelin, yeni yılın bu ilk haftasına başucu kitaplarımdan birinden, Prof. Dr. Toksöz B. Karasu hocanın ‘Huzurlu Yaşama Sanatı’ (Boyner Yayınları,İstanbul) kitabından çıkardığım kısa alıntılarla başlayalım. Bakın Karasu Hoca sağlık ve huzur konusunda bize neler tavsiye ediyor....




TAVSİYE 1
SAĞLIĞIN KIYMETİNİ BİLELİM

Yazının Devamını Oku

Osman Hoca’dan 2021 için 100 iyi hayat tavsiyesi

Peşinen belirteyim, listedeki 100 tavsiyenin tamamı bana ait değildir. İçinde bugüne kadar aldığım nasihatlerden, okuduğum kitaplardan, edindiğim hayat tecrübelerinden çıkarılmış pek çok ders var.

Bu tavsiyeleri okurken “Olmuşsa olmuş, bitmişse bitmiştir” diyen rahmetli Süleyman Demirel’i, “İnsan kendini yalnızlıkta mı arar, yoksa yalnızlıkta mı bulur?” sorusunun sahibi H.D.Thoreau’yu, “Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol” diyen Hz. Mevlânâ’yı, “Yaratılanı hoş gör, yaradandan ötürü” cümlesinin sahibi Yunus Emre’yi, “İyiyi ve kötüyü seçen akıldır” diyen Hacı Bektaşi Veli’yi, “Düşünceleriniz ne ise, hayatınız da odur” cümlesinin yazarı Romalı filozof imparator M. Aurelius’u rahatlıkla bulabileceğinizi bilmelisiniz. Ayrıca şu samimi düşüncemi de sizinle paylaşmak isterim: Eğer birazdan okuyacağınız 100 önerinin sadece yüzde 10’nu bile gerçekleştirebilirsem ben de kendimi başarılı sayacağım. Buyurun...

İLK 10
HAYATI ISKALAMA!
Hayatı ıskalamamak için yavaşla.

İyimser ol, olumlu bak.

Maneviyatını güçlü tut.

Yazının Devamını Oku

2021'in sağlık trendleri

Bana göre “sağlık tüyolarının medyada şeker gibi dağıtıldığı” yeni ve farklı bir dönemdeyiz ve müthiş bir bilgi kirliliğiyle karşı karşıyayız. Neticede de sağlığımızı koruma, sağlıklı kalma, hastalıklardan uzak durma gibi meseleler çok karmaşık süreçler haline geldi. Diğer taraftan, hepimiz fazlasıyla farkındayız, zor bir yıl geçirdik. 2021’in de beklediğimiz kadar kolay geçeceğini zannetmiyorum. Bu arada yaşam tarzımız, hayatımıza ilişkin seçimlerde de bazı değişiklikler oldu, olacak. Ben kendi adıma bu değişikliklerin neler olabileceğini aşağıda özetlemeye çalıştım.

VARAN 1
DAHA ÇOK ‘HER ŞEYİN BAŞI SAĞLIK’ DİYECEĞİZ
2020’de pandemiyle yatıp pandemiyle kalktık. Neticede de her şeyden önce sağlığa odaklandık. 2021’de de durum değişmeyecek. Sağlık yine bir numaralı gündem maddemiz olmaya devam edecek. Kısacası bu yıl belki de geçen yıldan daha çok sağlığımızı izleyecek, koruyup kollayacak, konuşup paylaşacağız. Tek cümleyle “Her şeyin başı sağlık” cümlesini daha sık kullanacağız.

VARAN 2
BAĞIŞIKLIĞIMIZI ‘BAŞ TACIMIZ’ YAPACAĞIZ
PANDEMİNİN nedeni belalı bir yeni virüs, çözümü de sadece güçlü bir sağlık olunca, 2020’de ‘bağışıklık’ sözcüğü dilimizden hiç düşmedi. Dahası, yetinmedik, bağışıklığın da derinliklerine girdik. ‘Lenfosit’ neymiş, ‘antikor’lar ne işe yararmış, onları bile öğrendik. 2021’de bağışıklık saplantısını daha da abartacağız. Yiyip içtiğimiz her şeyin, yuttuğumuz her takviyenin hatta aldığımız her nefesin bağışıklıkla ilgisini sorgulayacağız. İçimizden bazıları dualarında daha çok bağışıklık kazanmayı bile dileyecekler. Bu arada bağışıklığın bir numaralı garantisi aşı konusunu da dilimizden hiç düşürmeyeceğiz.

Yazının Devamını Oku

İyi haberler mutlu ediyor

Birkaç haftadır üstümüze üstümüze gelen kötü haber bulutları, Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın perşembe akşamı yaptığı basın toplantısıyla bir ölçüde de olsa dağıldı.

Kendi adıma söyleyeyim, iflah olmaz bir iyimser olarak ben o toplantıdan sonra yeniden umutlandım, “İyi günler yakındır” diye düşündüm. Fahrettin Koca açıklamalarında, “Çin aşısının Türkiye çalışmasında erken dönemdeki koruyuculuğunun yüzde 91.25 oranında bulunduğunu” belirtti. Bakan aynı toplantıda şubat sonuna kadar 50 milyon doz Sinovac aşısının uygulanmasını umduğuna da işaret etti. Anlaşılan o ki ilk aşamada 9 milyon vatandaşımız aşılanacak. Şubat sonuna kadar da rakam 25 milyona ulaşacak. Bakan açıklamalarında BioNTech aşısı hakkında da sevindirici bilgiler verdi. “Ocak ayında 1.5 milyon BioNTech aşısı gelebilir. Mart sonuna kadar 4.5 milyonu net, 30 milyonu opsiyonel olmak üzere ciddi miktarda BioNTech aşısı için de imzaları atmak üzereyiz” dedi. Kısacası pandemi sürecinin ucundaki umut ışığı kabul ettiğimiz aşılanma konusundaki gelişmeler şimdi daha net ve açık. Umalım ki o açıklamalar doğru çıksın. Sözler tutulsun. Aşılama süreci bir an önce başlasın.




İYİ HABER
AŞININ YAN ETKİLERİ DE OLDUKÇA SINIRLI

Yazının Devamını Oku

Mutasyondan korkalım mı

YENİ koronavirüste oluşan yapısal değişim (mutasyon) gereksiz bir korku dalgası yarattı. Dahası, pandemi sürecini en baştan beri bir korku filmi haline getirmek isteyenlere de mutasyon haberi adeta ilaç gibi geldi. Oysa elimizdeki bilgiler çok net ve açık: Mutasyon diğer RNA virüslerinde olduğu gibi yeni koronavirüs için de beklenen ve sık sık görülen bir süreç. Uzmanlar bu belalı virüsle tanıştığımız ilk günden bu yana virüsün onlarca mutasyonu zaten geçirdiğini çoktan açıkladılar.

Peki, bu son mutasyondan sonra ortaya çıkan aşırı telaşın, koparılan onca yaygaranın sebebi ne? Telaşın da korkunun da nedeni -bana göre- net ve açık: Burada da devreye bilim insanlarından önce korku tüccarları ve rant devşirme heveslisi siyasiler girdi. Mesela İngiltere’de virüste saptanan son mutasyonun ne olduğunu, ne gibi sonuçlar doğuracağını İngiliz bilim insanları değil de -nedense- İngiltere Başbakanı Boris Johnson açıkladı. Üstelik de açıklamasına “Bu mutasyon virüsü yüzde 70 daha bulaşıcı hale getiriyor” şeklinde, sadece laboratuvar verilerine dayalı, saha verilerinden uzak, yani ayağı yere basmayan ispatlanmamış bir kanaati ortaya koydu. Peki, bu durumda biz ne yapalım? Yeni bir korku çemberinin için girip zaten mevcut kaygı bozukluğumuzu daha da mı köpürtelim? Yanıtım net ve açık: HAYIR! Nedenine gelince... 

MUTASYON NE YAPAR, NE YAPMAZ

YENİ koronavirüste meydana gelen son mutasyonun neticeleri hakkında konuştuğum uzmanların -azmanların değil- ortak görüşleri şunlar:

VARAN 1) Bu mutasyon hastalığın teşhisinde herhangi bir aksamaya yol açmaz. PCR testlerinin güvenliğini aksatmaz.

VARAN 2) Mutasyon muhtemelen ve sadece -o da çok net ve açık bir bilgi değil- hastalığın bulaşma hızı, yani yayılma gücünü etkileyebilir. Ancak bu bilgi de laboratuvar verileri ve istatistiksel öngörülerle sınırlı. Net ve açık bir saha çalışmasına dayanmıyor.

VARAN 3) Son mutasyonun hastalığın mevcut seyrinde ağırlaşmaya yol açabileceğine dair bir kanıta da sahip değiliz. Sadece bu mutasyonun

COVID-19’un çocuklarda daha kolay bulaşmaya yol açabileceği düşünülüyor.

Yazının Devamını Oku

Yeni bir sorun... Uzayan COVID

Araştırmalar COVID-19’a yakalanan her 10 hastadan birinde hastalık belirtilerinin en az 10 hafta (yaklaşık 3 ay) daha devam etme ihtimalinin olduğunu gösteriyor.

Ayrıca birçok hastanın enfeksiyonu atlatmasına rağmen COVID-19’un yıpratıcı etkileriyle mücadele etmek zorunda kaldığı da biliniyor. Uzmanların “LONG COVID/UZAYAN-BİTMEYEN COVID” olarak tanımladığı o yeni problemi eminim ki önümüzdeki günlerde daha sık konuşup tartışacağız, COVID-19 geçirdikten sonra akciğer, kalp, beyin ve böbreklerinde sorun gelişen insanları nasıl daha hızlı iyileştirebiliriz sorusuna cevap arayacağız. Kısacası COVID-19 hakkındaki bilgilerimiz henüz çok az, çok ham ve adeta emekleme aşamasında. Uzamış COVID meselesi ise bilgilerimizin en fazla sınırlı olduğu alanların başında yer alıyor. Peki, bu uzayan/bitmeyen
COVID-19’un (Long COVID) belirtileri neler? Detaylar için buyurun...


AKLINIZDA OLSUN
LONG COVID’IN BELİRTİLERİ

Yazının Devamını Oku

Aşıyı da ilaçları da tartışmayalım

Modern tıbbın değişmez ve değiştirilemez bazı kuralları var.

O kurallardan biri de şu: Eğer herhangi bir sağlık sorununu önlemek ya da çözmek istiyorsanız, öncelikle aşılar ve ilaçlardan faydalanacaksınız! Belli durumlarda da -zaman zaman- doğal ve geleneksel tedavi yöntemlerinden istifade edeceksiniz. Ama bir pandemi söz konusuysa, odaklanmanız gerekenler öncelikle aşılar ve ilaçlardır. Bu COVID-19 pandemisinde de durum aynı. Etkili ve kalıcı çözümü bilimden, bilim insanlarında bekleyeceğiz. O çözümler gelene kadar da doğal, geleneksel tamamlayıcı tıp alternatiflerinden istifade edeceğiz.

KISA BİLGİ
ÖNCE GÜVEN AŞILAYALIM

AŞILARDA da ilaçlarda da güvenlik meselesi en önemli faktördür. Ve biz iyi biliriz ki ikisinde de “yan etki” ile “toksik” veya “hasta edici” etkileri birbirinden ayırmak vazgeçilmez bir noktadır. Güvenli kabul ettiğimiz pek çok aşının veya ilacın önceden tahmin edilemeyecek yan etkileri tabii ki her zaman söz konusu olabiliyor. Ama bunlar kabul edilebilir limitler içindeyse hoş görülüyor. İşte bu nedenle damarlarımızı koruyalım diye aldığımız bir bebek aspirini mide kanamasına, alerjik reaksiyonlarımızı önleyelim diye yuttuğumuz antihisteminik hap baş dönmesine sebep olsa da, enfeksiyonumuz şifa bulsun diye içtiğimiz antibiyotik bağırsak floramızı bozsa da kullanmaya devam ediyoruz.

Yazının Devamını Oku