"Osman Müftüoğlu" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Osman Müftüoğlu" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Osman Müftüoğlu

Balık neden bellek dostudur?

Balığın yüksek protein yapılanması ona kırmızı etin önünde makam tahsis etmemize neden oluyor. D vitamini zengini olması ve bol iyot içermesi de bellek dostu olmasının diğer nedenlerinden.

Balığın beyne ve belleğe dost bir gıda olmasını sağlayan pek çok özelliği var. Bu özellikleri o kadar fazla ki “Bellek için et mi balık mı?” gibi bir soruyla karşılaşırsanız eğer, rahatlıkla o soruyu “Kesinlikle balık!” diye yanıtlayabilirsiniz.
Nedeni şu: Balık beynin işlevsel işlemleri için omega 3’ten, DHA’dan çok ama çok zengin bir gıda. Özellikle soğuk sularda yetişen balıklar neredeyse tıka basa DHA dolu.
DHA (Dokosaheksaenoik asit) sinir hücrelerinin duvarlarını koruyan, onlara elastikiyet sağlayan, iletişim sistemleri ve sinyalizasyon yapılarını sürekli kılan olağanüstü bir güç. Beynin neredeyse dörtte birini de bu nedenle DHA oluşturuyor.
Oysa kırmızı et DHA açısından (özellikle endüstriyel üretim sığır vb. elde edilen kırmızı etler) son derece fakir bir besin. Balığın yüksek protein yapılanması ve protein yapılanmasının çok daha değerli olması da ona kırmızı etin önünde bir makam tahsis etmemize neden oluyor.
D vitamini zengini olması ve bol iyot ihtiva etmesi de balığın bellek dostu olmasının diğer nedenlerinden.
İyot ette ve diğer gıdalarda maalesef pek az. Balık ise en iyi iyot kaynaklarımızdan biri.
Balığın fosfor açısından zengin olması da önemli ama küçük bir ayrıntı. Fosfor daha pek çok besinde bulunan bir besin bileşeni.
Fosfolipit şeklinde beynin önemli bir yapı taşı ama vücudumuzda devasa bir fosfor gediğimiz zaten var.
Netice şudur: Balık bilinen en güçlü bellek dostu gıdalardan biri sayılabilir.

Sarımsak mı, soğan mı?

Sarımsak da soğan da son zamanların rağbet gören baharatları ya da çeşnileri. Bu son iki sözcüğün yani baharat ve çeşni sözcüklerinin altını çizelim. Çünkü soğan ve sarımsak (özellikle sarımsak) yiyeceklere sınırlı miktarda ilave edilen çeşniler. Bu nedenle onları bir besin maddesi olarak düşünmek doğru olmaz.
İçerdikleri doğal güçler ve bu nedenle sahip oldukları işlevsel yetenekler nedeniyle değerlendirilmelerinde fayda var. Sarımsak alisin zengini bir çeşni. Eskiden mikropları öldürdüğü, mantar üremesini baskıladığı, iltihapları kontrol altına almayı kolaylaştırdığı, sindirimi hazmı destekleyip dolaşım sistemini takviye ettiği hep söylene gelir.
Özellikle tansiyon düşürmede, kanın akışkanlığını artırarak kanın pıhtılaşmasını engellemekte, kötü kolesterolü azaltıp iyi kolesterolü artırıp damar sertliğini engellemede etkili olduğunun anlaşılması, son dönemlerde popülerliğini tavan yaptırdı.
Ne var ki tansiyon düşürmek için de kolesterolü dengelemek, pıhtılaşmayı engellemek için de çok sayıda sarımsak tüketmeniz lazım. Bu da neticede pek de hoş olmayan kokusuna razı olmanızı zorunlu hale getiriyor.
Özetle, sarımsağı düzenli ve makul miktarda tüketmek, mümkünse tazesini tercih etmek, diş sarımsağı da ezerek besinlere eklemek daha mantıklı görünüyor.
Soğana gelince... O da sarımsakla birlikte alınan hatta akraba sayılan bir çeşni. Onun da içinde kuersetin gibi çok güçlü bir antioksidan, etkin bir probiyotik yapılanma ve kırmızısında bol miktarda antosiyanin grubu maddeler var.
Selenyum zengini bir besin olduğunu da unutmayın. Özeti şudur: İster pişirerek ister çiğ ikisini de keyifle tüketebilirsiniz. Ama daha fazla sağlık faydası arzuluyorsanız çiğ olarak tüketmeyi, özellikle sarımsaktan onu iyice ezdikten sonra faydalanmaya özen gösterin.

Kısa bir zerdeçal kılavuzu

Eğer baharat mucizesi zerdeçalın sağlık marifetlerinden daha fazla yararlanmayı düşünüyorsanız, saf ve doğal zerdeçalı, hazır zerdeçal tabletlerine tercih edin.
Zira araştırmalar taze veya toz zerdeçalın, zerdeçal haplarından daha etkili olduğunu gösteriyor.
Makul doz taze zerdeçal kökü için yarım santimlik bir parça yetiyor.
Bunun eş değeri ise dörtte bir çay kaşığı toz zerdeçal. Zerdeçaldan faydalanırken dikkat edilmesi gereken önemli başka ayrıntılar da var: Pişmiş zerdeçal pişmemişten, sıcak zerdeçal soğuk zerdeçaldan, dörtte bir çay kaşığı kadar karabiber eklenmiş zerdeçal eklenmemiş olanından çok daha etkili.
Aslında her defasında zerdeçalı çiğ ya da pişmiş halde yemek de doğru değil, değişim yapmak daha doğru.
Zira, pişmiş zerdeçalın DNA koruma (yani kanseri önleme gücü) daha fazla iken çiğ zerdeçalın iltihap önleme (eklem ve beyin desteği) gücü daha fazla.
Bir küçük not daha: Zerdeçalın taze olanının tadı daha makul, daha hafif. Kuru zerdeçalın tadından hoşlanmayanlara tadı daha güç hissedilen taze zerdeçal parçası tavsiye ediliyor.
Tazenin en önemli riski boyaması. Eliniz ya da temas ettiğiniz yüzeyde leke bırakması.

Tarçın seçerken dikkatli olun!

Tarçın özellikle kan şekeri ayarına sağladığı destek nedeniyle popüler baharatlardan biri.
Ama içindeki “kanı incelten” yani kanamalara yol açabilen kumarin maddesi nedeniyle dikkatle kullanılması lazım.
Son yazılarımdan birinde bu konuyu gündeme getirirken sehven de olsa ben de hataya düştüm. Viyana’da (Avusturya’da) yaşayan bir müzikolog profesörümüz, Prof. Dr. Ertuğrul Sevsay uyarınca farkına vardım.
Ertuğrul Bey’e teşekkür ediyor, gönderdiği bilgiyi sizinle de paylaşıyorum: Piyasada satılan tarçınların kökeni ya Çin tarçını ya da Seylan tarçını. Kanı incelten kumarinin miktarı Çin tarçınında yüzde 1 civarında, Seylan tarçınında ise yüzde 0.004 kumarin var.
Yüksek dozda Çin tarçını bu nedenle riskli. Çin tarçını kullanmak yerine biraz daha pahalı olan Seylan tarçınını tercih etmek daha doğru. Kısacası, eğer şeker hastalığına destek amacıyla ya da başka bir nedenle tedaviye ek olarak yüksek dozlarda kullanılacaksa (örneğin 1-2 gram ve fazlası) Çin değil, Seylan tarçınını tercih etmemiz lazım.

Bunlardan üçü varsa depresyona dikkat! Depresyonun 10 işareti

1- Kötümserlik, hiçbir şeyin bundan sonraki süreci daha iyi yapamayacağı duygusu.
2- Uyku bozuklukları. (Özellikle uykuya dalmakta değil de gecenin ortasında uyanma ya da sabah uyku bölünmeleri yaşama şeklinde olanları. Ya da aşırı uyuma halleri ve çoğu zaman da yorgun ve uykuyu alamamış şekilde uyanma durumları)
3- Genel bir enerji eksikliği durumu, ilerleyici bir yorgunluk hali, bir şeyi yapıp yapmama konusunda giderek belirginleşen kararsızlık duygusu.
4- Sosyal çevreye karşı ilgisizlik ve zaman içinde bu ilgisizliğin, yalnızlaşmanın insanlardan uzaklaşma boyutuna varması.
5- İnatçı bir üzüntü hali.
6- Kendine güvende azalma.
7- Unutkanlık ve konsantrasyon güçlüğü.
8- Erken ve kontrolsüz tepkiler, öfke atakları, ağlama krizleri.
9- İştah değişiklikleri, özellikle karbonhidratlı yiyeceklere ve tatlılara düşkünlük durumu.
10- Cinsel isteğin
azalması.

X