2019 için tavsiyeler

Geleneksel tıbbın yerleşik, denenmiş yöntem ve tavsiyelerine sırt çevirmeyip istifade edin ama sağlığınızın merkez noktası da karar vericisi de ‘modern tıp’ olsun.

Tamamlayıcı tıp önerilerinden istifade ederken çok dikkatli olun. Alternatif tıbbın kirlenme hızı modern tıptan çok daha fazla.

Diplomalı fizyoterapist ve klinik psikoterapistler hariç ‘koç’lardan, ‘terapist’lerden ve ‘guru’lardan uzak durun. İsminin önünde ‘uzman’ unvanı olan yaşam tarzı yöneticilerine mesafeli kalın.

Sağlığınızın patronu olun. O mühim emaneti birilerine teslim etmeden evvel iyi bir araştırma yapın. Sağlığın ilk kuralının ‘kendine iyi bakma’ olduğu kesinleşti.

Ruh sağlığının ‘en az’ bedensel sağlık kadar önemli olduğunu unutmayın. Ruhsal tansiyonunuzu düşük tutmaya, ruhsal arınmayı her daim amaçlamaya, sadece bedeninizi değil ruhunuzu da organik gıdalarla doyurmaya odaklanın.

Hayatınıza renk ve çeşni katın. Bunun için gerekirse ‘kopyalayın’. Çakma terapist, koç ya da gurulardan ziyade sağlıklı kalıp keyifli yaşlananların yaptıklarına bakın, onların yazıp anlattıklarına odaklanın.

2019 için tavsiyeler

Yürümeyi bu yıl da bırakmayıp daha da geliştirin. ‘Organik yürüyüş’ kavramı bu yıl da favoriniz olsun. Farklı tempolarda, farklı zemin ve eğimlerde yürümeye, araya kısa koşular eklemeye çalışın. Yürümenin sadece bedeni değil ruhu da hafiflettiği, uykuya kalite getirip stresi törpülediği, depresyona ise ilaç gibi geldiği kesinleşti.

Haftanın 1-2 gününü 12-14 saatlik açlık (16 saat üst sınırdır) kürleri ile geçirin. Bu günleri sadece sebze bazlı yiyecekler bitki çayı ve su ile geçiştirin. O günlerde erkekseniz 800, kadınsanız 600 kalori ile yetinmeyi deneyin.

Yaşamınıza daha çok espri, mizah ve eğlence ekleyin. Gülümsemeyi alışkanlık haline getirip kahkahayı tetikleyen her şeyi (fıkralar!) teşvik edin.

Tembellik hakkınızın hakkını verin! O hakka daha çok saygı gösterin. Tembelleşmenin miskinleşmek değil, bedensel ve ruhsal bir ihtiyaç olduğunu öğrenin.

Yaşadığınız her anın, aldığınız nefes kadar önemli ve size bağışlanmış en güzel hediyelerden biri olduğunu unutmayın. Kötü an ve anları iyileri ile kovalamaya bakın. Servetten ziyade daha fazla anı biriktirmeye bakın.

‘Planlı ve hedefli’ biri olma kararınızı yeniden gözden geçirip bu yıl hiç olmazsa bazı şeyleri ‘oluruna bırakmayı’ deneyin. Plansız bir hayat daha az yorucu olabilir.

Bu yılı daha az ‘başkaları’, daha çok ‘kendiniz’ olarak geçirmeye karar verin.

Sadece ‘sosyal medya’ ile değil ‘konuşmak’ dahil her türlü telefon uygulaması ile mesafeli olmayı hedefleyip 2019’u ‘müzik, kitap, tiyatro’ ve daha fazla ‘seyahat, sohbet’, daha çok ‘manevi zenginlik’ yılı ilan edin.

Son bir önerim de şudur: Büyük ailenizi daha da büyütüp ‘aile aidiyetinizi’ daha da güçlü tutun.

2019 için tavsiyeler

HEDEF: BÜYÜK AİLE

SİZE yeni yıl için yeni bir teklifim var. Eğer 30’lu yaşları geride bırakan biri iseniz lütfen bu teklifimi ciddiye alın ve yaşamınızın bundan sonrasını bir “oluşma ve olgunlaşma süreci” gibi planlayın. Ama ikisi için de küçük bir şartım var, o şartı da yerine getirmeyi unutmayın. Şartın adı “aidiyet”, açılımı ise “içten, yürekten, şartsız şurtsuz ait olabilmek”tir. Psikiyatrist Doktor Toksöz Karasu’ya göre (Huzurlu Yaşama Sanatı) farklı aidiyetler olsa da en mühimi “aile aidiyeti”dir. Ona göre, “Her tohum kendi toprağında filizlenir. O tohumun yetişip olgunlaşması için de verimli bir toprak gerekir. Aile o toprağı verimli hale getiren bir ilaç gibidir”. Şunu da unutmayın: Eğer ailenizi sadece eşiniz, çocuklarınız, abi, abla, teyze, hala, dayı, amca, büyükanne, büyükbabalarınızdan ibaret oluşturursanız yanılırsınız. Hedefiniz “büyük aile” olsun ve siz o büyük aileye “dostlarınız, iş arkadaşlarınız, komşularınızı” da dâhil edin. Unutmayın: Aile çekirdektir. En güçlü korunak, en güvenli siperdir. Strese duvar, huzura davettir. Sizi farkında olmadan koruyan, içinizi ısıtıp ruhunuzu aydınlatan bir ışık, bir ilaç, ilaçtan da öte bir huzur hapı gibidir. Ailenizi büyütmek 2019’da en büyük hedefiniz olsun. İsterseniz şu cümleyi bir kenara hep beraber not edelim: Kök salmak, daha çok olgunlaşmak, daha çok huzur istiyorsak ailemizi güçlendirmek ve büyütmek zorundayız. Yeni yılın hepimize “daha büyük bir aile” olma fırsatı vermesini ve sağlık ve huzur getirmesini dilerim.


YENİ YILA KORUYUCU SAĞLIK DAMGASI VURALIM
 

BAŞKA alanları bilemem ama 2018in sağlık bakımından iyi geçmediğine eminim. Her dört yetişkinden birinin obezite adayı, her beş yetişkinden birinin şeker hastası, her üç yetişkinden birinin yağlı karaciğer sorunlusu olduğunu konuştuğumuz bir yıl oldu 2018. Çocuk obezitesinin tavan yaptığı, kalp-damar hastalarının daha da çoğaldığı, kanser belasının hep gündemde kaldığı bir yıl yaşadık. Bu yıl da yine gereksiz yere kutu kutu antibiyotik, avuç dolusu antidepresan, ağrı kesici, etkisi tartışmalı vitamin hapı, bitkisel takviye tükettik. Bunları hak etmiyoruz oysa. Hak etmiyoruz çünkü çok iyi bir sağlık yapılanmamız, kadrolarımız, altyapımız var. Sağlıkta son 20 yılda çok ciddi mesafeler kat ettik ama anlaşılan o ki başarılarımızın nerede ise tamamı teşhis ve tedavi alanında olmuş. Koruyucu sağlık hizmetlerinde sınıfta kalmışız. İşte bu nedenle bu yılı koruyucu sağlık yılı yapmayı öneriyorum. Kısa sürede ciddi atılımlar yapan yeni sağlık bakanımız ve ekibinin de bu konuda çok hassas olduklarını biliyorum. Önerim şu: Süratle devreye girecek yeni bir koruyucu sağlık yapılanması oluşturalım ve en geç 2019’un ikinci yarısında eyleme geçelim. 

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Yeni tehdit: Kaygı virüsü

Pandemi hepimizi yordu.

Sadece yorsa neyse, aynı zamanda korkuttu da. Dahası, muazzam bir yılgınlık ve kaygı yükü de bütün ağırlığıyla üstümüze çökmüş durumda. Kısacası işin uzmanlarının deyimiyle “MUAZZAM BİR ALLOSTATİK YÜKLENME DURUMUYLA” karşı karşıyayız. İsterseniz gelin bu yeni tehdidin, yani KAYGI PANDEMİSİNİN neticelerini ve çözüm süreçlerini daha kolay anlayabilmek için işe “Nedir bu allostatik yüklenme?” sorusuna yanıt arayarak başlayalım.




İYİ BİLGİ

Yazının Devamını Oku

Aşıya güvenelim hızlı hareket edelim

Şu bilgi çok net ve açık: Elimizde “bir ölü virüs aşısı” seçeneği var.

Mevcut verilere göre de oldukça güvenli. Koruyuculuğunun Pfizer, Moderna ve Oxford aşılarına oranla biraz daha düşük olduğu söylense de bilinen, denenmiş, güvenilir bir aşı üretim teknolojisiyle geliştirilmiş bir seçenek bu. Şimdi en hızlı şekilde bu seçeneği değerlendirmek ve olabildiği kadar çok insanımızda virüse karşı bağışıklık oluşturmak durumundayız. Kısacası, pandemide en etkili çözüm aşıdır. Ve elimizde öyle bir seçenek var gibi görünüyor. Şunu da belirteyim: Herkes gibi ben de halkımızın koruyuculuğu yüksek aşılarla aşılanmasını isterim. Ancak aşı uygulamalarında koruyuculuk kadar güvenlik meselesinin de önemli olduğunu iyi bilirim. Bu aşamadan sonra “Hangi aşı?” tartışmasını bir kenara bırakmamız ve mümkün olduğu kadar “hızlıca” toplumumuzun önemli bir kesimini aşılayıp süreci tamamlamamız lazım. Kısacası, konu aşı olduğundan güvenlik ve koruyucu güç kadar, hız meselesi de önemlidir. Ve biz şimdi “HIZ MESELESİNİN ÖNEM KAZANDIĞI” yeni bir zaman dilimine girmiş bulunuyoruz.




BİR BİLGİ

Yazının Devamını Oku

Takviye yutmak aşıyı da güçlendirir mi

Salgının başından bu yana tam bir “vitaminmanya” yaşanıyor. Herkes şu ya da bu vitamini yutma peşinde. Nedeni malum: Bağışıklık sistemini güçlendirmek.

Ne var ki bağışıklık sistemini güçlendiren vitamin, mineral ve antioksidanların sayısı bir elin parmaklarını asla geçmiyor, geçemiyor. Üstelik takviyeler oldukça da pahalı şeyler. Bu nedenle bilinçli kullanılmaları gerekiyor. Son günlerde vitaminmanya gündemine yeni bir madde eklendi: Bazı takviyelerin aşılarla sağlanabileceği bağışıklığı daha da güçlendirebilecekleri ileri sürülüyor. Peki doğru mu? Doğruysa önceliği hangi takviyelere vermek lazım?

İLK SIRADA D VİTAMİNİ VAR

D vitamininin akılcı kullanımının COVID-19’u daha hafif geçirme şansı verebileceğini, hastalığın süresini kısaltabileceğini hatta uzamış COVID-19 meselesine bile çare olabileceğini gösteren bazı bilimsel veriler var. Aynı avantaj, bana göre güçlü bir çinko asetat ve C vitamini desteği için de söz konusu olmalı. Takviye kullanarak bağışıklığı güçlendirmek, aşılarla sağlanabilecek bağışıklık gücünü arttırmak bakımından da doğru ve anlamlı. Üstelik bazı araştırmalarda da bu yaklaşımı destekleyebilecek verilere ulaşılıyor. Örneğin Fransa’da yaşlılar üzerinde yapılan bir çalışmada, uzun süreli C, E vitaminleri, beta karoten ve selenyum sülfat desteği kullanımının grip aşısından sonra daha güçlü antikor cevabı sağladığı da gösterildi.




Yazının Devamını Oku

Pandemiden erkekler neden daha çok etkilendi

Pandemiden kadınlara oranla erkeklerin daha çok etkilendiği kesin. Sadece saha gözlemleri değil, istatistiksel veriler de bu bilgiyi doğruluyor.

Rakamlara bakılırsa bu hastalığa erkekler daha çok yakalanıyor. Hastalığın erkeklerde daha ağır seyrettiği, daha uzun sürdüğü ve daha çok can kaybına yol açtığı da ortak bir kanaat. Ayrıca hastalığın uzamış şekli kabul edilen “Long COVID-19”a da erkeklerde daha sık rastlandığı anlaşılıyor. Erkekleri fena halde korkutan bu olumsuz gelişmelerin nedenleri hakkında ise elimizde kesin bir veri yok. Muhtemel bazı faktörlerden söz ediliyor. O faktörleri yandaki kutuda sıralamaya çalışacağım.

BİR BİLGİ
ERKEKLER NEDEN DAHA ŞANSSIZ
COVID-19’da erkeklerin kadınlara oranla daha yüksek risk taşımalarının farklı nedenleri var. Birincisi, bağışıklık sisteminin kadınlarda erkeklerden daha güçlü olması. Uzmanlar bu farklılığı östrojen hormonuna ve kadınların bağışıklıkla ilgili genleri içeren iki X kromozomunu birlikte taşımalarına bağlıyorlar. Ayrıca kadınların hijyenik kurallara erkeklere oranla daha çok riayet etmeleri ve genelde de sağlıklarına daha çok özen göstermeleri önemli faktörler olmalı. Diğer taraftan, hastalığın seyrini ağırlaştıran ve ölüm olasılığını arttıran diyabet, hipertansiyon, KOAH gibi kronik hastalıklara erkeklerde daha sık rastlanması da önemli bir belirleyici. Bana sorarsanız, erkeklerin maske takma ve sosyal mesafeye uyma gibi koruyucu önlemlere uyum göstermede kadınlara oranla daha dikkatsiz ve rahat davranmaları da etkili bir faktör olabilir.

DİKKAT

Yazının Devamını Oku

Sağlığa ve huzura ihtiyacımız var

Zor bir yıl geçirdik, mutsuz ve umutsuz günler yaşadık, 2020 hepimizin keyfini fena halde kaçırdı.

Ama bilelim ve umalım ki 2021, 2020’den daha güzel, daha rahat bir yıl olacak. Ayrıca bu yıl her zamankinden daha fazla umuda sarılmamız, umut depolamamız, umut ve mutluluk konuşmamız, huzur ve mutluluk arayışlarına çıkmamızda fayda var. Konu umut ve mutluluk olunca, isterseniz gelin, yeni yılın bu ilk haftasına başucu kitaplarımdan birinden, Prof. Dr. Toksöz B. Karasu hocanın ‘Huzurlu Yaşama Sanatı’ (Boyner Yayınları,İstanbul) kitabından çıkardığım kısa alıntılarla başlayalım. Bakın Karasu Hoca sağlık ve huzur konusunda bize neler tavsiye ediyor....




TAVSİYE 1
SAĞLIĞIN KIYMETİNİ BİLELİM

Yazının Devamını Oku

Osman Hoca’dan 2021 için 100 iyi hayat tavsiyesi

Peşinen belirteyim, listedeki 100 tavsiyenin tamamı bana ait değildir. İçinde bugüne kadar aldığım nasihatlerden, okuduğum kitaplardan, edindiğim hayat tecrübelerinden çıkarılmış pek çok ders var.

Bu tavsiyeleri okurken “Olmuşsa olmuş, bitmişse bitmiştir” diyen rahmetli Süleyman Demirel’i, “İnsan kendini yalnızlıkta mı arar, yoksa yalnızlıkta mı bulur?” sorusunun sahibi H.D.Thoreau’yu, “Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol” diyen Hz. Mevlânâ’yı, “Yaratılanı hoş gör, yaradandan ötürü” cümlesinin sahibi Yunus Emre’yi, “İyiyi ve kötüyü seçen akıldır” diyen Hacı Bektaşi Veli’yi, “Düşünceleriniz ne ise, hayatınız da odur” cümlesinin yazarı Romalı filozof imparator M. Aurelius’u rahatlıkla bulabileceğinizi bilmelisiniz. Ayrıca şu samimi düşüncemi de sizinle paylaşmak isterim: Eğer birazdan okuyacağınız 100 önerinin sadece yüzde 10’nu bile gerçekleştirebilirsem ben de kendimi başarılı sayacağım. Buyurun...

İLK 10
HAYATI ISKALAMA!
Hayatı ıskalamamak için yavaşla.

İyimser ol, olumlu bak.

Maneviyatını güçlü tut.

Yazının Devamını Oku

Sağlık Bakanı’ndan önemli açıklamalar

Dün Sağlık Bakanı Fahrettin Koca ile 2021’e girmeden hemen önce “PANDEMİ GÜNDEMİ”ni yeniden konuşma ve son bir durum değerlendirmesi yapma fırsatım oldu. Peşinen söyleyeyim:

Geçtiğimiz günlerde patlayan pandemi tsunamisinin bastırılması, sürecin kontrol altına alınması ve aşı meselesinde neticeye bir hayli yaklaşılması Sağlık Bakanı’nı oldukça rahatlatmış. İsterseniz sözü daha fazla uzatmadan, Dr. Fahrettin Koca 3 önemli konuda
neler söylemiş hemen onlara geçelim. Buyurun...




Yazının Devamını Oku

İyi haberler mutlu ediyor

Birkaç haftadır üstümüze üstümüze gelen kötü haber bulutları, Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın perşembe akşamı yaptığı basın toplantısıyla bir ölçüde de olsa dağıldı.

Kendi adıma söyleyeyim, iflah olmaz bir iyimser olarak ben o toplantıdan sonra yeniden umutlandım, “İyi günler yakındır” diye düşündüm. Fahrettin Koca açıklamalarında, “Çin aşısının Türkiye çalışmasında erken dönemdeki koruyuculuğunun yüzde 91.25 oranında bulunduğunu” belirtti. Bakan aynı toplantıda şubat sonuna kadar 50 milyon doz Sinovac aşısının uygulanmasını umduğuna da işaret etti. Anlaşılan o ki ilk aşamada 9 milyon vatandaşımız aşılanacak. Şubat sonuna kadar da rakam 25 milyona ulaşacak. Bakan açıklamalarında BioNTech aşısı hakkında da sevindirici bilgiler verdi. “Ocak ayında 1.5 milyon BioNTech aşısı gelebilir. Mart sonuna kadar 4.5 milyonu net, 30 milyonu opsiyonel olmak üzere ciddi miktarda BioNTech aşısı için de imzaları atmak üzereyiz” dedi. Kısacası pandemi sürecinin ucundaki umut ışığı kabul ettiğimiz aşılanma konusundaki gelişmeler şimdi daha net ve açık. Umalım ki o açıklamalar doğru çıksın. Sözler tutulsun. Aşılama süreci bir an önce başlasın.




İYİ HABER
AŞININ YAN ETKİLERİ DE OLDUKÇA SINIRLI

Yazının Devamını Oku

Mutasyondan korkalım mı

YENİ koronavirüste oluşan yapısal değişim (mutasyon) gereksiz bir korku dalgası yarattı. Dahası, pandemi sürecini en baştan beri bir korku filmi haline getirmek isteyenlere de mutasyon haberi adeta ilaç gibi geldi. Oysa elimizdeki bilgiler çok net ve açık: Mutasyon diğer RNA virüslerinde olduğu gibi yeni koronavirüs için de beklenen ve sık sık görülen bir süreç. Uzmanlar bu belalı virüsle tanıştığımız ilk günden bu yana virüsün onlarca mutasyonu zaten geçirdiğini çoktan açıkladılar.

Peki, bu son mutasyondan sonra ortaya çıkan aşırı telaşın, koparılan onca yaygaranın sebebi ne? Telaşın da korkunun da nedeni -bana göre- net ve açık: Burada da devreye bilim insanlarından önce korku tüccarları ve rant devşirme heveslisi siyasiler girdi. Mesela İngiltere’de virüste saptanan son mutasyonun ne olduğunu, ne gibi sonuçlar doğuracağını İngiliz bilim insanları değil de -nedense- İngiltere Başbakanı Boris Johnson açıkladı. Üstelik de açıklamasına “Bu mutasyon virüsü yüzde 70 daha bulaşıcı hale getiriyor” şeklinde, sadece laboratuvar verilerine dayalı, saha verilerinden uzak, yani ayağı yere basmayan ispatlanmamış bir kanaati ortaya koydu. Peki, bu durumda biz ne yapalım? Yeni bir korku çemberinin için girip zaten mevcut kaygı bozukluğumuzu daha da mı köpürtelim? Yanıtım net ve açık: HAYIR! Nedenine gelince... 

MUTASYON NE YAPAR, NE YAPMAZ

YENİ koronavirüste meydana gelen son mutasyonun neticeleri hakkında konuştuğum uzmanların -azmanların değil- ortak görüşleri şunlar:

VARAN 1) Bu mutasyon hastalığın teşhisinde herhangi bir aksamaya yol açmaz. PCR testlerinin güvenliğini aksatmaz.

VARAN 2) Mutasyon muhtemelen ve sadece -o da çok net ve açık bir bilgi değil- hastalığın bulaşma hızı, yani yayılma gücünü etkileyebilir. Ancak bu bilgi de laboratuvar verileri ve istatistiksel öngörülerle sınırlı. Net ve açık bir saha çalışmasına dayanmıyor.

VARAN 3) Son mutasyonun hastalığın mevcut seyrinde ağırlaşmaya yol açabileceğine dair bir kanıta da sahip değiliz. Sadece bu mutasyonun

COVID-19’un çocuklarda daha kolay bulaşmaya yol açabileceği düşünülüyor.

Yazının Devamını Oku

Yeni bir sorun... Uzayan COVID

Araştırmalar COVID-19’a yakalanan her 10 hastadan birinde hastalık belirtilerinin en az 10 hafta (yaklaşık 3 ay) daha devam etme ihtimalinin olduğunu gösteriyor.

Ayrıca birçok hastanın enfeksiyonu atlatmasına rağmen COVID-19’un yıpratıcı etkileriyle mücadele etmek zorunda kaldığı da biliniyor. Uzmanların “LONG COVID/UZAYAN-BİTMEYEN COVID” olarak tanımladığı o yeni problemi eminim ki önümüzdeki günlerde daha sık konuşup tartışacağız, COVID-19 geçirdikten sonra akciğer, kalp, beyin ve böbreklerinde sorun gelişen insanları nasıl daha hızlı iyileştirebiliriz sorusuna cevap arayacağız. Kısacası COVID-19 hakkındaki bilgilerimiz henüz çok az, çok ham ve adeta emekleme aşamasında. Uzamış COVID meselesi ise bilgilerimizin en fazla sınırlı olduğu alanların başında yer alıyor. Peki, bu uzayan/bitmeyen
COVID-19’un (Long COVID) belirtileri neler? Detaylar için buyurun...


AKLINIZDA OLSUN
LONG COVID’IN BELİRTİLERİ

Yazının Devamını Oku

Aşıyı da ilaçları da tartışmayalım

Modern tıbbın değişmez ve değiştirilemez bazı kuralları var.

O kurallardan biri de şu: Eğer herhangi bir sağlık sorununu önlemek ya da çözmek istiyorsanız, öncelikle aşılar ve ilaçlardan faydalanacaksınız! Belli durumlarda da -zaman zaman- doğal ve geleneksel tedavi yöntemlerinden istifade edeceksiniz. Ama bir pandemi söz konusuysa, odaklanmanız gerekenler öncelikle aşılar ve ilaçlardır. Bu COVID-19 pandemisinde de durum aynı. Etkili ve kalıcı çözümü bilimden, bilim insanlarında bekleyeceğiz. O çözümler gelene kadar da doğal, geleneksel tamamlayıcı tıp alternatiflerinden istifade edeceğiz.

KISA BİLGİ
ÖNCE GÜVEN AŞILAYALIM

AŞILARDA da ilaçlarda da güvenlik meselesi en önemli faktördür. Ve biz iyi biliriz ki ikisinde de “yan etki” ile “toksik” veya “hasta edici” etkileri birbirinden ayırmak vazgeçilmez bir noktadır. Güvenli kabul ettiğimiz pek çok aşının veya ilacın önceden tahmin edilemeyecek yan etkileri tabii ki her zaman söz konusu olabiliyor. Ama bunlar kabul edilebilir limitler içindeyse hoş görülüyor. İşte bu nedenle damarlarımızı koruyalım diye aldığımız bir bebek aspirini mide kanamasına, alerjik reaksiyonlarımızı önleyelim diye yuttuğumuz antihisteminik hap baş dönmesine sebep olsa da, enfeksiyonumuz şifa bulsun diye içtiğimiz antibiyotik bağırsak floramızı bozsa da kullanmaya devam ediyoruz.

Yazının Devamını Oku

Pandeminin ilacı FYB207 mi

AŞILARDAN sonra ilaçlardan da iyi haberler geliyor. Son haber Almanya’dan. Alman biyoteknoloji firması FORMYCON, tedavide de muazzam bir başarıya imza atmak üzere... Firma yetkilileri ve bu yeni molekül üzerinde çalışan bilim insanları “FYB207” kod adı ile tanımladıkları etkili bir “ACE2 antikor füzyon proteini” geliştirdiklerini açıkladılar. Hatta iddialarını bir tık daha ileriye taşıyıp ABD ve Avrupa’daki ilaç yetkililerine “ön izin” için müracaatta bulundular. Detaylara gelince...

OKUR SORUSU
KUVERSETİN DE BİZİ KORUYABİLİR Mİ

YUKARIDA da belirttiğim gibi, hücrelerimizdeki ACE2 reseptörleri yeni koronavirüsle mücadelenin anahtar noktası. Bu reseptör virüs için adeta bir kapı kilidi görevi üstleniyor. Virüs ona tutunabilirse hücreye rahatça girebiliyor. Eğer biz virüsün ACE2 reseptörüne bağlanabilmesini önleyebilirsek, virüs hücreyi kolay kolay etkileyemiyor. Neticede de biz hastalanmıyoruz veya virüsler daha az sayıda hücreye bulaşabiliyor. Biz de süreci daha hafif belirtilerle atlatma şansı yakalıyoruz. Yukarıda da bahsettiğim FYB207 isimli ilacın da marifeti zaten bu. Yiyeceklerimizde bulunan kuversetinin de ilaca benzer işler yapıyor. Kuversetin bir flavonoid ve doğadaki 4 bin flavonoidden sadece biri. Ama sağlığımız üzerinde muazzam etkileri var. Elmada, kırmızı soğanda, turpta, kapari, lahana, suteresi ve daha pek çok bitkide bulunan doğal bir mucize. Muazzam bir antioksidan. Anlaşılan o ki kuversetin COVID-19’dan korunmada da işe yarayabilecek. Peki nasıl? Yanıtı yandaki kutuda bulacaksınız.

AKLINIZDA OLSUN

KUVERSETİN NE YAPIYOR

ONAYLANMIŞ pek çok bilimsel çalışmada net ve açık olarak gösterildi ki kuversetin güçlü bir antiviral. Etkili olduğu virüsler arasında inflüenza virüsü, rinovirüs ve SARS virüsü var. Kuversetin antiviral gücünü yeni koronavirüsün ACE2 reseptörüne tutunmasını engelleyerek de kullanabiliyor. Ayrıca araştırmalara bakılırsa, virüsün oluşturabileceği damar zararlarını engellemek, oluşabilecek ölçüsüz bağışıklık yanıtlarını dengeleyebilmek ve pıhtı oluşumunu zorlaştırmak gibi ek faydaları da söz konusu. Araştırmalar kuversetinin destek olarak da kullanılabileceğini düşündürüyor ama gelin siz çözümü burada da doğada ve doğalda arayın, bugünlerde biraz daha elma, lahana, kırmızı soğan, turp tüketmeye çalışın.

İYİ BİLGİFYB207 NE YAPIYOR

Yazının Devamını Oku

Sinovac mı, BioNTech mi daha güçlü

Tartışmasız bu haftanın da sağlık gündeminin bir numaralı maddesi “COVID-19 AŞILARI” olacak.

Ve bu hafta da yine “yazılısı, görüntülüsü, sözlüsü, sosyali” fark etmeyecek, medyanın her türlüsünde bir numaralı tartışma konusu “Sinovac’ın aşısını mı yaptıralım, yoksa BioNTech’in aşısını mı bekleyelim?” sorusuna yanıt aramak olacak. İşin kötüsü yanıtları da işin uzmanları değil, “klasik medyanın silahşorları” ya da “sosyal medyanın klavye delikanlıları” verecek. Neticede de ortalık toz duman olmaya devam edecek. Peki, başlıktaki sorunun bilimsel bir yanıtı var mı? Buyurun...




NETİCE ŞU

Yazının Devamını Oku

COVID-19’un ilacı bulundu mu

SON günlerde bilim çevrelerinin de medyanın da sık sık gündeme getirdiği hatta COVID-19 enfeksiyonuna çare olabileceğini düşündüğü bir ilaç var: MOLNUPİRAVİR!

Henüz Faz 1 ve Faz 2 çalışmaları süren bu yeni ilacın, koronavirüsün bedende yayılmasını en geç 24 saat içerisinde tamamen durdurabileceği öne sürülüyor. Bilindiği gibi, halen geliştirilen aşılar pandemide sadece koruyucu amaçla kullanılıyor. Tedavi için elimizde hâlâ bu virüse yüzde 100 etkili olduğu kanıtlanmış herhangi bir ilaç yok. Haber de zaten bu nedenle dikkati çekti ve önem kazandı. Umalım ki bundan sonraki haberler de olumlu gelsin. Umalım ki aşı konusunda olduğu gibi ilaç tedavisinde de yüzümüz gülsün. Konunun detaylarını cumartesi günkü yazımda daha etraflı açıklayacağım.

ÖNEMLİ
HASTALIĞI GEÇİRENLER Mİ AŞILANANLAR MI DAHA DİRENÇLİ OLACAK
ŞUNU net ve açık olarak biliyoruz: COVID-19’dan iyileşenlerin kanında onları yeni bir koronavirüs saldırısına karşı koruyabilecek güçte antikorlar -istisnalar dışında- hep var. Ve o antikorlar hastalıktan iyileşenleri en az 3-6 ay -yine özel istisnalar dışında- neredeyse yüzde 99 oranında koruyabiliyor. Aşılarla elde edilen bağışıklık için ise firmalar en fazla yüzde 94-97 civarında bir garantiyi verebiliyor. Kısacası emin değilim ama hastalığı geçirenlerde oluşan bağışıklık gücü aşıyla sağlanandan -muhtemelen- bir tık daha fazla olmalı. Ama her halükârda hastalığı geçirmek yerine aşılanarak antikor kazanmanın daha akılcı olduğu da unutulmamalıdır.

BANA GÖRE

Yazının Devamını Oku

Aşısız olmaz arkadaş

Her zaman olduğu gibi aşı karşıtları şimdi de devreye anında girdiler.

Neticede de özellikle sosyal medya tam anlamıyla bir “aşı bilgisizliği çöplüğü” haline geldi. Oysa farklı hastalıklara karşı geliştirilen aşıların özellikle son yüzyılın en önemli tıbbi buluşlarından biri olduğu kesin. Çok değil, yüzyıl önce her yıl ve sadece her biri milyonlarca insanın ölümüne yol açan pek çok bulaşıcı hastalık (çiçek, kolera, tifo vb) ile mücadeleyi aşılar sayesinde kazandık. Kızamık, kabakulak, kızamıkçık, tetanos, kuduz dahil birçok hastalığı aşılar sayesinde kontrol altına aldık. Difteri, boğmaca, tetanos ve kızamığa karşı oluşturulan aşı kampanyalarıyla da milyonlarca bebek ve çocuğumuza “hayatta kalma şansı” sağladık. Peki o zaman sorun ne? Bu aşı karşıtlığının ya da aşıya güvensizlik meselesinin arka planında ne var?

SORU ŞU
AŞI KARŞITLARI BAKIN NE DİYOR

AŞI karşıtlarının ne dedikleri konusu oldukça uzun bir yazıya sığar ama özeti şu: Onlara göre aşılar bizi iyi değil, hasta ediyor! Örneğin aşılanma oranı arttıkça çocuklarda otizm hastalığının oranı da artıyor. Ayrıca kronik yorgunluk, fibromiyalji, bunama dahil pek çok sağlık sorununun sorumlusu da yine yaptırdığınız aşılar(!). Aşı karşıtları bu iddialarını şimdilerde daha da geliştirdiler. Aşıların -özellikle koronavirüs için geliştirilen hızlı aşıların- genetiğimizi bile değiştirebileceğini, bu aşılarla birilerinin bedenlerimize mikroçipler de yerleştirebileceğini öne sürdüler. Kısacası bu “kafası karışık kişileri” ikna etmek öyle pek kolay görünmüyor. Peki işin doğrusu ne? Yanıt tek cümleden ibaret: AŞISIZ OLMAZ ARKADAŞ!

Yazının Devamını Oku