Paylaş
Gault&Millau Türkiye Turu kapsamında Signature Dining Experience yemeği düzenlendi...
O deneyimin adresi Bodrum Yalıkavak’taki Ruins Luxury Resort’tü. Serinin ilk yemeği olduğu için ilgi de büyüktü...
Gault&Millau, Michelin Rehberi ile birlikte dünyanın saygın gastronomi ve restoran değerlendirme rehberlerinden biri.
Bir süredir de Türkiye’deler.
Bodrum’daki deneyimde Michelin yıldızlı şefler iki gün boyunca kendi menülerini sundu misafirlere.
Özellikle son gün David Zefran, Emre Şen, Osman Sezener ve Atilla Heilbronn’un yyemekleri sunuldu. Buluşma bir de Yalıkavak gibi bir yerde olunca buram buram yerellik geldi katılımcıların burnuna.
Yerel ürünler, muhteşem bir Bodrum manzarası ve dostlarla dolu bir sofra...
Yaz boyunca devamı gelecek buluşmalarda en önemli amaçlardan biri gastronomi odaklı deneyim anlayışını benimsetmek.
Sanırım mutfağımız böyle böyle uluslararası arenada da sağlam bir yer edinecek...
Nadide bir yer
Yalıkavak’taki Ruins Luxury Resort bölgedeki sayılı otellerden biri. Bunu objektif söylüyorum.
Otelin inşaatının ilk tuğlasını biliyorum.
Otel sahibi Nurçe Erben o zamanlar hemen Ruins’in yanındaki Elementa Hotel ile ilgileniyordu.
Orasıyla ilgilenirken kafasında hep bir hayali vardı. O hayal ‘Ruins’ olarak gerçeğe dönüştü.
Bu tür etkinliklere seve seve ev sahipliği yapıyor Nurçe ve ekibi.
Ben eski dostlarımın başarılı olmasını seyretmekten keyif alıyorumm. Nurçe’de de onu yaşıyorum.
Onun kurduğu otelden yola çıkarak “İşte kadın eli değen bir yatırım” diyebiliyorum.
Sadece o değil, ekibinde de çalışan çok sayıda kadın var.
Her şeyde çok titizler.
Odanızdan sahile güneşlenmeye gitmek çok pratik.
Acıktınız, yemek işi çok pratik.
Denize girip çıktınız, havlu, şezlong vesaire çok pratik.
Fiyatlar da önemli artık, o konuda da son derece nazikler.
Sağında solundaki acımasız fiyatlar yok onlarda.
O yüzden fırsat buldukça iki günlüğüne de olsa gidip kalınası bir yer orası.
Dünyaca ünlüler ve Bodrum
Dünyaca ünlü miksolojist Simone Caporale önderliğinde kurulmuş bir kokteyl mekânı Sips.
Barselona’da kuruldu ve ikinci şubesini Yalıkavak Ruins’in içine açtı.
Bu mekânın Türkiye’ye gelmesinde Ruins ekibinin yıllar süren emeği var.
“Ne var yani, bir marka Türkiye’ye gelmiş” demekle geçiştirilecek bir şey değil bu.
Çünkü marka böyle tekliflere kapalıydı bunca yıldır.
uhtemelen o bahsettiğim ‘kadın gücü’ ikna etti onları.
Mekâna girince bu kadar övgüyü nasıl aldıklarını pat diye anlıyorsunuz.
Çalışanlar işlerine öyle hâkim ki ve en önemlisi öyle severek yapıyorlar ki, kelimeler yetersiz kalır onları anlatmaya.
Bence ne kadar ödül varsa, ne kadar derecelendirme sistemi varsa hepsini toplayıp baştan verin Sips ve ekibine.
Sonuna kadar hak ediyorlar.
Her şeye doymalık mekân
Daha yeni Atina’dan gelmiştim. Euroleague maçı için gittiğim Atina’da birkaç mekâna da bayılmıştım.
Diyordum ki onların eğlenme tarzını bizim ülkemizde yakalamak zor. Oysa unutmuşum Opa Bodrum’u ben.
Yalıkavak Marina’nın içinde bir Yunan restoranı Opa.
“Öyle yemeğini ye, kalk git”lik bir yer değil. Yemek, müzik, dans yeri orası.
Sirtakiye de doyuyorsunuz isteğe göre tabak kırmaya da, davul çalmaya da, anam babam usulü ‘zeybek’e de...
Mekân çalışanları bile o danslara katıldığı için siz de bir anda kendinizi o kalabalığın içinde dans ederken buluyorsunuz.
Geçen yıl açılan ve Yalıkavak’ın en çok konuşulan mekânı olan Opa belli ki bu sezona da vuracak damgasını.
Paylaş