Paylaş
Şimdi söyleyeceklerim var...
Evet, Mustafa Sandal böyle bir vize almadı.
Ama adam ‘ezik’ de değil yahu!
Mustafa Sandal o...
90’lar o...
Çocukluğumuz o...
Şarkıları hâlâ dillerde olan bir isim o.
Yetenekse yetenek evet...
Şimdi gelelim İngiltere olayına...
Bahsi geçen vizenin adı ‘Global Talent Visa’, yani Küresel Yetenek Vizesi.
Edis’te, Bartu Küçükçağlayan’da var bu vize zaten.
Bunu veriyor İngiltere.
3-5 yıl içinde gerekli şartları yerine getirirsen de oturum hakkı elde ediyorsun.
Yani belli ki takdir görmüş, şartları uygun bulunmuş ve süreç başlamış Sandal için.
Bir sivri zekâlı PR’cı “Bunu lehimize kullanalım” deyip sağa sola böyle servis etmiş haberi belli.
Ama ‘Ezik Sandal’ denmez yahu. Neyse, neyse...
Vurun abalıya
Hande Erçel yüzü olduğu İtalyan markasının misafirlerini Çırağan Sarayı’nda ağırlamış.
Ev sahibi kendisi. O yüzden de bir konuşma yapmış. İngilizce yapmış o konuşmayı.
Diyorlar ki “Ezberlemiş...”
Diyorlar ki “Keşke daha iyi ezberleseydi...” Yahu pes...
Konuşsa suç, konuşmasa suç!
Ezbere mezbere, konuşuyor mu konuşuyor kardeşim!
Ayrıca ezberse de iyi ezber kusura bakmayın.
Harflere doğru basıyor çünkü kadın!
Bence bazı isimler var, ağızlarıyla kuş tutsa yaranamayacaklar.
Onlardan biri de Hande Erçel.
Oyunculuğunu eleştirin, yeteneklerine sallayın lafım yok. Ama böyle saçma şeylere de takılmayın yahu, ayıptır.
Bir şey yaparken o insanların bir ailesi de olduğunu sakın unutmayın.
Tamam mı canlarım? Tamam mı ekrandan atıp tutan yeteneksiz arkadaşlarım? Tamam mı köşe sahibi dostlarım?
Kadın ölümden döndü
İrem Helvacıoğlu yeni doğmuş bebeğiyle yürürken bir kaza geçirdi. Allah korudu onları. Geçmiş olsun.
Ama bu meselede saçmalayanlar çok...
Mesela biri, “Bu kadın evlendiğinden beri başına bir sürü şey geliyor, sebebi o mendebur kocasının pis enerjisi” diye yazmış.
Eşi Ural Kaspar işini gücünü yapan, mekân işleten biri.
Girmiyor magazin alemine.
İstemiyor bu dünyada yer almayı çocuk.
O da demiş ki; “Hastane odasında bana yapılan çirkin yorumları okuyorum ve üzülüyorum. Hukuki yollara başvuracağım.”
İstediğin kadar başvur, bir şey olmayacak.
Ne seni mutlu eden bir sonuç çıkacak ne de bu klavye delikanlıları sallamayı bırakacak.
Böyle bu dünya maalesef.
Böyle bedelleri var işte.
Bu terbiyesizlerle yaşamayı öğrenmek zorundayız maalesef.
Bana doğru gelmiyor
Louvre Müzesi soygunundan sonra bazı firmalar, bu olayı reklamlarında kullanmaya başlamış.
Fast food markaları, sigorta şirketleri, motosiklet firmaları, hatta hırsızların müzeye tırmandıkları merdiveni üreten firmalar falan.
Ama bir tek bana mı yanlış geliyor bu bilmiyorum. Tarih gitmiş, kutsal emanetler çalınmış, siz bunu alıp reklam yapıyorsunuz...
Çok kararsızım her şeyi reklam olarak kullanıp kullanmama konusunda.
Bazı konular hassastır.
Düşünsenize bizim müzelerimizdeki kutsal emanetlerimiz çalınsa, böyle rahatça dalga geçebilir miydik bu olan bitenle?
Buna ne midemiz el verirdi ne zihnimiz.
O yüzden biraz mesafeliyim ben bu tür reklamlara...
Acıdan beslenilmez!
Paylaş