Orkun Ün

Orkun Ün

orkun@hurriyet.com.tr

İşin rengi değişiyor

Bedri Usta, restoranına gelen bir kişinin adisyonu paylaşıp yaptığı eleştiriyi hazmedememiş ve o tweet’i alıp kendince alay ederek yeniden paylaşmıştı.

Haberin Devamı

Eleştiri de aldı. Dedim susar, kapanır gider mevzu.
Yok, olmadı öyle.
Bedri Bey devam ediyor paylaşımlarına. Üstelik alaycı paylaşımlarına.
“Restoranım dolu, boş masa yok” diyor. Yani, “Siz istediğiniz kadar yırtının, mekânıma gelen geliyor” demeye getiriyor.
“Zam da yapsam gelecekler” diyor.
Ben geçen gün de yazdım; fiyatlarda anormal bir durum yok aslında. Sorun restoran sahibinin üslubunda.
Kendisine karşı sosyal medyada bir savaş açıldı.
İşin garibi pes etmeyen bir kitle var ve “Restorana gitmeyeceğiz, insanları da yollamayacağız” diyorlar.
Kısa dönemde kazananı kim olur bilemem ama Bedri Usta’ya önerim susması. Gerek yok.
İnsan müşterisiyle böyle bir yarışa girmez, girmemeli. Uzun dönemde hesap alan değil, hesap ödeyen kazanır inanın.

Hiç bıkmıyorlar

Haberin Devamı

Çok hazırız birilerine saldırmaya.
Resmen klavye başında açık arayanlar var.
Özel hayatlarında mutsuz, somurtkan, kendilerini bile sevmeyen tipler onlar.
Onlarla aynı yerde bulunsam, ortamın havası kararır, kaçıp giderim biliyorum.
İşte o tipler, yeni yılın ilk gününde hedef tahtasına Cem Yılmaz’ı aldı.
38 yaşındaki kadınlarla ilgili bir espri yapmış Yılmaz.
Millet de “Oo kardeşim sen kimsin” falan diyor.
Yahu... Espri bu, mizah bu.
Çok takılmamak lazım.
Kırmızı çizgiler vardır, onlara dokunulur, isyan edersin. Hak da veririz sana.
Ama burada bir şey yok büyütecek.
Gerçekten yok.
Kaldı ki Cem Yılmaz ve onun gibiler yeri geldiğinde kendilerine de iğneyi batıran isimler.

Trump benim babam

2026’da ilk “Sen iyi misin dostum” dedirten kişi Necla Özmen oldu.
Ankaralı Necla Hanım “Trump benim babam” demiş. Mahkemeye başvurmuş, mahkeme reddetmiş. O hâlâ ısrar ediyor. Ve “Trump’tan DNA testi ve görüşme talep ediyorum. Onun iyi bir baba olduğuna inanıyorum” diye açıklama yapmış.
Hahahaha!
Kendini yırtan insanlar var birkaç günlüğüne ünlü olmak, isminin konuşulmasını sağlamak için. Bu abla kolay yolunu bulmuş.
Attı ortaya bir iddia, buna da inanmış gibi yaptı ve konuşuyor insanlar şimdi onu.
Ha nasıl konuşuyor, orasının takdiri sizin. Ama böyleleri için önemli değil ki, hakaret mi yemiş, alkış mı almış...
Onlar için hepsi aynı.

Haberin Devamı

Özlenmiş böyle programlar

Ufuk Özcan, “Ufuk’ta Ne Var” isimli bir program yapıyor.
O program yeni yayın dönemine Beyaz TV’de başladı. Alıyor ünlü isimleri, sohbet ediyor, sorular soruyor onlara Özcan.
Hem onun performansı hem de o manzara eskilere götürüyor bizi...
Güneri Cıvaoğlu’nun sunduğu “Şeffaf Oda” havası veriyor.
Program Kuruçeşme Oligark’ta çekiliyor. Hâl böyle olunca manzarayla sohbet birleşiyor.
“Eşref Rüya”nın Dinçer’i Taner Rumeli’nin konuk olduğu bölüme denk geldim ben.
Televizyona böyle programlar yapılmalı, geri dönmeli o tatlı sohbet programları.
Bu bir adım olsun, benzerleri çoğalsın.

Kan kaybı sürüyor

Benim dikkatimi yılbaşı sahneleri çekti.
Üst düzey mekânları demiyorum ama diğer yerler sanki olmadı bu sene.
Zaten aylardır, hatta yazdan beri kan kaybeden bir canlı müzik dünyası vardı.
Bu kan kaybı yılbaşında somut hale geldi.
Çoğu yere gitmiyor artık insanlar.
Hem aynı sesleri dinlemekten sıkıldılar hem de sağda solda gördükleri müşteri kitlesinden.
Bir kan değişimi şart demek ki.
Yeni isimlerin gelmesi şart.
Zaten insan doğasına aykırı değil mi hep aynı şeyleri yapmak, dinlemek, görmek?

Yazarın Tüm Yazıları