Paylaş
Bazen akıl oyunlarıyla linç çukuruna bırakmak isterler.
Düşmezseniz ne âlâ, düşerseniz vay halinize!
Özgü Namal’ın başrolünde olduğu “Sarı Zarflar” filmi Berlin’de prömiyerini yaptı.
Film ekibi gösterim öncesi uluslararası basın mensuplarının karşısına çıktı.
O sırada bir muhabir, Namal’a “Bu öyküyü Türkiye’de anlatabilseydiniz performansınız değişik olur muydu?” diye sordu.
Özgü Namal da “Bir düzeltme yapmak lazım, bu Türkiye’de sergilenemeyen ya da çekilemeyen bir performans değil. Biz bunu Türkiye’de çekemediğimiz için burada çekmiş değiliz” yanıtını verdi.
Soruyu soran aklınca ters köşeye yatıracaktı Özgü Namal’ı.
Aklınca “Türkiye’de film çekemiyorsunuz, özgürlük alanınız kısıtlı” demeye getirecekti mevzuyu.
Ama işte yanıt veren, soruyu sorandan daha zeki olunca, o çabalar böyle sonuçsuz kalıyor...
Abartmasak mı?
Böyle hareketler, böyle yüksek cümleler bir davaya inananları da yaralar.
İnsanları kavgaya tutuşturur.
Her şeyi dozunda yapmak lazım.
Hayvanlara, “Dostlarımız, yoldaşlarımız” diyoruz bizler.
Onlarsız bir yaşam düşünemiyoruz.
Arada sevmeyenler yok mu! Var. Onlara diyecek sözüm yok. Sevmemesine de saygı duyarım, sevene müdahale etmediği sürece.
Ama bu “seviyorum, sevmiyorum”u bir savaşa dönüştürmek doğru değil.
Bakın birileri çıkmış bir yayında şöyle savunuyorlar mevzuyu: “Savaştayız. Can kayıplarımız olacak. Evlatlarımızı şehit veriyoruz.”
Sonra bir başkası şu sözlerle desteğini gösteriyor:
“Kurtuluş Savaşı bu. Bütün hepsi bizim gazilerimiz, şehitlerimiz.”
Yahu şehitlik mertebesiyle bir tutulur mu hiç...
“Evladım” de evcil ya da sokaktaki dostuna, “canım” de, tüm sevgi sözcüklerini kullan.
Ama böyle “savaştayız” falan denmez.
Sen böyle dersen, karşı görüşündeki birini hemen haklı çıkarırsın ve üzerine saldırtırsın.
Diyorum ya dozunda! Her şey dozunda!
Yok öyle bir rakam
Ortadoğu’nun Ebru Gündeş’i Assala...
Çok seviliyor, çok dinleniyor.
Geçtiğimiz günlerde Riyad’da 15 bin kişiye bir konser verdi.
O konserde sahnede konuğu Ebru Gündeş’ti.
İkili hem Arapça hem Türkçe şarkılar söyledi.
Performans iyiydi. Tekrar tekrar izlenesi videolar gördüm.
Şimdi “Ebru Gündeş sahnede 1 saat kaldı ve 20 milyon lira kazandı” diyorlar.
Ne seviyoruz rakam konuşmayı. Ne seviyoruz abartmayı.
Bu pek mümkün değil...
Hatta biliyorum hiç mümkün değil. Yani buradan şu çıkıyor ‘Ebru Gündeş 20 milyon lira almadı’, kesin ve net bilgi.
Evet belli miktar para almıştır.
Belli ki planlı bir davetti, oraya gidildi prova yapıldı vesaire. Emek var yani.
Emeğin de bir karşılığı olmalı. Fakat öyle konuşulan rakamlar yok ortalıkta.
Çerezleri 3 kişi yedik dayağı ben
İstanbul’da üç arkadaş bir mekânda çereze 13 bin 500 liralık hesap gelince itiraz etmiş.
Çereze de 13 bin 500 lira hesap gelmez, gelmemeli!
Neyse.
Kısa süreli görüşmeler sonrası hesap 1900 liraya düşürülmüş.
Zaten burada mevzuya uyanmalıydı o arkadaş grubu...
Sonra o gruptan iki kişi, “tuvalete” diye mekândan uzamışlar masada kalan ise çalışanlar tarafından darp edilmiş. Kötü dövmüşler adamı, hastanelik etmişler.
“Çerezleri hepimiz yedik, dayağı bir tek ben yedim” demiş arkadaş.
Yani işi şakaya vuruyor ama olacak iş değil!
Kim bilir gittikleri mekân nasıl bir yerdi? Bana kimse normal ve kaliteli bir yerde çereze bu kadar para yazıldığını ispat edemez.
Bence hesap düşürüldükten sonra arkadaş grubundan iki kişi uyandı mevzuya ve gitmek istedi.
Masada kalıp dayak yiyen de kaçanlara göre uyanık biri değilmiş.
Sonra da gözünü hastanede açmıştır.
Eee, arkadaşlarını da, gideceğin mekânı da, ağzından çıkan cümleleri de iyi seçeceksin bu dönemde.
Paylaş