Can Dündar ve Erdem Gül iddianamesi

Can Dündar ve Erdem Gül hakkında açıklanan iddianame, düşünce ve ifade özgürlüğü açısından, ciddi bir tehdit.

Haberin Devamı

1128 akademisyenin bildirisinin ardından yaşanan ev baskınlarını, işten atmaları da tabloya eklediğimizde, gelişmelerin endişe verici boyutlara ulaştığını görebiliyoruz.

 

Bir dönem AK Parti yöneticiliği ve milletvekilliği de yapan Profesör Osman Can'a, Can Dündar ve Erdem Gül hakkındaki iddianameyi sordum. Şunları söylüyor: "İlk soruşturma açıldığında bu soruşturmanın hukuki olmadığını ifade ettim. Tutuklamanın hiçbir hukuki tarafının bulunmadığı da bir gerçek. Kaçma şüphesi yok, delilleri yok etmeleri söz konusu değil. Hal böyleyken bir de bunların ardından ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istemek kabul edilir bir durum değil.

 

Ortada bir gerçek varsa, bu bir gazetecilik faaliyetidir. Tabii ki siyasi muhalefet amacı taşıdığı belli. O zaman bunun tartışmasını hukuki alanda değil siyasi alanda yaparsınız. Tekrar ediyorum, soruşturmayı gerektirecek bir olay sayılmaması gereken bir durumun, böylesine ağır bir iddianame noktasına dönüşmesini hukuken açıklamak mümkün değil."

 

Haberin Devamı

Görüşlerini önemsediğim hukukçu Osman Can’ın değerlendirmesi işte bu şekilde…

 

 

Devlet özgürlük ikilemi

 

Deneyimli bir sanık olarak, ülkemizdeki “yargıç/savcı zihniyeti”ni yakından tanıyan biriyim. Büyük bir çoğunluk, dünyaya, tamamen "devletin ali çıkarları" temelinde bakar. Hatta önemli bir kesim için, bireysel hak ve özgürlükler, ihmal edilebilir teferruatlardır. Bu “düşünce” sistemi, şöyle özetlenebilir: "Söz konusu devletse, özgürlük teferruattır."

 

Bu kafa yapısı, günümüz dünyasının gerçekliğini yakalayabilecek bir kafa yapısı değil.

 

İfade özgürlüğünün ve insan haklarının güvence altına alınması, öncelikle hükümetin sorumluluk alanında olan bir konudur… "Ne yapalım yargıçlar, savcılar böyle uygun görmüşler" denilebilecek bir noktada değiliz…

 

Haberin Devamı

Siyasi irade, son dönemde, psikolojiyi ne yönde etkiliyor?

 

Bir anda, ardı ardına suçlayıcı, tehdit edici açıklamalar sıralanıyor, bir iklim şekillen(diril)iyor... Savcılar, "harekete" geçiyorlar. Ancak şunu da hatırlayalım: Can ve Erdem tutuklandığında; Başbakan ve bazı bakanlar, "tutuksuz yargılanmalarını tercih ederiz" türünden bir açıklama yaptılar.

 

Yeni bir anayasa arayışının tartışıldığı koşullarda, iki muhalif gazeteciye yönelen ağır tablo, kabul edilir gibi değil. Böyle bir iklimde, “demokratik anayasa” söyleminin de ciddiye alınabilmesi zorlaşıyor.

 

 


İfade özgürlüğünün 2015 tablosu

 

BİA Medya Gözlem 2015 Raporu'na göre; tutuklu gazeteci sayısı bir önceki yıla göre, 22’den 31’e çıktı. Bu yıl 348 gazeteci işsiz kaldı.

 

Haberin Devamı

Cumhurbaşkanı Erdoğan’a hakaretten hapis/para cezası veya tazminata mahkum gazeteci sayısı 2014'e göre 10 kat arttı. 2015 yılında 19'u gazeteci ve 2'si karikatürist olmak üzere 28 kişiye, Recep Tayyip Erdoğan’a hakaretten toplam 21 yıl 6 ay 19 gün hapis cezası verildi.

 

2015 yılında, 6 yayın yasağı, 5 gizlilik kararı, 10 akreditasyon ayrımcılığı yaşandı; 118 site, 353 Twitter hesabı, 399 haber ve köşe yazısı, 21 TV kuruluşu ve 2 gazeteci sansürle karşılaştı.

 

 

Çözüm süreci tersine dönünce

 

Çözüm sürecinin yürürlükte olduğu dönemde, 2012 yılından itibaren tutuklu gazeteci sayısı azalıyordu. 2012’de 68 gazeteci ve 27 dağıtımcı hapisteyken, bu sayı 2013’te 59 gazeteci ve 23 gazete dağıtımcısına düşmüş, 2014'te radikal bir değişim yaşanmış ve tutuklu sayısı 22 gazeteci ve 10 dağıtımcıya düşmüştü.

Haberin Devamı



Çatışmalarla birlikte tutuklu sayısında yeniden artış başladı. 31 gazeteci ve 8 dağıtımcı 2015 yılında hapse girdi.

 

Tablo bu.

 

Değişim gerekiyor.

Yazarın Tüm Yazıları