Op. Dr. Hüseyin Ceyberi

Doğum yolculuğu

30 Kasım 2020
Bir bebeğin varoluş yolculuğu; anne adayının yumurtası ve baba adayının spermi birleştiği anda başlar. Artık anne rahminde oluşmaya başlayan bebekler zamanla dış dünyanın farkına varmaya başlar ve pek çok şeyi hissederler.

Varoluş yolculuğu başlayan bebeğin yegâne ihtiyacı, anne babası tarafından istenildiğini ve sevildiği hissetmektir. 

Anne adaylarının özellikle geçmişte gebelik kayıpları varsa; bebeği kaybetme endişesiyle ya da doğum korkusuyla yüzleşmesi rastlanan bir olgudur. Fakat unutulmamalıdır ki bebeklerin temel manevi ihtiyaçları stresten uzak, sevgi ve huzur dolu bir annedir. Doğum travmalarına yönelik kaygı verici düşünceler temizlenmediğinde hem gebelik hem doğum sürecinde ciddi problemlere neden olabilirler. Bu yüzden gebelikte egzersiz ve beslenme konularında yapılan hazırlıklar kadar önemli bir parametre de zihinsel hazırlıktır.

Peki, zihinsel olarak nasıl hazırlanacağız ve korkularımızdan nasıl kurtulacağız?

Unutulmaması gereken yegâne şey korkunun panzehrinin bilgi olduğudur. Dolayısıyla sorumuzun cevabı “doğum eğitimi”dir. Bu eğitimler hemen hemen her şehirde verilmektedir.

Eğitim ve zihinsel hazırlık yalnızca anne adayları için değildir. Baba adaylarının da bu sürece dahil olması çok önemlidir. Keza erkekler doğum hakkında oldukça sınırlı bilgiye sahip olduklarından ne yapacaklarını çoğu zaman bilememekte ve eşlerine doğru desteği sağlayamayarak daha çok stres yaşanmasına sebep olmaktadırlar. Böyle durumlarda çok heyecanlanan bir baba adayı doğumdan uzak duracak ya da kurtarıcı rolüne bürünecektir. Hâlbuki doğum anı gibi özel ve değerli bir sürecin huzurlu yaşanması çok önemlidir. Böyle bir günde yaşanan travmalar anne baba ve bebeğin ömür boyu bilinç kayıtlarında yer edecektir.

Kadınlar karınlarında bebekleri taşıyarak, 9 ay boyunca hormonal değişimler yaşayarak ve bebeklerin hareketlerini yaşayarak anne olurlar. Fakat babalık öğrenilmesi gereken bir durumdur. Doğum ve gebelik konularında donanmış, eğitimli babalar bu süreçten bir kahraman gibi çıkarlar.

Doğuma ilişkin eğitimlerde ebeveynlere öğretilen temel konu doğumuna “sahip çıkmak”tır. Anne ve baba adaylarının bebekle nasıl bağ kuracağını, hangi egzersizleri yapacağını, ilaç dışı rahatlatıcı (masajlar, efloraj, kokular, tütsü müzik ve su vb.) neler yaparak rahatlayabileceğini öğretmektir.

Eğitimlerde anne ve baba adaylarının geçmişten gelen travmaları varsa mutlaka bir doğum psikoloğuna yönlendirilmeli ve psikolojik anlamda iyi olma hali sağlanmalıdır.  Gelgelelim bizim toplumumuzda psikoloğa gitmeye karşı ciddi bir ön yargı ve isteksizlik söz konusudur. Psikolog ve psikiyatristlere başvurmak pek çok insan tarafından akıl sağlığının yerinde olmayışına delalet gibi algılanmaktadır. Oysa bu düşünce yapısı bütünüyle yanlıştır. Psikolojik yardım zihni rahatlatır, vücut ise peşinden gelecektir. Unutulmamalıdır ki doğal doğumun merkezinde anne, baba ve bebeğin sağlığı vardır. Bu süreçte hem fiziksel hem psikolojik anlamda aileye tam destek verilmelidir.

Yazının Devamını Oku

Doğumun yaklaştığı nasıl anlaşılır? Doğum odası nasıl olmalı?

24 Kasım 2020
Gebelikte her şey yolunda gidiyorsa, doğum 38-42. haftalar arasında gerçekleşir. Bebekle ilgili herhangi bir sorun olmadığında doğumun kendiliğinden başlaması beklenmelidir. Bu mekanizmanın nasıl işlediği tam olarak bilinemiyor olsa da bebekler dış dünyaya hazır olduklarında doğumu başlatırlar.

Peki doğumun yaklaştığı ve başlayacağı nasıl anlaşılır? 36. haftadan itibaren ortaya çıkan yalancı rahim kasılmaları gebeler için yanıltıcı olabilir. Bu kasılmaların özelliği düzensiz olmaları, hareketle, uyku ve yer değiştirmekle kendiliğinden geçmeleridir.

Doğumun yaklaştığını gösteren temel bulgular şunlardır;

- 37. haftadan itibaren bebeğin kafası çatıya girdiği için gebe daha rahat nefes alabilmeye başlar.

- Bağırsak hareketlerinde artış olur, büyük abdestte bir yumuşama gerçekleşir. Bu doğal bir lavmandır.

Yazının Devamını Oku

‘Doğal doğum’ nedir?

17 Kasım 2020
Son zamanlarda sıkça işittiğimiz kavramlardan bir tanesi de ‘doğal doğum’dur. Doğal doğum deyince ilk akla gelen sanki gebenin doğum sırasında yalnız, adeta kaderiyle baş başa bırakılacağı ve doğumun kendiliğinden gerçekleşeceği gibi bir intibadır. Oysaki doğal doğum böyle bir süreci ifade etmez. Doğal doğumda tam tersi sınırsız fiziksel ve ruhsal destek vardır. Doğal doğum bir doğum şeklinden ziyade bir doğum felsefesidir.

Doğal doğum, doğumun kendiliğinden başlaması ve mümkün olduğunca gebeye medikal bir işlem yapmadan fiziksel ve duygusal desteğin sağlanmasıdır. Anne karnındaki bebekler dış dünya ile tanışmaya hazır olduklarında annelerine sinyal göndererek doğumu başlatırlar. Bu mekanizmanın işleyiş şekli tam olarak belirlenebilmiş olmasa da bununla birlikte, doğumun başlamasına vesile olan oksitosin yani sevgi hormonu hem rahim kasılmalarını düzenler hem de annenin bebekle olan bağını güçlendirir. Fakat bu hormonun çok utangaç bir hormon olduğunu da belirtmemiz gerekir. Gebenin mahremiyetinin bozulması, gürültü, ışık vb. gibi anne adayının tedirgin hissetmesine yol açacak her olay bu hormonun salgılanmasını zorlaştırır. Bu sebeple doğum serüveni de sekteye uğrayabilir.

İnsan vücudunun hayranlık uyandırıcı mekanizmalarından biri de anne adayının zorlu kasılmalardan sonra dinlenmesini ve rahatlamasını sağlayan endorfin hormonudur. Bu hormon vücutta morfin benzeri bir etkiye sebep olmaktadır. Doğum sürecinde salgılanan endorfin hem ağrıları yatıştırır hem de bebekle kurulan duygusal bağı güçlendirir. Gereksiz müdahalelerden arındırılmış bir doğum sürecinde anne ve bebek bu hormonların etkisiyle adeta sevgi denizinde yıkanarak buluşurlar. Bu sürecin doğal akışını bozmamak ve doğumun bir sabır işi olduğunu göz ardı etmemek gerekir.

Bu güzel kavuşma yolculuğunun gizli kahramanları da elbette babalardır. Ancak baba adaylarının da anne adayları gibi pek çok korkuları vardır. Özellik doğum için iyi hazırlanmadan doğuma eşlik ettiklerinde ne yapacaklarını bilemedikleri için bir kurtarıcı rolüne bürünürler. Doğum sırasındaki normal olaylar onlar için huzursuz edici, endişe verici olaylar silsilesine dönüşebilir. Bu sebeple baba adaylarının da doğum öncesi doğal doğum eğitimi almaları önemlidir. Böylelikle baba adayları da hem gebelik sürecinde hem de doğumda eşlerine ve bebeklerine nasıl destek olacaklarını iyi öğrenmiş olurlar ve doğumdan bir kahraman gibi çıkarlar.

Doğum anında gereksiz müdahaleleri azaltmak doğum sürecini kolaylaştırmakta ve süreyi de kısaltmaktadır. Burada önemli parametrelerden biri de düzgün uygulanacak nefes teknikleridir. Karın nefesi, tam nefes ve bebeğin başının çıktığı andaki nefes uygulamaları bebeğe yeterli oksijen gitmesini sağlar. Nefes teknikleri ayrıca annenin zihninin meşgul olmasını sağladığı için de doğumun kolay geçmesine yardımcı olmaktadır.

Doğumun hem psikolojik hem fizyolojik olarak ne kadar yorucu bir olay olduğunu göz ardı etmemek gerekir. Adeta bir spor müsabakasına hazırlanan profesyonel bir sporcu gibi yeterli fiziksel ve zihinsel hazırlığın yapılması doğumu rahat kılacaktır. Bu profesyonellik zaten annenin içinde var ve eğitimler sayesinde bu gücünün farkına varmak en önemli faktördür. Her şeye rağmen anne adayı bir noktada yorulup pes edebilir, ter içinde yapamayacağını ifade edebilir. Bu durum elbette normaldir. Böyle anlarda anne adayına destek olunması, güvende olduğunun hissettirilmesi çok önemlidir.

Doğum sırasında anne adayı ile çok fazla diyaloğa girmeden yanında olduğunu hissettirmek uygun olur. Doğumun loş bir ışıkta olması anne adayını ve bebeğini rahatlatır. Projektör ışığına maruz kalmayan bebekler doğumdan sonra gözlerini açabilirler. Bu bebeklerin doğuma müteakiben annelerinin kucağında kurdukları ilk göz teması çok özel bir andır. Doğum sonrası bu göz temasının yanında anne ve bebeği arasında ten tene temasın gerçekleşmesi ikisinin de biricik ihtiyacıdır. Bu safhada göbek kordonunun geç kesilmesi, kordondaki kanın ve kök hücrelerin asıl sahibine yani bebeğe geçmesine imkân sağlamış olur. Böylece yenidoğanın dünyaya adapte olma süreci başlamış olur.

Unutulmaması gereken bir husus da şudur ki; doğum süreci anne, baba ve bebek için önemli bir ‘kayıt’ sürecidir. Bu süreçte yaşananlar ömür boyu aileyi derinden etkilemektedir.

Yazının Devamını Oku