GeriOnur BAŞTÜRK ‘Yeni normal’in ilk Altın Kelebek gecesine az kaldı
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

‘Yeni normal’in ilk Altın Kelebek gecesine az kaldı

46’ıncı yılına giren Altın Kelebek sadece bir ödül töreni değil.

Aynı zamanda şov dünyasının resmi geçit alanı.
Dizi oyuncularından müzisyenlere, televizyonculardan YouTuber’lara, bu işe yıllarını vermiş duayenlerden şov dünyasına yeni giriş yapmışlara kadar neredeyse herkesin yer aldığı, dahası yer almak istediği bir platform Pantene Altın Kelebek.
Bu yıl ödül töreni iki kez ertelendi biliyorsunuz.
Önce acı şehit haberleri, ardından pandemi dolayısıyla.
Ve şimdi 5 Temmuz gecesi bir ilk yaşanacak.
46 yıllık törenin tarihinde ilk kez kazananlara ödülleri evlerinde, ofislerinde teslim edilecek.
Bu esnada çekilen videolar ve sürpriz performanslar ise 5 Temmuz gecesi Kanal D’den izlenebilecek.
Kısacası bu yazın en ışıltılı gecelerinden biri yaşanacak, hazır olun.

‘Çok güçlü bir yaz geçireceğimize inanıyorum’

Pantene’in marka elçisi Demet Özdemir de yeni konseptiyle güçlü bir geri dönüşe hazırlanan Pantene Altın Kelebek Ödül Töreni için heyecanlı. Şöyle diyor:
“Köklü geleneğiyle ülkemiz için önemli bir değer Pantene Altın Kelebek.
Bu yıl salgın nedeniyle alışılmışın dışında bir konseptle hazırlanıyor.
Çok heyecanlıyız, harika sürprizler olacak o gece.
Aynı zamanda bu ödül gecesi hepimiz için bir motivasyon kaynağı olacak.
İçimizdeki güce sarılacağımız, gün ne getirirse getirsin sen yaparsın diyeceğimiz bir gece olacak.
Bu inançla çok güçlü bir yaz geçireceğimize inanıyorum.”

Platformun öğrendiği tek şey

Cem Yılmaz’ın filmi Netflix’te gösterime girmiş.
Yılmaz, platformun sosyal medyasından filmin duyurulmamasına sitem etmiş.
Platform da bunun üzerine esprili bir duyuru yapmış.
Yılmaz bu kez de, “Buranın üçüncü dünya ülkesi olmadığını elbet öğreneceksin” diye garip bir sitem tweet’i daha atmış.
Platformun öğrendiği tek bir şey var bence: Buranın hayli alıngan, her şeyi kafayı takan ünlülere sahip olduğu...

Yazlık ‘yeni normal’ler

◊ Bazı plajlara girerken ateşinizi alından değil, bilekten ölçüyorlar.
“Hava sıcak olduğu için alından ölçüm doğru çıkmayabiliyor” diyerek...
◊ Plajların işi zor. Şu açıdan: Herkes “sosyal mesafe ajanı” olmuş durumda.
Kimin kiminle sosyal mesafesi yok diye kontrol ediyorlar.
Oysa sosyal mesafe ajanlığına soyunan da arkadaşlarıyla dip dibe oturuyor.
Zaten anlaşılmayan şey şu: Herkes güvendiği arkadaşlarıyla kendi köşesinde sosyal mesafesiz oturuyor.
◊ Plajlarda çalışanların işi daha da zor. Çünkü maskeyle servis yapıyorlar.
Şu ana kadar Alaçatı civarında gittiğim tüm plajlarda öyleydi. Maskesiz çalışan görmedim.
O sıcakta tüm gün maskeyle çalışmak sabır işi. Buna rağmen isyan edeni, şikayetçi olanı hiç görmedim.
◊ Şu doğru: Şehirde kurallara sıkı sıkıya uyuluyorsa yazlık yerde gevşemeler başlıyor. En basit örnek: Uzun süredir birbirini görmeyenler şehirde uzaktan selamlaşıyorsa, yazlık yerde hemen sarılıp öpüşüyor. Hiç istemediğim halde ben de bu sarılıp kucaklaşmalara maruz kaldım.

Bir tuhaf plaj hikâyesi

Önceki gün bir Çeşme plajındayız.
Arkadaşlarım cayır cayır güneşleniyor, ben gölgedeyim, sakin ve huzurlu bir gün.
Derken hemen iki adım ötemizde bir şırıltı duyuluyor.
Bir çocuğun işeme sesi.
Doğal olarak herkes ayaklanıyor, söyleniyor.
O sırada çocuğun annesi gelip gayet rahat ve özgüvenli bir edayla esas bombayı patlatıyor, “Ben söylemiştim, buraya işeyebilirsin” diye.
Anne tüm plajı doğal işeme alanı ilan etmiş, çocuk ne yapsın?

 

X

Ah June, yaktın bizi!

Artık bu sezonla beraber tamamen biter diyordum, yine bitmedi. Her şeye rağmen sezon finali iyi bitti, hem de çok çok iyi!



The Handmaid’s Tale’den bahsediyorum.
Dördüncü sezonun final bölümünü özellikle kadın seyircilerin mutlaka izlemesi lazım.
Çünkü birçok açıdan düşündürücü noktalar var. En önemlisi de şu nokta:
“Adalet, en medeni saydığınız yerde bile gerçekleşmiyorsa o zaman ne yapmalı, her şeyi unutmalı mı?”
Dizinin karakteri June da kararsız kalıyor. Ama unutamıyor.

Yazının Devamını Oku

Aşılı mısın aşısız mı

Kişisel gündemlerimizde aşı var. Herkes birbirine şu soruları soruyor:“Sana çıktı mı?Oldun mu?İlk doz mu?Peki hangisini yaptırdın?”

Sinovac’çılarla BionTech’çilerin polemiği ayrı bir durum.
Bir tanıdığım yurtdışında önce Sinovac oldu, sonra “Avrupa bunu kabul ediyor” diye geldi burada BionTech.
Barda kokteyl dener gibi yuvarlıyor aşıları yani...
Aşı olmak istemediğini söyleyenlerle ise başka bir muhabbet gelişiyor.
Kendi kişisel gerekçesini açıklayanlar, bir doktor yakınının söylediğinden yola çıkarak neden olmak istemediğini söyleyenler, “Biraz zaman geçsin üzerinden, belki olurum ileride” diye olaya daha yumuşak bakan kararsızlar, “Bunca zaman hasta olmadım, niye aşı olayım ki?” düşüncesini daha sert savunanlar...
Durum ortaya karışık yani.
Bir yandan herkes kendine göre haklı. İlk kez başımıza böyle bir şey geliyor.

Yazının Devamını Oku

Ankara’daki ‘yeraltı mutfağı’nın şahane serüveni

Ben çok geç öğrendim, ama Ankaralı yeme-içme tutkunlarının yıllardır yakından bildiği gizli gastronomi oluşumlarından biri The Rabbit Hole.


Olay şu: Yemek yapmayı çok seven ve bu konuda kendi kendini yetiştirmiş Mehmet Ali Börtücene, önce evinde yemek yaparak insanları ağırlamaya başlıyor.
Yıl 2014.
Bir süre sonra yanına Le Cordon Bleu’da şeflik eğitimi almış beslenme uzmanı Başak Turan da katılıyor.
İkili güçlerini “The Rabbit Hole” adı altında birleştirince inanılmaz bir süreç yaşanıyor.
Yemekleri tadanlar kulaktan kulağa onlardan bahsediyor ve böylece Mehmet Ali’nin evinde haftanın üç-dört gecesi, en fazla 10 insan, yemek masasının etrafında toplanıp The Rabbit Hole’ün gastronomik mucizelerine tanık oluyor.
İlgi büyüyünce Mehmet Ali ve Başak rezervasyonlar için bir web sitesi açıyor.

Yazının Devamını Oku

Güneydeki yeni içerik çabası: Sanat

Bir dönem popüler mekanlarda ufak çaplı sergiler yapılırdı.

Tahminen Lucca’nın başlattığı bu süreç diğer mekanlara da hızla yayılmış, özellikle genç sanatçılar için yeni bir platform oluşmuştu.

Kuşkusuz sanat eserini mekana koymak mekana ayrı bir hava katıyordu.

Artı bir değer haline gelmişti.

Sonuçta bu anlaşılabilir bir içerik çabasıydı.

Bir mekan müşterisine iyi yemek, iyi servis, iyi müzik dışında başka ne sunabilirdi?

Hatırlayın, bir ara en geçerli formül yurtdışından konuk şef getirmekti.

Öyle ki, neredeyse her hafta bir başka restorana yabancı konuk şef geliyordu.

Bir süre sonra o da kanıksandı.

Yazının Devamını Oku

Avlunun ortasına konulan mini orman

Londra Tasarım Bienali’nin en dikkat çeken işlerinden biri tasarımcı Es Devlin’in Somerset House’un avlusuna kondurduğu, 27 Haziran’a kadar görülebilecek geçici mini orman!

“Forest for Change” adı verilen bu orman yerleştirmesi için Kuzey Avrupa’ya özgü 23 farklı türden 400 ağaç getirilmiş.

Ama hayır, ağaçlar tarihi avlunun taşları sökülerek toprağa ekilmiş değil.

Hepsi saksılarda. Özel bir düzenlemeyle sanki hepsi avluya ekilmiş gibi duruyor.

Kısacası yapılmak istenen aslında bir orman yanılsaması.

Peki bu geçici proje ormanın amacı ne?

Şöyle diyor Devlin:

“Bu yılki bienali değerlendirirken yapmak istediğimiz ilk şey, bir ormanın tüm avluyu ele geçirmesine izin vererek,

Yazının Devamını Oku

Sevgilimin burcunu, mesleğini biliyorum ama yaşını merak etmedim

Seyahat yazarı ve dijital içerik üreticisi Bahar Akıncı yıllar önce Madrid’de bir kursa gidiyor.


Son gün yapılan veda partisinde, Bahar’ın kursun başından beri bayıldığı çift de orada. Bahar’ın tabiriyle, “kadın 35’lerinde, çocuk da muhtemelen 20’lerinin sonlarında”.
Bir ara erkek tarafına şöyle diyor Bahar: “Çok yakışıyorsunuz, sevgilin kaç yaşında?”
Adam şaşırarak Bahar’a şu yanıtı veriyor: “Bilmem. İsmini, yaşadığı yeri, burcunu, mesleğini biliyorum. Ama yaşını hiç merak etmedim.”
Bu anısını instagram profilinde anlattı Bahar.
Sonrasını şöyle bitirerek:
“Tokat gibi yapıştı cevap yüzüne. Oysa benim ülkemde bir erkekle tanışmak için üç cümle vardı: Merhaba, adın ne, kaçlısın?

Yazının Devamını Oku

Bu başka türlü bir yalnızlık

Son zamanlarda en çok duyduğum şey bu:“Kendimi yalnız hissediyorum.”



Burada bahsedilen yalnızlık, eş-dost-sevgili yoksunluğundan dolayı hissedilen bir yalnızlık değil.
Başka türlü bir yalnızlık.
O yüzden, Ezgi Mola’ya açılan ve herkesi isyan ettiren o davadan dolayı ilk paylaşılan cümlelerden biri bu oldu:
“Ezgi Mola yalnız değildir”.
Ezgi’ye destek verenlerin neredeyse hepsi bu cümleyi kullandı, en son da Beren Saat.

Yazının Devamını Oku

Contemporary İstanbul notları

Contemporary İstanbul’un (CI) ilk ön izleme gününde durum şuydu:Bir buçuk yıl her şeyin dijital versiyonuna maruz kaldıktan sonra fiziksel bir sanat fuarında bulunmayı özlemişiz, ama sosyalleşmeyi de!



Dolayısıyla fuardaki eserler kadar insanların birbiriyle sosyalleşmesini izlemek de büyük resmin bir parçasıydı, kaçırılmayacak bir andı.
Peki Akbank ana sponsorluğunda yapılan fuar nasıldı?
Elbette galeri sayısı önceki CI’lara göre daha az olduğu için (toplamda 26) tüm fuarı hızlıca gezip bitirebiliyordunuz.
Yoğunluk üst kattaydı.
Alt katta sadece dijital işlerin sergilendiği Plugin vardı.

Yazının Devamını Oku

Popüler isimler daha çok ses çıkarsaydı...

Normalleşmenin ikinci adımı açıklandı ama eğlence sektörü bir aylığına yine unutuldu.

Temmuz ve ağustosta da ne olacakları belli değil.
Birçok müzisyen tepkilerini, daha fazla dayanamayacaklarını dile getirmeye çalıştı.
Ama böyle durumlarda -doğal olarak- sektördeki popüler isimlerin tepki vermesi daha çok isteniyor. Benim gördüğüm kadarıyla Gülben Ergen, Gülşen ve Nükhet Duru, Murat Boz dışında sesini çıkaran popüler isim pek olmadı.
Oysa toplu bir şekilde ortaya çıkılsa belki kararın tekrar gözden geçirilmesine yol açılabilirdi. Bu arada bazı otellerde görüyoruz.
Gayet canlı müzik yapıyorlar. Mesela geçtiğimiz günlerde Melek Mosso, Dalaman Sarıgerme’deki lüks bir otelde sahne alıyordu.
Instagram’da gördüm.
Otelde serbest ama başka mekanlarda müziğin serbest olmayışı haliyle hoş değil.

Yazının Devamını Oku

Bu yazın sürprizi: Bikini Beach

Şehirdeki ilk sosyal hayat hareketi Taner Ceylan’ın düzenlediği Olimpos Sergileri’yle geldi diye yazmıştım.Bu hafta Contemporary İstanbul ile o hareket daha da artacak.

Yarın ve çarşamba günü ön izlemeyle açılacak sanat fuarı, perşembeden pazara kadar herkese açık olacak.
Sonraki günlerde ise şehri yine yeni hareketler bekliyor.
Onlardan biri de Bebeköy’deki Backyard’ın baştan aşağı değişerek The Yard olarak ortaya çıkması olacak.
The Yard’ın en önemli yeniliği Bikini Beach adıyla açılacak olan havuzu.
Tasarım olarak 70’lerdeki St Tropez’den ilham alan Bikini Beach’in tipik bir havuz olması elbette planlanmıyor.
Daha çok gün boyu ve akşamüstü vakit geçirilecek bir mekan olarak tasarlanıyor Bikini Beach.
The Yard’ın içine konuşlanan restoran ise Aman da Bravo.

Yazının Devamını Oku

Drone’la tohum topu atışı yapıyorlar

Takside gidiyorum. Beşiktaş’tan geçiyoruz.


70 küsur yaşlarında olduğunu tahmin ettiğim taksici, “Kesmişler abi ya” dedi aniden.
“Neyi?” diye sordum, “Ağacı” dedi.
Tam Barbaros’a çıkarken yolun ortasında duran bir çınar ağacı vardı.
Ondan bahsediyor. Ağaç komple sökülmüş.
Ben de sonradan anımsadım ağacı.
Orada demir bir destekle duruyordu.

Yazının Devamını Oku

Şehirde ilk hareket: Tarihi mekandaki o sergi

Şehir nihayet hareketleniyor mu?Galiba öyle!


Sıkıcı paket servis hayatlara yavaş yavaş renk gelecek gibi.
Mekanların haftaya açılacağına dair henüz resmi açıklama yok. Zaten gündem gümbürtüsünden unutuldu gibi sanki. Ama sektör beklemede, hazırlıklarını yaptı.
Her zamanki gibi her şey son dakika açıklanacak.
Mekanların açılmasından önce ilk hareketlenme sergilerle geldi.
En çok beklenen sergi de Taner Ceylan’ın Olimpos’taki zeytinliğinden elde ettiği gelirle düzenlediği ve küratörlüğünü üstlendiği “Olimpos Sergileri-2”ydi. Karaköy’deki tarihi Zülfaris Sinagogu’nu mekan olarak seçen sergiyi dün gezdim. Ama gezmeden önce Karaköy ve Galata arasında kayboldum!
Tarihi mekanı Google konumundan bir türlü bulamadığım için...

Yazının Devamını Oku

Villa Maça Kızı şimdiden o radara girdi

Yıllardır hep konuşulur ya da böyle tanımlamak havalı bulunur, “Bodrum yerli St Tropez olacak” diye.



Sanırım o üst segment jet seviyeye bu yaz itibarıyla Cennet Koyu’ndaki Villa Maça Kızı sayesinde gelinecek.
Aslında Villa Maça Kızı’nın olduğu bina yıllarca (80’lerden 2000’lerin ortasına dek) mütevazı bir aile işletmesi olan Atami Otel’di.
2015’te Capri Adası’ndaki Il Riccio’nun Bodrum’a transfer olmasıyla burası baştan aşağı kimlik ve tarz değiştirerek küçük bir Capri’ye dönüşmüştü.
O hali de güzeldi, Bodrum için farklı bir deneyimdi.
Ama Türkiye’ye gelen yabancı marka işletmeler nedense sürdürülebilir olmaz.

Yazının Devamını Oku

Orada bir Eurovision var uzakta

Valla Eurovision’da benim favorim İzlanda ve Almanya’ydı.

Öyle tatlı delilikte, kimseleri takmayan bir koreograf ve şarkıyla çıkmışlardı ki hayran kaldım.

Eurovision biraz da bu demek.

Işıltısından geçilmeyen kostümler, ‘kitsch’ sınırlarını zorlayan abartılı şovlar.

Tam bir taşma, coşma, kendini gerçekleştirme hali.

Avrupa’da herhangi bir kulüpteki şovlarda olduğu gibi.

Cumartesi gecesi de öyleydi.

Eurovision’u YouTube’dan bir izlemeye başladım, bırakamadım.

Ülkeler her yıl olduğu gibi

Yazının Devamını Oku

Keşke oynamasaydı

Haluk Levent, keşke herhangi başka bir markanın reklamında oynasaydı da kripto para borsası reklamında oynamasıydı.


Hani çorba reklamı da olurdu, sucuk reklamı da...
Belki o da Thodex skandalını gördükten sonra “Tüh” demiştir, pişman olmuştur, bilemiyorum. Tamam, her kripto borsa aynı kaderi paylaşacak diye bir şey yok.
Ama kripto borsasında yaşanan onca olaydan sonra “güven”i temsil eden bir ünlünün kalkıp reklamda oynadığını görünce ister istemez hayal kırıklığına uğruyorsun.

Çeşme’de hiçbir şey olmuyor mu?

Bodrum bu yaz ultra hareketli, peki ya Çeşme?
Bodrum’a kıyasla hareket bereket az, herkes daha temkinli ilerliyor. En yeni ve iddialı mekanlardan biri Cherie olacak.

Yazının Devamını Oku

Zeynodisco ve o eski Gizli Kalsın geceleri

Zeynep Bastık’ı Gizli Kalsın’da dinleyip keşfedenlerdenim. O zamanlar, herhalde 2016 filan, ne Zeynep’in YouTube’daki ‘cover’ performansları vardı ne de ortamlarda korona.



Mekanlarda sabaha kadar eğlence sürüyordu.
Tabii kısıtlama yok, yasak yok.
Gizli Kalsın’ın eğlencesi de 24.00’ten sonra başlıyordu.
İşte Zeynep’i dinlemeye saatler 01.00’i gösterdiğinde giderdik.
Ya da o dönemlerdeki deyişimizle gecenin sonunda oraya ‘düşerdik’.

Yazının Devamını Oku

Bodrum’da bu kadar çok mekan iş yapar mı

Bodrum’da herkesin merak ettiği soru bu.


Gerçekten de daha önceki sezonlarda böyle bir şey olmamıştı.
Bu kadar çok İstanbullu popüler mekan aynı anda Bodrum’a gelip yazlık proje yapmamıştı.
Lucca, Paper Moon, Must, Sunset Sushi, Blue Topaz, Kun, Inari, Wu...
Ayrıca halihazırda olanlar var. Maça Kızı, Loft Elia, Frankie Beach Club gibi.
Bodrumlu yeni markalar var: Geçen yazdan Dereköy, bu yaz Naru ve The Swim Club gibi.
Urla’dan transfer olan da var: Şef Osman Sezener’in Kitchen’ı gibi.

Yazının Devamını Oku

Açılış tarihi bekleyen bir koca sektör

Yeme-içme sektöründe büyük hayal kırıklığı var.

Nasıl olmasın ki?
Tüm duyumlar mekanların açılacağı yönündeydi.
Belli bir saate kadar en azından açık alanlara izin
verilecekti. Beklenti buydu.
Hatta geçen hafta sonu ona göre malzeme alımı yapanlar vardı.
Ama beklenen olmadı.
Şimdi 1 Haziran tarihi bekleniyor ama o tarih için de sektör biraz umutsuz.

Yazının Devamını Oku

Ne dersiniz aşkolar?

Bahar Candan haklı, o olmasaydı Türkiye çok sıkıcı bir yer olurdu.

Böyle demiş Armağan Çağlayan’ın YouTube kanalında.

Yerden göğe ve hatta Mars’a kadar haklı.

Aslında Bahar Candan kategorisindeki insanlara her daim ihtiyacımız var.

Çünkü “Ne saçmalamış” diye onları izleyip eğlenmeyi seviyoruz.

Onları izledikçe de kendimizi daha çok seviyoruz, “İyi ki böyle değilim, iyi ki normalim” diye.

Medya ve özellikle yarışma programları da bu yönümüzü bildiği için her dönem yeni Bahar Candanlar buluyor, yaratıyor ya da onların yolunu açıyor.

Bulunan kişinin adı bazen Ajdar oluyor bazen Bahar Candan.

Yazının Devamını Oku