Somer Şef’le finali konuştuk: “Serhat teknikte, Barbaros lezzette üstün”

MasterChef bu gece final yapıyor. Programın jüri şeflerinden Somer Sivrioğlu’nu final öncesi Alaçatı’da yakaladım ve hem bu geceyle hem de kendisiyle ilgili merak ettiklerimi sordum.

Somer Şef’le  finali konuştuk: “Serhat teknikte, Barbaros lezzette üstün”
MasterChef neden bu kadar çok izlendi?

- Öncelikle programın arkasında çok iyi bir ekip var. İkincisi de herkesin kendini bulabileceği, ortak bir paydadır yemek. Elbette pandeminin de çok izlenmede etkisi var. Mesela geçen yıla göre bu yıl başvuran da çok fazlaydı. Düşünsene, 100 bine yakın başvuru vardı!

Bu gece final var. Serhat ve Barbaros kapışacak. Favorini söyleyecek misin?

- Tabii ki hayır! (gülüyor). Ama ikisi de birbirine çok yakın, başa baş giriyorlar finale.

İkisi de yarışmayı domine eden karakterler. Serhat daha modern şef havasında. Teknikleri açısından. Yurtdışında eğitim görmüş. Barbaros ise iyi restoranlarda çalışmış, kendini geliştirmiş bir şef. Şöyle diyebilirim: Biri teknikte (Serhat) diğeri lezzette (Barbaros) üstün.

O zaman ya teknik ya da lezzet kazanacak diyebilir miyiz?

- Bu geceki performanslarına, yapacakları tabaklara bağlı. Özellikle de son tabak. Çünkü kendilerini anlatan imza yemeklerini yapacaklar canlı yayında.

İMZA YEMEĞİM, KİLİS PIE

İmza yemek demişken, seni anlatan imza yemek hangisi?

- Eskiden olsa kadayıflı karides derdim. 14 yıl önce yaptığım bir yemekti ve biraz da üzerime yapıştı. Şimdilerde beni anlatan imza yemek “Kilis Pie”.

Türk mutfağıyla yabancı mutfakların lezzetlerini birleştirdiğim tabakları seviyorum.

Kilis Pie da onlardan biri. 

Klasik Kilis tavayla İngiliz mutfağındaki Shepherd’s Pie’ın bir karışımı.

İki ülkede yaşıyor olmanın getirdiği bir sonuç galiba bu Kilis Pie. Ne dersin?

- Evet, bir bakıma öyle. Ama genel olarak mutfakları melezlemeyi seviyorum. Mesela Asya ülkelerinde çok fazla çalıştığım ve dolaştığım için Asya lezzetleriyle Türk mutfağını karıştırmak da hoşuma gidiyor. 

DÖNERİ PAZARLAMAK İSTİYORUM

Peki Türkiye’ye geldiğinde “Her zaman yerim” dediğin yemek hangisi?

- Döner! İyi bir döner için gitmeyeceğim lokanta yok. Sırf bu döner tutkum nedeniyle yurtdışında dönerin yeni nesil pazarlaması üzerine bir şey yapmak istiyorum.

Şahaneymiş. Peki biz Türk mutfağını neden bir Peru ya da Tayland mutfağı gibi popüler kılamıyoruz dünyada?

- Çünkü ciddi pazarlama sorunlarımız var. Genel olarak Türk mutfağı bürokratik kanallardan pazarlanmaya çalışılıyor. Oysa yurtdışında çalışan çok iyi Türk şefler var. Tanıtım onlar üzerinden yapılmalı. Onlara destek olunmalı. İlla maddi destekten bahsetmiyorum, manevi destek de çok önemli.

HER AN SÜRPRİZ YAPABİLİRİM

Türkiye’de restoran açacak mısın?

- Evet, teklifler var. Her an bir sürpriz yapabilirim.

Finalden sonra Sidney’e mi dönüyorsun?

- Evet, hem restoranlarımdaki işler hem de çocuklarımı görmek için gideceğim. Ama mayıs gibi yeni MasterChef için geri döneceğim.

Programdaki partnerlerini üç kelimeyle özetlesen. Önce Danilo...

- Enerjik, her daim pozitif düşünceli ve tabii eğlenceli.

Mehmet Şef?

- Disiplinli, dürüst ve yardımsever.

Kendinle ilgili en beğendiğin ve beğenmediğin özelliğin nedir?

- En beğenmediğim özelliğim çok sabırsız olmam! En beğendiğim özelliğim ise yaratıcı olmam.

MasterChef Junior da başladı. Nasıl geçiyor çekimler? Çocuklar nasıl?

- Ortamımız hayli gürültülü (gülüyor). Özellikle Mehmet Şef’i çocukları disiplinli olmaya davet ederken görmek çok eğlenceli oluyor.

Somer Şef’le  finali konuştuk: “Serhat teknikte, Barbaros lezzette üstün”

YANLIŞ BEKLENTİLERE KAPILMASINLAR

Aşçılık son dönemin yükselen mesleklerinden oldu. MasterChef de bu ilgiyi daha çok parlattı. Aşçılar popstar gibi artık. Ne dersin?

- Doğru, ama bu işe girmek isteyen gençlerin yanlış beklentilere kapılmaması lazım.

Çünkü bu aynı zamanda çok zahmetli bir iş. İnsanlar eğlenirken sen mutfakta, çok sıcak bir ortamda, uzun saatler ayakta çalışmak zorunda kalıyorsun. Ünlü olmak ve sadece TV’ye çıkmak için şef olmayı düşünmek, iyi araba kullandığı için Formula 1’de yarışacağını düşünmek gibi anlamsız bir hayal. Yemek yapmanın içinde bitmeyen bir tutku olması lazım. Ben başka bir iş yapamam mesela.

Diğer taraftan da aşçılık dünyadaki en geçerli mesleklerden biri. Dilini dahi bilmeden bir ülkeye gidip oranın mutfağında çalışabilirsin. 

Sen hangi ülkeye gidip oranın restoranlarında çalışmak isterdin?

- Japonya! Eğer bir yıllık bir boş vaktim olsaydı, hiç düşünmeden Japonya’ya gidip sıfırdan oranın mutfağının inceliklerini öğrenirdim. Çünkü Japon mutfağında bir ahilik geleneği var. Ürüne, ustaya saygı çok güzel ve anlamlı.

 

 

X

Aleyna’nın global açılımı nasıl olmuş?

Warner Music Turkey, Aleyna Tilki’nin bugün yayınlanacak ilk uluslararası teklisi “Retrograde”in videosunu 2 gün önce bana izletti. O zaman video ve şarkıya dair taze taze yorumlarıma buyurun...

1. Alice’in beyaz tavşanı izleyip tuhaflıklarla dolu bir diyarın ortasına düşmesi gibi, Aleyna kariyerinin başından beri onu yalnız bırakmayan dev pembe ayısından yine vazgeçmemiş. Klip onunla açılıyor! Ama bu son galiba. Dev ayı videonun sonunda yok oluyor.

Mecazi sonuç: Aleyna global sulara açıldı ve artık bu diyarda tamamen kendi kanatlarıyla (kılavuz ayısız) uçacak diyebiliriz.

2.Şarkıyı sevdim. “Buralardan” değil, dibine kadar “oralardan” bir şarkı.

Şarkının matematiği, ritmi, ruhu, huyu, suyu Amerika ve İngiltere pazarına göre.

O pazarlar düşünülerek yapılmış, üretilmiş. Tek dezavantajı şu olabilir:

Bu tür şarkılardan oralarda çok var. Tutması, dolaşıma girmesi Aleyna’nın ışığına bağlı...

3. Şarkının sözlerinde Dua Lipa’nın da imzası var. Onun detayı ise aşağıda, bir sonraki yazıda...

Yazının Devamını Oku

Kenan Doğulu ve Teoman’ın yorumlarını mı beğenmedi?

Nükhet Duru’nun “Hikâyesi Var” albümünün hazırlanma sürecini anlatan “Duru Olmak” belgeselini izlerken ekranda aniden şöyle bir ibare beliriyor:

“Bu şarkının bestecisinin kayıtlar sona erdikten sonra iznini geri çekmesi sonucu, bu sahnede ses kullanıla-mamaktadır”.

Bahsedilen şarkı, “Ben Sana Vurgunum”.

Bahsedilen besteci, Ali Kocatepe.

Belgeselde zaten o kayıt anlarını “sessiz” izliyorsunuz.

Teoman ve Nükhet Duru albüm için stüdyoya girip “Ben Sana Vurgunum”u söylemeye başlıyor, sonrası yok. Şarkıyı duyamıyorsunuz.

Meğer sadece bu kadarla kalmamış.

Meşhur

Yazının Devamını Oku

Berkcan ve Reynmen’lerin tek arzusu

YouTube’un içerik üreten ilk ünlü genç kuşağı yazılı ve görsel medyaya hep mesafeli oldu.

Reynmen mesela, 2019 yılında Ayşe Arman’a “abla” diyerek hitap ettiği röportajda şöyle diyordu:

“Medya, beni kendi kodlarıyla konumlandırmak istiyor...

Benim niyetim, kendi patronum olmak ve sosyal medyada eğlendiğim işi yapmak.”

Aynı içerik kuşağının bir başka popüler üyesi Berkcan Güven de bu mesafeden bahsetmiş.

Hakan Gence’yle yaptığı hafta sonu röportajından aktarayım:

“Tanımadığım birine röportaj vermek istemiyorum.

Bana bir şey katacağını düşünmüyorum.

Ama tek görünmek istemediğim yer var, o da televizyon.

Yazının Devamını Oku

Seyahat için aşı pasaportu gerçek oluyor

1 yıl önce, yani pandeminin ilk ayak sesleri duyulduğunda yapılan seyahat öngörüleri bir bir gerçeğe dönüşüyor.

Daha o zamanlar “gelecekte aşı pasaportuyla gezilecek” diye varsayımlarda bulunuluyordu.
O varsayımlar ete kemiğe bürünmeye başladı bile.
Amerika, koronavirüs aşı sertifikalarının dijital versiyonlarını üretme konusunu değerlendiriyor.
Danimarka, önümüzdeki 3 ay içinde vatandaşların aşı olduklarını göstermelerine izin veren bir dijital pasaport çıkaracağını söyledi.
Aşı pasaportu öneren sadece hükümetler değil.
Kâr amacı gütmeyen İsviçreli Commons Proje Vakfı, CommonPass adlı dijital bir sağlık pasaportunu test ediyor. Bu pasaporttaki QR kodunu göstererek sınırlardan geçiş yapılabilmesi için...
Etihad Havayolları ve Emirates ise aşı ya da test olunduğunu gösteren, Uluslararası Hava Taşımacılığı Birliği (IATA) tarafından geliştirilmiş dijital seyahat kartını kullanmaya başlayacağını açıkladı.

Yazının Devamını Oku

Yeter ki orada bir şey açık kalsın…

Son bir haftadır eski tarihli bir diziye, “Outlander”ın batağına saplanmış durumdayım.

Çünkü her sezonu en 13-14 bölüm. Ayrıca dizi beş sezon.

Yetmedi, altıncısı da şu sıra başlıyormuş.

Neden “Outlander”a takılıp kaldım?

İzleyecek dizi bulamamaktan. Ya da her şeyi izleyip bitirmiş gibi hissetmekten...

Bir yandan Outlander her tadı barındıran bir yapım.

Restoranların “dünya mutfağı” dedikleri türden.

Kurul kanepeye, hem başka bir dünyaya ışınlan (18. yüzyıl İskoçyası) hem de birbirine fazlasıyla aşık iki karakterin bitmeyen maceralarıyla savrul dur.

Oysa dizi izleme potansiyelimin sonuna geldiğimi, artık çok sıkıldığımı filan düşünüyordum.

Yazının Devamını Oku

Daha bunun ‘Diletta Türkiye’de’ kısmı var

Türk magazin alemi yatıp kalkıp Can Yaman’a şükretmeli.

Çünkü ne varsa yine onda var.
İtalya’da olduğu halde buralardaki magazin kuraklığının yeşermesine sürekli katkıda bulunuyor.
Hatta öyle ki, hızına yetişmek mümkün olmuyor.
Daha dün spor spikeri Diletta ile sevgili olduğu kesinleşmişti.
Derken uçaklarda uçurulan evlilik teklifi geldi.
Allahtan İtalya’da Boğaz Köprüsü filan yok, köprüye lazerle “Benimle evlenir misin” yazdırabilirdi Can Yaman. İtalya ucuz kurtuldu.
Neyse işte, bu teklifin üzerinden de çok geçmedi, evlilik töreninin Sicilya’da yapılacağı söylendi.

Yazının Devamını Oku

Seyahat konusunda tahminler ‘belirsizliğe’ teslim

Aralık ayında aşının da bulunmasıyla beraber peş peşe “2021’de seyahat şöyle olacak, böyle olacak” yazıları okuyordum. Yazılar temkinliydi ama aynı zamanda umut doluydu.

Hatta ben de PhocusWire’da yayınlanan bir yazıdaki olası trendleri aktarmıştım.
Şimdi ise yeniden bir belirsizlik içine düşülmüş durumda.
Mutasyondu, aşı temininde yaşanan sıkıntılardı derken, turizm sektörü seyahatin geleceğine dair tahminde bulunmaktan kaçınıyor.
En kötüsü bu galiba.
YAVAŞ SEYAHAT NİHAYET ANLAM KAZANABİLİR
Benim gördüğüm ön plana çıkan tek bir şey var; o da turizm sektörünün pek sevdiği bir tanım olan “yavaş seyahat”.
Deniliyor ki, 2021’de nihayet bu kavram bir anlam kazanabilir.

Yazının Devamını Oku

Bir uyanmışız 1987’deyiz...

Bu yazının yayınlandığı gün kar yağışındaki durum ne bilemiyorum.

Ama günlerdir bir kısım meteorolog çok iddialıydı:
“Dikkat 1987 kışındaki kar yağışı gibi olabilir.”
1987 kışı denilen, anlata anlata bitirilemeyen o meşhur kışta şunlar olmuş İstanbul’da:
◊ 10 gün boyunca kar fırtınası olmuş.
◊ Saatte 80 kilometreye çıkan rüzgâr varmış.
◊ Şehrin elektrik ve telefon şebekesi çökmüş.
◊ Ayrıca barajlardan biri arızalanınca şehir susuz kalmış.

Yazının Devamını Oku

Pek sevgili Sevgililer Günü’ndeyiz

Asla bana göre değil” desen de, “Çok banal buluyorum” diye söylensen de, günümüzde markaların elinde oyuncak olsa da, bugün o kutlu gün işte:

Sevgililer Günü.

Sevgilisi olanın da olmayanın da bir şekilde etkilendiği o aşk bombardımanı günü.

Kaçış olmadığına göre zevk almaya çalışmak lazım.

Mesela...

SEVGİLİN VARSA

◊ Halihazırda sevgilin varsa, bugün onun için farklı bir şey yap.

Rutin dışına çık.

En çok rutin öldürür ya aşkın gidişatını...

Yazının Devamını Oku

İzmir’deki o köprüde gün batımı

Tam da Alaçatı’da kopan hortum öncesi, akşamüstü İzmir’deydim. Bostanlı sahilinde bir ahşap köprü var. İzmirli arkadaşlarım dedi ki, “Orada buluşalım, pek güzeldir”.

Tamam dedim, Urla’daydım o sırada.

Can Ortabaş’ın yüzlerce palmiye çeşidi dahil nefis bitkiler barındıran botanik çiftliğinde, yani Uzbaş Arboretum’da...

Oradan yola çıkıp bir anda İzmir trafiğinin içine düştüm.

Navigasyon sonunda Bostanlı sahiline kadar getirdi beni.

Önce anlamadım, “Neden burada buluşalım dediler acaba?” diye.

Ahşap köprüyü görünce anladım.

Gün batımı ve denize karşı şahane bir sosyalleşme noktasıymış meğer burası.

Sırtımı köprüye dayayıp hem insanları hem denizi seyre daldım.

Yazının Devamını Oku

Yaşadığın evin alternatifi aslında ne?

Eve kapandığımız ilk dönem durumdan memnundum.

Sosyalleşmemek iyi gelmişti.

İlerleyen günlerde, nisan ortası filan, bu kez evle aşırı ilgilenmeye başlamıştım.

Her detay gözüme çarpmıştı.

Mesela haftada iki-üç kez evin şeklini değiştirmek sıradan bir hobim haline gelmişti.

Sonra yaz geldi, açıldık saçıldık.

Evle ilişkim az da olsa normale döndü.

Eskiden nasılsa öyle: Kafeye git, arkadaşlarınla buluş, spor yap ya da şehir dışına çık, gez toz. Eve arada bir uğramaca yani.

Ardından ikinci kapanma dönemi geldi ve

Yazının Devamını Oku

Heyecan verici yeni şarkılar

Güzel haber: Yerli müzik aleminden peş peşe iyi işler yağıyor üzerimize.

Üstelik şarkıların paketi, yani videoları da iyi.

Mesela Dolu Kadehi Ters Tut grubunun “Islansın” şarkısına çekilen video.

Kostümünden mekanına, anlattığı kısa hikâyeden çekimlerine kadar nefis bir iş.

Şarkının retro dans sound’una da değinmeden olmaz.

Dans etmeyi, olmadı şöyle bir kıpırdanıp kendine gelmeyi motive eden bir enerjisi var.

Ayrıca, sadece Türkçe pop söyleyen erkek şarkıcıların tekelindeymiş gibi görünen erotizm soslu sözleri söylemesi de iyi olmuş grubun...

O eski melankolik dalgalanmalarına mola vermesi de.

BEGE VE EMİR TAHA

Yazının Devamını Oku

Test yaptırdım, buluşalım...

Önce “Hepimiz test yaptırdık ve doğum günü kutlamam için bir araya geldik” diyen Belçim Bilgin...Sonra da “Testlerimiz negatif çıkınca arkadaşlarımla buluştuk” diyen Burcu Biricik...


Sosyal medyadan onlara çemkirip söylenenler oldu, ama artık bir yere varmayan bu tartışmaları bırakmamız gerekiyor galiba. Çünkü en başta çemkirip eleştirenler kendi arkadaş gruplarıyla bir araya geliyor aslında. Test filan da yaptırmadan. Ayrıca negatif çıkan test sonucunun “buluşmayı aklamak için bir gerekçe” olarak sunulmasına hiç gerek yok.Çünkü gerçekçi olalım, sadece üç-beş ünlü insan değil, herkes yakın arkadaşlarıyla evlerinde ya da parkta, sokaktaki köşe başında görüşüyor zaten.Önemli olan aradaki sosyal mesafeyi koruyarak konuşmak ya da maskeyi hiç çıkarmamak... Buna da herkes dikkat ediyor aslında. Kimse çocuk değil. Ayrıca aradan bir yıl geçti. Salgınla yaşamayı ve nasıl korunacağımızı öğrendik. Şu herkesin birbirine manasız çemkirmesinden ve aynı konuşmaları dönüp dolaşıp yapmasından sıkılmadık mı? 



Enerji santralinin dik çatısına park yapan o tasarımcı

Ünlü tasarım yarışması Asia Young Designer Awards, kısa adıyla AYDA’ya bu yıl Türkiye’den de mimarlık öğrencileri katılabilecek.

Yazının Devamını Oku

Haz diyarı satışta

Pierre Cardin’in Cannes yakınlarındaki meşhur Bubble Palace’ı (Le Palais Bulles) satışa çıkartılmış.


Cardin’in ölümünden sonra bu satış haberi elbette sürpriz değil.
Ama Bubble
Palace’ın temsil
ettikleri açısından uzatmalı bir dönemin sonu bu galiba:
Hedonizmin!
Le Figaro’ya verdiği eski bir röportajda Cardin zaten bunu söylemişti:

Yazının Devamını Oku

Bize ‘üçüncü bir yer’ lazım

Ünlü İngiliz mimar Norman Foster, Designboom’a verdiği röportajda şöyle diyor:

“1666’daki Büyük Londra Yangını yanmaz tuğla yapısını yaratan bina kodlarıyla sonuçlandı. 19. yüzyıl ortalarındaki kolera salgını Thames Nehri’nin temizlenmesine ve modern bir kanalizasyon sisteminin oluşturulmasına yol açtı.

1918 ve 1920 sonundaki son büyük salgında karantinalarla tanıştık ama hemen ardından sosyal ve kültürel bir devrim başladı. Büyük mağazalar, sinemalar ve stadyumlar inşa edildi; yani insanların toplanacağı büyük alanlar yapıldı.

COVID-19 salgınında ise insanların, ürünlerin ve bilginin hareketliliğindeki çarpıcı artışa şahit olduk. Kısacası her kriz dönüşümü hızlandırdı”.

Foster’a göre bu salgın sonrasında da aynı şey olacak. 

Hatta dönüşümün ilk habercilerinden biri olarak, kendi fikrini ve projesini açıklıyor ünlü mimar: Üçüncü bir yer fikri!

İnsanların işbirliği ve yaratıcılık için bir araya gelebileceği, evler ve ofislerden uzakta kurulacak “üçüncü alan”ın ana damarı şu: Herkese açık olması.

Foster ilk üçüncü alan projesini “InnHub La Punt” adıyla İsviçre’deki Engadin Vadisi’ne yapıyor.

Projenin yerel halka, turistlere, teknoloji şirketlerine, yeni kurulan şirketlere, üniversitelere açık olacağını, yaratıcılık ve tartışma için yepyeni bir alan sunacağını söylüyor.

Yazının Devamını Oku

Aşırı konuşmaktan aşırı özlem duygusuna

Nasıl bir dönemse bu, aşırı bir duygudan başka bir aşırı duyguya savrulmanın dönemi.

Merkür geri gittiğinden filan değil, o Merkür yıllardır geri gidiyordu zaten.

Başka bir hadise bu.

O eski Nazan Öncel şarkısındaki gibi iç sızlatırsak:

“Bir hadise var, kimse bilmiyor.”

Önce Clubhouse’un keşfedilmesiyle kelimeler sel olup taştı, konuşmanın dibine vuruldu, geyik muhabbeti bile kendinden sıkıldı.

Sonra WhatsApp gruplarında dolaşan, herkesin birbirine dokunaklı bir ses tonuyla “Yaa izlemen lazım” diyerek önerdiği, bir içki markasının Almanya reklamı sayesinde bu kez de aşırı özlem duygusu sağanağına teslim olundu.

İncelikli ve zekice hazırlanmış o reklamın nişan aldığı İstanbullu duygular malum:

Gecenin bir yarısı Nevizade’de arkadaşlarınla buluştuğun, mekandaki herkese cömertçe midye dolması dağıttığın o süper eğlenceli masadan yeni kalkmış, İstiklal Caddesi’nde tek başına yürüyorsun.

Yazının Devamını Oku

Konuşmayı mı özledik yoksa durum başka mı

Hafta sonu Covid-19 dışında bir virüs daha gündemdeydi: Clubhouse!

Bu yeni sosyal ağ herkesin öyle bir kanına girdi ki, inanılmaz.
Cumartesi-pazar boyunca Clubhouse odalarında dolaşırken, “12 saattir aplikasyon içindeyim, bir türlü çıkamıyorum” diyen çılgını da duydum, hiç tanımadığım insanların “Arkadaşım Clubhouse’a girmeyi çok istiyor, ona davetiye yollar mısınız?” diye soranı da...
İyi de bu aşırı coşkunun sebebi neydi?
Gerçekten konuşmayı çok mu özlemiştik?
Yoksa durum tamamen yeni olan şeyi anında tüketme, “Ben de orada olmalıyım” hissiyatından mı ibaretti?
Doğruya doğru, ikinci seçenek ağır bastı.
Çünkü aplikasyon herkese açık değil. İçerdeki kullanıcının davetiyle girilebiliyor.

Yazının Devamını Oku

Eskinin alternatifi artık ana akım oldu

Pandeminin faydalarından biri de yeni yaşam biçimlerine alışmamız oldu galiba.

Eskiden “Karavanda yaşayacağım” diyene, her şeyi bırakıp dağda/köyde küçük bir kabin evde yaşamını sürdürmek isteyene en açık fikirlisi bile “Delirdi galiba” gözüyle bakardı.
Pandemiden sonra işler değişti.
Böyle planları olana, hatta planla kalmayıp hızla hayata geçirene “Ah ne güzel” diye iç geçiriyor, “Beni de al yanına!” diyoruz.
Eskinin alternatif yaşam biçimleri şimdinin ana akımı olmaya başladı.
Özellikle beyaz yakalılar için şehirde yaşamak tek seçenek olmaktan çıktı.
Ofislere uzun bir süre daha dönemeyecek olanlar ya da bundan sonra ofislerin hayatımızdan tamamen çıkacağını düşünenler, soluğu güneydeki herhangi bir beldede alıyor.
Yanlarına sadece bilgisayarlarını alarak...

Yazının Devamını Oku