GeriOnur BAŞTÜRK Sesim geliyor mu Clubhouse?
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Sesim geliyor mu Clubhouse?

Yeni bir dijital oyuncağımız daha var artık: Clubhouse.

Kullanıcıları tarafından davet edilirsen girebildiğin yeni bir sosyal ağ.
Bana 3-4 gün önce davet geldi. Hemen girdim, bakındım ama şimdilik sadece uygulama içinde turistim.
Gözlemliyorum, pek aktif değilim. Çünkü Clubhouse ses temelli bir sosyal ağ.
İstersen oluşturulan konuşmalara dahil olup sadece dinleyebiliyorsun.
İstersen konuşabiliyorsun. Sana kalmış. Ortam demokratik. Ünlü bir oyuncu da olabiliyor konuşma grubunda, bir markanın CEO’su da, üniversite öğrencisi de...
Üstelik bazı konuşmalar gayet sıkı konular üzerinden yapılıyor. Panel gibi oluyor.
Aslında Clubhouse bir tür podcast. Ama konuşulanlar uçup gidiyor, yani sonradan tekrar dinleme şansın yok.
YAKINDA HERKESE
AÇIK OLUR
Evet, Clubhouse şimdilik dışa kapalı. Buna rağmen haftalık 2 milyon aktif kullanıcı sayısına ulaşmış çoktan. Bu artışla beraber aplikasyonun kurucuları Paul Davison ve Rohan Seth yeni yatırım da almış.
Kısacası uygulama yakında herkese açık hale gelir diye düşünüyorum.
DAVET SİSTEMİ
NASIL İŞLİYOR?
Meşhur davet olayı da şöyle: Ne kadar çok ortak arkadaşın aplikasyona girerse sen de davet listesinde üst sıralarda görünüyorsun.
Bu da yetmiyor.
O listedeki ortak arkadaşlarından biri sana davet yollarsa Clubhouse’a buyur ediliyorsun.
Unutmadan, sadece iOS kullanıcıları girebiliyor aplikasyona.
Uygulama Android’e henüz uyumlu değil.
HERKES BİRAZ TURİST
Doğrusunu söylemek gerekirse yazmaya alışmış benim gibi biri için konuşma temelli bir uygulama ilk başta tuhaf geldi. Konuşmak yerine yazmak daha seksi olduğu için.
Ama konuşmaları dinlemek şimdilik zevkli. Eğer ufuk açıcı konuşmalarsa tabii...
Türk kullanıcılar ise henüz o kadar aktif değil. Herkes benim gibi turist biraz.

Nusret diğerlerine göre ne kadar şef?
Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın hazırladığı GoTurkey adlı web sitesinde 19 ünlü Türk şef tanıtılmış. O şefler arasında Nusret Gökçe de yer aldığı için dünya âlem haberdar oldu bu listeden.
“Nusret neden tanıtım elçisi seçilmiş?” deniliyor ama bu şefler gerçekten tanıtım elçisi olarak mı seçildiler, o kısım pek anlaşılmıyor.
Sadece önde gelen Türk şeflerden oluşan bir liste yapılmış gibi görünüyor.
Bu şefler yurtdışına gidip uluslararası etkinliklerde mi boy gösterecek ya da onlarla nasıl bir tanıtım yolu izlenecek, net değil. Eğer Nusret’e karşı çıkılacaksa da şu açıdan karşı çıkılmalı:
Diğer adı geçen şefler arasında Nusret ne kadar şef özelliğine sahip?
Sonuçta marka sahibi ve dünyaca ünlü olmak başka, şef olup yeni bir şey yaratabilmek bambaşka bir durum.
Nitekim web sitesinde zaten Nusret’in şefliğinden ziyade tanınma biçimine yer veriliyor:
“Et hazırlama ve baharatlama tekniği internette sansasyon yarattı.”
Kısaca: Et tokatlama tekniği de diyebiliriz ona.
Günün sonunda, yine kendi kendimize polemik yaratıp yine kendi kendimize kalıyoruz gibi geliyor bana. Başka bir şey değil.

Atık malzemeyle
yapılan o restoran
Sesim geliyor mu Clubhouse

Madrid’de geçtiğimiz yaz içinde açılmış bir restoran, şu an kimse gidip göremese de, tüm tasarımcı ve gastronomi meraklılarının dilinde.
Nedeni de şu: Restoranın tamamen atık malzemelerle yapılmış olması.
Mekan, Madrid’in eski yapılarından Espronceda Tiyatrosu. Burası yıkılıyor. Yerine MO de Movimiento adında bir restoran yapılıyor ama restoran yapılırken tamamen eski yapının yıkım malzemeleri kullanılıyor.
Mesela kalan molozlar MO’nun tezgahı oluyor. Tiyatronun zeminindeki ahşaplar restoran mobilyaları için kullanılıyor.
Aynı zamanda kendi kendine yeten bir restoran MO. Tavana yerleştirilen devasa toprak kaplar doğal klima işlevi görüyor.
Duvardaki bakırdan yapılmış imbikler mutfaktan gelen ısıyı çevreyi ısıtmak için yeniden kullanıyor. Su tüketimi için ise yağmur suyu toplama sistemi kuruluyor. Kısacası MO, “sürdürülebilirlik” kelimesinin hakkını veren bir restoran olarak öne çıkmayı başarıyor.

 

X

Unutmayın ki NFT’ye bir şey olmaz

Cüneyt Özdemir’in “Bu tweet bir sanat eseridir” şeklindeki tweet’i, Saba Tümer’in kahkahası derken, Gülben Ergen de magazin literatürüne girmiş o meşhur “Bana unutmayın ki hiçbir şey olmaz” cümlesini NFT’ye dönüştürüp satışa çıkardı.

Üçünün de ortak noktası yaptıkları satıştan elde edilen geliri sosyal sorumluluk kapsamında dernek ya da vakıflara bağışlaması.
NFT kısa sürede ‘Türkleşti’ diyebiliriz yani.
Yakında başka ünlü isimler de bu yola başvuracak ve NFT üzerinden bağış yarışı başlayacaktır kuşkusuz.
Bu NFT’nin popüler ve bir süre sonra yıldızı sönecek olan yüzü.
Madalyonun esas derya deniz kısmında ise dijital sanatçıların NFT pazarındaki şahane rekabetine tanık oluyoruz.
Daha önce bu köşe topraklarında NFT pazarlarının en ünlü Türk isimlerinden birini, yani Murat Pak’ı yazmıştım. Yakında Beeple’ı geçebilir kendisi.
Ama başka Türk sanatçılar da var NFT pazarında.

Yazının Devamını Oku

Bir Tünel ve Tepebaşı gezintisi

Eski Beyoğlu geri döner mi bilmem ama Beyoğlu’nda, özellikle Tepebaşı-Tünel civarında turist yoğunluğu ve çeşitliliği artmış durumda.

Bunu da hafta sonu o civarda gittiğim mekanlara dayanarak söylüyorum.
İlk durağım, Soho House’du.
Kulübün özellikle teras kısmı popülerdi.
Herkes orada toplanmıştı.
Bu arada Soho House altıncı yaşına girmiş geçtiğimiz günlerde.
Oysa daha dün gibi; Jamie Dornan’lı, Eddie Redmayne’lı açılış gününün tantanası, süksesi.
Soho House onca krize, bölgenin geçirdiği onca değişime rağmen ayakta ya, gerçekten bravo.

Yazının Devamını Oku

Doğal olandan utanmanın öteki adı: Beyaz kum

Plajlara beyaz kum, yani kuvars tozu dökme adedi son yıllarda lüks otellerin vazgeçemediği bir alışkanlık haline geldi. Bu ürkütücü alışkanlığı Hürriyet’ten İsmail Sarı tüm ayrıntısıyla yazdı geçtiğimiz günlerde.


Evet, alışkanlık ürkütücü, çünkü bu kuvars tozu Sarı’nın yazısında belirttiği gibi hem denize hem de bize iyi gelmiyor.
İnşaat sektöründe kullanılan bu kuma maruz kalmak tüberküloz ve akciğer kanseri gibi hastalıklara davetiye çıkartıyor.
Sarı’nın haberinden öğrendiğime göre aslında bu kumu döken otellere para cezası da yazılıyormuş. Ama o para cezaları kuvars tozu dökülen plajlarda bir öğle yemeğine ödenen para zaten. Bu yüzden oteller cezayı umursamıyor.
Bir de sırf Maldivler havası veriyor diye kuvars tozu dökmek şu anlama da geliyor:
Doğal olandan utanmak, onu gizlemeye çalışmak.
Oysa Ege kıyılarının doğal hali en güzeli. Bu kuma ihtiyacı yok!

Emir Taha’nın İngilizce-Türkçe yükselişi

Yazının Devamını Oku

Mekanlar da ofise dönüşür mü

Çoğu mekan açık kalacağı sürenin uzamasını, yani akşam 19’dan sonra da açık kalma kararını bekliyor.

Bu ne zaman gerçekleşir bilmiyorum ama o sırada kaçırdıkları bir kitle var.
O da halihazırda evden çalışan beyaz yakalılar.
Evden çalışmak herkes için kolay bir durum değil.
Kendini eğitmek, disipline sokmak
ya da ev kalabalıksa önündeki işe odaklanmaya çalışmak.
Oysa gündüz çok da iş yapmayan, daha çok akşam müşterisi olan mekanlar bazı masalarını çalışma alanı gibi düzenleyebilir.
Hatta her gün aynı masada çalışmak isteyene, o masayı rezerve edip ona göre bir bedel alabilir.

Yazının Devamını Oku

Ece Dağıstan’ın ilham verdiği kadınlar

Yine bir öğleden sonra çekirdek arkadaş grubu buluşmasındayım.

“Yine” diyorum, çünkü akşamlar artık tek başınalığın sembolü.

Herkes kendi evinde (kendi izlediği diziyle) yalnız.

“Herkes” dediğim, biz, yani bekar ve çocuksuz arkadaş grubum.

Evet, mekanlar açılmadan önce birbirimizin evine gidip geliyorduk.

Ama mekanda buluşup laflamak gibi olmuyordu.

Mekanlar açılınca hızla alıştık öğleden sonra buluşmasına.

Ama öğleden sonra buluşmak da zor.

Herkesin işini bir şekilde ayarlaması gerekiyor.

Yazının Devamını Oku

Yeni ilgi köpüğümüz: Bay Hadid

Ben ilk gördüğümde Mickey Rourke’un kardeşi filan sanmıştım.

Değilmiş, Gigi ve Bella Hadid’in babası Mohamed Hadid’miş.

Bir açılış için Türkiye’ye gelmiş.

Ama açılış bitti, o gün bugündür baba Hadid’in attığı her adım çılgınca takip ediliyor.

Baklava yiyor, flaş flaş. Sultanahmet’e gidiyor, flaş flaş. Sergi geziyor, flaş flaş.

Bir dahaki sefere Gaziantep ve Alaçatı’yı da gezecekmiş.

O zaman kendisini günlerce takipten çıkmayacağız demektir.

Hele bir de Gigi ve Bella’nın ön Arapça isimlerini söyledi ya, bahtiyarız.

Bir tepsi baklava daha yemeden bırakmayız.

Yazının Devamını Oku

Erken vakit sosyalleşme akımına uydum ve...

Cumartesi günü erken vakit sosyalleşme akımına uydum ve saat 12 civarı Etiler’deki All Sports’daydım.

Mekanın açık alanında kalabalık bir masaydık ve tam beş saat oturduk.

Uzun süredir bir mekanda o kadar saat oturmamıştım.

Kendime de şaşırdım.

İşin doğrusu, o kadar saatin nasıl geçtiğini de anlamadım.

Bakınız: Pandemiyle birlikte zaman algısının değişmesi hadisesi...

Eskiden olsa onca saat bir mekanda oturmaktan kesin sıkılır, “Buradan başka bir yere mi gitsek?” diye etrafımdakileri manipüle etmeye çalışırdım.

O gün ise hiç sıkılmadım, hatta yerimden kalkmak da istemedim.

Mekanın açık alanındakiler mutlu mesut otururken

Yazının Devamını Oku

Bu yaz İstanbul mekanları Bodrum’da

Azur’un, Paper Moon’un ve Sunset’in suşi kısmının Bodrum’a ineceğini daha önce yazmıştım.

Şimdi yeni Bodrum gelişmelerine buyurun:
◊ Nişantaşı’ndaki Must da Bodrum’a geliyor. Yalıkavak Tilkicik Koyu’nda, eskiden Root’un olduğu yere konuşlanacak olan Bodrum Must’ın açılış tarihi 7 Mayıs.
Akşam 18.00’den sonra açılacak ve fine-dining restoranı olarak hizmet verecek olan Must’ın Bodrum çıkarmasıyla ilgili mekanın ortağı ve işletmecisi Ercan Gümüşkaya iddialı ve heyecanlı.
Nişantaşı’ndaki Boel ise Bodrum Must’ın hemen üstündeki otelin işletmesini üstleniyor.
◊ Bomonti’deki restoran-bar Wu, Yalıkavak’a açılacak bir diğer İstanbul markası.
Edition Oteli’nin tam karşısına açılacak olan Wu, bu yaz yeni neslin favori noktalarından biri olmaya aday.
◊ Edition Otel’e de bir İstanbul markası geliyor: Kuruçeşme’deki Inari.

Yazının Devamını Oku

Aleyna’ya ‘Rose’ disiplini diliyorum

Aleyna Tilki’ye üzülüyorum.


Sen kalk Warner Music’le anlaş, ilk İngilizce şarkını çıkar ve sonra da kendini şarkının YouTube videosunun altına “Şarkı ayransız döner gibi olmuş” diye “mizah kasıcı” yorum yazanların, yetmedi Demet Akalınlı polemiklerin ortasında bul.
Hadi diyelim ki buldun.
Ama bari yanıt verme. Hemen o topa girme.
Muhabirler Demet Akalın’ın dediklerini anımsatınca şöyle demiş Aleyna: “Beni eleştirenler, çalıştığım ekip Grammy aldı, onu konuşsun.”
Açıkçası bu yanıt da “Şarkı ayransız döner gibi olmuş” diye yazandan pek farklı değil.
“Çocuk dizisinde oynuyor” diyen senin ekibin nerede ne yapmış, ne almış ilgilenmez ki...

Yazının Devamını Oku

Şeyma hariç hepimiz Greta’ydık

Hava yolculuklarında geçen yıl yüzde 74’e varan bir düşüş yaşanmış.

Özellikle de 2020’nin mart ve nisan aylarında.

Zaten bu hepimizin malumu, yeni bir şey değil.

Yeni olan bu düşüşün başka bir veriyle açıklanması ve bunun da bir işe yarıyor oluşu!

Günlük karbondioksit emisyonlarının tahmini üzerine kurulu uluslararası bir girişim var.

Adı, Carbon Monitor.

İşte orada uçakların dünya çapında yaydığı karbondioksitten yola çıkarak karşılaştırmalı bir istatistik hazırlamış. 

Buna göre havacılıktan kaynaklanan karbondioksit emisyonu geçen yıl yüzde 50 düşmüş.

Daha da sayısal ifade edersek: 2019’da emisyon oranı yaklaşık 1 milyar metrik tonmuş. 2020’de ise 500 milyon metrik tona gerilemiş.

Yazının Devamını Oku

Bu yeni müziği ve kliplerini seviyorum

İrem Candar, Mabel Matiz ve Kalben.

Hafta sonuma bu üçünün aynı anda çıkan yeni şarkıları ve o şarkıların videoları damga vurdu.
İrem Candar’ın Hatırla...
Mabel Matiz’in Kahrettim...
Ve Kalben’in Teoman’la beraber söylediği Robot Kozmonot.
Üçünün de şarkılarındaki sound arayışı yenilikçiydi.
Eski değildi.
Keza videoları da öyle.

Yazının Devamını Oku

Çok kripto bir hadise: 69 milyon dolarlık satış

2 hafta önceki pazar yazısında Beeple’ın, yani Mike Winkelmann’ın dijital eserinin Christie’s müzayede evinde satışa çıkarıldığını yazmıştım.

Uzun uzun da Beeple’ın nereden nereye geldiğinden bahsetmiştim.

İşte Beeple’ın “İlk 5000 Gün” adlı kolaj dijital eseri, New York Times’ın manidar deyişiyle “JPG dosyası”, iki hafta süren açık artırmanın sonucunda perşembe günü 69 milyon dolara satıldı!

Üstelik 255 yıllık müzayede evi, tarihinde ilk kez bir satış için kripto para birimi olan Ethereum’u kabul etmiş oldu.

Her açıdan işin içinde bolca yenilik var yani.

KOONS VE HOCKNEY’DEN SONRA ÜÇÜNCÜ!

100 dolarla başlayan dijital eser için fiyat teklifleri aslında son gün 30 milyon dolarda kalmış.

Ancak son anda teklifler hızlanmış ve açık artırma 2 dakika daha uzatılmış.

Sonunda eserin fiyatı bir anda 60 milyon doların üzerine çıkmış.

Yazının Devamını Oku

Birinci salgın yılınız kutlu olsun

Geçen sene bu zamanlar...

iPhone’un fotoğraf arşivinden baktım, daha kapanmamıza 2 gün varmış. Hatta Time Out’un yeme-içme ödül törenini İdil Yazar’la beraber sunmuşuz.

2 gün sonrası ise çook eskiden saatler 24.00’ü gösterdiğinde TRT’nin yaptığı gibiydi işte: İstiklal Marşı ve kapanış!  Ve bugün o kapanışın, yani salgının üzerinden tam 1 yıl geçmiş.

Şimdi herkes kendi içinde birinci salgın yılının muhasebesini yapıyor, “Nasıldı?” diye.

Ünlü mimarlık ve tasarım sitesi Dezeen da yapmış.

Tasarım ve mimarlık alanının parlak isimlerine salgının birinci yılında neler değiştiğini sormuş. Bu sorunun yanıtını az çok hepimiz biliyoruz.

O nedenle ikinci soruları daha çok ilgimi çekti:

“Bundan sonra ne olacak?”

ANAHTAR KELİME İŞBİRLİĞİ

Yazının Devamını Oku

Eğer o yarışmaya girmeseydi hayatı nasıl olurdu

Karahan Çantay’ın ölüm haberiyle birlikte 90’lar magazinine ışınlanmamak elde değildi. Şöyle bir dönüp arşiv deryasını tarayınca şunu fark ettim; o kadar çok şey yaşanmış ki...

90’lar gerçekten çılgınmış. Buyurunuz:

Sibel Can’la Karahan Çantay’ın ilişkisine dair dedikoduların yayılması.

Eski bir mankenin bu ilişkiye dair “Elimde kasetiniz var” diyerek Sibel Can’ı tehdit etmesi.

Sibel Can’ın sonradan “uzaktan akraba” diyerek açıklayacağı bir çeteyi, şantajı sona erdirmek için devreye soktuğu iddiası.

Tüm bu olaylardan sonra Karahan Çantay unutulmuştu.

Meğer önce Amerika’ya gitmiş. Eldeki bilgilere göre taksicilik yapmış. Ama son yıllarda Tayland’da yaşıyormuş.

Matematik öğretmenliği yapıyormuş.

Zaten meşhur olduğu sırada ODTÜ Matematik’te okuyormuş.

Yazının Devamını Oku

‘İskoç kilt’iyle Kadınlar Günü’nün ne ilgisi var

Sanatçı Ahmet Güneştekin 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde Instagram profilinden İskoçya’da çektirdiği bir fotoğraf paylaştı.

Güneştekin İskoç erkeklerinin giydiği, onların tarihinde önemli bir sembol olan “kilt”i giyerek poz vermiş fotoğrafta.
Altında şöyle yazıyordu:
“İyi ki renkler ve sesler var var. İyi ki sanat var. İyi ki sanatın cinsiyeti kadın.
8 Mart Dünya Kadınlar Günü kutlu olsun”.
Niyet eminim iyidir ama her açıdan problemli ve kafası über karışık bir durum var ortada.
Şu açılardan:
- İskoç kimliğinin sembolü olan, her klana ve bölgeye göre ekose deseni/rengi değişen bir milli kıyafetin Kadınlar Günü’yle ne ilgisi var?

Yazının Devamını Oku

Çıkmalı mı çıkmamalı mı

Cumartesi günü İstanbul’daki çılgın trafiği, mekanların yoğunluğunu görünce ister istemez kendimi geri çektim.

Hem bir ya da iki saat mekanda oturmak için o kadar trafikte kalmaya değmezdi.

Hem de mekanlarda yoğunluk gerçekten ürkütücüydü.

Ama yine de umutluyum, bu yoğunluk hali ilk hafta sonunun “Tutmayın beni” hevesinden.

Bir sonraki cumartesi her şey normal akışına dönecektir.

Tabii tekrar kapanma olmazsa...

Sınırlı sosyallik herkesi bunaltmıştı

Özlenen sadece bir mekanda oturup yemek yemek değil aslında.

Yazının Devamını Oku

Yazlık havadislere devam

Bu yaz Bodrum’da çok fazla proje var. İlk Bodrum havadislerini hafta içi yazmıştım. Bugün hem Bodrum hem Çeşme-Alaçatı yenilikleriyle yaza yavaş yavaş selam çakma zamanı...

AZUR DA BODRUM’A GELİYOR
Yeniköy’deki yeni nesil deniz mahsülleri restoranı Azur, bu yaz Yalıkavak’a iniyor.
Gökçebel’deki eski tersanenin oraya, Barboom’un olduğu koya konuşlanacak olan Azur’un en büyük artısı günbatımını çok iyi yakalayan bir noktayı seçmesi.
Yazın en iyi mekanı olmaya şimdiden aday Bodrum Azur.
ALAÇATI’NIN “LUCCA”SI OLABİLİR
Arnavutköy’deki Angelo’nun ortaklarından Ozan Balaban’la Caddebostan’daki Neni Brasserie’nin sahipleri bu yaz Alaçatı’da bir mekan açmak için ortaklık yaptı.
Mekanın ismi, Cherie.

Yazının Devamını Oku