Sabahın beşinde...

Sabahın beşinde pat diye uyandım.

Garip, kaç zamandır öyle.
“Çünkü rüyalarım tam o saatte bitiyor” diye kendimle dalga geçtim.
Sabahın beşi, gıcık bir saat.
Tekrar uyusam mı diyorsun ya da kalkıp hayata başlasam mı?
Ve sonra hızla akan düşünceler nehrinde buluyorsun kendini:
Misal, oturduğum apartmanı düşündüm.
Ne kadar sağlam acaba diye.
“Zemini kayalık buraların” dedi içimdeki kolaycı ses.
Mantıklı olan öteki ses dedi ki, “Hayli geç oldu ama bence bir araştır bu konuyu”.
Önceki gece arkadaşlarımla depremi konuştuk bir masada.
“Ben bu konuda kaderciyim” dedi aramızdan biri, “Her yerde yakalanabiliriz”.
“Doğru ama” dedim, “Böyle oturup bekleyelim mi yani?”
Yakalanmak demişken, eşikte bekleyen bir de korona kabusu var.
Dün bindiğim taksinin şoförü dedi ki, “Abi muhasebeciyle sesli görüşme yapabilir miyim, acil bir durumum var”.
“Tabii” dedim. Sesli görüşmede muhasebecinin şoföre ilk sorusu şuydu:
“İyileştiniz mi?”
Taksi şoförü yanıt verdi, “Evet atlattım çok şükür, bugün trafiğe çıktım”.
Bunu duyunca gayriihtiyari camı açtım. Sonra da bunu yaptığıma utandım.
Ayıp mı ettim acaba diye...
O sırada saate baktım, sabah 7 olmuş.
En güzeli yeniden uyumak dedim.
“Bir uyuyup uyanalım” diyen şarkıdaki gibi.
Ama uyuyup uyanınca da uykuda gibiyiz hep: Uyurgezerler.
Bir tek, onu anladım.

Onu benim gibi olmaya mecbur etmeden...

Psikiyatrist Kemal Sayar’ın Fikir Turu sitesinde yayınlanan bir yazısı var.
Her şeyden önce yazının başlığı umut verici:
“Türkiye’yi güzelleştirecek bir hayal egzersizi”.
O yazının bir yerinde “Radikal empati”den bahsediyor Sayar:
“Bir konuşma ahlâkına muhtacız. Radikal empati ötekinin bütün farklılığına rağmen onun acısını anlamaya ve dinlemeye çalışmak demek.
Onu benim gibi olmaya mecbur etmeden. İyilik burada başlıyor”.
Sayar’ın yazısından önce, İzmir depreminin akabinde hâlâ Cadılar Bayramı partisi yapmayı düşünebiliyor olanların davranışını “yersiz” bulmuş, kızmıştım.
Sayar’ın yazısından fikrim değişti.
“Onu benim gibi olmaya mecbur etmeden” diyor ya yazıda.
Sırf bu yüzden.

2020 geçince her şey bitecek mi

Yalnız değilsiniz, herkes 2020 yılının bir an önce bitmesini diliyor.
2021’de her şey bir anda düzelecekmiş gibi.
Rakamlara bağlı olmamız hepten tuhaf ama umut işte.
Ya da kendini kandırmak.
Neyse, herkes gibi ben de 2021 gelse diye bekliyorum.

Yenilere tutunmak

En iyisi yeni çıkan şarkılara tutunmak...
Misal:
◊ Hande Yener’in son albümü hâlâ dinlenebilecek en iyi Türkçe albüm.
◊ Sam Smith’in “Love Goes” adlı yeni albümü de keşfe değer.
◊ Mahmut Orhan’dan yeni bir tekli geldi: “In Control”.
İlk dinleyiş gözlemi: Evde kendi kendine bardaymış gibi salınıyorsun, pek hoş.
◊ Gaye Su Akyol’dan üç şarkılık bir EP geldi: “Yort Savul: İsyan Manifestosu”.
Beşinci dinleyiş gözlemi: “Bittim ama tamamlanmadım” ve “Şerefe” şarkıları tam demlenmelik, “Bu da geçer” diye içlenmelik, dostlar masasında kederlenmelik...

 

 

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Kar beklerken ortaya saçılmış yeni dünya fikirleri

Günlerdir bir kar heyecanı var.

O çocuksu ve “Oh! Susuz kalmayacağız” heyecanına tezat meteorologlar, “sarı alarm”, “aman dikkat, geliyor” tadında felaket filmi açıklamaları yapmayı da ihmal etmedi. 

Eskilerden kalma bir alışkanlıkla. 

Sonuçta yağdı yağacak derken, bugün nihayet İstanbul’a bir tutam kar düşmüş olabilir.

Lakin biz böyle gündelik, kısa vadeli heyecanlarla avunurken dünyanın başka başka yerlerinde yeni bir dünya için fikir tohumları patır patır saçılıyor etrafa.

Mesela seçkin mimarlar arasında bugünlerde kapışma var.

Metropollerdeki büyük projelerde imzası olan BIG’nin kurucusu Bjarke Ingels’in ilk kez Time’a açıkladığı Masterplanet projesiyle başladı olaylar.

Daha önceki yazılarda aktarmıştım.

Ingels özetle, “Bir şehri planlayan mimar gibi dünyaya yaklaşmalı, çevre sorunlarını o şekilde çözmeliyiz” diyor.

Yazının Devamını Oku

Köpek balığı aracıyla adaya çıkan Acun’un sırrı

Tam da 1800’ler Londra’sında geçen bir kostümlü hoşluğa, tıpkı “Hollywood” adlı yapımda olduğu gibi tarihi kendine göre yazmayı tercih etmiş bir tatlı su drama batağına, yani Bridgerton diyarına kendimi kaptırmışken gördüm:

Acun, köpek balığına benzeyen, daha önce hiç görmediğim bir deniz aracıyla Survivor adasına doğru bata çıka yol alıyordu.

Malum, Acun da bizim buraların dizi karakteri.

Aşırı gerçek üstü bir hayat yaşamasına rağmen asla yadırganmamayı başarmış tek insan.

Sürat yapan deniz araçlarına tutkusu da malum.

İki yıl önce La Boucherie’deki şovunda Eser Yenenler anlatmıştı.

Bodrum’da Acun ve tüm PlayStation arkadaşları bir anda Yunan adası Leros’a gitmeye karar vermişler.

Bir PlayStation turnuvasına katılmak için filan herhalde.

Orası meçhul.

Yazının Devamını Oku

Dobracı geldi hanım...

Bu “dobra” kelimesinin damlaya damlaya trend gölü oluşunda Seda Sayan’ın Marmara Denizi yüzölçümü kadar payı var.

Öyle böyle değil, Sayan’dan sonra dobra aşağı dobra yukarı, her üç cümleden birinde dobrayı havalı sıfat olarak kullanır olduk.

Seda Sayan’ın memleketin en dobrası seçildiği zamanları hatırlayın.

Esip gürlüyordu Joffrey Baratheon misali.

“Oğlum ayağınızı denk alın” diye başlayıp “Siz kimsiniz be!” demek suretiyle dobragillikte zirveye ulaşan o kadim zamanları, sık sık Instagram’ın keşfet sayfasına düşen gullüm dozu 10 numara videolarla anıyoruz.

Algoritma okyanusu sağ olsun.

Okan Bayülgen de dobradır mesela.

Ama onunki frankofon bir dobralıktır.

Kruvasan ve kahvenin yanında iyi giden bir dobralık.

Yazının Devamını Oku

Bu yaz ‘haz canavarı’nın yazı mı?

İnsan sürekli geleceğe odaklı.

Aşı haberleri sonrası karşıma çıkan makaleler de hep aynı şeyi, yani geleceği sorguluyor:
“Pandemi sonrası nasıl olacağız? Her şey eskisi gibi olacak mı?”
Financial Times’tan The Guardian’a, çoğu yazının bahsettiği ana damar şu:
Dijital etkileşimle her şeyi çözmeye çalışsak da fiziksel etkileşimin yerini hiçbir şey tutmuyor.
Doğru, son zamanlarda Zoom toplantılarından bıkanları park köşelerinde mesafeli toplantı yaparken görüyorum.
Ellerinde, köşedeki kahveciden alınmış karton bardak içinde kahveler.
İstanbul’daki havanın verdiği ılık kolaylıkla -en azından şimdilik- açık hava toplantıları yapıyorlar.

Yazının Devamını Oku

Bırak gizli sırrımız içimizde yaşasın

Havanın kuraklığı gibi kurak olan magazin diyarlarında romantik komediliği Meg Ryan’ın botoksları kadar kabak tadı vermiş bir üçlü var:Murat Dalkılıç, Kerem Bürsin ve Hande Erçel.

Olaylara (aşırı) dışarıdan bakan BM magazin gözlem heyeti olarak gördüğüm Bermuda şeytan üçgeni iç açıları toplamı şudur:
Murat Dalkılıç, aylar önce ayrıldığı eski sevgilisi Hande Erçel’e belli ki hâlâ kırgın.
Söylenen o ki; ex aşkı Hande’yi dizi partneri Kerem’le beraber Acun’un kanalındaki programda görünce iyice gıcık olmuş, hemen Acun ve tüm yakın PlayStation dostlarını filan takipten çıkmış.
Acun da o sırada Dominik’ten bilmem nereye 50 bin feet dolaylarında uçmak üzereyken eminim bu takipten çıkmaya bir saniye kadar içerlemiş, hatta bu tatlı hüzün ve bir kutu kola sonrası kendine yeni bir parmak arası terlik siparişi vermiş olabilir.
Orası en az Şeyma’nın Mısırlı yeni sevgilisi kadar muamma...
Öte yandan Hande ve Kerem ise oynadıkları 120 dakikalık dizideki rollerin kuantum enerjisine doğal olarak kendilerini kaptırmış durumda.

Yazının Devamını Oku

‘Antikorluyum aşkım, rahat ol’

Çok değil, 1 yıl önce günlük sıkıcı konuşma cümlelerimiz aynen şöyleydi:

“N’aber, her şey yolunda mı? Yeni proje var mı? Haftaya bir kahve içelim, görüşemiyoruz.”

Elbette o kahveler hiçbir zaman içilmedi. Hep sonraki haftaya ertelendi.

Meğer kahve sözleri üzerinden ilerleyen o birbirinin aynısı konuşma balonları gayet güzelmiş.

Şimdinin cümlelerine bakın, hepsi virüs üzerine. Son günlerin gözde cümlesi mesela bu:

“Maskeni çıkarabilirsin, antikorluyum aşkım ben, rahat ol.”

Hastalığı yeni atlatmışların ya da etraflı bir test sonucu antikorlu olduğunu öğrenenlerin, yani geçmiş aylarda korona geçirdiğini fark edenlerin cümlesi bu.

Devamı da var: Antikorunu aynı seviyede tutmak için ona göre beslendiğini söyleyenler.

Kısacası, bugünlerde antikor aşağı antikor yukarı.

Yazının Devamını Oku

Alaçatı’da karantina halleri

◊ Buranın en popüler hadisesini söylüyorum: Alaçatı’dan Ilıca’ya yürümek!

Eğer hava orta şekerliyse Ilıca Plajı’nda bir de denize girmek.

Henüz ikisini de yapmış değilim.

Delikli Koy’a gitmek de moda. Ama buranın bir köpek cumhuriyeti olduğunu yeni kavramış bulunuyorum. Bu kadar köpeği bir arada uzun süredir görmemiştim.

Bir de pet şişeyi! Herkes bir köşeye pet şişe savurmuş, ayıp yahu.

İstanbul her şeye rağmen daha güzel, onu anladım. Çünkü mekanlar kapalı olsa da hareket oluyor, yani deli bir trafik! Güneydeki ıssızlık hissi ise on dakika iyi geliyor, ondan sonra “Dönsem mi?” oluyorsun. En azından bana öyle oldu.

Sürekli bir “Hava yağmur veriyordu ama bugün de çok güzel” sohbeti oluyor burada.

Sonra da havayı İstanbul’dakiyle kıyaslama cümleleri geliyor. Nedense.

Finalde ise “İstanbul’da kesin susuz kalınacak bu yaz” muhabbeti yapılıyor.

Yazının Devamını Oku

2021’de bizi bekleyen 6 seyahat akımı

Benim gibi seyahat tutkunlarının merakla yanıtını aradığı soru şu:

“Bu yıl seyahat edebilecek miyiz? Yoksa yine evlerde miyiz?”

Global turizm sektöründen haberler aktaran PhocusWire’da yayınlanan bir trend yazısı bu sorulara yanıt olacak nitelikte. PhocusWire, dünyanın önde gelen seyahat teknolojisi şirketlerinden Amadeus’un geniş çaplı araştırmasını yorumlamış.

Buna göre 2021’de bizleri 6 tane seyahat akımı bekliyor. 

Elbette tüm bu akımlar sınırların 2021 yılı içinde açılacağı umuduyla sıralanmış.

Amadeus’un anketine göre gezginlerin yüzde 55’i artık 14 gün ya da daha uzun süre seyahat etmek istiyor. “Büyük gitmekten” kasıt bu: Çok uzun süreli seyahatler. 

Çünkü insanlar eğer 2021 yılı içinde seyahat edebileceklerse kaybettikleri zamanı telafi etmek istiyor. “Hayat kısa ve dünya çok geniş” fikriyle hayatta bir kez yaşanacak uzun soluklu seyahat maceralarının peşinden koşma niyetindeler.

Airbnb tüm iş modelini uzun süreli konaklamaya kaydırmış bile. Dolayısıyla kısa süreli seyahat, mesela “iş için seyahat etmek” kavramı yavaş yavaş ortadan kalkacak gibi. 

2020 yılı içinde gördük ki, aslında her yerden çalışmak mümkün! Sadece bir internet bağlantısına ihtiyacımız var. Bu yüzden, COVID-19 bitse bile işverenlerin çalışanlarını ofise geri getirmekte zorlanacağı ya da buna ihtiyaç duymayacakları öngörülüyor. 

Yazının Devamını Oku

Somer Şef’le finali konuştuk: “Serhat teknikte, Barbaros lezzette üstün”

MasterChef bu gece final yapıyor. Programın jüri şeflerinden Somer Sivrioğlu’nu final öncesi Alaçatı’da yakaladım ve hem bu geceyle hem de kendisiyle ilgili merak ettiklerimi sordum.


MasterChef neden bu kadar çok izlendi?

- Öncelikle programın arkasında çok iyi bir ekip var. İkincisi de herkesin kendini bulabileceği, ortak bir paydadır yemek. Elbette pandeminin de çok izlenmede etkisi var. Mesela geçen yıla göre bu yıl başvuran da çok fazlaydı. Düşünsene, 100 bine yakın başvuru vardı!

Bu gece final var. Serhat ve Barbaros kapışacak. Favorini söyleyecek misin?

- Tabii ki hayır! (gülüyor). Ama ikisi de birbirine çok yakın, başa baş giriyorlar finale.

İkisi de yarışmayı domine eden karakterler. Serhat daha modern şef havasında. Teknikleri açısından. Yurtdışında eğitim görmüş. Barbaros ise iyi restoranlarda çalışmış, kendini geliştirmiş bir şef. Şöyle diyebilirim: Biri teknikte (Serhat) diğeri lezzette (Barbaros) üstün.

O zaman ya teknik ya da lezzet kazanacak diyebilir miyiz?

- Bu geceki performanslarına, yapacakları tabaklara bağlı. Özellikle de son tabak. Çünkü kendilerini anlatan imza yemeklerini yapacaklar canlı yayında.

Yazının Devamını Oku

Yılın ilk ‘en’leri

EN GÜZEL YENİ YIL MESAJI


Mercan Dede’nin Instagram hesabında paylaştığı şu mesaj klasik mesajlardan farklı olduğu için bir adım öne geçti:
“Biz yeni olmadıktan sonra yılın yeni olup olmaması ne fark eder?
Aynı yılı yetmiş kere yaşayıp adına yaşam dememek, hayatın hakkını vermek lazım.”

◊ EN YARIM KALMIŞ YENİ YIL POZU
Kenan Doğulu ve Beren Saat’in dudak dudağa pozu güzeldi ama şu hissi veriyordu:

Yazının Devamını Oku

2021’e dair ‘belirsiz’ kararlarım

2020’nin kelimesi gayet net gayet belliydi: Belirsizlik.

Her şey pandemi dolayısıyla o kadar belirsizdi ki...

Bu belirsizlik ilk başta aşırı rahatsız edici gibi gözükse de, kızmayın ama aslında ilginç bir şekilde rahatlatıcı bir yanı vardı.

Önceden, yani eski normalde, her şey çok fazla belli olduğunda ne oluyordu?

Hızlı bir şekilde yaşıyorduk ama fazla üstünde düşünmeden.

Belirsizlik en çok bunu sağladı galiba: Durup düşünmek için bolca zaman...

Bu yüzden, sizi bilmem ama 2021’e dair alınan kararların da öyle net kararlar olmasını bekleyemeyiz tabii.

Ben birkaç tane kişisel karar sıralayayım, gerisini siz getirin.

Yazının Devamını Oku

Instagram’da yerli top 10

Evlerde daha çok vakit geçirilen, bu yüzden de sosyal medyanın içine daha fazla düşülen bir yıldı 2020. İşte bu yüzden yılın en iyi Instagram pozlarını belirlemek kaçınılmazdı.

1- Ajda Pekkan

İlk karantina döneminde bahçesinde spor yaparken paylaştığı bu fotoğrafla, tüm nesilleri tokat atıp kendine getiren şu mesajı veriyordu süperstar: Evde kalın ama spor da yapın!

Tabii hiç kimseler Ajda gibi spor yaparken bu kadar tersiz görünmeyi başaramadı, orası ayrı.

2- Serenay Sarıkaya

Denizin içinde çekilmiş bu mavi derinlikler pozuyla “Divan şiiri gibiyim, naber?” diyerek tüm ünlü kadın arkadaşlarına nanik yapıyordu Serenay Sarıkaya.

Yazının Devamını Oku

Nostalji neden tam da şu an değerli oldu?

Bu yılbaşı gecesi Instagram’ın “Keşfet” bölümünde en çok karşımıza çıkacak olan ya da YouTube’da en çok aranacak şey TRT’nin eski yılbaşı programları olabilir mi?

Mesela bir tanesi var ki, efsaneleşmiş bir kayıt, mutlaka görmüşsünüzdür.

Görmeyenlere hatırlatalım:

1984 yılının karşılandığı bir yılbaşı programı.

Konsept, yılbaşı balosu.

Zeki Müren, yanında Ajda Pekkan’ın oturduğu masadan kalkıyor ve “Gitme Sana Muhtacım”ı söylemeye başlıyor.

O zamanlar henüz çok yeni Türkiye Güzeli seçilmiş 18 yaşındaki Neşe Erberk’le birlikte dans ederek...

Sonra masalardaki tüm davetliler kalkıp dans etmeye başlıyor.

Herkes acayip mutlu, pozitif, pek bir ışıl ışıl.

Yazının Devamını Oku

2020’de hangi mekanları konuştuk

Bu yıl mekanlar açısından “aç-kapa-saatleri sınırla-mesafeyi ayarla” olarak geçti. 2021’de ne olacak bilmiyoruz ama bu yıla dair akıllarda kalacak olan bu dörtlüden ibaret. Peki her şeye rağmen 2020’de hangi mekanları konuştuk?

◊ Yılın başlarında Maslak Oto Sanayi’de açılan yeni Klein’ı...
◊ Yılın ikinci ayında Zorlu’daki Morini’nin yedinci yaş günü partisini...
Burcu Esmersoy’dan Derin Mermerci’ye partide boy göstermiş ünlü isimleri...
◊ Karaköy’de açılan Foxy ve yemeklerini... (Mekan daha sonra Nişantaşı’na taşındı.)
◊ Yaz aylarında kavga olayıyla gündeme gelen Çeşme’deki Momo’yu...
◊ Saat sınırlaması nedeniyle Must içine taşınan Müştemilat performanslarını...
◊ Yine saat sınırlaması nedeniyle ilk kez çok erken saatlerde açılan Gizli Kalsın’ı...

Yazının Devamını Oku

Dijital yemeğinizi nasıl alırdınız

Karantina şartları yeme-içme sektörünü mecburen daha fazla yaratıcı olmaya yönlendirdi.

En son evlere şef gönderen bile vardı.
Ama hiçbiri Neolokal’in şefi Maksut Aşkar’ın hafta içi yaptığı dijital yemek kadar yaratıcı değildi herhalde.
Dijital yemek nasıl mı olur?
Olay şöyle gerçekleşti: Aşkar ve ekibi, “sıfır atık”tan yola çıkan “Original by Nature” temalı dijital yemek için önce bir Zoom davetiyesi yolladı.
Ardından dijital yemeğin gerçekleşeceği gün Aşkar’ın hazırladığı menü evlere geldi.
Ama tamamen hazır bir şekilde değil, yemekler “vakumlu” dedikleri türden paketlenmişti.
Ben son anda yemeğe katılamadım, ama katılanlardan öğrendim:

Yazının Devamını Oku

Bir ev erkeğinin dayanılmaz acıları

2020 ev erkekleri için de ayrı tecrübelerle geçti.

Ev erkekleri dediğim: Bir şekilde evinde yalnız yaşayanlar.

Yıllardır yaşam tarzı olarak bekârdır, yeni boşanmıştır, evlilik ona göre değildir, sevgilisiyle yapamamıştır, ev arkadaşını kovmuştur, ailesi evi ona emanet edip gitmiştir...

Türlü türlü ev erkeği mevcut yani.

Peki bu erkekler bu yıl içinde neyi gördü?

Her yerin çok çabuk tozlandığını!

İlk karantinada olay romantikti, bir çeşit macera filmi tadında.

Eve temizlikçi çağırmak mümkün olmasa da bir şekilde idare edildi.

Sonra araya yaz girdi.

Yazının Devamını Oku

Günün kelimesi: Mutasyon

İngiltere’de virüs mutasyona uğradı. Yeni bir panik dalgası kapıda.

İyi de yıl içinde mutasyondan mutasyona girmiş şu davranış şekillerimiz ne olacak?
◊ Birini gördüğümüzde tokalaşmak, yanak yanağa öpüşmek diye bir şey vardı eskiden. Tarih oldu.
◊ Yüz yüze, saatler süren toplantılar vardı eskiden. Tarih oldu.
◊ Sokakta birbirini görünce uzaktan selamlaşmak vardı. Tarih oldu.
Çünkü maskeden kimse kimseyi tanıyamıyor.
◊ Sosyalleşmek vardı eskiden, tarih olmak üzere.
◊ “Sabahlar olmasın” vardı eskiden. O bayağı tarih oldu.

Yazının Devamını Oku

48 saatlik “bir başka ev” kampı

Cuma günü aniden karar verdik.

O yalnız, ben yalnız.
Ayrı evlerde tek tek oturacağımıza, hafta sonu karantinasında beraber oturur, beraber sıkılırız dedik.
Kolektif sıkılmanın dayanılmaz hafifliğinde kaybolma hikâyesi yani.
Biz, yani iki arkadaş. Koskoca iki adam.
Ama sonra birden, o iki gün gözümüzde büyüdü tabii.
“Emin miyiz?” olduk, “Ya birbirimizden nefret edersek” diye sorguladık.
Sonuçta böyle arkadaşının evine gidip yatıya kalmalar bizim için çok geçmişte kalmıştı.

Yazının Devamını Oku

2020 popüler kültüründen geriye ne kalacak?

Teşekkürler 2020, gerçekten daha önceki hiçbir yıla hiçbir anlamda benzemedin.

Neredeyse tüm bir yılı maske takarak, virüs konuşarak, oturma odasından salona ya da salondan yatak odasına seyahat ederek, ayrıca bir açılıp bir kapanarak geçirdik.

Haliyle pandemi hadisesi her yönüyle popüler kültür ve magazini de etkiledi.

Mesela: Merve Boluğur belki de önceki yıl olmadığı kadar haber oldu.

Çünkü çoğunluğun aksine maskesiz dolaştı, dolaştıkça daha çok fotoğraflandı, fotoğraflandıkça Merve Boluğur maskesiz eylemine devam etti.

Hiçbir projede yer almayan oyuncu, manasız bir şekilde 2020’nin en çok konuşulanı olup çıktı...

Mesela: Bir önceki yıl Şevval Şahin ismini bilmiyorduk.

2020 popüler kültürü bize onu da öğretti. Yine pandeminin payı var.

Şahin, erkek arkadaşı Marcus için yaptığı doğum günü partisi ve onu izleyen parti zincirlemesi nedeniyle “korona parti kızı” olarak yaftalandı.

Yazının Devamını Oku

Koleksiyoner olmak da demokratikleşti

Hafta sonu için güzel haber:

15. Contemporary İstanbul’un dijital versiyonu bugün ön izlemeyle açılış yapıyor.
21 Aralık’ta ise genel izlemeye açılıyor.
Akbank ana sponsorluğundaki Virtual Contemporary İstanbul’a 11 ülkeden 37 galeri ve 550 sanatçı katılmış.
Dijital fuar 17 gün boyunca gezilebilecek. Ücretsiz olarak.
CI’ın fiziki edisyon tarihleri de belli oldu.
O da baharın en güzel zamanlarında: 27 Nisan-2 Mayıs tarihleri arasında.
Dijitali yaptıktan sonra fiziki fuar tamamen iptal olabilirdi. Vazgeçilmemesi de iyi haber.

Yazının Devamını Oku