Moda Haftası’nın klişelerine hazır mıyız

Haftaya salı Moda Haftası, resmi adıyla Mercedes-Benz Fashion Week İstanbul başlıyor. Yani önümüzdeki hafta İstanbul modayla yatıp kalkacak. Peki moda haftamızın olmazsa olmaz klişelerine hazır mıyız?

◊ Yine “Pardon, orası benim yerim değil miydi?” kavgaları yaşanacak.
◊ Yine bazı popüler defilelerde sıkış tepiş otururken aşırı parfüm kokusuna maruz kalacağız.
◊ Yine düğüne gider gibi giyinen defile davetlileriyle karşılaşacağız.
◊ Yine abartılı kostümlerle ortalıkta süzülen ve durmadan selfie çeken influencer, blogger ya da Instagram ünlüsüyle dolup taşacak Zorlu PSM.
◊ Yine podyumda sergilenen koleksiyondan çok karşı tribünde oturan davetlinin koca gözlüğünü ya da dev çizmesini filan konuşacağız.
◊ Yine ünlü ya da ters köşe isimlerden birini podyuma çıkartacak moda tasarımcılarımız.
◊ Yine defileden çok partiden partiye koşulacak.
◊ Yine, “Bu sene yurtdışından alıcı çok az diyorlar” dedikodusu yapılacak.

Kimler var

Önceki Moda Haftası’nda yer almayan Özgür Masur bu kez defileyle değil, ama koleksiyonunu sergileyeceği bir stüdyo prezantasyonuyla karşımızda olacak.
Moda haftamızın istikrarlı tasarımcıları ise yine programda: Mehtap Eladi, DB Berdan ve Özlem Süer.
Neler yapacağı merak konusu olanlar ise Sudi Etuz, Eda Güngör, Emre Erdemoğlu, Aslı Filinta ve Giray Sepin.

Moda Haftası’nın klişelerine hazır mıyız

Podyumdaki popo

Şarkıcı Hatice bir defileye konuk olmuş ve tam flaşlar patlarken poposunu göstermiş.
Bu haberin videosunu görünce...
◊ Bir anda 90’lara ışınlanmış gibi oldum.
◊ Az sonra Televole başlayacak sandım.
◊ “Oh be, nihayet eğlenceli bir magazin olayı” dedim...

Etkinlikler diyarından bir demet

◊ ALAÇATI’NIN YENİ OLAYI
Alaçatı’daki Ot Festivali’nin kalabalığı çığırından çıkınca geçen yıl alternatif bir etkinlik ortaya çıkmıştı: Tasting Alaçatı.
Şeflerin yaptığı yemeklerin ve onların yaptığı atölye çalışmalarının başrolde olduğu Tasting Alaçatı bu sene ikinci kez yapılmak üzere yolda.
Tarihler, 26-28 Nisan.

◊ ÇİÇEK PASAJI’NDA İKİNCİ ETKİNLİK
Beyoğlu eski günlerine döner mi? Biraz zor.
Çünkü Beyoğlu’nun kitlesi değişti, dönüştü.
Ama Beyoğlu’nun ikonik mekanlarını özleyenler için güzel hareketler yapılıyor.
Mesela 1876’dan beri Beyoğlu’nun ikonlarından olan Çiçek Pasajı’nda.
Buradaki ilk etkinlik geçtiğimiz aylarda yapılmıştı.
Şimdi yine yeni nesil şefler ve müzisyenlerle bu cuma akşamı ikinci bir etkinlik yapılıyor.
Bu kez müzisyenler Kalben ve Güntaç Özdemir. Yemek yapacak şefler arasında ise en son TimeOut ödül töreninde en iyi yeni şef ödülünü alan Murat Deniz Temel, Mittag’ın şefi Fatma Yıldırım ve Pizza Fellas’ın şefi Ceren Tekşen var...

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

‘Aşk yok, çünkü yeni biriyle tanışmıyorum’

"Çok az insanla görüşüyorum" dedi, “En fazla üç-dört tane yakın arkadaşım. Aileme sürekli gittiğim için sosyal olarak daha fazla açılamıyorum. Risk almak istemediğim için...

Keza açılmayı istesem de tüm sosyal hayat zaten kapalı.

Yani uzun süredir aşk yok, aşk için heveslenmek yok, çünkü yeni biriyle tanışmıyorum.”

Sadece bir değil, o kadar çok tanıdık-tanımadık insandan buna benzer cümleler duydum ki...

Herhalde bu dönemin izlerinden biri de bu olacak: Hissizlik, yani aşksızlık.

“Peki aplikasyon üzerinden tanışmalar? Onlardan umut yok mu” diyebilirsiniz...

O konuda ikiye ayrılıyor insanlar.

Bir grup, aplikasyonlarda peş peşe yeni insanlarla tanışıyor, evet.

Bu da doğal. Eleştirecek bir durum yok.

Yazının Devamını Oku

Palandöken’den bildiriyorum

Hafta sonu Palandöken’deydim. Kartalkaya’yı, Erciyes’i görmüştüm ama buraya ilk kez geliyorum.

Dünyanın en uzun ve dik pistlerinden biri olarak anılan Palkandöken Kayak Merkezi’nde 8’i kolay, 9’u orta düzey, 3’ü ileri düzey, 4’ü de doğal olmak üzere 24 pist yer alıyormuş.

Üstelik Türkiye’nin en uzun dünyanın ise üçüncü uzunluktaki pistiyle 14 kilometre kesintisiz kayak yapma imkanı sunuyormuş Palandöken.

Daha önce bir kayak merkezine gelip de pistlerle ilgilendiğim pek görülmemiştir aslında.

Tek ilgilendiğim, “Burada güzel restoran var mı?” olmuştur.

Ama kaymayı öğrenmeye başlayınca pistlere alıcı gözle bakmaya başlıyormuşsun meğer.

Yasin Kıyıcı hocam sağ olsun, daha ikinci denemede “Sen kaptın bu işi” diyerek cesaretlendirdi ve tepeden aşağıya doğru süzüldüm.

Ya da ben süzüldüğümü sandım, o da ayrı mesele.

Yazının Devamını Oku

Pazarlık popüler kültür

◊ SAMANTHA’SIZ BU İŞ OLMAZİlk dönem karantinasında en baştan tekrar izlemiş, ezberlediğim birkaç sahnesinden dahi saçma bir şekilde yeniden keyif almıştım “Sex and The City”nin.

Geçen haftalarda ünlü dizinin Samantha’sız yeni bir sezonunun çekileceği duyuruldu.

Keşke tadında bırakılsaydı.

Geriye kalan üçlünün maceraları gerçekten meraktan ediliyor mu?

Samantha’sız o dizinin tadı çıkar mı?

Hiç sanmam. İmza: Samantha-Der. 

◊ KOLEKSİYON TANITIMI DEĞİL, SANAT FİLMİ

Louis Vuitton erkek koleksiyonları kreatif direktörü Virgil Abloh hafta içi bir video yayınladı.

Aslında video

Yazının Devamını Oku

Yeme-içme sektörü tarih bekliyor

Yeme-içme sektöründen kiminle konuşsam, “Mekanlar şu gün açılacakmış, doğru mu?” diyerek bir tarih veriyor.

Kimisi şubat başı diyor.
Kimisi Şubat’ın 15’i.
Kimisi de “Yok yok, martta açılır ancak.”
Gördüğüm o ki...
◊ Bu konuları konuşmak herkesi yormuş durumda.
◊ Sadece maddi değil, psikolojik olarak da tükenmişlik söz konusu.
◊ “Açılsak da yemek fiyatlarına zam yapmak zorundayız, bu kez de müşteri isyan edecek” diyen de var.

Yazının Devamını Oku

Okan ve Gülben

Son zamanlardaki en şık atışmalardan biriydi herhalde:

Sosyal medya karşıtı, kruvasan felsefecisi Okan Bayülgen’le “Unutmayın ki...” diye başlayan vecizeyi güneş sistemine armağan etmiş popüler simagil Gülben Ergen’in atışmasından bahsediyorum.
Önce Bayülgen Türk sanat alemindeki kamplaşmadan bahsetti.
Özetle, herkes kendi dengi olduğuna inandıklarıyla görüşür dedi.
Sonra da, “Aslında sen de Zuhal Olcay gibi, Leman Sam gibi olmak istiyorsun” diyerek oyun oynayacağı mahallesini seçmesini söyledi Gülben Ergen’e.
O atışmadan Okan’ın “Senin gibi bir tipi aramıza almayız” lafı cımbızlandı ama sohbetin özü böyle değildi işte, başka bir şeydi.
Keza Gülben de o tatlı atışmada pası gole güzel çevirdi:
“Beni aranıza almak için ne taklalar atarsınız?”

Yazının Devamını Oku

Tasarımın en yararlı versiyonu

Önce ‘pestisit’le tanışın:

Zirai tarım ilaçlarında kullanılan pestisit, zararlı organizmaları engellemek ve kontrol altına almak için kullanılan bir kimyasal madde.

İnsanlar için uzun vadede zararlı. Ayrıca biyolojik çeşitliliği de öldürüyor.

Şimdi Hollanda’ya uzanalım.

Studio Roosegaarde adlı tasarım stüdyosu, 20 bin metrekarelik bir tarım alanının farklı noktalarına yerleştirilmiş LED’lerle bir ışık enstalasyonu yarattı.

Bu enstalasyona da “Grow” (Büyüme) ismini verdiler.

İş bitince ortaya çıkan manzara şahaneydi.

Çünkü ışıklar tarlada eşit olarak dağılıyor ve yukarı-aşağı hareket ediyordu.

Haliyle görüntü

Yazının Devamını Oku

Bu mudur algıları yıkacak popstar adayı

Yeni popstar adayı, geçen yılki Survivor adasının en çok konuşulan şampiyon ismi Cemal Can Canseven, Hakan Gence’ye verdiği röportajda şöyle diyor:

“Sıfır aşk, uzun süredir hayatımda kimse yok. İçimdeki ışığa odaklanmam gerekiyor ve onu söndürmemem gerekiyor. Çünkü sönerse onu yakması çok zor.
Geçenlerde Aleyna’yla (Tilki) da konuştuk. O benden daha tecrübeli çünkü bu hayata daha erken girdi. O da ‘Aşk kariyeri öldürür’ diyor. Ben de öyle düşünüyorum.”
Bu tarz cümleleri yıllar öncesinin pazar magazin dergilerine (Gala, Şamdan) erotik dozu yüksek pozlarıyla konuk olan ünlüler, ünlü adayları filan söylerdi:
“Aşka vaktim yok”
“Aşka kapılarım kapalı”
“Önce kariyer, aşkı unuttum”
“Aşk mı? Benden uzak dursun”

Yazının Devamını Oku

Yeni hafta sonları yeni alışkanlıklar

Saymadım, sayamadım.

Saymadım, sayamadım.
Bu kaçıncı hafta sonu oldu, artık farkında bile değilim.
Sanırım hepimizde durum aynı.
Sanki yıllardır cumartesi-pazar dışarı çıkmıyormuşuz gibi gelmeye başladı.
Zihin bir önceki eski normali flulaştırdı resmen.
Çok değil, kasım başındaki halimizi üstelik...
Bu yeni sürümle beraber yeni alışkanlıklar da doğdu tabii:

Yazının Devamını Oku

İç şelalenmesi yaşayan son ünlü

Instagram bir iç dökme, ruhsal koridorlarındaki kapıları seni takip edenlere tek tek açma mecrasına da dönüştü.

Ünlü figürlerin bu yola girmelerine biraz da Beren Saat yol açtı.

Onunki en cesuruydu.

Hatırlayın; Saat’in dalgalandım da duruldum hallerini uzun metinler eşliğinde paylaştığı, takipçisinin “Ne demek istedi şimdi” şeklindeki insta dedektifliğini...

Önceki gün Ceyda Düvenci de benzer bir iç şelalenmesi yaşayarak şöyle yazmış paylaşımına:

“2021 bambaşka başladı benim için. Yepyeni bir ben oldum.

Yıllardır kendimle ilgili bir yolculuk yapıyor olmam bir anda yaptı bu değişikliği.

Çok garipti.

Yılın ilk üç günü odama kapandım.

Yazının Devamını Oku

Kar beklerken ortaya saçılmış yeni dünya fikirleri

Günlerdir bir kar heyecanı var.

O çocuksu ve “Oh! Susuz kalmayacağız” heyecanına tezat meteorologlar, “sarı alarm”, “aman dikkat, geliyor” tadında felaket filmi açıklamaları yapmayı da ihmal etmedi. 

Eskilerden kalma bir alışkanlıkla. 

Sonuçta yağdı yağacak derken, bugün nihayet İstanbul’a bir tutam kar düşmüş olabilir.

Lakin biz böyle gündelik, kısa vadeli heyecanlarla avunurken dünyanın başka başka yerlerinde yeni bir dünya için fikir tohumları patır patır saçılıyor etrafa.

Mesela seçkin mimarlar arasında bugünlerde kapışma var.

Metropollerdeki büyük projelerde imzası olan BIG’nin kurucusu Bjarke Ingels’in ilk kez Time’a açıkladığı Masterplanet projesiyle başladı olaylar.

Daha önceki yazılarda aktarmıştım.

Ingels özetle, “Bir şehri planlayan mimar gibi dünyaya yaklaşmalı, çevre sorunlarını o şekilde çözmeliyiz” diyor.

Yazının Devamını Oku

Köpek balığı aracıyla adaya çıkan Acun’un sırrı

Tam da 1800’ler Londra’sında geçen bir kostümlü hoşluğa, tıpkı “Hollywood” adlı yapımda olduğu gibi tarihi kendine göre yazmayı tercih etmiş bir tatlı su drama batağına, yani Bridgerton diyarına kendimi kaptırmışken gördüm:

Acun, köpek balığına benzeyen, daha önce hiç görmediğim bir deniz aracıyla Survivor adasına doğru bata çıka yol alıyordu.

Malum, Acun da bizim buraların dizi karakteri.

Aşırı gerçek üstü bir hayat yaşamasına rağmen asla yadırganmamayı başarmış tek insan.

Sürat yapan deniz araçlarına tutkusu da malum.

İki yıl önce La Boucherie’deki şovunda Eser Yenenler anlatmıştı.

Bodrum’da Acun ve tüm PlayStation arkadaşları bir anda Yunan adası Leros’a gitmeye karar vermişler.

Bir PlayStation turnuvasına katılmak için filan herhalde.

Orası meçhul.

Yazının Devamını Oku

Dobracı geldi hanım...

Bu “dobra” kelimesinin damlaya damlaya trend gölü oluşunda Seda Sayan’ın Marmara Denizi yüzölçümü kadar payı var.

Öyle böyle değil, Sayan’dan sonra dobra aşağı dobra yukarı, her üç cümleden birinde dobrayı havalı sıfat olarak kullanır olduk.

Seda Sayan’ın memleketin en dobrası seçildiği zamanları hatırlayın.

Esip gürlüyordu Joffrey Baratheon misali.

“Oğlum ayağınızı denk alın” diye başlayıp “Siz kimsiniz be!” demek suretiyle dobragillikte zirveye ulaşan o kadim zamanları, sık sık Instagram’ın keşfet sayfasına düşen gullüm dozu 10 numara videolarla anıyoruz.

Algoritma okyanusu sağ olsun.

Okan Bayülgen de dobradır mesela.

Ama onunki frankofon bir dobralıktır.

Kruvasan ve kahvenin yanında iyi giden bir dobralık.

Yazının Devamını Oku

Bu yaz ‘haz canavarı’nın yazı mı?

İnsan sürekli geleceğe odaklı.

Aşı haberleri sonrası karşıma çıkan makaleler de hep aynı şeyi, yani geleceği sorguluyor:
“Pandemi sonrası nasıl olacağız? Her şey eskisi gibi olacak mı?”
Financial Times’tan The Guardian’a, çoğu yazının bahsettiği ana damar şu:
Dijital etkileşimle her şeyi çözmeye çalışsak da fiziksel etkileşimin yerini hiçbir şey tutmuyor.
Doğru, son zamanlarda Zoom toplantılarından bıkanları park köşelerinde mesafeli toplantı yaparken görüyorum.
Ellerinde, köşedeki kahveciden alınmış karton bardak içinde kahveler.
İstanbul’daki havanın verdiği ılık kolaylıkla -en azından şimdilik- açık hava toplantıları yapıyorlar.

Yazının Devamını Oku

Bırak gizli sırrımız içimizde yaşasın

Havanın kuraklığı gibi kurak olan magazin diyarlarında romantik komediliği Meg Ryan’ın botoksları kadar kabak tadı vermiş bir üçlü var:Murat Dalkılıç, Kerem Bürsin ve Hande Erçel.

Olaylara (aşırı) dışarıdan bakan BM magazin gözlem heyeti olarak gördüğüm Bermuda şeytan üçgeni iç açıları toplamı şudur:
Murat Dalkılıç, aylar önce ayrıldığı eski sevgilisi Hande Erçel’e belli ki hâlâ kırgın.
Söylenen o ki; ex aşkı Hande’yi dizi partneri Kerem’le beraber Acun’un kanalındaki programda görünce iyice gıcık olmuş, hemen Acun ve tüm yakın PlayStation dostlarını filan takipten çıkmış.
Acun da o sırada Dominik’ten bilmem nereye 50 bin feet dolaylarında uçmak üzereyken eminim bu takipten çıkmaya bir saniye kadar içerlemiş, hatta bu tatlı hüzün ve bir kutu kola sonrası kendine yeni bir parmak arası terlik siparişi vermiş olabilir.
Orası en az Şeyma’nın Mısırlı yeni sevgilisi kadar muamma...
Öte yandan Hande ve Kerem ise oynadıkları 120 dakikalık dizideki rollerin kuantum enerjisine doğal olarak kendilerini kaptırmış durumda.

Yazının Devamını Oku

‘Antikorluyum aşkım, rahat ol’

Çok değil, 1 yıl önce günlük sıkıcı konuşma cümlelerimiz aynen şöyleydi:

“N’aber, her şey yolunda mı? Yeni proje var mı? Haftaya bir kahve içelim, görüşemiyoruz.”

Elbette o kahveler hiçbir zaman içilmedi. Hep sonraki haftaya ertelendi.

Meğer kahve sözleri üzerinden ilerleyen o birbirinin aynısı konuşma balonları gayet güzelmiş.

Şimdinin cümlelerine bakın, hepsi virüs üzerine. Son günlerin gözde cümlesi mesela bu:

“Maskeni çıkarabilirsin, antikorluyum aşkım ben, rahat ol.”

Hastalığı yeni atlatmışların ya da etraflı bir test sonucu antikorlu olduğunu öğrenenlerin, yani geçmiş aylarda korona geçirdiğini fark edenlerin cümlesi bu.

Devamı da var: Antikorunu aynı seviyede tutmak için ona göre beslendiğini söyleyenler.

Kısacası, bugünlerde antikor aşağı antikor yukarı.

Yazının Devamını Oku

Alaçatı’da karantina halleri

◊ Buranın en popüler hadisesini söylüyorum: Alaçatı’dan Ilıca’ya yürümek!

Eğer hava orta şekerliyse Ilıca Plajı’nda bir de denize girmek.

Henüz ikisini de yapmış değilim.

Delikli Koy’a gitmek de moda. Ama buranın bir köpek cumhuriyeti olduğunu yeni kavramış bulunuyorum. Bu kadar köpeği bir arada uzun süredir görmemiştim.

Bir de pet şişeyi! Herkes bir köşeye pet şişe savurmuş, ayıp yahu.

İstanbul her şeye rağmen daha güzel, onu anladım. Çünkü mekanlar kapalı olsa da hareket oluyor, yani deli bir trafik! Güneydeki ıssızlık hissi ise on dakika iyi geliyor, ondan sonra “Dönsem mi?” oluyorsun. En azından bana öyle oldu.

Sürekli bir “Hava yağmur veriyordu ama bugün de çok güzel” sohbeti oluyor burada.

Sonra da havayı İstanbul’dakiyle kıyaslama cümleleri geliyor. Nedense.

Finalde ise “İstanbul’da kesin susuz kalınacak bu yaz” muhabbeti yapılıyor.

Yazının Devamını Oku

2021’de bizi bekleyen 6 seyahat akımı

Benim gibi seyahat tutkunlarının merakla yanıtını aradığı soru şu:

“Bu yıl seyahat edebilecek miyiz? Yoksa yine evlerde miyiz?”

Global turizm sektöründen haberler aktaran PhocusWire’da yayınlanan bir trend yazısı bu sorulara yanıt olacak nitelikte. PhocusWire, dünyanın önde gelen seyahat teknolojisi şirketlerinden Amadeus’un geniş çaplı araştırmasını yorumlamış.

Buna göre 2021’de bizleri 6 tane seyahat akımı bekliyor. 

Elbette tüm bu akımlar sınırların 2021 yılı içinde açılacağı umuduyla sıralanmış.

Amadeus’un anketine göre gezginlerin yüzde 55’i artık 14 gün ya da daha uzun süre seyahat etmek istiyor. “Büyük gitmekten” kasıt bu: Çok uzun süreli seyahatler. 

Çünkü insanlar eğer 2021 yılı içinde seyahat edebileceklerse kaybettikleri zamanı telafi etmek istiyor. “Hayat kısa ve dünya çok geniş” fikriyle hayatta bir kez yaşanacak uzun soluklu seyahat maceralarının peşinden koşma niyetindeler.

Airbnb tüm iş modelini uzun süreli konaklamaya kaydırmış bile. Dolayısıyla kısa süreli seyahat, mesela “iş için seyahat etmek” kavramı yavaş yavaş ortadan kalkacak gibi. 

2020 yılı içinde gördük ki, aslında her yerden çalışmak mümkün! Sadece bir internet bağlantısına ihtiyacımız var. Bu yüzden, COVID-19 bitse bile işverenlerin çalışanlarını ofise geri getirmekte zorlanacağı ya da buna ihtiyaç duymayacakları öngörülüyor. 

Yazının Devamını Oku

Somer Şef’le finali konuştuk: “Serhat teknikte, Barbaros lezzette üstün”

MasterChef bu gece final yapıyor. Programın jüri şeflerinden Somer Sivrioğlu’nu final öncesi Alaçatı’da yakaladım ve hem bu geceyle hem de kendisiyle ilgili merak ettiklerimi sordum.


MasterChef neden bu kadar çok izlendi?

- Öncelikle programın arkasında çok iyi bir ekip var. İkincisi de herkesin kendini bulabileceği, ortak bir paydadır yemek. Elbette pandeminin de çok izlenmede etkisi var. Mesela geçen yıla göre bu yıl başvuran da çok fazlaydı. Düşünsene, 100 bine yakın başvuru vardı!

Bu gece final var. Serhat ve Barbaros kapışacak. Favorini söyleyecek misin?

- Tabii ki hayır! (gülüyor). Ama ikisi de birbirine çok yakın, başa baş giriyorlar finale.

İkisi de yarışmayı domine eden karakterler. Serhat daha modern şef havasında. Teknikleri açısından. Yurtdışında eğitim görmüş. Barbaros ise iyi restoranlarda çalışmış, kendini geliştirmiş bir şef. Şöyle diyebilirim: Biri teknikte (Serhat) diğeri lezzette (Barbaros) üstün.

O zaman ya teknik ya da lezzet kazanacak diyebilir miyiz?

- Bu geceki performanslarına, yapacakları tabaklara bağlı. Özellikle de son tabak. Çünkü kendilerini anlatan imza yemeklerini yapacaklar canlı yayında.

Yazının Devamını Oku

Yılın ilk ‘en’leri

EN GÜZEL YENİ YIL MESAJI


Mercan Dede’nin Instagram hesabında paylaştığı şu mesaj klasik mesajlardan farklı olduğu için bir adım öne geçti:
“Biz yeni olmadıktan sonra yılın yeni olup olmaması ne fark eder?
Aynı yılı yetmiş kere yaşayıp adına yaşam dememek, hayatın hakkını vermek lazım.”

◊ EN YARIM KALMIŞ YENİ YIL POZU
Kenan Doğulu ve Beren Saat’in dudak dudağa pozu güzeldi ama şu hissi veriyordu:

Yazının Devamını Oku

2021’e dair ‘belirsiz’ kararlarım

2020’nin kelimesi gayet net gayet belliydi: Belirsizlik.

Her şey pandemi dolayısıyla o kadar belirsizdi ki...

Bu belirsizlik ilk başta aşırı rahatsız edici gibi gözükse de, kızmayın ama aslında ilginç bir şekilde rahatlatıcı bir yanı vardı.

Önceden, yani eski normalde, her şey çok fazla belli olduğunda ne oluyordu?

Hızlı bir şekilde yaşıyorduk ama fazla üstünde düşünmeden.

Belirsizlik en çok bunu sağladı galiba: Durup düşünmek için bolca zaman...

Bu yüzden, sizi bilmem ama 2021’e dair alınan kararların da öyle net kararlar olmasını bekleyemeyiz tabii.

Ben birkaç tane kişisel karar sıralayayım, gerisini siz getirin.

Yazının Devamını Oku