GeriOnur BAŞTÜRK ‘Karakomik Filmler’de kaçırılan fırsat
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

‘Karakomik Filmler’de kaçırılan fırsat

Cem Yılmaz’ın yazıp yönettiği ve bildik oyuncu kadrosuyla beraber oynadığı Karakomik Filmler serisinin ilki nihayet gösterimde.

Filmi Zorlu PSM’de yapılan galasında izledim ve işte geriye kalanlar...

AĞLANACAK BİR ŞEY YOK
◊ Karakomik Filmler, iki ayrı hikaye anlatan iki farklı filmi barındırıyor içinde.
Paket çok güzel.
◊ İlk film ağlatıyor, ikincisi güldürüyor diye bir cümleyle Karakomik’in tanıtımı yapılıyor. Maalesef bu biraz zorlama. İlk filmde ağlanacak bir şey yok.
Aksine başka derin şeyler var.
Zaten bir filmi “ağlatıyor, güldürüyor” diye baştan yönlendirmek seyircinin duygu iklimine haksızlık.

KEŞKE, AH KEŞKE
◊ İlk filmin hikayesi de tüm karakterleri de 10 numara.
Joker filmindeki gibi hep görmezden gelinmiş, ciddiye alınmamış bir karakterin dönüşümü şahane anlatılıyor.
“Keşke” diyorsun izlerken, “Filmin
tamamı bu karaktere ve bu hikayeye ayrılsaydı.”
◊ Ayrılmadığı için de hikaye bir noktadan sonra tuhaf bir şekilde makas değiştiriyor ve hızla final yapıyor.
Böylece tadı damağınızda kalıyor Cem Yılmaz’ın canlandırdığı feribotta çalışan Ayzek Metin karakterinin.

BAHSETMESEK DAHA İYİ
◊ İkinci filmden hiç bahsetmesem daha iyi. İlk hikayenin incelikli olmaya çalışan halinden sonra ikincisi açıkçası çok zorlama ve kaba bir hikaye.
Ergen ruhlu dört yetişkinin çapkınlık macerasının bir noktadan sonra Amy Adams’ın oynadığı Arrival filmine göndermeler yapan bir uzaylı işgaline bağlanması hayli manasız.
Hiç komik değil.
◊ Karakomik Filmler’de durum özetle bu: Kaçırılmış büyük bir fırsat, unutulmaz bir Ayzek Metin karakteri, ilk hikayenin seviye farklılığı ve çıkar çıkmaz unutulmak istenilen pek vasat ikinci hikaye.

‘Karakomik Filmler’de kaçırılan fırsat

Heyecanla beklediğim sergi

Önceki gece bir yemekte Taner Ceylan’la sohbet ettim.
Olimpos’taki evinin bahçesindeki zeytinlerin hasadını yeni bitirmişti, gayet mutluydu.
Bir yandan
yoğun bir şekilde
yeni sergi projesine çalıştığını söyledi
Ceylan.
2020’de göreceğimiz yeni işlerinde İstanbul’u anlatacakmış.
Bu işlerini sergilemek için bağımsız, ilginç bir İstanbul mekanı arayışı halen sürüyormuş.
Açıkçası şimdiden heyecanlandım yeni Taner Ceylan sergisi için.

Açık ara Yalın

Fikret Şeneş Şarkıları albümünden açık ara (ve hatta şu ana kadar tek) beğendiğim yorum Yalın’ınki oldu.
Ajda Pekkan’dan dinleyip sevdiğimiz Olur Ya şarkısını seslendirmiş Yalın.
Şarkıya daha dingin bir hava katmış.
Hem düzenleme hem de Yalın’ın hüzünlü yorumu
çok iyi.

Hangi gösteri?

İstanbul Komedi Festivali devam ediyor.
Bu hafta sonu festivalden seçtiğim iki gösteri var, onları paylaşayım.
İkisi de aynı gece, hangisine gideceğim hâlâ belirsiz.
◊ İlki, Instagram’daki karakter performanslarını takip ettiğim Var Böyle Tipler’in gösterisi.
Cumartesi gecesi Yapı Kredi Bomontiada’da.
◊ İkinci gösteri ise
yıllarca ajanslarda çalıştıktan sonra 40’lı yaşlarında komedyen olmaya karar veren Lesli Karavil’in stand-up’ı.
O da yine cumartesi gecesi, Ortaköy Feriye’de.

X

Doğal olandan utanmanın öteki adı: Beyaz kum

Plajlara beyaz kum, yani kuvars tozu dökme adedi son yıllarda lüks otellerin vazgeçemediği bir alışkanlık haline geldi. Bu ürkütücü alışkanlığı Hürriyet’ten İsmail Sarı tüm ayrıntısıyla yazdı geçtiğimiz günlerde.


Evet, alışkanlık ürkütücü, çünkü bu kuvars tozu Sarı’nın yazısında belirttiği gibi hem denize hem de bize iyi gelmiyor.
İnşaat sektöründe kullanılan bu kuma maruz kalmak tüberküloz ve akciğer kanseri gibi hastalıklara davetiye çıkartıyor.
Sarı’nın haberinden öğrendiğime göre aslında bu kumu döken otellere para cezası da yazılıyormuş. Ama o para cezaları kuvars tozu dökülen plajlarda bir öğle yemeğine ödenen para zaten. Bu yüzden oteller cezayı umursamıyor.
Bir de sırf Maldivler havası veriyor diye kuvars tozu dökmek şu anlama da geliyor:
Doğal olandan utanmak, onu gizlemeye çalışmak.
Oysa Ege kıyılarının doğal hali en güzeli. Bu kuma ihtiyacı yok!

Emir Taha’nın İngilizce-Türkçe yükselişi

Yazının Devamını Oku

Mekanlar da ofise dönüşür mü

Çoğu mekan açık kalacağı sürenin uzamasını, yani akşam 19’dan sonra da açık kalma kararını bekliyor.

Bu ne zaman gerçekleşir bilmiyorum ama o sırada kaçırdıkları bir kitle var.
O da halihazırda evden çalışan beyaz yakalılar.
Evden çalışmak herkes için kolay bir durum değil.
Kendini eğitmek, disipline sokmak
ya da ev kalabalıksa önündeki işe odaklanmaya çalışmak.
Oysa gündüz çok da iş yapmayan, daha çok akşam müşterisi olan mekanlar bazı masalarını çalışma alanı gibi düzenleyebilir.
Hatta her gün aynı masada çalışmak isteyene, o masayı rezerve edip ona göre bir bedel alabilir.

Yazının Devamını Oku

Ece Dağıstan’ın ilham verdiği kadınlar

Yine bir öğleden sonra çekirdek arkadaş grubu buluşmasındayım.

“Yine” diyorum, çünkü akşamlar artık tek başınalığın sembolü.

Herkes kendi evinde (kendi izlediği diziyle) yalnız.

“Herkes” dediğim, biz, yani bekar ve çocuksuz arkadaş grubum.

Evet, mekanlar açılmadan önce birbirimizin evine gidip geliyorduk.

Ama mekanda buluşup laflamak gibi olmuyordu.

Mekanlar açılınca hızla alıştık öğleden sonra buluşmasına.

Ama öğleden sonra buluşmak da zor.

Herkesin işini bir şekilde ayarlaması gerekiyor.

Yazının Devamını Oku

Yeni ilgi köpüğümüz: Bay Hadid

Ben ilk gördüğümde Mickey Rourke’un kardeşi filan sanmıştım.

Değilmiş, Gigi ve Bella Hadid’in babası Mohamed Hadid’miş.

Bir açılış için Türkiye’ye gelmiş.

Ama açılış bitti, o gün bugündür baba Hadid’in attığı her adım çılgınca takip ediliyor.

Baklava yiyor, flaş flaş. Sultanahmet’e gidiyor, flaş flaş. Sergi geziyor, flaş flaş.

Bir dahaki sefere Gaziantep ve Alaçatı’yı da gezecekmiş.

O zaman kendisini günlerce takipten çıkmayacağız demektir.

Hele bir de Gigi ve Bella’nın ön Arapça isimlerini söyledi ya, bahtiyarız.

Bir tepsi baklava daha yemeden bırakmayız.

Yazının Devamını Oku

Erken vakit sosyalleşme akımına uydum ve...

Cumartesi günü erken vakit sosyalleşme akımına uydum ve saat 12 civarı Etiler’deki All Sports’daydım.

Mekanın açık alanında kalabalık bir masaydık ve tam beş saat oturduk.

Uzun süredir bir mekanda o kadar saat oturmamıştım.

Kendime de şaşırdım.

İşin doğrusu, o kadar saatin nasıl geçtiğini de anlamadım.

Bakınız: Pandemiyle birlikte zaman algısının değişmesi hadisesi...

Eskiden olsa onca saat bir mekanda oturmaktan kesin sıkılır, “Buradan başka bir yere mi gitsek?” diye etrafımdakileri manipüle etmeye çalışırdım.

O gün ise hiç sıkılmadım, hatta yerimden kalkmak da istemedim.

Mekanın açık alanındakiler mutlu mesut otururken

Yazının Devamını Oku

Bu yaz İstanbul mekanları Bodrum’da

Azur’un, Paper Moon’un ve Sunset’in suşi kısmının Bodrum’a ineceğini daha önce yazmıştım.

Şimdi yeni Bodrum gelişmelerine buyurun:
◊ Nişantaşı’ndaki Must da Bodrum’a geliyor. Yalıkavak Tilkicik Koyu’nda, eskiden Root’un olduğu yere konuşlanacak olan Bodrum Must’ın açılış tarihi 7 Mayıs.
Akşam 18.00’den sonra açılacak ve fine-dining restoranı olarak hizmet verecek olan Must’ın Bodrum çıkarmasıyla ilgili mekanın ortağı ve işletmecisi Ercan Gümüşkaya iddialı ve heyecanlı.
Nişantaşı’ndaki Boel ise Bodrum Must’ın hemen üstündeki otelin işletmesini üstleniyor.
◊ Bomonti’deki restoran-bar Wu, Yalıkavak’a açılacak bir diğer İstanbul markası.
Edition Oteli’nin tam karşısına açılacak olan Wu, bu yaz yeni neslin favori noktalarından biri olmaya aday.
◊ Edition Otel’e de bir İstanbul markası geliyor: Kuruçeşme’deki Inari.

Yazının Devamını Oku

Aleyna’ya ‘Rose’ disiplini diliyorum

Aleyna Tilki’ye üzülüyorum.


Sen kalk Warner Music’le anlaş, ilk İngilizce şarkını çıkar ve sonra da kendini şarkının YouTube videosunun altına “Şarkı ayransız döner gibi olmuş” diye “mizah kasıcı” yorum yazanların, yetmedi Demet Akalınlı polemiklerin ortasında bul.
Hadi diyelim ki buldun.
Ama bari yanıt verme. Hemen o topa girme.
Muhabirler Demet Akalın’ın dediklerini anımsatınca şöyle demiş Aleyna: “Beni eleştirenler, çalıştığım ekip Grammy aldı, onu konuşsun.”
Açıkçası bu yanıt da “Şarkı ayransız döner gibi olmuş” diye yazandan pek farklı değil.
“Çocuk dizisinde oynuyor” diyen senin ekibin nerede ne yapmış, ne almış ilgilenmez ki...

Yazının Devamını Oku

Beeple’ın Christie’s satışına Türk rakip: Pak

Kripto art üreticisi Beeple’ın “Everydays: The First 5000 Days” eserinin 69.3 milyon dolarlık Christie’s satışı gerçekten de başlangıçmış.

Önceki gün bir başka ünlü müzayede evi olan Sotheby’s devreye girdi ve “kripto art” üreticisi Pak ile işbirliği yapacağını duyurdu.

Sotheby’s açık artırmanın ne zaman yapılacağı konusunda henüz detay vermedi ama bu kadarı bile yeni bir heyecan dalgası yaratmaya yetti.

Bizim tarafımızda ise başka bir heyecan söz konusu. Çünkü Pak, Türk bir “kripto art” üreticisi.

NFT pazarlarından biri olan SuperRare’den uzun süredir takip ettiğim, Twitter’daki kullanıcı adı Murat Pak olan ama yaptığı çalışmalar için kendine kısaca “Pak” diyen dijital sanatçının ürettiklerinin değeri aralık ayında 1 milyon doları aşmıştı.

GİZEMLİ VARLIK

Pak, 1 hafta önce “Foundation.app”e bir röportaj vermişti. Orada “gizemli bir varlık” olarak tanımlanmıştı:

“Bir sanatçı, kolektif ya da bir yapay zeka olabilir. Bu belirsizlik, itirazın bir parçası da olabilir. Pak, 25 yıldır dijital sanat yaratıyor. NFT pazarındaki son patlamaya kadar Pak, Ethereum üzerinde en başarılı sanatçıydı.”

Yazının Devamını Oku

Şeyma hariç hepimiz Greta’ydık

Hava yolculuklarında geçen yıl yüzde 74’e varan bir düşüş yaşanmış.

Özellikle de 2020’nin mart ve nisan aylarında.

Zaten bu hepimizin malumu, yeni bir şey değil.

Yeni olan bu düşüşün başka bir veriyle açıklanması ve bunun da bir işe yarıyor oluşu!

Günlük karbondioksit emisyonlarının tahmini üzerine kurulu uluslararası bir girişim var.

Adı, Carbon Monitor.

İşte orada uçakların dünya çapında yaydığı karbondioksitten yola çıkarak karşılaştırmalı bir istatistik hazırlamış. 

Buna göre havacılıktan kaynaklanan karbondioksit emisyonu geçen yıl yüzde 50 düşmüş.

Daha da sayısal ifade edersek: 2019’da emisyon oranı yaklaşık 1 milyar metrik tonmuş. 2020’de ise 500 milyon metrik tona gerilemiş.

Yazının Devamını Oku

Bu yeni müziği ve kliplerini seviyorum

İrem Candar, Mabel Matiz ve Kalben.

Hafta sonuma bu üçünün aynı anda çıkan yeni şarkıları ve o şarkıların videoları damga vurdu.
İrem Candar’ın Hatırla...
Mabel Matiz’in Kahrettim...
Ve Kalben’in Teoman’la beraber söylediği Robot Kozmonot.
Üçünün de şarkılarındaki sound arayışı yenilikçiydi.
Eski değildi.
Keza videoları da öyle.

Yazının Devamını Oku

Çok kripto bir hadise: 69 milyon dolarlık satış

2 hafta önceki pazar yazısında Beeple’ın, yani Mike Winkelmann’ın dijital eserinin Christie’s müzayede evinde satışa çıkarıldığını yazmıştım.

Uzun uzun da Beeple’ın nereden nereye geldiğinden bahsetmiştim.

İşte Beeple’ın “İlk 5000 Gün” adlı kolaj dijital eseri, New York Times’ın manidar deyişiyle “JPG dosyası”, iki hafta süren açık artırmanın sonucunda perşembe günü 69 milyon dolara satıldı!

Üstelik 255 yıllık müzayede evi, tarihinde ilk kez bir satış için kripto para birimi olan Ethereum’u kabul etmiş oldu.

Her açıdan işin içinde bolca yenilik var yani.

KOONS VE HOCKNEY’DEN SONRA ÜÇÜNCÜ!

100 dolarla başlayan dijital eser için fiyat teklifleri aslında son gün 30 milyon dolarda kalmış.

Ancak son anda teklifler hızlanmış ve açık artırma 2 dakika daha uzatılmış.

Sonunda eserin fiyatı bir anda 60 milyon doların üzerine çıkmış.

Yazının Devamını Oku

Birinci salgın yılınız kutlu olsun

Geçen sene bu zamanlar...

iPhone’un fotoğraf arşivinden baktım, daha kapanmamıza 2 gün varmış. Hatta Time Out’un yeme-içme ödül törenini İdil Yazar’la beraber sunmuşuz.

2 gün sonrası ise çook eskiden saatler 24.00’ü gösterdiğinde TRT’nin yaptığı gibiydi işte: İstiklal Marşı ve kapanış!  Ve bugün o kapanışın, yani salgının üzerinden tam 1 yıl geçmiş.

Şimdi herkes kendi içinde birinci salgın yılının muhasebesini yapıyor, “Nasıldı?” diye.

Ünlü mimarlık ve tasarım sitesi Dezeen da yapmış.

Tasarım ve mimarlık alanının parlak isimlerine salgının birinci yılında neler değiştiğini sormuş. Bu sorunun yanıtını az çok hepimiz biliyoruz.

O nedenle ikinci soruları daha çok ilgimi çekti:

“Bundan sonra ne olacak?”

ANAHTAR KELİME İŞBİRLİĞİ

Yazının Devamını Oku

Eğer o yarışmaya girmeseydi hayatı nasıl olurdu

Karahan Çantay’ın ölüm haberiyle birlikte 90’lar magazinine ışınlanmamak elde değildi. Şöyle bir dönüp arşiv deryasını tarayınca şunu fark ettim; o kadar çok şey yaşanmış ki...

90’lar gerçekten çılgınmış. Buyurunuz:

Sibel Can’la Karahan Çantay’ın ilişkisine dair dedikoduların yayılması.

Eski bir mankenin bu ilişkiye dair “Elimde kasetiniz var” diyerek Sibel Can’ı tehdit etmesi.

Sibel Can’ın sonradan “uzaktan akraba” diyerek açıklayacağı bir çeteyi, şantajı sona erdirmek için devreye soktuğu iddiası.

Tüm bu olaylardan sonra Karahan Çantay unutulmuştu.

Meğer önce Amerika’ya gitmiş. Eldeki bilgilere göre taksicilik yapmış. Ama son yıllarda Tayland’da yaşıyormuş.

Matematik öğretmenliği yapıyormuş.

Zaten meşhur olduğu sırada ODTÜ Matematik’te okuyormuş.

Yazının Devamını Oku

‘İskoç kilt’iyle Kadınlar Günü’nün ne ilgisi var

Sanatçı Ahmet Güneştekin 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde Instagram profilinden İskoçya’da çektirdiği bir fotoğraf paylaştı.

Güneştekin İskoç erkeklerinin giydiği, onların tarihinde önemli bir sembol olan “kilt”i giyerek poz vermiş fotoğrafta.
Altında şöyle yazıyordu:
“İyi ki renkler ve sesler var var. İyi ki sanat var. İyi ki sanatın cinsiyeti kadın.
8 Mart Dünya Kadınlar Günü kutlu olsun”.
Niyet eminim iyidir ama her açıdan problemli ve kafası über karışık bir durum var ortada.
Şu açılardan:
- İskoç kimliğinin sembolü olan, her klana ve bölgeye göre ekose deseni/rengi değişen bir milli kıyafetin Kadınlar Günü’yle ne ilgisi var?

Yazının Devamını Oku

Çıkmalı mı çıkmamalı mı

Cumartesi günü İstanbul’daki çılgın trafiği, mekanların yoğunluğunu görünce ister istemez kendimi geri çektim.

Hem bir ya da iki saat mekanda oturmak için o kadar trafikte kalmaya değmezdi.

Hem de mekanlarda yoğunluk gerçekten ürkütücüydü.

Ama yine de umutluyum, bu yoğunluk hali ilk hafta sonunun “Tutmayın beni” hevesinden.

Bir sonraki cumartesi her şey normal akışına dönecektir.

Tabii tekrar kapanma olmazsa...

Sınırlı sosyallik herkesi bunaltmıştı

Özlenen sadece bir mekanda oturup yemek yemek değil aslında.

Yazının Devamını Oku

Yazlık havadislere devam

Bu yaz Bodrum’da çok fazla proje var. İlk Bodrum havadislerini hafta içi yazmıştım. Bugün hem Bodrum hem Çeşme-Alaçatı yenilikleriyle yaza yavaş yavaş selam çakma zamanı...

AZUR DA BODRUM’A GELİYOR
Yeniköy’deki yeni nesil deniz mahsülleri restoranı Azur, bu yaz Yalıkavak’a iniyor.
Gökçebel’deki eski tersanenin oraya, Barboom’un olduğu koya konuşlanacak olan Azur’un en büyük artısı günbatımını çok iyi yakalayan bir noktayı seçmesi.
Yazın en iyi mekanı olmaya şimdiden aday Bodrum Azur.
ALAÇATI’NIN “LUCCA”SI OLABİLİR
Arnavutköy’deki Angelo’nun ortaklarından Ozan Balaban’la Caddebostan’daki Neni Brasserie’nin sahipleri bu yaz Alaçatı’da bir mekan açmak için ortaklık yaptı.
Mekanın ismi, Cherie.

Yazının Devamını Oku

Yeni randevu saati: 16.00’da buluşalım

Aysel Gürel sözlerini yazdığı “Hadi Bakalım” şarkısında “Bir yanımız her duruma müsait” diyordu.

Durumumuz tam öyle.

Mekanların 19.00 saat sınırlamasıyla açılmasıyla birlikte yeni duruma yeni davranışlar geliştirdik.

Dün Caddebostan’daki Neni Brasserie’de otururken mekanın ortaklarından Mustafa Taşan şöyle diyordu: “An itibarıyla herkes sözleşmiş gibi 16.00’ya rezervasyon yaptırdı.” Doğruya doğru,
ben de bugüne bir
16.00 balıkçı randevusu yaptım.

Çünkü en mantıklısı bu.

Öbür türlü koştur koştur oturup hemen de kalkmak zorunda kalıyorsun mekandan.

Özellikle

Yazının Devamını Oku

Galiba biraz ‘paslanmışız’

Restoran ve kafelerle yeniden buluştuk.Ya mahalle kafesine gidip hemen bir kahvaltı keyfi yaptık.

Ya da akşamüstü arkadaşımızla buluştuk ve bir masada oturarak muhabbet etmenin tadına vardık aylar sonra.
Benim bu ikinci açılma günlerinde ilk hissettiğim şu oldu:
Herkes yorgun gibiydi.
Psikolojik bir yorgunluk bu.
Hem mekancılar hem de biz müdavimleri.
Bana “paslanmışız” gibi geldi.
Pratiğimizi kaybetmişiz sanki.

Yazının Devamını Oku

Yazlık Bodrum haberleri

Hafta sonu Bodrum’da hava 20 dereceye kadar çıktı. Haliyle ortam yaz başı gibiydi. Konuşulanlar da yaza dair yeni şeylerdi. İşte o yeni şeylerden bazıları...

◊ PAPERMOON VE SUNSET GELİYOR

Geçen yazın en sükseli yerlerinden biriydi Bodrum Loft.

Şef Yılmaz Öztürk’ün Loft Elia restoranı, pandemi nedeniyle talep patlaması yaşayan evleri ve Maça Kızı’nın Loft içinde yer alıp almayacağı meselesiyle hep dillerdeydi burası.

Bu yaz da öyle olacak gibi.

Çünkü daha yaz başlamadan Lucca’nın Loft’ta açılacağı dedikodusu yayıldı etrafa.

Kısa sürede bu dedikodunun gerçekleşmeyeceği ortaya çıktı.

Ama şimdi kesinleşen iki yeni olayı var Loft’un:

Papermoon

Yazının Devamını Oku