GeriOnur BAŞTÜRK Gizemli Türk ‘Pak’ın 16 milyon dolarlık ‘Fungible’ı
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Gizemli Türk ‘Pak’ın 16 milyon dolarlık ‘Fungible’ı

Her yerde benzer yazılar çıkıyordu:“Şubat ve mart ayında yüksek satış rakamları yakalayan NFT pazarı düşüşe mi geçti, yoksa her şey bir balon muydu?”


Nonfungible.com’a göre durum fenaydı. Günde ortalama 19.3 milyon dolara ulaşan NFT satışları nisan ayına gelindiğinde 5.5 milyon dolara düşmüştü.
Yani yüzde 70’lik bir düşüşten bahsediliyordu. Sanat dünyası da bu yüksek rakamların sürdürülebilir olmadığını tartışıyordu ki, Türk sanatçı Pak’ın Sotheby’s ve Nifty Gateway işbirliğiyle satışa açılan “Fungible” adlı serisi 16.8 milyon dolara satıldı.
Üstelik sadece iki günde. Açık artırma 12 Nisan’da başladı, 14 Nisan’da kapandı.
Beeple’ın 69 milyon dolarlık Christie’s satışında olduğu gibi 10 gün boyunca vitrinde kalmadı.
Üstelik Pak’ın bu satış sürecinde sürprizleri vardı.
Alıcılara kendi koleksiyonunu oluşturma şansı veriyordu.
Şöyle ki: Fungible serisi altıya ayrılmıştı. The Cube, Complexity, Equilibrium, The Builder, The Switch ve The Pixel.
The Cube’da yer alan dijital küpleri ister bir, ister bin adet satın almak mümkündü. Böylece alıcılar sahip oldukları toplam küplere bağlı olarak farklı bir NFT setine sahip olabiliyordu.

Gizemli Türk ‘Pak’ın  16 milyon dolarlık ‘Fungible’ı

Karışık mı? Evet biraz, ama bununla da bitmiyor.
Tüm koleksiyon aynı zamanda şu iddialı cümleyle tanıtılıyordu:
“Değer anlayışımızı yeniden tanımlayan yeni bir dijital sanat koleksiyonu.”
Pak’ın yapmak istediği alıcılara şunu sorgulatmaktı:
Değer ne demektir ve bu otoritesini nereden alır?
Pak’ın alıcılarına meydan okuduğu bu alt metin ne kadar yerini buldu, önümüzdeki günlerde belli olur diye düşünüyorum.
Ama şu bir gerçek: 20 yıldır dijital sanat dünyasının içinde olan Pak, artık bu alana ismini altın harflerle, üstelik Beeple gibi sadece bir “çok satan” olarak değil, sürprizleri ve oyunları bitmeyen yenilikçi vizyonuyla yazdırdı.
Peki Pak kim? Onu hâlâ bilmiyoruz. Evet, Türk. O kesin bilgi. Keza hâlâ Twitter hesabında Murat Pak yazıyor. Ama o gerçek ismi değil. Pak her yerde “anonim sanatçı” olarak tanıtılıyor.
Keza belki de böylesi ona ayrı bir gizem katıyor.
Tıpkı dijital küp oyunlarında olduğu gibi...

Bol seramik

“Gerçek lüks, yaşadığımız deneyimlerdir: İnsan, insanlarla bağlantılı olan doğa, sessizliğin yeniden keşfi, ustalık ve özgünlük gibi ender görülen her şey!”
Barselona ve İstanbul arasında yaşayan İspanyol sanatçı ve tasarımcı Fran Aniorte’ye ait bu sözler.
Hafta içi Tepebaşı’ndaki Goba Art&Design’da “Mediterráneo” adlı seramik objeler sergisini açan Aniorte’ye kulak verin:
“Mediterráneo 1 yıl önce başladığım bir sanat projesi. Bu projede Akdeniz hakkındaki kişisel vizyonumu, eski kültürlerden ilham alan günlük nesneler ve grafik sanat eserleri aracılığıyla keşfetmeye çalıştım.

Gizemli Türk ‘Pak’ın  16 milyon dolarlık ‘Fungible’ı

İspanya, Türkiye, İtalya ve daha birçok bölgeden popüler el sanatlarında kullanılan hayvanları ve grafikleri stilize edip modern bir çizgiye taşıdım. Bunları Akdeniz’de geçen çocukluk anılarımla harmanladım.
Her parçayı Akdeniz kültürünün referanslarıyla süsledim. Kuşlar, organik geometri, dikenli armutlar, incirler, coşkulu bitki örtüsü gibi...
Çocukken incir ağaçları, kuşlar ve sakin yaşamla dolu bir Akdeniz’de, özgürce akıp gitmiş unutulmaz anılarımı hâlâ saklıyorum. Bu anılar artık sanat formunda bana geri dönüyor.”

Neyin kafası

Maltepe’de bir villada yapılan partiden çıkanlar yüzlerini kar maskeleriyle gizlemiş.
Belli ki böyle bir baskın olacağını tahmin ediyorlardı. Ne olur ne olmaz deyip bu maskeleri edinmişler.
Hazırlık yapmışlar. Sırf eğlenmek uğruna bunca sıkıntıya, üstelik virüs riskine girmeye değer mi yani?
Fotoğrafları görünce “pes” dedim.

Gizemli Türk ‘Pak’ın  16 milyon dolarlık ‘Fungible’ı

X

Herkese açık anmanın amacı ne olabilir

Beren Saat’in trafik kazasında kaybettiği ilk aşkı Efe Güray’ı her yıl doğum gününde sosyal medyada anması elbette işin içine Kenan Doğulu da katılarak olumlu-olumsuz yorumlanmaya doyulamaz.

Çünkü Beren Saat bu anmayı her seferinde, herkese açık bir şekilde yapıyor.

Bile bile lades yani.

Oysa bu anmayı evinde, kendi halinde, sessizce yapsa kimsenin haberi olmayacak.

Bir tek Efe Güray duyacak olduğu yerden.

Tüm bu yorum ve eleştiri cümbüşü de böylece eksik kalmış olacak.

Ama Beren Saat ilginç bir şekilde herkesle paylaşmak istiyor bunu.

Hatta bana kalırsa üzerine yorum yapılsın, tartışılsın istiyor.

Tahminim,

Yazının Devamını Oku

Bu psikolojik savaştan kim galip çıkar

Feyza Aktan’ın dün Kelebek’te yayınlanan röportajını okuduktan sonra izlediğim tüm dizilerin sıkıcı olduğuna karar verdim. 

Misal- 1: Özcan Deniz boşandığı eşi için “Medea kompleksine sahip” demiş. Yani, boşanma sırasında kötü niyetli anne sendromu. Çocuğu aracılığıyla eski eşten intikam alma hali. Feyza Aktan bu ciddi suçlamaya ilişkin “Böyle bir şey yok” demiyor, aksine gayet sakin “Keşke sosyal medyadan değil, yüzüme söyleseydi” diyor. Onca dizi izleme deneyimime dayanarak söylüyorum: Bu soğukkanlı tavırdan ürktüm ben! 

Misal- 2: Özcan Deniz oğlunun gece evden kaçıp site dışına çıktığını iddialamış. Feyza Aktan buna karşılık şöyle diyor: “Benden oluşturulmaya çalışılan profili anlıyorum ama en azından mantıklı gidin. Eğer böyle bir olay yaşandıysa bu görüntüyü paylaşmak ve sözünü doğrulamak zorunda.”Yine sakin, yine kendinden emin Feyza Aktan.

 Misal- 3: Özcan Deniz tarafı bir yangın olayından yola çıkarak eski eşe “alkolik” diyor. Feyza Aktan’ın bu iddiaya yanıtı yine sakin: “Oğlum ve ben şu an hayatta olmayabilirdik. Çok ağır travmatik bir şey atlattık. Geçmiş olsun denilmesini beklerken, alkolik ilan edildim”. 

Misal- 4: Özcan Deniz eski evlerinde yaşamaya devam ettiği için eski eşine “gaspçı” demiş. Feyza Aktan bu iddiaya da yine olgun ve sakin yanıt veriyor, özetle “Ben de bilmiyorum ev konusunun ne olacağını” diyerek. 

Tüm röportajdaki yanıtlardan ve ikili arasında yaşananlardan benim anladığım şu: Özcan Deniz tarafı şimdiye kadar sürekli suçlama yapmış. Feyza Aktan’ı “Gece hayatına düşkün, alkolik, sorumsuz anne” olarak göstermeye çalışmış.

 Feyza Aktan’ın tüm bu negatif profil oluşturma çabasına karşılık verdiği yanıtlar ise karşı tarafı öfkelendirecek sakinlikte. Kavga etmiyor, öfkeden kudurmuyor. Dramatik hallere girmiyor. Sadece “Varsa ispat edin” diyor. Olgun ve soğukkanlı takılıyor. Bu tam bir psikolojik savaş aslında.

Ve doğrusu bu savaşta Feyza Aktan galip çıkacak gibi görünüyor. Nitekim Feyza Aktan’ın yanıtlarını okuyunca ben ona inandım mesela. Özcan Deniz’in iddialarını ise abartılı buldum. 

BU KEZ SURVİVOR'CI BEY HAKLI

Yazının Devamını Oku

Insta-bunalım: En iyisi bir şey koymamak

Pandeminin bir de Instagram bunalımı yönü var.


Şahan Gökbakar onu yaşayanlardan biri olmuş.
Instagram hesabını kapatmasıyla ilgili samimi bir şekilde şöyle diyor:
“Özellikle pandemi döneminde yaptığım paylaşımların anlamsızlığını fark ettim.
Neden her gün fotoğraf koyuyorum diye düşününce, koymayayım daha iyi dedim.
Baktım yine sürekli elim gidiyor, bir şey paylaşmasam da vakit geçiriyorum boş boş.
En iyisi kapatayım dedim ve hesabı dondurdum. İnsan sürekli aynı şeyi yaptığı zaman fark etmiyor ama, çok anlamsız bir hareket oraya sürekli fotoğraf koymak.”

Yazının Devamını Oku

Resmen yaş zorbalığı

Tatlı bir pandemi kapanması sabahından herkese merhaba.


Böyle televizyon spikeri ya da YouTube kanalını yeni açmış ergen tadında sesleniyorum, çünkü galiba bu son kapanma iç kararmasına da neden olmaya başladı.
Bu iç kararmasının aydınlanma çaresi, merhemi kişiden kişiye değişir tabii, ama bana iyi gelen nitelikli bir şey okumak mesela. Son günlerde okuduğum güzel işlerden biri ise L’Officiel dergisindeki Zuhal Olcay röportajıydı. İnan Kırdemir yapmış.
Şöyle diyor Olcay röportajın bir yerinde:
“Bundan iki yıl önce geçmişte olan bir şeye verdiğim anlam iki yıl sonra değişiyor ve bütün hikâyeyi baştan aşağı yeniden yazmak durumunda kalıyorsun. Anlam yüklediğin olayların gerçekte öyle olmadığını görüyorsun. İnsan denen bu kompleks yaratık hem her şeyi çok hızlı tüketip hem de o beynini didik didik eden şeyleri tüketmelere doymuyor.”
O zaman Zuhal Olcay’a bu noktada bir ekleme yapmak isterim:
İnsanın hayatta kalma nedeni olaylara yüklediği anlamların zaman içinde farklılaşması olabilir mi? Eğer farklılaşmasaydı yaşamak bir ızdırap haline gelirdi herhalde.


Yazının Devamını Oku

Yetişkinlerin pandemi sıkıntısı: 20 yaş fotoğrafları

Sosyal medyadaki 20 yaş challenge’ı şunu gösterdi: Yetişkinler fena halde sıkılmış pandemiden.

Ünlüsünden ünsüzüne herkes, eğer telefonunun bir köşesinde bunca zaman özenle saklamadıysa, eski fotoğraf albümlerini karıştırdı ve 20’li yaş fotoğrafını bulup paylaştı.
Şu devirde az çaba mı?
Ben kanepeden kalkıp koltuğa geçene kadar yarattığım çaba enerjisine hayran kalırken...
Neyse, demek ki herkes gerçekten sıkılmış ve eğlenmek istedi.
Evet, eğlenmek. 20’lik fotoğrafla bugünü kıyaslayıp acımasızca, gayet basit bir seviyeden eğlenebilmek için:
◊ O zamanlar kel değilmiş, saçı varmış.
◊ Ne tipsizmiş, şimdi en azından bir şeye benziyor.

Yazının Devamını Oku

‘Ruhsat saatlerine geri dönülmeli’

90’lar başında yayınlanmış, sinir bozucu şekilde dile takılan Şener Şen’in oynadığı “aç-kapa” reklamında olduğu gibi bu kapanmanın da bir açılması var. Yeme-içme sektöründe şimdi bu konuşuluyor, “Açılma bu kez nasıl olacak” diye.

Kademeli açılmanın sinyalleri verildi. Son sırada yine mekanlar var.
Görünen o ki onlar için tam açılma mayıs sonunu bulacak gibi.
TURYİD (Turizm, Restoran Yatırımcıları ve Gastronomi İşletmeleri Derneği) Başkanı Kaya Demirer’e sordum, “Bu yeni açılmayla birlikte sektörün beklentileri neler” diye.
Demirer’in üzerinde durduğu en önemli konu “ruhsat saatlerine geri dönülmesi” oldu.
Malum, geçen yaz açılmayla birlikte tüm mekanlar 24.00’a kadar açık kalabilmişti.
Nitekim konuştuğum çoğu mekan sahibi de en çok saat kuralı konusunda dertli.
“Yeni açılmayla beraber bir de 22.00 kuralı gelirse biteriz” diyorlar.

Yazının Devamını Oku

Parti denemesi mi dediniz?

İspanya’dan sonra İngiltere’de de sosyal mesafesiz ve maskesiz bir parti denemesi yapıldı. Yaklaşık 3 bin kişinin katıldığı Liverpool’daki partiye gelenler negatif test şartıyla alana alınmış. Beş gün sonra da tekrar test yapmaları istenmiş.

Parti denemesine öncülük eden sağlık yetkilileri sonuçtan emin:

Katılımcıların beş gün sonraki testi de negatif çıkacak diyorlar.

Hani daha önümüzdeki nur topu gibi bir 15 günlük kapanma varken bu tarz parti denemesi haberlerini okumak pek de hoş olmuyor. İnsan özeniyor.

3 bin kişilik bir partiye pandemi olmasa da canım katılmak istemezdi. Ona eminim.

Esas özendiğim şu: Pandemi konusunda bir sonuca ulaşılması, mesafe kat edilmesi ve böyle denemeler yapılmaya cesaret edilmesi.

Bir de bize bakıyor ve açıkçası umutsuzluk kuyusuna düşüyorum.

Bu gidişle bu yılın sonuna kadar daha çok açılma kapanma yaşarız gibi geliyor.

Az insanlı yalnızlık kümeleri

Yazının Devamını Oku

Dizi dizi diziler arasında

O diziden bu diziye peş peşe serbest dalış yaptığım günlere geri döndüm.



Mecbur, çünkü evdeki dört duvar arasından çeşit çeşit paralel evrene en şipşak geçiş aracı diziler.
Misal: Burcu Biricik şu sıra favorim.
Önce “Fatma” adlı dizisini izledim.
Ardından “Camdaki Kız”a tam orta yerinden başladım.
Her dizide ayrı ayrı travmalara sahip karakterleri oynuyor Burcu Biricik.

Yazının Devamını Oku

Hay manzaranıza...

Bülent Cankurt’un yazısından öğrendim.

İş insanı Selim Hamamcıoğlu oturduğu evin manzarasını kapadığı için bir ağacı kesmek istemiş.
Site yönetimi izin vermeyince de yöneticiyle kavga etmiş.
Daha sonra olayın kamera görüntüleri WhatsApp gruplarına düşmüş.
Herhalde en şımarık şehirli mevzularından biridir, “Bu ağaç manzaramı kapatıyor” mevzusu.
Neden o deniz manzarasının illa pürüzsüz olması istenir?
Neden sağdan soldan fışkıran bir ağaç kadraja giriyorsa hemen gıcık olunup neredeyse balta almak suretiyle kesip biçme arzusuyla yanıp tutuşulur?
Ki bunu da en medeni, en çevreci görünenler yapar genelde.

Yazının Devamını Oku

Kapanmadan hemen önce Bodrum ve İstanbul

Kapanmaya saatler kala...

İstanbul’dan gelen trafik görüntüleri sıradan bir kıyamet filminden fırlamış gibi.

O sırada Bodrum’dayım, havalimanına gidiyorum.

İstanbul trafiğinin bir benzeri Bodrum’un her tarafında oluşmuş durumda.

“Tam kapanma festivali” gibi ortam, bitmeyen bir son dakika şenliği.

Bir yanıyla turizmi kurtarma hedefi olan bu kapanma vesilesiyle herkesin güneye akın ediyor oluşu ekstra ironik.

Herkes İstanbul’dan kaçarken İstanbul’a dönmek ise tatlı bir duygu kaosu.

Uçak neredeyse boş.

Yan koltuğum, yan koltuğumun koltuğu.

Yazının Devamını Oku

Tam kapanma günleri sayıklamaları

Malum kararlar açıklanınca bir an restoranların paket servisi de bitti sanıp kendi iç kuyularımda dedim ki, “Galiba aç kaldım.”


Oysa ilk karantina döneminde, yani geçen yıl bu zamanlar, gönüllü mutfak kölesiydim.
Yemeğimi kendim yapıyordum. Dışarıdan hiçbir şey sipariş etmiyordum.
Nedenini hatırlayın; o dönem restoranların mutfağından yemek yemeye korkuyorduk, virüs bulaşır diye.
Korkularımız akıllı telefonlar gibi sürekli güncelleniyor, şimdi öyle bir korkumuz yok mesela.
Neyse, gönüllü mutfak kölesi olduğum o haftalarda sağlıklı şeyler yiyeceğim diye -yine kendi kuyularımda- tutturmuştum.
Siyah pirinç bazlı her türlü salata favorim olmuştu.

Yazının Devamını Oku

Eyvah, emlakçılar da NFT’yi keşfetti

Bir evi satmak için NFT’yi nasıl kullanırdınız?

Kaliforniyalı bir emlakçı olan Shane Dulgeroff gayet akıllıca bir çözüm bulmuş.
Elindeki satılık evlerden birini NFT destekli bir sanat eserine dönüştürmüş!
Evi esere dönüştüren elbette emlakçının kendisi değil.
Bu iş için Amerikalı bir grafik tasarımcı olan Kii Arens ile anlaşmış.
Arens da 45 saniyelik bir video eseri yaratmış.
Eserde öyle aman aman bir durum yok.
Göz alıcı renklerden oluşan, uzaylıların dikizlediği bir satılık ev kurgusu.

Yazının Devamını Oku

Yapay zeka ürünü portreleri haziranda görebileceğiz

Haziran ayı başında fiziki olarak gerçekleşecek Contemporary İstanbul’un (CI) “Plugin” bölümünün bu yılki ağır topu Mario Klingemann. Kendini “bilgisayar programcısı, yaratıcı bir sanatçı ve bir tutam da bilim insanı” olarak tanımlayan Alman sanatçı Klingemann’ın en çok ses getiren çalışması “Memories of Passersby I”.

Çalışmanın başrol oyuncusu ise 50’lerdeki eski radyolar gibi giydirilmiş bir yapay zeka makinesi!
Bu makinenin bağlandığı iki adet dijital çerçeve var.
İşte o çerçevelerde makine yazılımının o anda ürettiği kadın ve erkek portreleri sergileniyor.
Klingemann, yapay zeka yazılımı için Google tarafından geliştirilen ve günümüzdeki en gelişmiş yazılımı olan BigGan teknolojisinden yararlanmış.
355.7 milyonluk devasa bir veri havuzunu aynı anda tarayıp anlık çıktı sağlayan bu yazılım sayesinde daha önce hiç var olmamış yeni insan suretlerinin yaratılışına tanıklık ediliyor bu sayede!
Mario Klingemann’ın bu işini canlı canlı görmek için sabırsızlanıyorum.

İlhamını Büyük İskender’den alıyor

Yazının Devamını Oku

‘Ex-Survivor’cıdan bireyin gücü kitabı!

Geçen yılın Survivor yarışmacısı Barış Murat Yağcı kitap çıkarmış.


“Her Şeye Rağmen” adlı kitap şöyle tanıtılıyor:
“Bireyin gücü, iradenin otoritesi ve sorgulama sanatı üzerine inşa edilmiş bir başucu rehberi.”
Bitmiyor, maalesef devamı var:
“Z kuşağının anti-otoriter ruhuna kalp masajı yapacak bir kitap.”
Ah bir de, “Acılar tembel insanın bahanesidir.”
Ama burada da

Yazının Devamını Oku

“Şeyma’nın Hayatı”nda yeni sezon

Doğruya doğru, Şeyma’nın hayatını izlemek zevkli.

Nefret eden de nefes almadan izliyor; çemkiren de, gizli gizli özenen de...
Sadece kimse itiraf edemiyor.
Ben en son Şeyma’nın insta hayatı dizisinin İtalyan DJ sezonunda kalmıştım.
Mısırlı milyarder sezonunu geç de olsa yakaladım.
Uçak kapatma hadisesinden tropik adadaki romantik tatil atmosferine kadar artık her şeye hakimim.
Başım göğe ermedi ama Şeyma’nın pembe dizi tadındaki hayatını da seviyorum.
Tek sıkıldığım nokta, insanlar onu yüklendikçe “Ben bunu hak ediyorum, ben iyisine layığım” diye coşarak “ben, ben, ben” dansı yapması, ki buna hiç gerek yok.

Yazının Devamını Oku

Moda Haftası neden en başa döndü?

İstanbul Moda Haftası geçen hafta ikinci kez dijital olarak sessiz sedasız yapıldı ve bitti.

Üstelik bu kez dünyadaki önemli moda haftalarının hepsinin (60’dan fazla olduğunu belirtiyorlar) sponsoru olan Mercedes de yoktu, sponsorluktan çekilmişti.
Artık moda haftasının adı sadece “Fashion Week İstanbul”.
Mercedes sponsorluktan çıkınca yıllar önce İTÜ’de başlayan o ilk moda haftası kıvamına geri dönülmüş oldu.
Oysa uluslararası radara, takvime girmek için bu sponsorluk önemliydi, yıllarca beklenmişti.
Hatırlıyorum, bu işbirliği ilk gerçekleştiğinde herkes mutlu ve heyecanlıydı.
Nihayet dünya moda haftaları radarına girilmişti.
Şimdi neden böyle oldu peki?

Yazının Devamını Oku

Bir ‘ev sosyali’nin notları

Geçtiğimiz günlerde bir grup tanıdıkla sokakta karşılaştık.

Hepsi köpek gezdiriyor, bir ben köpeksiz.

Neyse.

Epeydir karşılaşılmadığı için ilk soru şu oldu:

“Kimler korona geçirdi?”

Geçirenler “Oh bitti, sıramı savdım” havasındaydı. Üstüne antikorlarını da sıraladılar.

Benim gibi yakalanmamış olanlara da farkında olmadan bir “Aa nasıl yani?” tavrı takınıldı.

Hele bana ultra şaşırdılar, “O kadar yere girip çıkıyorsun, yuh!” diyerek.

Malum, böyle bir algı etiketim var,

Yazının Devamını Oku

Bu yaz onlara rastlayabiliriz: Plaj yakalılar

Geçen yaz aniden normalleşmiş ve plajları doldurmuştuk.


Bu yazın nasıl olacağına dair sorular havada uçuşadursun, ilginç bir işbirliği ilk işaret fişeklerinden biri oldu.
Yeni nesil çalışma alanları yaratan Han Spaces, bu yaz Çeşme Dalyan’daki popüler plaj Momo’nun içinde açılıyor.
Plajın bir köşesinde açılacak Han Spaces, bilgisayarını kuma bulamadan bir köşede sessizce çalışmak isteyenler için düşünülmüş.
Anlaşılan o ki bu yaz plajlarda mesafeli eğlenmeye çalışanlar kadar bilgisayarını kucağına alıp çalışan bikinli/mayolu “plaj yakalılar”ı da sıkça göreceğiz.

Güneş enerjilerinin ortasındaki ‘Vaha’

Sahra Çölü’nün girişine konumlanmış, büyüklüğü 3500 adet futbol sahasına denk düşen Fas’taki meşhur Noor-Ouarzazate güneş enerjisi kompleksine bir rakip geliyor.

Yazının Devamını Oku

Yayoi Kusama’nın dans eden balkabağı

Şu anda New York’ta olmak vardı.

Hayır, caddesi, sokağı, restoranı yüzünden filan değil; hem bir sergi hem de dev bir bahçeden dolayı!

Bronx’taki New York Botanik Bahçesi’ne, kısa adıyla NYBG’ye yıllar önce “Frida Kahlo: Art, Garden, Life” sergisi vesilesiyle gitmiş ve sergiden çok botanik bahçesine hayran kalmıştım.

Şimdi bu nefis mekanda salgın nedeniyle bir yıldır ertelenen Yayoi Kusama’nın “Cosmic Nature” sergisi açıldı. 92 yaşındaki ikonik sanatçının sergisinden renkli instagram kareleri dijital dünyalarımıza düşmeye başladı bile. Özellikle dans eden balkabağı isimli dev heykelin görüntüsü şimdiden çok paylaşılanlar arasına girdi.

Kusama’nın sergisinin yapımı üç yıl sürmüş.

Eleştir-menlere göre Cosmic Nature sergisi, birkaç iddialı eserin yanı sıra Kusama standartlarının ustaca yeniden canlandırılması ve erken dönem resimlerinin, performanslarının küçük bir retrospektifini içeriyor. Bir de ötesi var. Kusama’nın çocukluğu büyükanne ve büyükbabasının işlettiği fidanlık tesisinde geçmiş.

Dolayısıyla en başından beri bitkiler onun hayatında önemli bir yer tutmuş. Bu sergi bir bakıma Kusama’nın bitkilere olan hayranlığının bir yansıması sayılabilir yani.

Bahçe bağımlılık yapar

Yazının Devamını Oku