GeriOnur BAŞTÜRK Eskinin peşinde ‘yeni Alaçatı’lar
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Eskinin peşinde ‘yeni Alaçatı’lar

Geçen yaz ilk sinyaller verilmişti.

Eskinin peşinde ‘yeni Alaçatı’lar

Alaçatı’nın eski halini bilenler, yıllardır Alaçatı’da iş yapanlar, civarda evi olanların dilindeki ortak cümle şuydu:
“Köye neredeyse hiç inmiyorum.”
Çünkü Alaçatı’nın merkezini gürültülü bir düğün salonu olarak görüyorlardı.
Her köşeden ayrı bir müzik sesi yükseldiği, sıra sıra dizilmiş birbirinin benzeri meyhanelerin önünde “Buyurun, yardımcı olalım” cümleleri döküldüğü ve sokaklar kalabalıktan geçilmediği için...
“Benim bildiğim Alaçatı bu değil” diyenler çareyi köyün dışındaki yeni yerler de bulmuştu.
Bu nedenle Alaçatı’nın merkezi her an yer değiştirebilirdi.
Nitekim iki-üç gündür Alaçatı’da gördüğüm şu.
Çoktan merkez değişmiş.
Köyün içi kendi haline terk edilmiş durumda.
Onun yerine farklı topluluklar köyün etrafındaki yerler de kendi Alaçatı’larını yaratmış.
En sağlam örnek:
Köyün en eski mekan sahiplerinden, bir dönem Alaçat Kırevi ile tanınmış, daha sonra Asma Yaprağı ile markalaşmış Ayşenur Mıhçı, restoranını Ovacık yolu tarafındaki arazisine taşımış.
Çarşamba akşamı gittiğimde büyük bir bahçeye sahip yeni Asma Yaprağı bir-iki saat içinde tıklım tıklımdı.
Buna karşılık iki adım öteden geldiğim köyün merkezi boştu.
Yeni Asma Yaprağı’nın etrafında şimdilik hiçbir şey yok.
İnsanlar sadece iyi yemek yemeye, zeytin ağaçlarının altındaki huzurlu bir ortama geliyorlar.
Doğrusu haklılar da.
Alaçatı eskiden zaten buydu.
Şimdi yeniden eskiyi aramak için yeni Alaçatı’lar peşinde koşuluyor.

Eskinin peşinde ‘yeni Alaçatı’lar

Plajlar akşam yemeğine bekliyor

İki popüler plaj, Ovacık tarafındaki Before Sunset ve Dalyan’daki Momo, virüs tedbirleri nedeniyle akşamüstü partilerinden vazgeçmiş durumda.
Onun yerine gün boyu güneş-deniz yapanları günbatımıyla başlayan akşam yemeklerine bekliyorlar.
Bir bakıma müdavimlerine, “Köye yemek için inip vakit kaybetmenize gerek yok, artık yemeği de burada yiyin, nasıl olsa her yer 24.00’da kapanacak” mesajını veriyorlar.
Momo’nun “Sunset Dinner” adını verdiği yemekleri sadece cuma, cumartesi ve pazara özel.
Before’daki yemekler ise her akşam kumsalda, yer masaları kurularak yapılacak.
Konseptin adına “Elefante” adını vermişler.

Eskinin peşinde ‘yeni Alaçatı’lar

İzole plajda bir gün

İsmiyle bugünleri öngörmüş bir plajda, Haldun Demirhisar’ın işlettiği Plage Isolee’de genç bir çiftle karşılaştım.
Deren Talu ve Baran Tınaz çiftiyle.
Baran’ı La Boom’dan tanıyorum. Halen La Boom ve Teras Emirgan’ın başında.
Aynı zamanda bu mekanların sahibi Umut Evirgen’in çocukluk arkadaşı.
Deren yakında “Akıncı” adında bir diziye başlıyormuş.

Eskinin peşinde ‘yeni Alaçatı’lar

Şükrü Özyıldız’la beraber.
“Çekimler başlayacak, bu son tatilim” diyordu Deren...
Unutmadan: Plage Isolee’nin içindeki Balıkçı Niyazi’de yediğim köz patlıcan, kalamar, karides ve atom son zamanlarda yediğim en lezzetli şeylerdi.
Öğleden sonra 16.00 gibi gidin Niyazi’ye ve denize karşı bir masaya kurulup izole ortamla yemeklerin tadını çıkarın derim.
Not: Alaçatı yazıları yarın da devam edecek...

Eskinin peşinde ‘yeni Alaçatı’lar

X

“Ovala” ya da korkma iyi gelir

Dünden beri dinlediğim tek bir şarkı var, o da Taycan’ın “Ovala”sı.

Aslında şarkıyı videosuyla beraber izlemek gerekiyor.

Çünkü ben önce videosuna vuruldum.

Bu noktada parantez açıp yönetmen Fırat Gürgen’e bin tebrik yollamalı.

Videosu neden iyi “Ovala”nın?

Her şeyden önce sanat eseri tadında bir video. Hatta “tadında” değil, öyle.

Bol bakışmalı ve aşırı ‘styling’e boğulmuş yerli videolardan sonra “Ovala” insanın içini açıyor, “Oh be!” dedirtiyor.

Açmakla kalmakla düşündürüyor da...

“Ovala” videosu aynı zamanda eğlenceli.

Yazının Devamını Oku

Şehrin çılgın seyir defteri

Cumartesi günü “İstanbul yanıyor” diye bir video koydu ressam bir arkadaşım.

“Yanıyor” diye tabirlediği aslında sosyal hayat hareketliliğinin zirve yapmasıydı.

Paylaştığı video, Galatasaray’ın arka tarafında mekanların olduğu sokaktandı.

Herkes öyle bir sokağa taşmış ki trafik durmuş. “Yanma” göndermesi bu coşkuya yani.

Aynı gün ben de Karaköy’ün arka sokaklarında yürüdüm.

Bu civar da aynı şekildeydi, tıklım tıklım. Kaldırımlara taşan tüm masalar doluydu.

Uzun süredir sokakları, mekanları böyle canlı görmeyince insanın üzerine bir afallama, bir şaşkınlık geliyor.

Ama her şeye hızla alışıyoruz ya. Sokaklardaki bomboş duruma da alışmıştık, şimdi yeniden kalabalığa karışıyoruz.

“Beni sağda indirin, UFO çağırdım”

Yazının Devamını Oku

Bodrum’un mekanları arasında baş döndürücü tur

Bodrum’un yazlık sezon tarihi açısından 2021 ilginç bir yıl.


O kadar çok mekan açıldı ve açılmaya devam ediyor ki, ülkenin yarısından fazlası Bodrum’da olacakmış gibi hissetmemiz doğal.
Dolayısıyla bugünkü köşe Bodrumcular için eski-yeni mekanlar hakkında mini bir rehber: Bodrum’u uzaktan seyredip merak edenlere, “Çok kalabalık buralar” diyenlere, hafta sonları gidip geleceklere, sezon boyu yerleşenlere, yeme-içme sevdalısına ve sosyal ortam kuşlarına...

GASTRONOMİ SEVDALISINA...

◊ “İyi yemek nerede olacak, bana onu söyle” derseniz, ilk başa sürpriz bir restoranı koyarım. Demirbükü’ndeki Mesa’nın içinde açılacak olan Naru’yu. Mekanın iki ortağını, Özgür Arıkan ve Çağlar Kanzık’ı geçen yaz Dereköy Lokantası vesilesiyle tanıdık ve sevdik.

Yazının Devamını Oku

Aşılı mısın aşısız mı

Kişisel gündemlerimizde aşı var. Herkes birbirine şu soruları soruyor:“Sana çıktı mı?Oldun mu?İlk doz mu?Peki hangisini yaptırdın?”

Sinovac’çılarla BionTech’çilerin polemiği ayrı bir durum.
Bir tanıdığım yurtdışında önce Sinovac oldu, sonra “Avrupa bunu kabul ediyor” diye geldi burada BionTech.
Barda kokteyl dener gibi yuvarlıyor aşıları yani...
Aşı olmak istemediğini söyleyenlerle ise başka bir muhabbet gelişiyor.
Kendi kişisel gerekçesini açıklayanlar, bir doktor yakınının söylediğinden yola çıkarak neden olmak istemediğini söyleyenler, “Biraz zaman geçsin üzerinden, belki olurum ileride” diye olaya daha yumuşak bakan kararsızlar, “Bunca zaman hasta olmadım, niye aşı olayım ki?” düşüncesini daha sert savunanlar...
Durum ortaya karışık yani.
Bir yandan herkes kendine göre haklı. İlk kez başımıza böyle bir şey geliyor.

Yazının Devamını Oku

Ankara’daki ‘yeraltı mutfağı’nın şahane serüveni

Ben çok geç öğrendim, ama Ankaralı yeme-içme tutkunlarının yıllardır yakından bildiği gizli gastronomi oluşumlarından biri The Rabbit Hole.


Olay şu: Yemek yapmayı çok seven ve bu konuda kendi kendini yetiştirmiş Mehmet Ali Börtücene, önce evinde yemek yaparak insanları ağırlamaya başlıyor.
Yıl 2014.
Bir süre sonra yanına Le Cordon Bleu’da şeflik eğitimi almış beslenme uzmanı Başak Turan da katılıyor.
İkili güçlerini “The Rabbit Hole” adı altında birleştirince inanılmaz bir süreç yaşanıyor.
Yemekleri tadanlar kulaktan kulağa onlardan bahsediyor ve böylece Mehmet Ali’nin evinde haftanın üç-dört gecesi, en fazla 10 insan, yemek masasının etrafında toplanıp The Rabbit Hole’ün gastronomik mucizelerine tanık oluyor.
İlgi büyüyünce Mehmet Ali ve Başak rezervasyonlar için bir web sitesi açıyor.

Yazının Devamını Oku

Güneydeki yeni içerik çabası: Sanat

Bir dönem popüler mekanlarda ufak çaplı sergiler yapılırdı.

Tahminen Lucca’nın başlattığı bu süreç diğer mekanlara da hızla yayılmış, özellikle genç sanatçılar için yeni bir platform oluşmuştu.

Kuşkusuz sanat eserini mekana koymak mekana ayrı bir hava katıyordu.

Artı bir değer haline gelmişti.

Sonuçta bu anlaşılabilir bir içerik çabasıydı.

Bir mekan müşterisine iyi yemek, iyi servis, iyi müzik dışında başka ne sunabilirdi?

Hatırlayın, bir ara en geçerli formül yurtdışından konuk şef getirmekti.

Öyle ki, neredeyse her hafta bir başka restorana yabancı konuk şef geliyordu.

Bir süre sonra o da kanıksandı.

Yazının Devamını Oku

Avlunun ortasına konulan mini orman

Londra Tasarım Bienali’nin en dikkat çeken işlerinden biri tasarımcı Es Devlin’in Somerset House’un avlusuna kondurduğu, 27 Haziran’a kadar görülebilecek geçici mini orman!

“Forest for Change” adı verilen bu orman yerleştirmesi için Kuzey Avrupa’ya özgü 23 farklı türden 400 ağaç getirilmiş.

Ama hayır, ağaçlar tarihi avlunun taşları sökülerek toprağa ekilmiş değil.

Hepsi saksılarda. Özel bir düzenlemeyle sanki hepsi avluya ekilmiş gibi duruyor.

Kısacası yapılmak istenen aslında bir orman yanılsaması.

Peki bu geçici proje ormanın amacı ne?

Şöyle diyor Devlin:

“Bu yılki bienali değerlendirirken yapmak istediğimiz ilk şey, bir ormanın tüm avluyu ele geçirmesine izin vererek,

Yazının Devamını Oku

Sevgilimin burcunu, mesleğini biliyorum ama yaşını merak etmedim

Seyahat yazarı ve dijital içerik üreticisi Bahar Akıncı yıllar önce Madrid’de bir kursa gidiyor.


Son gün yapılan veda partisinde, Bahar’ın kursun başından beri bayıldığı çift de orada. Bahar’ın tabiriyle, “kadın 35’lerinde, çocuk da muhtemelen 20’lerinin sonlarında”.
Bir ara erkek tarafına şöyle diyor Bahar: “Çok yakışıyorsunuz, sevgilin kaç yaşında?”
Adam şaşırarak Bahar’a şu yanıtı veriyor: “Bilmem. İsmini, yaşadığı yeri, burcunu, mesleğini biliyorum. Ama yaşını hiç merak etmedim.”
Bu anısını instagram profilinde anlattı Bahar.
Sonrasını şöyle bitirerek:
“Tokat gibi yapıştı cevap yüzüne. Oysa benim ülkemde bir erkekle tanışmak için üç cümle vardı: Merhaba, adın ne, kaçlısın?

Yazının Devamını Oku

Bu başka türlü bir yalnızlık

Son zamanlarda en çok duyduğum şey bu:“Kendimi yalnız hissediyorum.”



Burada bahsedilen yalnızlık, eş-dost-sevgili yoksunluğundan dolayı hissedilen bir yalnızlık değil.
Başka türlü bir yalnızlık.
O yüzden, Ezgi Mola’ya açılan ve herkesi isyan ettiren o davadan dolayı ilk paylaşılan cümlelerden biri bu oldu:
“Ezgi Mola yalnız değildir”.
Ezgi’ye destek verenlerin neredeyse hepsi bu cümleyi kullandı, en son da Beren Saat.

Yazının Devamını Oku

Contemporary İstanbul notları

Contemporary İstanbul’un (CI) ilk ön izleme gününde durum şuydu:Bir buçuk yıl her şeyin dijital versiyonuna maruz kaldıktan sonra fiziksel bir sanat fuarında bulunmayı özlemişiz, ama sosyalleşmeyi de!



Dolayısıyla fuardaki eserler kadar insanların birbiriyle sosyalleşmesini izlemek de büyük resmin bir parçasıydı, kaçırılmayacak bir andı.
Peki Akbank ana sponsorluğunda yapılan fuar nasıldı?
Elbette galeri sayısı önceki CI’lara göre daha az olduğu için (toplamda 26) tüm fuarı hızlıca gezip bitirebiliyordunuz.
Yoğunluk üst kattaydı.
Alt katta sadece dijital işlerin sergilendiği Plugin vardı.

Yazının Devamını Oku

Popüler isimler daha çok ses çıkarsaydı...

Normalleşmenin ikinci adımı açıklandı ama eğlence sektörü bir aylığına yine unutuldu.

Temmuz ve ağustosta da ne olacakları belli değil.
Birçok müzisyen tepkilerini, daha fazla dayanamayacaklarını dile getirmeye çalıştı.
Ama böyle durumlarda -doğal olarak- sektördeki popüler isimlerin tepki vermesi daha çok isteniyor. Benim gördüğüm kadarıyla Gülben Ergen, Gülşen ve Nükhet Duru, Murat Boz dışında sesini çıkaran popüler isim pek olmadı.
Oysa toplu bir şekilde ortaya çıkılsa belki kararın tekrar gözden geçirilmesine yol açılabilirdi. Bu arada bazı otellerde görüyoruz.
Gayet canlı müzik yapıyorlar. Mesela geçtiğimiz günlerde Melek Mosso, Dalaman Sarıgerme’deki lüks bir otelde sahne alıyordu.
Instagram’da gördüm.
Otelde serbest ama başka mekanlarda müziğin serbest olmayışı haliyle hoş değil.

Yazının Devamını Oku

Bu yazın sürprizi: Bikini Beach

Şehirdeki ilk sosyal hayat hareketi Taner Ceylan’ın düzenlediği Olimpos Sergileri’yle geldi diye yazmıştım.Bu hafta Contemporary İstanbul ile o hareket daha da artacak.

Yarın ve çarşamba günü ön izlemeyle açılacak sanat fuarı, perşembeden pazara kadar herkese açık olacak.
Sonraki günlerde ise şehri yine yeni hareketler bekliyor.
Onlardan biri de Bebeköy’deki Backyard’ın baştan aşağı değişerek The Yard olarak ortaya çıkması olacak.
The Yard’ın en önemli yeniliği Bikini Beach adıyla açılacak olan havuzu.
Tasarım olarak 70’lerdeki St Tropez’den ilham alan Bikini Beach’in tipik bir havuz olması elbette planlanmıyor.
Daha çok gün boyu ve akşamüstü vakit geçirilecek bir mekan olarak tasarlanıyor Bikini Beach.
The Yard’ın içine konuşlanan restoran ise Aman da Bravo.

Yazının Devamını Oku

Drone’la tohum topu atışı yapıyorlar

Takside gidiyorum. Beşiktaş’tan geçiyoruz.


70 küsur yaşlarında olduğunu tahmin ettiğim taksici, “Kesmişler abi ya” dedi aniden.
“Neyi?” diye sordum, “Ağacı” dedi.
Tam Barbaros’a çıkarken yolun ortasında duran bir çınar ağacı vardı.
Ondan bahsediyor. Ağaç komple sökülmüş.
Ben de sonradan anımsadım ağacı.
Orada demir bir destekle duruyordu.

Yazının Devamını Oku

Şehirde ilk hareket: Tarihi mekandaki o sergi

Şehir nihayet hareketleniyor mu?Galiba öyle!


Sıkıcı paket servis hayatlara yavaş yavaş renk gelecek gibi.
Mekanların haftaya açılacağına dair henüz resmi açıklama yok. Zaten gündem gümbürtüsünden unutuldu gibi sanki. Ama sektör beklemede, hazırlıklarını yaptı.
Her zamanki gibi her şey son dakika açıklanacak.
Mekanların açılmasından önce ilk hareketlenme sergilerle geldi.
En çok beklenen sergi de Taner Ceylan’ın Olimpos’taki zeytinliğinden elde ettiği gelirle düzenlediği ve küratörlüğünü üstlendiği “Olimpos Sergileri-2”ydi. Karaköy’deki tarihi Zülfaris Sinagogu’nu mekan olarak seçen sergiyi dün gezdim. Ama gezmeden önce Karaköy ve Galata arasında kayboldum!
Tarihi mekanı Google konumundan bir türlü bulamadığım için...

Yazının Devamını Oku

Orada bir Eurovision var uzakta

Valla Eurovision’da benim favorim İzlanda ve Almanya’ydı.

Öyle tatlı delilikte, kimseleri takmayan bir koreograf ve şarkıyla çıkmışlardı ki hayran kaldım.

Eurovision biraz da bu demek.

Işıltısından geçilmeyen kostümler, ‘kitsch’ sınırlarını zorlayan abartılı şovlar.

Tam bir taşma, coşma, kendini gerçekleştirme hali.

Avrupa’da herhangi bir kulüpteki şovlarda olduğu gibi.

Cumartesi gecesi de öyleydi.

Eurovision’u YouTube’dan bir izlemeye başladım, bırakamadım.

Ülkeler her yıl olduğu gibi

Yazının Devamını Oku

Keşke oynamasaydı

Haluk Levent, keşke herhangi başka bir markanın reklamında oynasaydı da kripto para borsası reklamında oynamasıydı.


Hani çorba reklamı da olurdu, sucuk reklamı da...
Belki o da Thodex skandalını gördükten sonra “Tüh” demiştir, pişman olmuştur, bilemiyorum. Tamam, her kripto borsa aynı kaderi paylaşacak diye bir şey yok.
Ama kripto borsasında yaşanan onca olaydan sonra “güven”i temsil eden bir ünlünün kalkıp reklamda oynadığını görünce ister istemez hayal kırıklığına uğruyorsun.

Çeşme’de hiçbir şey olmuyor mu?

Bodrum bu yaz ultra hareketli, peki ya Çeşme?
Bodrum’a kıyasla hareket bereket az, herkes daha temkinli ilerliyor. En yeni ve iddialı mekanlardan biri Cherie olacak.

Yazının Devamını Oku

Zeynodisco ve o eski Gizli Kalsın geceleri

Zeynep Bastık’ı Gizli Kalsın’da dinleyip keşfedenlerdenim. O zamanlar, herhalde 2016 filan, ne Zeynep’in YouTube’daki ‘cover’ performansları vardı ne de ortamlarda korona.



Mekanlarda sabaha kadar eğlence sürüyordu.
Tabii kısıtlama yok, yasak yok.
Gizli Kalsın’ın eğlencesi de 24.00’ten sonra başlıyordu.
İşte Zeynep’i dinlemeye saatler 01.00’i gösterdiğinde giderdik.
Ya da o dönemlerdeki deyişimizle gecenin sonunda oraya ‘düşerdik’.

Yazının Devamını Oku

Bodrum’da bu kadar çok mekan iş yapar mı

Bodrum’da herkesin merak ettiği soru bu.


Gerçekten de daha önceki sezonlarda böyle bir şey olmamıştı.
Bu kadar çok İstanbullu popüler mekan aynı anda Bodrum’a gelip yazlık proje yapmamıştı.
Lucca, Paper Moon, Must, Sunset Sushi, Blue Topaz, Kun, Inari, Wu...
Ayrıca halihazırda olanlar var. Maça Kızı, Loft Elia, Frankie Beach Club gibi.
Bodrumlu yeni markalar var: Geçen yazdan Dereköy, bu yaz Naru ve The Swim Club gibi.
Urla’dan transfer olan da var: Şef Osman Sezener’in Kitchen’ı gibi.

Yazının Devamını Oku