GeriOnur BAŞTÜRK Dünyanın en büyük tropik serası gün sayıyor
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Dünyanın en büyük tropik serası gün sayıyor

Biz kapanma sonrası yeni bir kademeli açılmayı konuşaduralım, Frieze New York’tan sonra heyecanla beklenen bir global etkinlik daha kapılarını açmak için gün sayıyor:

Dünyanın en büyük tropik serası gün sayıyor

17. Venedik Bienali Uluslararası Mimarlık Sergisi.
22 Mayıs’ta açılacak sergi 21 Kasım’a dek sürecek.
Bu yılın başlığı anlamlı: “How Will We Live Together / Birlikte Nasıl Yaşayacağız?”
Küratör Hashim Sarkis bu temayla ilgili şöyle diyor:
“Dünya, mimarinin önüne yeni meydan okumalar koyuyor. Bu zorlukların üstesinden nasıl geleceğimizi birlikte hayal etmek için dünyanın dört bir yanından katılan mimarlarla çalışmayı dört gözle bekliyorum”.
Bienalde beni en çok heyecanlandıran sergilerden biri ise Tropicalia projesi.
Dünyanın en büyük tropikal serası olacak Tropicalia, devasa bir kubbenin altında yer alacak.
Coldefy&Associés tarafından tasarlanan Tropicalia, 2024’te Kuzey Fransa’daki Côte d’Opale’de inşa edilecek.
Dev seranın kapladığı alan 20 bin metrekare büyüklüğünde.
35 metre yüksekliğindeki kubbesi ise içerdeki sıcaklığı sürekli 26 derecede tutacak.
Böylece sadece tropik bitkiler değil; içerde tropik bölgelere özgü kuşlar, kelebekler, balıklar, hatta sürüngenler bile yer alacak!
Kubbenin enerji açısından kendi kendine yeterli oluşu en çok üzerinde durulan mesele.
Ayrıca kubbenin yük taşıyıcı kolonları da yok. Böylece çevreyle bütünleşmesi hedefleniyor.
Tropicalia bir yanıyla da bilimsel bir proje.
Nitekim projeyle birlikte sürdürülebilir hava mühendisliği ve ekosistem üzerine konferanslar yapılacak.
Tüm bunları okurken, “Keşke bizim de böyle ufuk açıcı projelerimiz olsa” diyenlerdenseniz, sizi bir sonraki yazıya almak isterim...

Anadolu’da suyu tersine akıtan proje: Umut-Elazığ

Sizi Umut-Elazığ projesiyle tanıştırayım.

Dünyanın en büyük tropik serası gün sayıyor

Doğrusu projenin tanıtım videosunu ilk izlediğimde şaşırdığımı ve sonra da hayran kaldığımı itiraf etmem gerek.
Nedeni belli: Anadolu’da böyle nitelikli bir yaşam alanı projesi beklemediğim için.
Beni şaşırtan diğer unsur ise şu: Projenin Emre Arolat gibi önemli bir mimarın liderliğinde, yerel yönetim (Elazığ Belediyesi) ve bir üniversiteyi (Yeditepe) bir araya getirmesi, hepsinin ortak çatı altında bu proje için çalışması...
Emre Arolat’la bu proje için konuştuğumda şöyle demişti:
“İçinde bulunduğumuz coğrafyada nitelikli mimarlık hizmetinin kamu yöneticileri tarafından pek de sıklıkla talep edilmediğini söylemek mümkün.

Dünyanın en büyük tropik serası gün sayıyor

Bu projenin belki de ilk kez olarak merkezi yönetim, yerel yönetim, akademi ve mesleki pratik ayaklarını ortak bir amaçla bir araya getiriyor olması, neredeyse suyu tersine akıtmak gibi bir durum”.

ÖZGÜN BİR EKOLOJİK SU PARKI

Peki tam olarak nedir Umut-Elazığ projesi?
Elazığ kent merkezine 14 kilometre uzaklıkta, 60 hektar büyüklüğündeki alanda kurulacak yeni bir yerleşim merkezi burası.
İçinde iki ana unsur var.
İlki, farklı büyüklük ve konumdaki yaklaşık 500 adet yaşam ünitesi.
İkincisi ise doğanın kendi dengesiyle zaman içinde şekillenecek bir Ekolojik Su Parkı. Yaklaşık 50 bin metrekare büyüklüğündeki park, hem oturanlar hem de dışarıdan gelecekler tarafından kullanılacak. Doğal gelişimi bilimsel olarak gözlemlenip belgelenecek.
Arolat’ın bu konuyla ilgili söylediklerine dikkat çekmek isterim:
“Umut Elazığ’ın tasarımı dünya üzerindeki tarım alanlarının günden güne artmasıyla hızla yok olan yabani doğanın oluşturduğu ekolojik yoksunluğu merkezine oturtuyor.
Kendi koşullarının çerçevesini zorlayarak ortaya taze fikirler ve önermeler koyuyor.
Bu nedenle konutlara düşey tarım modülleri, ısı adası oluşumunu engelleyen yeşil çatılar tasarlandı ve kurumuş dere yatağının ekolojik bir su parkına dönüştürülmesi hedeflendi.”

X

Güneydeki yeni içerik çabası: Sanat

Bir dönem popüler mekanlarda ufak çaplı sergiler yapılırdı.

Tahminen Lucca’nın başlattığı bu süreç diğer mekanlara da hızla yayılmış, özellikle genç sanatçılar için yeni bir platform oluşmuştu.

Kuşkusuz sanat eserini mekana koymak mekana ayrı bir hava katıyordu.

Artı bir değer haline gelmişti.

Sonuçta bu anlaşılabilir bir içerik çabasıydı.

Bir mekan müşterisine iyi yemek, iyi servis, iyi müzik dışında başka ne sunabilirdi?

Hatırlayın, bir ara en geçerli formül yurtdışından konuk şef getirmekti.

Öyle ki, neredeyse her hafta bir başka restorana yabancı konuk şef geliyordu.

Bir süre sonra o da kanıksandı.

Yazının Devamını Oku

Avlunun ortasına konulan mini orman

Londra Tasarım Bienali’nin en dikkat çeken işlerinden biri tasarımcı Es Devlin’in Somerset House’un avlusuna kondurduğu, 27 Haziran’a kadar görülebilecek geçici mini orman!

“Forest for Change” adı verilen bu orman yerleştirmesi için Kuzey Avrupa’ya özgü 23 farklı türden 400 ağaç getirilmiş.

Ama hayır, ağaçlar tarihi avlunun taşları sökülerek toprağa ekilmiş değil.

Hepsi saksılarda. Özel bir düzenlemeyle sanki hepsi avluya ekilmiş gibi duruyor.

Kısacası yapılmak istenen aslında bir orman yanılsaması.

Peki bu geçici proje ormanın amacı ne?

Şöyle diyor Devlin:

“Bu yılki bienali değerlendirirken yapmak istediğimiz ilk şey, bir ormanın tüm avluyu ele geçirmesine izin vererek,

Yazının Devamını Oku

Sevgilimin burcunu, mesleğini biliyorum ama yaşını merak etmedim

Seyahat yazarı ve dijital içerik üreticisi Bahar Akıncı yıllar önce Madrid’de bir kursa gidiyor.


Son gün yapılan veda partisinde, Bahar’ın kursun başından beri bayıldığı çift de orada. Bahar’ın tabiriyle, “kadın 35’lerinde, çocuk da muhtemelen 20’lerinin sonlarında”.
Bir ara erkek tarafına şöyle diyor Bahar: “Çok yakışıyorsunuz, sevgilin kaç yaşında?”
Adam şaşırarak Bahar’a şu yanıtı veriyor: “Bilmem. İsmini, yaşadığı yeri, burcunu, mesleğini biliyorum. Ama yaşını hiç merak etmedim.”
Bu anısını instagram profilinde anlattı Bahar.
Sonrasını şöyle bitirerek:
“Tokat gibi yapıştı cevap yüzüne. Oysa benim ülkemde bir erkekle tanışmak için üç cümle vardı: Merhaba, adın ne, kaçlısın?

Yazının Devamını Oku

Bu başka türlü bir yalnızlık

Son zamanlarda en çok duyduğum şey bu:“Kendimi yalnız hissediyorum.”



Burada bahsedilen yalnızlık, eş-dost-sevgili yoksunluğundan dolayı hissedilen bir yalnızlık değil.
Başka türlü bir yalnızlık.
O yüzden, Ezgi Mola’ya açılan ve herkesi isyan ettiren o davadan dolayı ilk paylaşılan cümlelerden biri bu oldu:
“Ezgi Mola yalnız değildir”.
Ezgi’ye destek verenlerin neredeyse hepsi bu cümleyi kullandı, en son da Beren Saat.

Yazının Devamını Oku

Contemporary İstanbul notları

Contemporary İstanbul’un (CI) ilk ön izleme gününde durum şuydu:Bir buçuk yıl her şeyin dijital versiyonuna maruz kaldıktan sonra fiziksel bir sanat fuarında bulunmayı özlemişiz, ama sosyalleşmeyi de!



Dolayısıyla fuardaki eserler kadar insanların birbiriyle sosyalleşmesini izlemek de büyük resmin bir parçasıydı, kaçırılmayacak bir andı.
Peki Akbank ana sponsorluğunda yapılan fuar nasıldı?
Elbette galeri sayısı önceki CI’lara göre daha az olduğu için (toplamda 26) tüm fuarı hızlıca gezip bitirebiliyordunuz.
Yoğunluk üst kattaydı.
Alt katta sadece dijital işlerin sergilendiği Plugin vardı.

Yazının Devamını Oku

Bu yazın sürprizi: Bikini Beach

Şehirdeki ilk sosyal hayat hareketi Taner Ceylan’ın düzenlediği Olimpos Sergileri’yle geldi diye yazmıştım.Bu hafta Contemporary İstanbul ile o hareket daha da artacak.

Yarın ve çarşamba günü ön izlemeyle açılacak sanat fuarı, perşembeden pazara kadar herkese açık olacak.
Sonraki günlerde ise şehri yine yeni hareketler bekliyor.
Onlardan biri de Bebeköy’deki Backyard’ın baştan aşağı değişerek The Yard olarak ortaya çıkması olacak.
The Yard’ın en önemli yeniliği Bikini Beach adıyla açılacak olan havuzu.
Tasarım olarak 70’lerdeki St Tropez’den ilham alan Bikini Beach’in tipik bir havuz olması elbette planlanmıyor.
Daha çok gün boyu ve akşamüstü vakit geçirilecek bir mekan olarak tasarlanıyor Bikini Beach.
The Yard’ın içine konuşlanan restoran ise Aman da Bravo.

Yazının Devamını Oku

Drone’la tohum topu atışı yapıyorlar

Takside gidiyorum. Beşiktaş’tan geçiyoruz.


70 küsur yaşlarında olduğunu tahmin ettiğim taksici, “Kesmişler abi ya” dedi aniden.
“Neyi?” diye sordum, “Ağacı” dedi.
Tam Barbaros’a çıkarken yolun ortasında duran bir çınar ağacı vardı.
Ondan bahsediyor. Ağaç komple sökülmüş.
Ben de sonradan anımsadım ağacı.
Orada demir bir destekle duruyordu.

Yazının Devamını Oku

Şehirde ilk hareket: Tarihi mekandaki o sergi

Şehir nihayet hareketleniyor mu?Galiba öyle!


Sıkıcı paket servis hayatlara yavaş yavaş renk gelecek gibi.
Mekanların haftaya açılacağına dair henüz resmi açıklama yok. Zaten gündem gümbürtüsünden unutuldu gibi sanki. Ama sektör beklemede, hazırlıklarını yaptı.
Her zamanki gibi her şey son dakika açıklanacak.
Mekanların açılmasından önce ilk hareketlenme sergilerle geldi.
En çok beklenen sergi de Taner Ceylan’ın Olimpos’taki zeytinliğinden elde ettiği gelirle düzenlediği ve küratörlüğünü üstlendiği “Olimpos Sergileri-2”ydi. Karaköy’deki tarihi Zülfaris Sinagogu’nu mekan olarak seçen sergiyi dün gezdim. Ama gezmeden önce Karaköy ve Galata arasında kayboldum!
Tarihi mekanı Google konumundan bir türlü bulamadığım için...

Yazının Devamını Oku

Villa Maça Kızı şimdiden o radara girdi

Yıllardır hep konuşulur ya da böyle tanımlamak havalı bulunur, “Bodrum yerli St Tropez olacak” diye.



Sanırım o üst segment jet seviyeye bu yaz itibarıyla Cennet Koyu’ndaki Villa Maça Kızı sayesinde gelinecek.
Aslında Villa Maça Kızı’nın olduğu bina yıllarca (80’lerden 2000’lerin ortasına dek) mütevazı bir aile işletmesi olan Atami Otel’di.
2015’te Capri Adası’ndaki Il Riccio’nun Bodrum’a transfer olmasıyla burası baştan aşağı kimlik ve tarz değiştirerek küçük bir Capri’ye dönüşmüştü.
O hali de güzeldi, Bodrum için farklı bir deneyimdi.
Ama Türkiye’ye gelen yabancı marka işletmeler nedense sürdürülebilir olmaz.

Yazının Devamını Oku

Orada bir Eurovision var uzakta

Valla Eurovision’da benim favorim İzlanda ve Almanya’ydı.

Öyle tatlı delilikte, kimseleri takmayan bir koreograf ve şarkıyla çıkmışlardı ki hayran kaldım.

Eurovision biraz da bu demek.

Işıltısından geçilmeyen kostümler, ‘kitsch’ sınırlarını zorlayan abartılı şovlar.

Tam bir taşma, coşma, kendini gerçekleştirme hali.

Avrupa’da herhangi bir kulüpteki şovlarda olduğu gibi.

Cumartesi gecesi de öyleydi.

Eurovision’u YouTube’dan bir izlemeye başladım, bırakamadım.

Ülkeler her yıl olduğu gibi

Yazının Devamını Oku

Keşke oynamasaydı

Haluk Levent, keşke herhangi başka bir markanın reklamında oynasaydı da kripto para borsası reklamında oynamasıydı.


Hani çorba reklamı da olurdu, sucuk reklamı da...
Belki o da Thodex skandalını gördükten sonra “Tüh” demiştir, pişman olmuştur, bilemiyorum. Tamam, her kripto borsa aynı kaderi paylaşacak diye bir şey yok.
Ama kripto borsasında yaşanan onca olaydan sonra “güven”i temsil eden bir ünlünün kalkıp reklamda oynadığını görünce ister istemez hayal kırıklığına uğruyorsun.

Çeşme’de hiçbir şey olmuyor mu?

Bodrum bu yaz ultra hareketli, peki ya Çeşme?
Bodrum’a kıyasla hareket bereket az, herkes daha temkinli ilerliyor. En yeni ve iddialı mekanlardan biri Cherie olacak.

Yazının Devamını Oku

Zeynodisco ve o eski Gizli Kalsın geceleri

Zeynep Bastık’ı Gizli Kalsın’da dinleyip keşfedenlerdenim. O zamanlar, herhalde 2016 filan, ne Zeynep’in YouTube’daki ‘cover’ performansları vardı ne de ortamlarda korona.



Mekanlarda sabaha kadar eğlence sürüyordu.
Tabii kısıtlama yok, yasak yok.
Gizli Kalsın’ın eğlencesi de 24.00’ten sonra başlıyordu.
İşte Zeynep’i dinlemeye saatler 01.00’i gösterdiğinde giderdik.
Ya da o dönemlerdeki deyişimizle gecenin sonunda oraya ‘düşerdik’.

Yazının Devamını Oku

Bodrum’da bu kadar çok mekan iş yapar mı

Bodrum’da herkesin merak ettiği soru bu.


Gerçekten de daha önceki sezonlarda böyle bir şey olmamıştı.
Bu kadar çok İstanbullu popüler mekan aynı anda Bodrum’a gelip yazlık proje yapmamıştı.
Lucca, Paper Moon, Must, Sunset Sushi, Blue Topaz, Kun, Inari, Wu...
Ayrıca halihazırda olanlar var. Maça Kızı, Loft Elia, Frankie Beach Club gibi.
Bodrumlu yeni markalar var: Geçen yazdan Dereköy, bu yaz Naru ve The Swim Club gibi.
Urla’dan transfer olan da var: Şef Osman Sezener’in Kitchen’ı gibi.

Yazının Devamını Oku

Açılış tarihi bekleyen bir koca sektör

Yeme-içme sektöründe büyük hayal kırıklığı var.

Nasıl olmasın ki?
Tüm duyumlar mekanların açılacağı yönündeydi.
Belli bir saate kadar en azından açık alanlara izin
verilecekti. Beklenti buydu.
Hatta geçen hafta sonu ona göre malzeme alımı yapanlar vardı.
Ama beklenen olmadı.
Şimdi 1 Haziran tarihi bekleniyor ama o tarih için de sektör biraz umutsuz.

Yazının Devamını Oku

Bodrum seyir defteri

Bodrum dört gözle “açılmayı” bekliyor. Peki bu bekleme esnasında neler oluyor? Kim, kiminle nerede yemekteydi? Neler konuşuldu? Kapanma günlerinde Bodrum’un seyir defterine buyurun...

PEŞ PEŞE ZİYARETÇİLER GELİYOR

Mandarin içine açılacak Lucca by the Sea’nin hazırlıkları devam ediyor. Henüz açılmayan mekanı herkes merak edip mutlaka ziyaret ediyor.

Benim gittiğim sırada Ece Sükan, Alican İçöz ve Erdal Karaman da oradaydı. Cem Mirap onca yoğunluğunun arasında tüm ziyaretçilerine yazlık Lucca’nın nasıl olacağını uzun uzun anlatmayı ihmal etmedi.

Bir ara ses sistemini kontrol etmek amacıyla Memo Garan müziği açtı. 2 dakikalığına bile olsa mekan açılmış gibi havaya girildi.

PİLEVNELİ İLK SERGİYİ AÇTI BİLE

Mandarin Oriental en hareketli noktalardan biri. Sadece Lucca vesilesiyle değil.

Pilevneli Galeri

Yazının Devamını Oku

Sonunda derin bir nefes alıp ‘canavarlarımla’ göz göze geldim

Sohbetimiz sırasında en çok tekrarladığı şeylerden biri şuydu: “Büyümek güzel şey, iyi değerlendirilirse...” Berrak Tüzünataç gerçekten güzel büyümüş. Seçtiği kelimeler, cümlelerinden akan bilgelik, hayata bakışındaki farklılık bunun bir yansıması. Hareketleri ve tavırları da ‘büyümüş’. Fotoğraflarını çekerken karşımda kendini ve bedenini tanıyan, tam anlamıyla özgür bir kadın vardı. Bir başkası olmaya çalışmıyordu. Pandemi sürecinde derin bir nefes alıp kendi canavarlarıyla göz göze gelmesi ve yüzleşmesinin de tüm bu özgürlükte payı olsa gerek. O zaman şimdi sizi yeni Berrak’la baş başa bırakayım, şu cümleyi tekrarlamayı ihmal etmeyerek: Büyümek güzel şey, iyi değerlendirilirse...

Seni tanıdığımda Number One TV’deydin. Hadi şimdi o zamanki Berrak’a bir selam çak ve ona bir mesaj ilet. Ne yapmasını öğütlerdin?

- Şunu söylerdim: “Tatlım keyfine bak, bir sürü ihtimal ve sürpriz var önünde!”

Peki neyi yapmamasını söylerdin?

- “Her şeyi ve herkesi kafana takma” derdim. Bir de, “Dünyadaki bütün duyguları hissetmek zorunda değilsin!”

Şablonlara uyan biri değilsin. “Kafasına göre” tabiri ne kadar doğru bilmiyorum, ama sanki öyle birisin. Bana bir özet geçsene: Şimdiye kadar neleri kafana göre yaptın?

- Zaman zaman dış faktörler, beklentiler ve yargılardan etkilendiğim oldu tabii. Ama büyük oranda iç sesimi takip ettiğimi düşünüyorum. Zaten aksini yapabilen biri değilim. Bu bir prensip değil, gerçek anlamda yapamamaktan bahsediyorum! Toplum yapısı olarak “farklı” olanı tedirgin edici bulmaya meyilliyiz. Buna rağmen kendine sahip çıkan herkesi çok ilham verici buluyorum; iyi ki varlar!

Yazının Devamını Oku

Herkese açık anmanın amacı ne olabilir

Beren Saat’in trafik kazasında kaybettiği ilk aşkı Efe Güray’ı her yıl doğum gününde sosyal medyada anması elbette işin içine Kenan Doğulu da katılarak olumlu-olumsuz yorumlanmaya doyulamaz.

Çünkü Beren Saat bu anmayı her seferinde, herkese açık bir şekilde yapıyor.

Bile bile lades yani.

Oysa bu anmayı evinde, kendi halinde, sessizce yapsa kimsenin haberi olmayacak.

Bir tek Efe Güray duyacak olduğu yerden.

Tüm bu yorum ve eleştiri cümbüşü de böylece eksik kalmış olacak.

Ama Beren Saat ilginç bir şekilde herkesle paylaşmak istiyor bunu.

Hatta bana kalırsa üzerine yorum yapılsın, tartışılsın istiyor.

Tahminim,

Yazının Devamını Oku