GeriOnur BAŞTÜRK Dizi dizi diziler arasında
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Dizi dizi diziler arasında

O diziden bu diziye peş peşe serbest dalış yaptığım günlere geri döndüm.

Dizi dizi diziler arasında

Mecbur, çünkü evdeki dört duvar arasından çeşit çeşit paralel evrene en şipşak geçiş aracı diziler.
Misal: Burcu Biricik şu sıra favorim.
Önce “Fatma” adlı dizisini izledim.
Ardından “Camdaki Kız”a tam orta yerinden başladım.
Her dizide ayrı ayrı travmalara sahip karakterleri oynuyor Burcu Biricik.
İçindeki Rosamund Pike’ı en çok Fatma karakterinde ortaya çıkarmış.
Bazı sahnelerdeki bakışları tam onun gibi.
Performansı ise bütün olarak çok başarılı, bin kere tebrik.
Dizinin senaristi Özgür Önurme’ye ayrıca alkış.
Karakterin dönüşümünü şahane işlemiş.
Unutmadan:
Hande Ataizi’nin “Camdaki Kız” dizisinde Cana rolüyle sahalara dönüşü de ayrıca şık olmuş. “Cana” yeni fenomenlerden biri kesin olur.

GILEAD GÜNLERİNE GERİ DÖNÜŞ

Esas merakla beklediğim “The Handmaid’s Tale”ın son sezonuydu.
Yeni sezonun ilk bölümünü izlerken yine kendimi Gilead’da sıkışıp kalmış gibi hissettim.
Keza hayranı değilseniz, bu diziyi izlerken içiniz çok daralabilir.
Ama başlayınca bırakmak çok zor!
Özellikle ana karakter June’un taş azmi ve sabrı ekstra ilgi çekici.
Lydia Teyze ise her zamanki gibi sinir bozucu.
Yeri gelmişken izlemelik değil, “okumalık” bir tavsiye:
Dizinin uyarlandığı kitabın devamını yazdı Margaret Atwood.
“Ahitler” adlı bu kitap geçen yıl yayımlanmıştı.

ŞAHİKA VE DYNASTY

Beklediğim diziler de var elbet.
Mesela Dynasty’nin yeni sezonu 7 Mayıs’ta geliyor.
Bol entrika ve eğlence. Bir tür bizdeki “Yasak Elma” gibi.
“Yasak Elma” demişken, Şahika ölmüş diyorlar. Şahikasız olur mu o dizi?
Sadece 20 dakika izledim, ben bile tutuldum o karaktere.

Dizi dizi diziler arasında


NICOLE HEP AYNI TONDASIN

Beklediğim diğer iki dizi, Pose’un sezon finaliyle Nicole Kidman’ın başrolde olduğu “Nine Perfect Strangers”.
Nicole Kidman artık bu tür dizilerin gediklisi oldu.
Ama çoğunlukla aynı tonda oynuyor. Sınırları fazlasıyla belli.
Fiziki görünüşü de öyle!
Kulaklarından memnun değil olacak ki, onları saçlarıyla kapatmaya her seferinde özen gösteriyor.
Diziye gelince... Spiritüel bir gelişim okuluna katılanların gizemli dönüşüm hikâyesi.

BİR YERLİ DİZİ DAHA

Son olarak bir yerli dizi var yeni başladığım: Bizi Ayıran Çizgi.
Onun da konusu ilginç. İstanbul’daki terör saldırı sonucu sevgilisini kaybeden bir kızın tekrar o güne dönüp sevgilisini kurtarmaya çalışmasının hikâyesi.
Şimdilik güzel ilerliyor.

Bodrum’un yaz hazırlıkları

Bodrum bu kez mekanlarıyla değil, kapanma nedeniyle akın eden kalabalığıyla gündemde.

Ama 17 Mayıs’tan sonra yine Bodrum’un mekanlarını konuşacağız.

Kapanma öncesi mekanların nasıl harıl harıl hazırlandığını bizzat gördüm.

İşte o hazırlıklardan aklımda kalanlar:

◊ Eski Il Riccio’nun yerine açılan, 2019 yazındaki Turquoise Coast adlı kitabın tanıtım davetiyle herkesin konuştuğu Villa Maça Kızı, bu sezon tam anlamıyla eski kimliğinden sıyrılıyor.

Sahir Erozan, Capri havası taşıyan eski ambiyansın yerine daha Bodrumlu bir hava getiriyor. İnşaatı devam ederken ziyaret ettiğim Villa Maça Kızı’nın bir sürprizi de var.

Ünlü Fransız pasta ve ekmek ustası Jean-Paul Veziano burada bir yer açacak.

Unutmadan: Villa Maça Kızı 10 odasıyla birlikte ‘kapatılan’ bir tesis.

Herkese açık bir yer değil. Söylenen o ki, çoğu yabancı olmak üzere odalarının hepsi yaz boyu rezerve edilip kapatılmış bile.

Maça Kızı’nda da yenilikler var. Plaj bölümüne gurme ürün ve şarapların satılacağı bir mini dükkân geliyor.

◊ İstanbul’un en iyi burgercilerinden Akali de Bodrum yolcusu.

Yalıkavak Marina içinde bir şube açmaya hazırlanıyor Akali ekibi.

◊ Geçen yazın popüler restoranı Loft Elia’nın şefi Yılmaz Öztürk yeni sezon için yeni menü tasarlamış.

Kerevit ve kuşkonmazlı risottoyu şimdiden bir yere not edin.

◊ Mandarin içindeki Lucca by the Sea’nin hazırlıkları sürüyor.

Cem Mirap, İstanbul-Bodrum arasında sürekli seyahat ediyor.

Mirap sırf bu yoğunluk nedeniyle bu yaz Olimpos’taki evine bile gidememiş.

 

X

Herkese açık anmanın amacı ne olabilir

Beren Saat’in trafik kazasında kaybettiği ilk aşkı Efe Güray’ı her yıl doğum gününde sosyal medyada anması elbette işin içine Kenan Doğulu da katılarak olumlu-olumsuz yorumlanmaya doyulamaz.

Çünkü Beren Saat bu anmayı her seferinde, herkese açık bir şekilde yapıyor.

Bile bile lades yani.

Oysa bu anmayı evinde, kendi halinde, sessizce yapsa kimsenin haberi olmayacak.

Bir tek Efe Güray duyacak olduğu yerden.

Tüm bu yorum ve eleştiri cümbüşü de böylece eksik kalmış olacak.

Ama Beren Saat ilginç bir şekilde herkesle paylaşmak istiyor bunu.

Hatta bana kalırsa üzerine yorum yapılsın, tartışılsın istiyor.

Tahminim,

Yazının Devamını Oku

Insta-bunalım: En iyisi bir şey koymamak

Pandeminin bir de Instagram bunalımı yönü var.


Şahan Gökbakar onu yaşayanlardan biri olmuş.
Instagram hesabını kapatmasıyla ilgili samimi bir şekilde şöyle diyor:
“Özellikle pandemi döneminde yaptığım paylaşımların anlamsızlığını fark ettim.
Neden her gün fotoğraf koyuyorum diye düşününce, koymayayım daha iyi dedim.
Baktım yine sürekli elim gidiyor, bir şey paylaşmasam da vakit geçiriyorum boş boş.
En iyisi kapatayım dedim ve hesabı dondurdum. İnsan sürekli aynı şeyi yaptığı zaman fark etmiyor ama, çok anlamsız bir hareket oraya sürekli fotoğraf koymak.”

Yazının Devamını Oku

Resmen yaş zorbalığı

Tatlı bir pandemi kapanması sabahından herkese merhaba.


Böyle televizyon spikeri ya da YouTube kanalını yeni açmış ergen tadında sesleniyorum, çünkü galiba bu son kapanma iç kararmasına da neden olmaya başladı.
Bu iç kararmasının aydınlanma çaresi, merhemi kişiden kişiye değişir tabii, ama bana iyi gelen nitelikli bir şey okumak mesela. Son günlerde okuduğum güzel işlerden biri ise L’Officiel dergisindeki Zuhal Olcay röportajıydı. İnan Kırdemir yapmış.
Şöyle diyor Olcay röportajın bir yerinde:
“Bundan iki yıl önce geçmişte olan bir şeye verdiğim anlam iki yıl sonra değişiyor ve bütün hikâyeyi baştan aşağı yeniden yazmak durumunda kalıyorsun. Anlam yüklediğin olayların gerçekte öyle olmadığını görüyorsun. İnsan denen bu kompleks yaratık hem her şeyi çok hızlı tüketip hem de o beynini didik didik eden şeyleri tüketmelere doymuyor.”
O zaman Zuhal Olcay’a bu noktada bir ekleme yapmak isterim:
İnsanın hayatta kalma nedeni olaylara yüklediği anlamların zaman içinde farklılaşması olabilir mi? Eğer farklılaşmasaydı yaşamak bir ızdırap haline gelirdi herhalde.


Yazının Devamını Oku

Yetişkinlerin pandemi sıkıntısı: 20 yaş fotoğrafları

Sosyal medyadaki 20 yaş challenge’ı şunu gösterdi: Yetişkinler fena halde sıkılmış pandemiden.

Ünlüsünden ünsüzüne herkes, eğer telefonunun bir köşesinde bunca zaman özenle saklamadıysa, eski fotoğraf albümlerini karıştırdı ve 20’li yaş fotoğrafını bulup paylaştı.
Şu devirde az çaba mı?
Ben kanepeden kalkıp koltuğa geçene kadar yarattığım çaba enerjisine hayran kalırken...
Neyse, demek ki herkes gerçekten sıkılmış ve eğlenmek istedi.
Evet, eğlenmek. 20’lik fotoğrafla bugünü kıyaslayıp acımasızca, gayet basit bir seviyeden eğlenebilmek için:
◊ O zamanlar kel değilmiş, saçı varmış.
◊ Ne tipsizmiş, şimdi en azından bir şeye benziyor.

Yazının Devamını Oku

‘Ruhsat saatlerine geri dönülmeli’

90’lar başında yayınlanmış, sinir bozucu şekilde dile takılan Şener Şen’in oynadığı “aç-kapa” reklamında olduğu gibi bu kapanmanın da bir açılması var. Yeme-içme sektöründe şimdi bu konuşuluyor, “Açılma bu kez nasıl olacak” diye.

Kademeli açılmanın sinyalleri verildi. Son sırada yine mekanlar var.
Görünen o ki onlar için tam açılma mayıs sonunu bulacak gibi.
TURYİD (Turizm, Restoran Yatırımcıları ve Gastronomi İşletmeleri Derneği) Başkanı Kaya Demirer’e sordum, “Bu yeni açılmayla birlikte sektörün beklentileri neler” diye.
Demirer’in üzerinde durduğu en önemli konu “ruhsat saatlerine geri dönülmesi” oldu.
Malum, geçen yaz açılmayla birlikte tüm mekanlar 24.00’a kadar açık kalabilmişti.
Nitekim konuştuğum çoğu mekan sahibi de en çok saat kuralı konusunda dertli.
“Yeni açılmayla beraber bir de 22.00 kuralı gelirse biteriz” diyorlar.

Yazının Devamını Oku

Parti denemesi mi dediniz?

İspanya’dan sonra İngiltere’de de sosyal mesafesiz ve maskesiz bir parti denemesi yapıldı. Yaklaşık 3 bin kişinin katıldığı Liverpool’daki partiye gelenler negatif test şartıyla alana alınmış. Beş gün sonra da tekrar test yapmaları istenmiş.

Parti denemesine öncülük eden sağlık yetkilileri sonuçtan emin:

Katılımcıların beş gün sonraki testi de negatif çıkacak diyorlar.

Hani daha önümüzdeki nur topu gibi bir 15 günlük kapanma varken bu tarz parti denemesi haberlerini okumak pek de hoş olmuyor. İnsan özeniyor.

3 bin kişilik bir partiye pandemi olmasa da canım katılmak istemezdi. Ona eminim.

Esas özendiğim şu: Pandemi konusunda bir sonuca ulaşılması, mesafe kat edilmesi ve böyle denemeler yapılmaya cesaret edilmesi.

Bir de bize bakıyor ve açıkçası umutsuzluk kuyusuna düşüyorum.

Bu gidişle bu yılın sonuna kadar daha çok açılma kapanma yaşarız gibi geliyor.

Az insanlı yalnızlık kümeleri

Yazının Devamını Oku

Hay manzaranıza...

Bülent Cankurt’un yazısından öğrendim.

İş insanı Selim Hamamcıoğlu oturduğu evin manzarasını kapadığı için bir ağacı kesmek istemiş.
Site yönetimi izin vermeyince de yöneticiyle kavga etmiş.
Daha sonra olayın kamera görüntüleri WhatsApp gruplarına düşmüş.
Herhalde en şımarık şehirli mevzularından biridir, “Bu ağaç manzaramı kapatıyor” mevzusu.
Neden o deniz manzarasının illa pürüzsüz olması istenir?
Neden sağdan soldan fışkıran bir ağaç kadraja giriyorsa hemen gıcık olunup neredeyse balta almak suretiyle kesip biçme arzusuyla yanıp tutuşulur?
Ki bunu da en medeni, en çevreci görünenler yapar genelde.

Yazının Devamını Oku

Kapanmadan hemen önce Bodrum ve İstanbul

Kapanmaya saatler kala...

İstanbul’dan gelen trafik görüntüleri sıradan bir kıyamet filminden fırlamış gibi.

O sırada Bodrum’dayım, havalimanına gidiyorum.

İstanbul trafiğinin bir benzeri Bodrum’un her tarafında oluşmuş durumda.

“Tam kapanma festivali” gibi ortam, bitmeyen bir son dakika şenliği.

Bir yanıyla turizmi kurtarma hedefi olan bu kapanma vesilesiyle herkesin güneye akın ediyor oluşu ekstra ironik.

Herkes İstanbul’dan kaçarken İstanbul’a dönmek ise tatlı bir duygu kaosu.

Uçak neredeyse boş.

Yan koltuğum, yan koltuğumun koltuğu.

Yazının Devamını Oku

Tam kapanma günleri sayıklamaları

Malum kararlar açıklanınca bir an restoranların paket servisi de bitti sanıp kendi iç kuyularımda dedim ki, “Galiba aç kaldım.”


Oysa ilk karantina döneminde, yani geçen yıl bu zamanlar, gönüllü mutfak kölesiydim.
Yemeğimi kendim yapıyordum. Dışarıdan hiçbir şey sipariş etmiyordum.
Nedenini hatırlayın; o dönem restoranların mutfağından yemek yemeye korkuyorduk, virüs bulaşır diye.
Korkularımız akıllı telefonlar gibi sürekli güncelleniyor, şimdi öyle bir korkumuz yok mesela.
Neyse, gönüllü mutfak kölesi olduğum o haftalarda sağlıklı şeyler yiyeceğim diye -yine kendi kuyularımda- tutturmuştum.
Siyah pirinç bazlı her türlü salata favorim olmuştu.

Yazının Devamını Oku

Eyvah, emlakçılar da NFT’yi keşfetti

Bir evi satmak için NFT’yi nasıl kullanırdınız?

Kaliforniyalı bir emlakçı olan Shane Dulgeroff gayet akıllıca bir çözüm bulmuş.
Elindeki satılık evlerden birini NFT destekli bir sanat eserine dönüştürmüş!
Evi esere dönüştüren elbette emlakçının kendisi değil.
Bu iş için Amerikalı bir grafik tasarımcı olan Kii Arens ile anlaşmış.
Arens da 45 saniyelik bir video eseri yaratmış.
Eserde öyle aman aman bir durum yok.
Göz alıcı renklerden oluşan, uzaylıların dikizlediği bir satılık ev kurgusu.

Yazının Devamını Oku

Yapay zeka ürünü portreleri haziranda görebileceğiz

Haziran ayı başında fiziki olarak gerçekleşecek Contemporary İstanbul’un (CI) “Plugin” bölümünün bu yılki ağır topu Mario Klingemann. Kendini “bilgisayar programcısı, yaratıcı bir sanatçı ve bir tutam da bilim insanı” olarak tanımlayan Alman sanatçı Klingemann’ın en çok ses getiren çalışması “Memories of Passersby I”.

Çalışmanın başrol oyuncusu ise 50’lerdeki eski radyolar gibi giydirilmiş bir yapay zeka makinesi!
Bu makinenin bağlandığı iki adet dijital çerçeve var.
İşte o çerçevelerde makine yazılımının o anda ürettiği kadın ve erkek portreleri sergileniyor.
Klingemann, yapay zeka yazılımı için Google tarafından geliştirilen ve günümüzdeki en gelişmiş yazılımı olan BigGan teknolojisinden yararlanmış.
355.7 milyonluk devasa bir veri havuzunu aynı anda tarayıp anlık çıktı sağlayan bu yazılım sayesinde daha önce hiç var olmamış yeni insan suretlerinin yaratılışına tanıklık ediliyor bu sayede!
Mario Klingemann’ın bu işini canlı canlı görmek için sabırsızlanıyorum.

İlhamını Büyük İskender’den alıyor

Yazının Devamını Oku

‘Ex-Survivor’cıdan bireyin gücü kitabı!

Geçen yılın Survivor yarışmacısı Barış Murat Yağcı kitap çıkarmış.


“Her Şeye Rağmen” adlı kitap şöyle tanıtılıyor:
“Bireyin gücü, iradenin otoritesi ve sorgulama sanatı üzerine inşa edilmiş bir başucu rehberi.”
Bitmiyor, maalesef devamı var:
“Z kuşağının anti-otoriter ruhuna kalp masajı yapacak bir kitap.”
Ah bir de, “Acılar tembel insanın bahanesidir.”
Ama burada da

Yazının Devamını Oku

“Şeyma’nın Hayatı”nda yeni sezon

Doğruya doğru, Şeyma’nın hayatını izlemek zevkli.

Nefret eden de nefes almadan izliyor; çemkiren de, gizli gizli özenen de...
Sadece kimse itiraf edemiyor.
Ben en son Şeyma’nın insta hayatı dizisinin İtalyan DJ sezonunda kalmıştım.
Mısırlı milyarder sezonunu geç de olsa yakaladım.
Uçak kapatma hadisesinden tropik adadaki romantik tatil atmosferine kadar artık her şeye hakimim.
Başım göğe ermedi ama Şeyma’nın pembe dizi tadındaki hayatını da seviyorum.
Tek sıkıldığım nokta, insanlar onu yüklendikçe “Ben bunu hak ediyorum, ben iyisine layığım” diye coşarak “ben, ben, ben” dansı yapması, ki buna hiç gerek yok.

Yazının Devamını Oku

Moda Haftası neden en başa döndü?

İstanbul Moda Haftası geçen hafta ikinci kez dijital olarak sessiz sedasız yapıldı ve bitti.

Üstelik bu kez dünyadaki önemli moda haftalarının hepsinin (60’dan fazla olduğunu belirtiyorlar) sponsoru olan Mercedes de yoktu, sponsorluktan çekilmişti.
Artık moda haftasının adı sadece “Fashion Week İstanbul”.
Mercedes sponsorluktan çıkınca yıllar önce İTÜ’de başlayan o ilk moda haftası kıvamına geri dönülmüş oldu.
Oysa uluslararası radara, takvime girmek için bu sponsorluk önemliydi, yıllarca beklenmişti.
Hatırlıyorum, bu işbirliği ilk gerçekleştiğinde herkes mutlu ve heyecanlıydı.
Nihayet dünya moda haftaları radarına girilmişti.
Şimdi neden böyle oldu peki?

Yazının Devamını Oku

Bir ‘ev sosyali’nin notları

Geçtiğimiz günlerde bir grup tanıdıkla sokakta karşılaştık.

Hepsi köpek gezdiriyor, bir ben köpeksiz.

Neyse.

Epeydir karşılaşılmadığı için ilk soru şu oldu:

“Kimler korona geçirdi?”

Geçirenler “Oh bitti, sıramı savdım” havasındaydı. Üstüne antikorlarını da sıraladılar.

Benim gibi yakalanmamış olanlara da farkında olmadan bir “Aa nasıl yani?” tavrı takınıldı.

Hele bana ultra şaşırdılar, “O kadar yere girip çıkıyorsun, yuh!” diyerek.

Malum, böyle bir algı etiketim var,

Yazının Devamını Oku

Bu yaz onlara rastlayabiliriz: Plaj yakalılar

Geçen yaz aniden normalleşmiş ve plajları doldurmuştuk.


Bu yazın nasıl olacağına dair sorular havada uçuşadursun, ilginç bir işbirliği ilk işaret fişeklerinden biri oldu.
Yeni nesil çalışma alanları yaratan Han Spaces, bu yaz Çeşme Dalyan’daki popüler plaj Momo’nun içinde açılıyor.
Plajın bir köşesinde açılacak Han Spaces, bilgisayarını kuma bulamadan bir köşede sessizce çalışmak isteyenler için düşünülmüş.
Anlaşılan o ki bu yaz plajlarda mesafeli eğlenmeye çalışanlar kadar bilgisayarını kucağına alıp çalışan bikinli/mayolu “plaj yakalılar”ı da sıkça göreceğiz.

Güneş enerjilerinin ortasındaki ‘Vaha’

Sahra Çölü’nün girişine konumlanmış, büyüklüğü 3500 adet futbol sahasına denk düşen Fas’taki meşhur Noor-Ouarzazate güneş enerjisi kompleksine bir rakip geliyor.

Yazının Devamını Oku

Gizemli Türk ‘Pak’ın 16 milyon dolarlık ‘Fungible’ı

Her yerde benzer yazılar çıkıyordu:“Şubat ve mart ayında yüksek satış rakamları yakalayan NFT pazarı düşüşe mi geçti, yoksa her şey bir balon muydu?”


Nonfungible.com’a göre durum fenaydı. Günde ortalama 19.3 milyon dolara ulaşan NFT satışları nisan ayına gelindiğinde 5.5 milyon dolara düşmüştü.
Yani yüzde 70’lik bir düşüşten bahsediliyordu. Sanat dünyası da bu yüksek rakamların sürdürülebilir olmadığını tartışıyordu ki, Türk sanatçı Pak’ın Sotheby’s ve Nifty Gateway işbirliğiyle satışa açılan “Fungible” adlı serisi 16.8 milyon dolara satıldı.
Üstelik sadece iki günde. Açık artırma 12 Nisan’da başladı, 14 Nisan’da kapandı.
Beeple’ın 69 milyon dolarlık Christie’s satışında olduğu gibi 10 gün boyunca vitrinde kalmadı.
Üstelik Pak’ın bu satış sürecinde sürprizleri vardı.
Alıcılara kendi koleksiyonunu oluşturma şansı veriyordu.

Yazının Devamını Oku