Çok yamaşita haller

Koltuklarına özenle dantel geçirilmiş Tokyo taksilerinden birinde tıngır mıngır ilerlerken saçma bir şekilde o şarkı aklıma geliyor ve mırıldanmaya başlıyorum:

Okayi yamaşita kombamba kombamba
Okayi yamaşita kombamba kombamba...
Hemen YouTube’dan bulup çalmaya başlıyorum şarkıyı:
8.15 Vapuru/Yonca Evcimik!
Taksici abi girişteki sözleri duyunca gülümsüyor, ama şarkı Türkçe’ye geçince muhtemelen kafası karışıyor.
“Ne kafasında bu şarkı?” filan diye...
Yaşadığı travmayı ne yazık ki kestiremiyorum.
Ve fakat Tokyo’da gezinirken 90’lar Türkçe popu nostalji treni sadece Yonca Evcimik’le kalmıyor.
Barış Manço da aklıma geliyor.
Malum, zamanında buralarda çok konser vermişti.
Bir şekilde bellekte (fazladan megabayt) yer edinmiş, coşkuyla el çırpan o Japon konserler.
Burada yaşayan Türkler’e o konserleri/o ilgiyi sorduğumda aldığım yanıt tam bir hayal kırıklığıydı.
Meğer Manço, o dönem Soka Gakkai adlı hareketin davetlisi olarak Japonya’ya gelmiş ve konser vermiş. Yani aslında Japonya’da sandığımız gibi tanınmıyormuş.
Soka Gakkai ne mi?
Budizm’in Niçiren okuluna bağlı dünya çapında bir hareket. Bir tür mezhep. 192 ülkede 12 milyon takipçisi var.
Soka Gakkai’ciler o dönem başka ülkelerin şarkıcılarına da konserler düzenlemiş. Bir tür halkla ilişkiler faaliyeti olarak...
Neyse, olsun. Barış Abi yine de sağ olsun.
Hali hazırda Baba Zula ve Fazıl Say, kendilerine gerçekten hayran farklı kesimlerden Japonlar’a buralarda konser vermeye devam ederken Tokyo semalarına bir Türkçe popu tekerlemesi daha gelsin. Bu kez geçmişten:
“Honki ponki toni nok, çalona bimbo bori rok, muşi muşi hubobo kozi zok, çiki çiki şayne tiki tak tok.”
NOT: Tokyo’lu günler ve gecelere dair sosyal hayat satırları pek yakında devam edecek...


İki müzikli yer değiştirme haberi

CHET FAKER’IN YERİ DEĞİŞTİ
Akbank Caz Festivali bu yıl 24. kez düzenleniyor.
Onca sene, böyle bir istikrar; hani gündemi/ilgisi habire değişen bir ülkede bunu sağlamak kolay bir iş değil...
Bu yılki Akbank Caz’ın en popüler ismi kuşkusuz Chet Faker.
Talk is Cheap ve Gold adlı şarkılarına bayıldığım Chet Faker’ın biletleri tükenince konser mekanında değişiklik yapmış Akbank Caz’cılar.
Babylon’daki konseri Black Box’a taşımışlar.
Buna rağmen biletler yine tükenmek üzereymiş.
Doğrusu güzel haberler bunlar. Tam da, yabancı şarkıcıların konserlerine ilgi azalıyor mu derken...
Unutmadan, Chet Faker konseri 1 Kasım Cumartesi akşamı.

NUBLU YENİ YERİNDE
İlhan Erşahin’in New York menşeili caz kulübü Nublu’nun İstanbul şubesi, konuşlanmış olduğu Karaköy’deki yerinden taşındı ve Sıraselviler’e transfer oldu.
Sıraselviler Nublu için daha mı iyi yoksa kötü mü olur, bilinmez.
Ama Sıraselviler’e başka bir tat/kalite getireceği kesin Nublu’nun.
Bu arada 6 Kasım Perşembe akşamı burada çıkacak olan Bora Uzer’i şimdiden bir yere not edin derim. Uzer’in eğlencesi/performansı başkadır.

İntihar videosunun ardından (2)

Dünden, yani Mehmet Pişkin’in intihar videosundan devam edersek...
Ki üzerine konuşacak daha çok şey var.
Onlardan biri de Pişkin’in videoda söylediği hayata karşı motivasyon meselesi.
Bu yazıyı yazmadan evvel bir arkadaşımla, “Hayatta bizi neler motive ediyor?” diye konuştuk, karşılıklı listeler çıkardık.
O en çok güneşin batışını her gün izliyor olmanın kendisini motive ettiğini söyleyip ekledi:
“Aslında bunu her gün yapabilsem keşke. Sadece yazın bir hafta, Ayvalık’a gittiğimde yapabiliyorum” dedi.
Galiba dert biraz da bu.
Yapmayı en çok sevdiğimiz o basit şeyleri unutup gitmek.
Hayat gailesi kara deliğinde savrulup yitmek.
Bu yazı da biraz kişisel gelişim tadında oldu ama, idare edin artık.

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Dobracı geldi hanım...

Bu “dobra” kelimesinin damlaya damlaya trend gölü oluşunda Seda Sayan’ın Marmara Denizi yüzölçümü kadar payı var.

Öyle böyle değil, Sayan’dan sonra dobra aşağı dobra yukarı, her üç cümleden birinde dobrayı havalı sıfat olarak kullanır olduk.

Seda Sayan’ın memleketin en dobrası seçildiği zamanları hatırlayın.

Esip gürlüyordu Joffrey Baratheon misali.

“Oğlum ayağınızı denk alın” diye başlayıp “Siz kimsiniz be!” demek suretiyle dobragillikte zirveye ulaşan o kadim zamanları, sık sık Instagram’ın keşfet sayfasına düşen gullüm dozu 10 numara videolarla anıyoruz.

Algoritma okyanusu sağ olsun.

Okan Bayülgen de dobradır mesela.

Ama onunki frankofon bir dobralıktır.

Kruvasan ve kahvenin yanında iyi giden bir dobralık.

Yazının Devamını Oku

Bu yaz ‘haz canavarı’nın yazı mı?

İnsan sürekli geleceğe odaklı.

Aşı haberleri sonrası karşıma çıkan makaleler de hep aynı şeyi, yani geleceği sorguluyor:
“Pandemi sonrası nasıl olacağız? Her şey eskisi gibi olacak mı?”
Financial Times’tan The Guardian’a, çoğu yazının bahsettiği ana damar şu:
Dijital etkileşimle her şeyi çözmeye çalışsak da fiziksel etkileşimin yerini hiçbir şey tutmuyor.
Doğru, son zamanlarda Zoom toplantılarından bıkanları park köşelerinde mesafeli toplantı yaparken görüyorum.
Ellerinde, köşedeki kahveciden alınmış karton bardak içinde kahveler.
İstanbul’daki havanın verdiği ılık kolaylıkla -en azından şimdilik- açık hava toplantıları yapıyorlar.

Yazının Devamını Oku

Bırak gizli sırrımız içimizde yaşasın

Havanın kuraklığı gibi kurak olan magazin diyarlarında romantik komediliği Meg Ryan’ın botoksları kadar kabak tadı vermiş bir üçlü var:Murat Dalkılıç, Kerem Bürsin ve Hande Erçel.

Olaylara (aşırı) dışarıdan bakan BM magazin gözlem heyeti olarak gördüğüm Bermuda şeytan üçgeni iç açıları toplamı şudur:
Murat Dalkılıç, aylar önce ayrıldığı eski sevgilisi Hande Erçel’e belli ki hâlâ kırgın.
Söylenen o ki; ex aşkı Hande’yi dizi partneri Kerem’le beraber Acun’un kanalındaki programda görünce iyice gıcık olmuş, hemen Acun ve tüm yakın PlayStation dostlarını filan takipten çıkmış.
Acun da o sırada Dominik’ten bilmem nereye 50 bin feet dolaylarında uçmak üzereyken eminim bu takipten çıkmaya bir saniye kadar içerlemiş, hatta bu tatlı hüzün ve bir kutu kola sonrası kendine yeni bir parmak arası terlik siparişi vermiş olabilir.
Orası en az Şeyma’nın Mısırlı yeni sevgilisi kadar muamma...
Öte yandan Hande ve Kerem ise oynadıkları 120 dakikalık dizideki rollerin kuantum enerjisine doğal olarak kendilerini kaptırmış durumda.

Yazının Devamını Oku

Alaçatı’da karantina halleri

◊ Buranın en popüler hadisesini söylüyorum: Alaçatı’dan Ilıca’ya yürümek!

Eğer hava orta şekerliyse Ilıca Plajı’nda bir de denize girmek.

Henüz ikisini de yapmış değilim.

Delikli Koy’a gitmek de moda. Ama buranın bir köpek cumhuriyeti olduğunu yeni kavramış bulunuyorum. Bu kadar köpeği bir arada uzun süredir görmemiştim.

Bir de pet şişeyi! Herkes bir köşeye pet şişe savurmuş, ayıp yahu.

İstanbul her şeye rağmen daha güzel, onu anladım. Çünkü mekanlar kapalı olsa da hareket oluyor, yani deli bir trafik! Güneydeki ıssızlık hissi ise on dakika iyi geliyor, ondan sonra “Dönsem mi?” oluyorsun. En azından bana öyle oldu.

Sürekli bir “Hava yağmur veriyordu ama bugün de çok güzel” sohbeti oluyor burada.

Sonra da havayı İstanbul’dakiyle kıyaslama cümleleri geliyor. Nedense.

Finalde ise “İstanbul’da kesin susuz kalınacak bu yaz” muhabbeti yapılıyor.

Yazının Devamını Oku

2021’de bizi bekleyen 6 seyahat akımı

Benim gibi seyahat tutkunlarının merakla yanıtını aradığı soru şu:

“Bu yıl seyahat edebilecek miyiz? Yoksa yine evlerde miyiz?”

Global turizm sektöründen haberler aktaran PhocusWire’da yayınlanan bir trend yazısı bu sorulara yanıt olacak nitelikte. PhocusWire, dünyanın önde gelen seyahat teknolojisi şirketlerinden Amadeus’un geniş çaplı araştırmasını yorumlamış.

Buna göre 2021’de bizleri 6 tane seyahat akımı bekliyor. 

Elbette tüm bu akımlar sınırların 2021 yılı içinde açılacağı umuduyla sıralanmış.

Amadeus’un anketine göre gezginlerin yüzde 55’i artık 14 gün ya da daha uzun süre seyahat etmek istiyor. “Büyük gitmekten” kasıt bu: Çok uzun süreli seyahatler. 

Çünkü insanlar eğer 2021 yılı içinde seyahat edebileceklerse kaybettikleri zamanı telafi etmek istiyor. “Hayat kısa ve dünya çok geniş” fikriyle hayatta bir kez yaşanacak uzun soluklu seyahat maceralarının peşinden koşma niyetindeler.

Airbnb tüm iş modelini uzun süreli konaklamaya kaydırmış bile. Dolayısıyla kısa süreli seyahat, mesela “iş için seyahat etmek” kavramı yavaş yavaş ortadan kalkacak gibi. 

2020 yılı içinde gördük ki, aslında her yerden çalışmak mümkün! Sadece bir internet bağlantısına ihtiyacımız var. Bu yüzden, COVID-19 bitse bile işverenlerin çalışanlarını ofise geri getirmekte zorlanacağı ya da buna ihtiyaç duymayacakları öngörülüyor. 

Yazının Devamını Oku

Somer Şef’le finali konuştuk: “Serhat teknikte, Barbaros lezzette üstün”

MasterChef bu gece final yapıyor. Programın jüri şeflerinden Somer Sivrioğlu’nu final öncesi Alaçatı’da yakaladım ve hem bu geceyle hem de kendisiyle ilgili merak ettiklerimi sordum.


MasterChef neden bu kadar çok izlendi?

- Öncelikle programın arkasında çok iyi bir ekip var. İkincisi de herkesin kendini bulabileceği, ortak bir paydadır yemek. Elbette pandeminin de çok izlenmede etkisi var. Mesela geçen yıla göre bu yıl başvuran da çok fazlaydı. Düşünsene, 100 bine yakın başvuru vardı!

Bu gece final var. Serhat ve Barbaros kapışacak. Favorini söyleyecek misin?

- Tabii ki hayır! (gülüyor). Ama ikisi de birbirine çok yakın, başa baş giriyorlar finale.

İkisi de yarışmayı domine eden karakterler. Serhat daha modern şef havasında. Teknikleri açısından. Yurtdışında eğitim görmüş. Barbaros ise iyi restoranlarda çalışmış, kendini geliştirmiş bir şef. Şöyle diyebilirim: Biri teknikte (Serhat) diğeri lezzette (Barbaros) üstün.

O zaman ya teknik ya da lezzet kazanacak diyebilir miyiz?

- Bu geceki performanslarına, yapacakları tabaklara bağlı. Özellikle de son tabak. Çünkü kendilerini anlatan imza yemeklerini yapacaklar canlı yayında.

Yazının Devamını Oku

Yılın ilk ‘en’leri

EN GÜZEL YENİ YIL MESAJI


Mercan Dede’nin Instagram hesabında paylaştığı şu mesaj klasik mesajlardan farklı olduğu için bir adım öne geçti:
“Biz yeni olmadıktan sonra yılın yeni olup olmaması ne fark eder?
Aynı yılı yetmiş kere yaşayıp adına yaşam dememek, hayatın hakkını vermek lazım.”

◊ EN YARIM KALMIŞ YENİ YIL POZU
Kenan Doğulu ve Beren Saat’in dudak dudağa pozu güzeldi ama şu hissi veriyordu:

Yazının Devamını Oku

2021’e dair ‘belirsiz’ kararlarım

2020’nin kelimesi gayet net gayet belliydi: Belirsizlik.

Her şey pandemi dolayısıyla o kadar belirsizdi ki...

Bu belirsizlik ilk başta aşırı rahatsız edici gibi gözükse de, kızmayın ama aslında ilginç bir şekilde rahatlatıcı bir yanı vardı.

Önceden, yani eski normalde, her şey çok fazla belli olduğunda ne oluyordu?

Hızlı bir şekilde yaşıyorduk ama fazla üstünde düşünmeden.

Belirsizlik en çok bunu sağladı galiba: Durup düşünmek için bolca zaman...

Bu yüzden, sizi bilmem ama 2021’e dair alınan kararların da öyle net kararlar olmasını bekleyemeyiz tabii.

Ben birkaç tane kişisel karar sıralayayım, gerisini siz getirin.

Yazının Devamını Oku

Instagram’da yerli top 10

Evlerde daha çok vakit geçirilen, bu yüzden de sosyal medyanın içine daha fazla düşülen bir yıldı 2020. İşte bu yüzden yılın en iyi Instagram pozlarını belirlemek kaçınılmazdı.

1- Ajda Pekkan

İlk karantina döneminde bahçesinde spor yaparken paylaştığı bu fotoğrafla, tüm nesilleri tokat atıp kendine getiren şu mesajı veriyordu süperstar: Evde kalın ama spor da yapın!

Tabii hiç kimseler Ajda gibi spor yaparken bu kadar tersiz görünmeyi başaramadı, orası ayrı.

2- Serenay Sarıkaya

Denizin içinde çekilmiş bu mavi derinlikler pozuyla “Divan şiiri gibiyim, naber?” diyerek tüm ünlü kadın arkadaşlarına nanik yapıyordu Serenay Sarıkaya.

Yazının Devamını Oku

Nostalji neden tam da şu an değerli oldu?

Bu yılbaşı gecesi Instagram’ın “Keşfet” bölümünde en çok karşımıza çıkacak olan ya da YouTube’da en çok aranacak şey TRT’nin eski yılbaşı programları olabilir mi?

Mesela bir tanesi var ki, efsaneleşmiş bir kayıt, mutlaka görmüşsünüzdür.

Görmeyenlere hatırlatalım:

1984 yılının karşılandığı bir yılbaşı programı.

Konsept, yılbaşı balosu.

Zeki Müren, yanında Ajda Pekkan’ın oturduğu masadan kalkıyor ve “Gitme Sana Muhtacım”ı söylemeye başlıyor.

O zamanlar henüz çok yeni Türkiye Güzeli seçilmiş 18 yaşındaki Neşe Erberk’le birlikte dans ederek...

Sonra masalardaki tüm davetliler kalkıp dans etmeye başlıyor.

Herkes acayip mutlu, pozitif, pek bir ışıl ışıl.

Yazının Devamını Oku

2020’de hangi mekanları konuştuk

Bu yıl mekanlar açısından “aç-kapa-saatleri sınırla-mesafeyi ayarla” olarak geçti. 2021’de ne olacak bilmiyoruz ama bu yıla dair akıllarda kalacak olan bu dörtlüden ibaret. Peki her şeye rağmen 2020’de hangi mekanları konuştuk?

◊ Yılın başlarında Maslak Oto Sanayi’de açılan yeni Klein’ı...
◊ Yılın ikinci ayında Zorlu’daki Morini’nin yedinci yaş günü partisini...
Burcu Esmersoy’dan Derin Mermerci’ye partide boy göstermiş ünlü isimleri...
◊ Karaköy’de açılan Foxy ve yemeklerini... (Mekan daha sonra Nişantaşı’na taşındı.)
◊ Yaz aylarında kavga olayıyla gündeme gelen Çeşme’deki Momo’yu...
◊ Saat sınırlaması nedeniyle Must içine taşınan Müştemilat performanslarını...
◊ Yine saat sınırlaması nedeniyle ilk kez çok erken saatlerde açılan Gizli Kalsın’ı...

Yazının Devamını Oku

Dijital yemeğinizi nasıl alırdınız

Karantina şartları yeme-içme sektörünü mecburen daha fazla yaratıcı olmaya yönlendirdi.

En son evlere şef gönderen bile vardı.
Ama hiçbiri Neolokal’in şefi Maksut Aşkar’ın hafta içi yaptığı dijital yemek kadar yaratıcı değildi herhalde.
Dijital yemek nasıl mı olur?
Olay şöyle gerçekleşti: Aşkar ve ekibi, “sıfır atık”tan yola çıkan “Original by Nature” temalı dijital yemek için önce bir Zoom davetiyesi yolladı.
Ardından dijital yemeğin gerçekleşeceği gün Aşkar’ın hazırladığı menü evlere geldi.
Ama tamamen hazır bir şekilde değil, yemekler “vakumlu” dedikleri türden paketlenmişti.
Ben son anda yemeğe katılamadım, ama katılanlardan öğrendim:

Yazının Devamını Oku

Bir ev erkeğinin dayanılmaz acıları

2020 ev erkekleri için de ayrı tecrübelerle geçti.

Ev erkekleri dediğim: Bir şekilde evinde yalnız yaşayanlar.

Yıllardır yaşam tarzı olarak bekârdır, yeni boşanmıştır, evlilik ona göre değildir, sevgilisiyle yapamamıştır, ev arkadaşını kovmuştur, ailesi evi ona emanet edip gitmiştir...

Türlü türlü ev erkeği mevcut yani.

Peki bu erkekler bu yıl içinde neyi gördü?

Her yerin çok çabuk tozlandığını!

İlk karantinada olay romantikti, bir çeşit macera filmi tadında.

Eve temizlikçi çağırmak mümkün olmasa da bir şekilde idare edildi.

Sonra araya yaz girdi.

Yazının Devamını Oku

Günün kelimesi: Mutasyon

İngiltere’de virüs mutasyona uğradı. Yeni bir panik dalgası kapıda.

İyi de yıl içinde mutasyondan mutasyona girmiş şu davranış şekillerimiz ne olacak?
◊ Birini gördüğümüzde tokalaşmak, yanak yanağa öpüşmek diye bir şey vardı eskiden. Tarih oldu.
◊ Yüz yüze, saatler süren toplantılar vardı eskiden. Tarih oldu.
◊ Sokakta birbirini görünce uzaktan selamlaşmak vardı. Tarih oldu.
Çünkü maskeden kimse kimseyi tanıyamıyor.
◊ Sosyalleşmek vardı eskiden, tarih olmak üzere.
◊ “Sabahlar olmasın” vardı eskiden. O bayağı tarih oldu.

Yazının Devamını Oku

48 saatlik “bir başka ev” kampı

Cuma günü aniden karar verdik.

O yalnız, ben yalnız.
Ayrı evlerde tek tek oturacağımıza, hafta sonu karantinasında beraber oturur, beraber sıkılırız dedik.
Kolektif sıkılmanın dayanılmaz hafifliğinde kaybolma hikâyesi yani.
Biz, yani iki arkadaş. Koskoca iki adam.
Ama sonra birden, o iki gün gözümüzde büyüdü tabii.
“Emin miyiz?” olduk, “Ya birbirimizden nefret edersek” diye sorguladık.
Sonuçta böyle arkadaşının evine gidip yatıya kalmalar bizim için çok geçmişte kalmıştı.

Yazının Devamını Oku

2020 popüler kültüründen geriye ne kalacak?

Teşekkürler 2020, gerçekten daha önceki hiçbir yıla hiçbir anlamda benzemedin.

Neredeyse tüm bir yılı maske takarak, virüs konuşarak, oturma odasından salona ya da salondan yatak odasına seyahat ederek, ayrıca bir açılıp bir kapanarak geçirdik.

Haliyle pandemi hadisesi her yönüyle popüler kültür ve magazini de etkiledi.

Mesela: Merve Boluğur belki de önceki yıl olmadığı kadar haber oldu.

Çünkü çoğunluğun aksine maskesiz dolaştı, dolaştıkça daha çok fotoğraflandı, fotoğraflandıkça Merve Boluğur maskesiz eylemine devam etti.

Hiçbir projede yer almayan oyuncu, manasız bir şekilde 2020’nin en çok konuşulanı olup çıktı...

Mesela: Bir önceki yıl Şevval Şahin ismini bilmiyorduk.

2020 popüler kültürü bize onu da öğretti. Yine pandeminin payı var.

Şahin, erkek arkadaşı Marcus için yaptığı doğum günü partisi ve onu izleyen parti zincirlemesi nedeniyle “korona parti kızı” olarak yaftalandı.

Yazının Devamını Oku

Koleksiyoner olmak da demokratikleşti

Hafta sonu için güzel haber:

15. Contemporary İstanbul’un dijital versiyonu bugün ön izlemeyle açılış yapıyor.
21 Aralık’ta ise genel izlemeye açılıyor.
Akbank ana sponsorluğundaki Virtual Contemporary İstanbul’a 11 ülkeden 37 galeri ve 550 sanatçı katılmış.
Dijital fuar 17 gün boyunca gezilebilecek. Ücretsiz olarak.
CI’ın fiziki edisyon tarihleri de belli oldu.
O da baharın en güzel zamanlarında: 27 Nisan-2 Mayıs tarihleri arasında.
Dijitali yaptıktan sonra fiziki fuar tamamen iptal olabilirdi. Vazgeçilmemesi de iyi haber.

Yazının Devamını Oku

O efsane poz hâlâ gündemde

Nefise Karatay ve Mehmet Ali Erbil 2001 yılında Elele Dergisi’ne verdikleri kapak pozunun bugün bir ikon haline geleceğini nereden bilebilirlerdi?

Öyle bir poz ki, bugün bile hâlâ konuşuluyor, Whatsapp’larda görsel olarak kullanılıyor. Önceki gün Şokopop’ta yeniden bu çıplak poza denk gelince şunları düşündüm:

◊ “Şimdi her iki ünlü de başka başka yollarda. Bu pozun gündeme gelmesinden utanıyor olabilirler mi?” İkonik poza dair en çok bu yorum yapılıyor.

Özellikle Nefise Karatay’ın evli oluşunun altı çiziliyor.

Bu yorumları yapanları hiç anlamıyorum. Evet, geçmiş geçmişte kaldı tamam da, insan geçmişte yaptığı bir çekimden neden utansın? Zorla mı yapmış? Yo, hayır.

Üstelik çok güzel bir fotoğraf. Kimse kötü bir şey söyleyemez bu pozla ilgili.

Gayet estetik gayet şık.

“Şimdi böyle pozlar verecek bir ünlü çift yok” deniliyor. Doğru, yok.

Ama o zamanın ünlüleri de seviyordu medyaya böyle işler çıkarmayı. Konuşulmayı, ses getirmeyi seviyorlardı.

Yazının Devamını Oku