GeriOnur BAŞTÜRK Bir uçak hikayesi
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Bir uçak hikayesi

Gününüz şenlensin diye bugün uçakta geçen bir hikayem var. Bizzat yaşanmış bir hikaye. Buyurunuz:

Kadın havalı bir şekilde uçağa giriyor. Elinde tuttuğu marka çantayı küt diye yere bırakıyor. Yanındaki koltukta oturan adama dönüp “Yukarı koyabilir misin?” diyor.
Sert ve kararlı.
Adam şaşkın ama bir şey söylemiyor. Çantayı alıp yukarı koyuyor.
Business’taki diğer yolcular bu garip gerginliği hemen fark ediyor ve haliyle herkesin ilgi odağı oluyor bu ikili.
“Tatilde kavga eden iki sevgili” oldukları konusunda herkes hemfikir oluyor.
Çünkü uçak havalanırken kadın, “Korkuyorum” deyip adamın elini tutuyor.
Hatta bir ara adamın yanağına bir öpücük konduruyor.
Onların yan tarafında oturan karı-koca kendi aralarında şu yorumu yapıyor:
“Kadın barışmak istiyor belli, ama adam hiç oralı değil”.
Sonunda bir saatlik Bodrum-İstanbul uçuşu bitiyor.
Herkes cep telefonlarını açıyor. Kadın da öyle.
Kadın adama dönüp şöyle diyor: “Numaranı verir misin, çaldırayım?”
Tüm business’takiler yolculuk boyunca pür dikkat gözlemledikleri ve iki kavgalı sevgili sandıkları çiftin aslında hiç tanışmadığını o an anlıyor.
Adam “Cep telefonu kullanmıyorum” diye bir bahane uydurup koşar adım kaçıyor. Kadın öylece kalakalıyor.
O gün business’ta olup olayı diğerleri gibi gözlemleyen arkadaşımın dediği gibi:
“Hiçbir şey dışarıdan göründüğü gibi değil.”
Afili bir liste
Yerli dizilerin en önemli güçlerinden biri de müzikleri.
Hatta bazen öyle bir şey oluyor ki hiç bilmediğimiz şarkı ya da şarkıcılar dizilerde çalınınca patlıyor, daha çok dinlenmeye başlanıyor.
Kanal D’nin yeni dizisi Afili Aşk ise tam aksi bir şey yaptı.
Diziyle aynı adı taşıyan orijinal şarkısıyla beraber ortaya çıktı.
Aslı Demirer’in seslendirdiği “Afili Aşk” tam da yaza uygun bir hit olmuş.
Ben de bu şarkıdan yola çıkarak on şarkılık bir “Afili Şarkılar” listesi yaptım.
Bugünden itibaren Spotify’da bulabilirsiniz.
Listede Mabel Matiz, Simge, Teoman, Gaye Su Akyol, Feride Hilal Akın ve Ajda Pekkan gibi isimlerin sürpriz şarkıları var.
Israrla dinleyiniz lütfen...
İki adet fırlamalık
◊ Ebru Polat’ın “Sevgilim ekonomi sınıfından uçak bileti alırsa ondan ayrılırım. Ama uçakta sadece ekonomi bölümü varsa uçarım” sözlerini eğlenceli buldum.
Evet, kendini ezik bir pozisyona sokmuş ama en azından dürüst davranmış.
Tek düşündüğüm, malum sevgilinin en çok hangi yöne bilet aldığı.
Los Angeles filansa o sevgili bayağı batar çünkü.
Az önce ay sonu business biletlerine baktım da, gidiş dönüş toplam 30 bin lira ediyordu!
◊ Gonca Vuslateri’nin hafta içi bir ödül töreninde kafasına taktığı fesi sevdim. Kendisine sordum, bu fırlamalık moda tasarımcısı Aslı Filinta’ya aitmiş.
Bir uçak hikayesi
Sıfır atık seviyesini
hedefleyen festival
Temmuzda ilginç bir festival bizi bekliyor, Festtogether.
İlginç oluşu şundan dolayı:
Küçükçiftlik Parkı’nda yapılacak bu festival sıfır atık seviyesini yakalamak istiyor.
Çünkü dünyadaki festivaller her yıl toplam 20 bin ton atık üretiyormuş.
Festtogether’cılar da yapacakları organizasyonla bu konuyu ön plana çıkarmak istemiş. Sıfır atık seviyesini gerçekten yakalayabilecekler mi merak ediyorum.
Bu arada 14 Temmuz’daki festivalin yıldızı, sosyal sorumluluk deyince dünyada akla gelen ilk isimlerden biri olan Bob Geldof.

X

Cumartesi magazini

Şeyma Subaşı yeniden Meedo’yla barıştı.


Fotoğraflar Instagram profiline son sürat geri geldi.
İlişkide olur tabii böyle vakalar, ayrılıp barışmalar. Tekrar geri dönmeler.
Ama tabii bu ilişkinin şöyle bir yanı oldu.
Pencere kenarına çıkıp mahalledeki herkesin
ilişkisini kendine göre düzenleyen meraklı
teyzeler gibi tüm sosyal

Yazının Devamını Oku

Şahan’ın önlemleri aşırı mı yerinde mi?

Denizler herkesin ama malum bizde buna pek aldırış eden yoktur.

Popüler bir plaja gidip “Ben şurada havlumu serip iki dakika denize gireceğim” diyemezsiniz, kavga çıkar. 

Zaten kimsenin de aklına gelmez böyle bir şey yapmak.

Sadece bu da değil.

Kumsalın hemen yan tarafında bir site vardır. İki adım yürüyüp orada da denize giremezsin, sitedekiler büyük celallenir, “Burası site plajı” diye.

Peki Şahan Gökbakar’ın, Marmaris’teki evinin önündeki kumsala yüzenlere, güneşlenenlere karşı yaptığı önlemlere nasıl bakmalıyız?

Aşırı mı?

Gayet yerinde mi?

Öncelikle tatilci teknelerinin evinin bulunduğu koya doğru yanaşmasını engelleyemez Şahan.

Yazının Devamını Oku

Katy ve Orlando’nun Bodrum paylaşımı

126 milyon takipçisi olan Katy Perry, Bodrum Kaplankaya’daki Six Senses Oteli’nden Orlando Bloom’la beraber şahane bir havuz fotoğrafı paylaştı.

Fotoğraf an itibarıyla 2 milyon 482 bin like almış görünüyor.
Yorum sayısı ise 9 bin 349.
126 milyon takipçiye 2 milyon beğeni az görünebilir.
Ama paylaşımlar beğeniyle değil erişimle ölçülüyor.
O fotoğrafın da erişimi tahminen 30-40 milyonu bulmuştur.
Buna bir de Orlando’nun takipçilerini ekleyin.
Bodrum ve Bodrum’da bulunan markaların bu tür paylaşımlarla dolaşımda olması sevindirici. Çünkü bu bir dalga ve bir noktadan sonra dikkatleri üzerinize çekiyorsunuz.


Yazının Devamını Oku

Ama iyi eğlendik!

Tam anlamıyla sahalara dönüşüm bu cumartesi gecesi oldu.

Sahalara dönüşten kastım şu:

Malum, pandemi nedeniyle bünye erkenden eve çekilmeye alışmış, eski zamanların oradan çık buraya git diye özetlenebilecek daldan dala sosyalleşmesini filan çoktan unutmuştu.

O zaman filmi başa sarayım.

Cumartesinin başlangıcı Soho House’un terası.

Uzun süredir görmediğim kadar kalabalıktı Soho House.

Ama bugünlerde zaten her yer böyle: Mekanlara yapıştık, bırakmıyoruz...

HER ŞEYİ PEŞ PEŞE YAPMAK OLMUYOR

Soho’nun kalabalığı gayet kozmopolitti.

Yazının Devamını Oku

Çeşme’de nereye gitmeli?

Bu yaz Bodrum, mekanlarıyla 1-0 önde gibi görünüyor. Ama Çeşme’yi de es geçmek olmaz. İşte, “Çeşme’de nereye gitmeli?” diye kafası karışanlara mini bir rehber...

◊ Eskiden Mancar’ın olduğu yere açılan, sezonun en sürpriz ve şık mekanlarından biri olmaya aday Clavis’e.
◊ Bu yaz Peru mutfağı ağırlıklı bir menüyle karşımıza çıkan, ceviche’lerini bizzat deneyip beğendiğim Momo’ya.
◊ Mykonos esintili Zoe Otel’in içinde yer alan Angelo Grande’ye.
◊ Ovacık’taki eski bir bağ evinin içine konuşlanmış, toplamda 20 kişilik kapasitesi olan ve rezervasyonsuz yer bulması zor olan Ova Sofra’ya.
◊ Çamlık Yolu üzerindeki bu üçlüye: Eli, Cherie ve
Bom Dia’ya.

Yazının Devamını Oku

Normalleşme gecesinden notlar

Uzun süredir İstanbul böyle bir gece yaşamamıştı desem hiç abartılı olmaz herhalde.

Hatta hafif bile kalır.
Saat sınırlamasının kalktığı 1 Temmuz gecesinden bahsediyorum.
Kendi adıma durumum şuydu:
Gecenin 12’sinde Emirgan tarafında mahsur kalmıştım. Trafik ilerlemiyordu.
Sonradan biraz açılır gibi oldu. Ardından yine trafik.
Saatler 01.00’i göstermek üzereyken Beşiktaş’taydım ve sokaklarda festivallerdeki gibi kalabalık vardı.
Öyle bir coşku, taşma hali.

Yazının Devamını Oku

Kıyafet bekçilerinin mevsimi

Şort ya da kıyafet bekçilerinin mevsimi geldi yine.

Bunlar sokağın bir köşesine oturur ve gelen geçeni seyreder.
Elbette hepsi erkektir.
Kendi aralarında konuşuyorlar sanırsın ama en çok sokaktan geçen kadınları baştan aşağı süzüp yorum yapmaktan haz alırlar.
Şu an sosyal medyayla daha çok farkına varılıyor belki ama kıyafet bekçileri hep vardı.
Çocukluğumun taşrasından
1 numaralı hafıza kaydı:
Kadınlar “çarşı”nın içinden geçmek istemezdi.

Yazının Devamını Oku

Yaş devrimi gerçekleşti

Çok yakın bir arkadaşım 50’nci yaşına girdi.

Kutlamasını da uzun ve kalabalık bir öğle yemeği masasında Çeşme Dalyan’daki Momo’da yaptı.
Masada en çok konuşulan mevzuu tabii ki arkadaşımızın hiç 50’lik gibi olmaması, durmamasıydı.
“Yaş devrimi gerçekleşti” diye durumu analizledi masadaki 30’luklardan biri.
Gerçekten de öyle.
Ki bunu gerçekleştiren de bu kuşak oldu.
Şu anda 40’lı ve 50’li yaşlarında olanlar yani.
Yemek esnasında 62’lik Madonna’nın New York’taki Boom Boom Room’un barının tepesinde gerçekleştirdiği mini şovunu da konuştuk.

Yazının Devamını Oku

Bu yazın gizemi: UFO magazini

UFO magazinine hazır mısınız? Geçen yılın ağustosunda ortaya çıkan olaylar dizisi anlaşılan o ki bu yaz daha da alevlenecek. Dünya dertlerinden bunaldığımız anda soluğu UFO magazininde alacağız.

Yıldız Tilbe’nin geçmiş yıllarda attığı pek meşhur bir tweet’i vardır:
“Eğer uzaylılar varsa onlar da Dünyalılara inanmıyordur. Yoksa kapı açık, niye gelmesinler değil mi? Korkuyorlardır.”
Tilbe aslında doğru söylüyor, gerçekten de kapı açık, neden gelmiyorlar?
ABD donanması savaş pilotlarının geçen yılın ağustos ayında ilk kez açıklanan belgelerine bakıp hayal kurarsanız, aslında arada bir geliyorlar!
Pilotlar, 2013 ile 2019 yılları arasında tanımlanamayan hava araçlarıyla yakın karşılaşma yaşadıklarını söylüyordu o belgelerde.
Pandemi nedeniyle bu bilgi arada kaynadı ama şimdi bu “tanımlanamayan cisim” meselesi yine gündemde.

Yazının Devamını Oku

İç sesim öyle diyor

Aşı karşıtı değilim, ama doğruya doğru aşılara karşı mesafeliyim.


Mesafeliyim ama dört yıl önce Kenya’ya giderken sarıhumma aşısı oldum mu, oldum.
Ki azıcık sert bir aşıydı, aşıyı olduktan hemen sonra ateşim çıkmıştı.
Hemşire bu olasılığı söylediği için rahattım.
Ateşin geçmesini bekledim.
Kısacası benim aşı konusundaki durumum koca bir çelişki yumağı:
Mecbur kalınca “tamam” oluyorum.

Yazının Devamını Oku

Sokağın enerjisini özlemişim

Önceki gün yan yana mekanların sıralandığı, bir tür yeni Arnavutköy olmaya aday Kuruçeşme’deki mekanlardan birinde oturuyorum.


Hemen birkaç adım ötemizdeki mekandan saat 01.00 müziği geliyordu, bam bam bam!
Eskiden tam da o saatlerde duyacağımız türden bir ortam ve insanları ateşleme müziği.
Oysa bu müzik çalınırken saatler henüz 19.00’u gösteriyordu.
Mekan haklıydı, bu müzikle oturduğu yerden salınan insanlar da...
Çünkü sıkıştırılmış zaman dilimlerinde her şeyi birden yapmaya çalışıyoruz.
Haliyle bu da yetmiyor.

Yazının Devamını Oku

“Ovala” ya da korkma iyi gelir

Dünden beri dinlediğim tek bir şarkı var, o da Taycan’ın “Ovala”sı.

Aslında şarkıyı videosuyla beraber izlemek gerekiyor.

Çünkü ben önce videosuna vuruldum.

Bu noktada parantez açıp yönetmen Fırat Gürgen’e bin tebrik yollamalı.

Videosu neden iyi “Ovala”nın?

Her şeyden önce sanat eseri tadında bir video. Hatta “tadında” değil, öyle.

Bol bakışmalı ve aşırı ‘styling’e boğulmuş yerli videolardan sonra “Ovala” insanın içini açıyor, “Oh be!” dedirtiyor.

Açmakla kalmakla düşündürüyor da...

“Ovala” videosu aynı zamanda eğlenceli.

Yazının Devamını Oku

Şehrin çılgın seyir defteri

Cumartesi günü “İstanbul yanıyor” diye bir video koydu ressam bir arkadaşım.

“Yanıyor” diye tabirlediği aslında sosyal hayat hareketliliğinin zirve yapmasıydı.

Paylaştığı video, Galatasaray’ın arka tarafında mekanların olduğu sokaktandı.

Herkes öyle bir sokağa taşmış ki trafik durmuş. “Yanma” göndermesi bu coşkuya yani.

Aynı gün ben de Karaköy’ün arka sokaklarında yürüdüm.

Bu civar da aynı şekildeydi, tıklım tıklım. Kaldırımlara taşan tüm masalar doluydu.

Uzun süredir sokakları, mekanları böyle canlı görmeyince insanın üzerine bir afallama, bir şaşkınlık geliyor.

Ama her şeye hızla alışıyoruz ya. Sokaklardaki bomboş duruma da alışmıştık, şimdi yeniden kalabalığa karışıyoruz.

“Beni sağda indirin, UFO çağırdım”

Yazının Devamını Oku

Bodrum’un mekanları arasında baş döndürücü tur

Bodrum’un yazlık sezon tarihi açısından 2021 ilginç bir yıl.


O kadar çok mekan açıldı ve açılmaya devam ediyor ki, ülkenin yarısından fazlası Bodrum’da olacakmış gibi hissetmemiz doğal.
Dolayısıyla bugünkü köşe Bodrumcular için eski-yeni mekanlar hakkında mini bir rehber: Bodrum’u uzaktan seyredip merak edenlere, “Çok kalabalık buralar” diyenlere, hafta sonları gidip geleceklere, sezon boyu yerleşenlere, yeme-içme sevdalısına ve sosyal ortam kuşlarına...

GASTRONOMİ SEVDALISINA...

◊ “İyi yemek nerede olacak, bana onu söyle” derseniz, ilk başa sürpriz bir restoranı koyarım. Demirbükü’ndeki Mesa’nın içinde açılacak olan Naru’yu. Mekanın iki ortağını, Özgür Arıkan ve Çağlar Kanzık’ı geçen yaz Dereköy Lokantası vesilesiyle tanıdık ve sevdik.

Yazının Devamını Oku

Ah June, yaktın bizi!

Artık bu sezonla beraber tamamen biter diyordum, yine bitmedi. Her şeye rağmen sezon finali iyi bitti, hem de çok çok iyi!



The Handmaid’s Tale’den bahsediyorum.
Dördüncü sezonun final bölümünü özellikle kadın seyircilerin mutlaka izlemesi lazım.
Çünkü birçok açıdan düşündürücü noktalar var. En önemlisi de şu nokta:
“Adalet, en medeni saydığınız yerde bile gerçekleşmiyorsa o zaman ne yapmalı, her şeyi unutmalı mı?”
Dizinin karakteri June da kararsız kalıyor. Ama unutamıyor.

Yazının Devamını Oku

Aşılı mısın aşısız mı

Kişisel gündemlerimizde aşı var. Herkes birbirine şu soruları soruyor:“Sana çıktı mı?Oldun mu?İlk doz mu?Peki hangisini yaptırdın?”

Sinovac’çılarla BionTech’çilerin polemiği ayrı bir durum.
Bir tanıdığım yurtdışında önce Sinovac oldu, sonra “Avrupa bunu kabul ediyor” diye geldi burada BionTech.
Barda kokteyl dener gibi yuvarlıyor aşıları yani...
Aşı olmak istemediğini söyleyenlerle ise başka bir muhabbet gelişiyor.
Kendi kişisel gerekçesini açıklayanlar, bir doktor yakınının söylediğinden yola çıkarak neden olmak istemediğini söyleyenler, “Biraz zaman geçsin üzerinden, belki olurum ileride” diye olaya daha yumuşak bakan kararsızlar, “Bunca zaman hasta olmadım, niye aşı olayım ki?” düşüncesini daha sert savunanlar...
Durum ortaya karışık yani.
Bir yandan herkes kendine göre haklı. İlk kez başımıza böyle bir şey geliyor.

Yazının Devamını Oku

Ankara’daki ‘yeraltı mutfağı’nın şahane serüveni

Ben çok geç öğrendim, ama Ankaralı yeme-içme tutkunlarının yıllardır yakından bildiği gizli gastronomi oluşumlarından biri The Rabbit Hole.


Olay şu: Yemek yapmayı çok seven ve bu konuda kendi kendini yetiştirmiş Mehmet Ali Börtücene, önce evinde yemek yaparak insanları ağırlamaya başlıyor.
Yıl 2014.
Bir süre sonra yanına Le Cordon Bleu’da şeflik eğitimi almış beslenme uzmanı Başak Turan da katılıyor.
İkili güçlerini “The Rabbit Hole” adı altında birleştirince inanılmaz bir süreç yaşanıyor.
Yemekleri tadanlar kulaktan kulağa onlardan bahsediyor ve böylece Mehmet Ali’nin evinde haftanın üç-dört gecesi, en fazla 10 insan, yemek masasının etrafında toplanıp The Rabbit Hole’ün gastronomik mucizelerine tanık oluyor.
İlgi büyüyünce Mehmet Ali ve Başak rezervasyonlar için bir web sitesi açıyor.

Yazının Devamını Oku

Güneydeki yeni içerik çabası: Sanat

Bir dönem popüler mekanlarda ufak çaplı sergiler yapılırdı.

Tahminen Lucca’nın başlattığı bu süreç diğer mekanlara da hızla yayılmış, özellikle genç sanatçılar için yeni bir platform oluşmuştu.

Kuşkusuz sanat eserini mekana koymak mekana ayrı bir hava katıyordu.

Artı bir değer haline gelmişti.

Sonuçta bu anlaşılabilir bir içerik çabasıydı.

Bir mekan müşterisine iyi yemek, iyi servis, iyi müzik dışında başka ne sunabilirdi?

Hatırlayın, bir ara en geçerli formül yurtdışından konuk şef getirmekti.

Öyle ki, neredeyse her hafta bir başka restorana yabancı konuk şef geliyordu.

Bir süre sonra o da kanıksandı.

Yazının Devamını Oku

Avlunun ortasına konulan mini orman

Londra Tasarım Bienali’nin en dikkat çeken işlerinden biri tasarımcı Es Devlin’in Somerset House’un avlusuna kondurduğu, 27 Haziran’a kadar görülebilecek geçici mini orman!

“Forest for Change” adı verilen bu orman yerleştirmesi için Kuzey Avrupa’ya özgü 23 farklı türden 400 ağaç getirilmiş.

Ama hayır, ağaçlar tarihi avlunun taşları sökülerek toprağa ekilmiş değil.

Hepsi saksılarda. Özel bir düzenlemeyle sanki hepsi avluya ekilmiş gibi duruyor.

Kısacası yapılmak istenen aslında bir orman yanılsaması.

Peki bu geçici proje ormanın amacı ne?

Şöyle diyor Devlin:

“Bu yılki bienali değerlendirirken yapmak istediğimiz ilk şey, bir ormanın tüm avluyu ele geçirmesine izin vererek,

Yazının Devamını Oku

Sevgilimin burcunu, mesleğini biliyorum ama yaşını merak etmedim

Seyahat yazarı ve dijital içerik üreticisi Bahar Akıncı yıllar önce Madrid’de bir kursa gidiyor.


Son gün yapılan veda partisinde, Bahar’ın kursun başından beri bayıldığı çift de orada. Bahar’ın tabiriyle, “kadın 35’lerinde, çocuk da muhtemelen 20’lerinin sonlarında”.
Bir ara erkek tarafına şöyle diyor Bahar: “Çok yakışıyorsunuz, sevgilin kaç yaşında?”
Adam şaşırarak Bahar’a şu yanıtı veriyor: “Bilmem. İsmini, yaşadığı yeri, burcunu, mesleğini biliyorum. Ama yaşını hiç merak etmedim.”
Bu anısını instagram profilinde anlattı Bahar.
Sonrasını şöyle bitirerek:
“Tokat gibi yapıştı cevap yüzüne. Oysa benim ülkemde bir erkekle tanışmak için üç cümle vardı: Merhaba, adın ne, kaçlısın?

Yazının Devamını Oku