"Onur Baştürk" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Onur Baştürk" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Onur Baştürk

Bir ‘like’ın yol açtığı zincirleme hadiseler

Burcu Esmersoy gerçekten çok içinden gelerek mi eski eşi Berk Suyabatmaz’la Berrak Tüzünataç’ın fotoğrafına ‘like’ kondurdu bilemiyorum.


Çünkü ne kadar medeni ayrılırsan ayrıl...
Ne kadar “Biteli çok oldu, bir şey hissetmiyorum” de...
“Artık çok iyi birer arkadaşız” diye takıl...
Yeni sevgiliyle çekilen fotoğrafa da ‘like’ koyasın gelmez sanki.
Kıskançlıktan değil.
O ‘like’ın gereksiz bir meseleye dönüşeceğini, polemik halini alabileceğini hissedeceğinden...
Nitekim öyle oldu.
Berrak Tüzünataç ‘like’dan rahatsız olmamış gibi göründü ama uzun cümleler kurmak suretiyle direkt mesajını vermekten de kaçınmadı: “Burcu’yla bir arkadaşlığımız yok ki...”
Berrak bu mesajla farkında olmadan, başrolde olduğu son filmi “Biz Böyleyiz”in karakterlerinden birinin çıkmazına düşürdü kendini:
Meriç Aral’ın oynadığı Beril karakterinin düştüğü duruma...
Bir yandan da masum ve belki de anlık bir ‘like’ın günümüzde nasıl zincirleme olarak büyüyüp çığa dönüştüğünü görmek gerçekten tuhaf.

O film salgını anlatmıştı

Korona virüsünün
çıktığı Wuhan
kentinde sıkışıp kalan ve izole bir hayat yaşamak zorunda kalan üniversite öğrencisi Cem Nalbantoğlu’nun “Çevremizdeki herkesin psikolojik olarak çöktüğünü görüyoruz” cümlesini okuyunca o film aklıma geldi.
2013 yapımı Güney Kore filmi Flu (Grip).

Bir ‘like’ın yol açtığı zincirleme hadiseler

Şu an yaşanan
salgının daha korkunç boyutlarda olanını anlatıyordu film.
Karantinaya alınan bir şehir....
Gribe yakalananların 36 saat içinde ölmesi...
Sonunda şehirde son kalanlar için verilen o acımasız karar...
Güney Kore filmi bugünleri resmetmiş adeta.

İlk kez bir galada kuyruk gördüm

Aşk Tesadüfleri Sever’in dokuz yıl sonra devam filmi yapıldı. Mehmet Günsür ve Belçim Bilgin’in başrolde olduğu ilk filmi sevmiştim.
İkinci filmi de merak ettim. Önceki gece Kanyon’da yapılan galaya gittim.
Sinema salonunun dışına taşan kuyruğu görünce, doğrusunu söylemek gerekirse, şaşırdım.
Hiçbir filmin galasında dışarda böyle kuyruk oluştuğunu görmedim çünkü.
Biraz kapıdaki görevliler de abartıyordu tabii.
İnsanları sakin sakin içeri almak adına bekletiyorlardı kuyruktakileri.
Ama yine de içerisi kalabalıktı.
Yıllar önceki ilk filmin pozitif etkisi bu bence, başka bir şey değil.
Sonuç?
Bu kadar kalabalıkta filmden tat alınmaz dedim ve filmi izlemeden çıktım.
Unutmadan: Böyle sosyal ortamlarda şapur şupur birbirimizi öpme alışkanlığından vazgeçmemiz gerekiyor artık.
Birincisi, zaten herkes gribin bir çeşidine yakalanmış durumda.
İkincisi, yanaktan öpüşmek de bir samimiyet göstergesi değil hani...

Abi Taksim nerede

Soru efsane değil, iki gündür işe yeni başlamış taksi şoförlerine denk geliyorum ve habire yol tarif ediyorum.
Bir tanesi “Taksim’e buradan gidiyoruz değil mi?” diye sordu hatta.
Bu tür sorulara değil de, navigasyon kullanmama alışkanlığına kızıyor insan.

X