GeriOnur BAŞTÜRK ‘Aşk lazım değil’ mi gerçekten?
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

‘Aşk lazım değil’ mi gerçekten?

Önerme ummadığımız yerden, Sezen Aksu’dan geldi. Son şarkısıyla aşktan ve getirdiği olası acıların tarafında yer almıyor Aksu. Peki ama neden?

Demo kayıtlarını sessiz sedasız YouTube kanalından yayınlamaya devam ediyor Sezen Aksu.
O şarkılardan sonuncusu cuma günü düştü ortamlara: “Belki de Aşk Lazım Değildir”.
Aslında bu şarkıyı Sertab Erener son albümünde söylemişti.
Ama şimdi sahibinin sesinden dinlemek daha farklı ve anlamlı oldu.
Çünkü 2019 tarihli şarkıdaki önerme hayli beklenmedik yerden.
“Belki de aşk lazım değildir, sıcacık bir el yeter, kimse ölmez aşktan maşktan, öyle gelir” diyor Sezen Aksu şarkıda.
Oysa yıllarca “Aşk için ölmeli, aşk o zaman aşk” dememiş miydi?
“Adıyorum aşka geri kalanımı” dedikten sonra üstüne “Gidiyorum bütün aşklar yüreğimde” diye acıyla karışık sitemlerde bulunmamış mıydı?

ESKİDEN OLSA...

Aslında şarkının başında aşktan canı yanmış birine usulca öğütlerini sıralıyor Aksu.
“Bilirim ne hüzündür” diyerek, “Aynı silahtı beni vuran, affettim vurulurken” diye itirafta bulunarak...
Eskiden olsa bu aşk acısıyla yanıp kavrulan birine “Belki de aşk lazım değildir” deyip geçmeyecekti Aksu.
Acının tarafında yer alacak, “Bu yolda yürü, tadını çıkar” diyecekti.
Şimdi ise farklı.
Onun aşktan ve getirdiği olası acılardan bilge bir tavır ve “belki” diyerek bile olsa kibarca vazgeçmesi neye işaret?
Sıcacık ve güvenli bir elle yetinmenin tarafında yer alması yılların verdiği demlenmişlikten mi yoksa artık günümüzde kimselerin “ölüp bitecek kadar” aşka düşmüyor oluşundan mı?

“KİM Kİ O?” SENDROMU

Sanırım yanıt ikinci seçenekte.
Mecazi olarak bile olsa uğruna ölüp bitilecek ya da sürünüp mahvolunacak aşk formu şimdilerde yok.
Kadın erkek herkesin tek bir söylemi var ilişkilerde, “Kim ki o?”
O kadar çok duyuyorum ki bu söylemi.
Cümlesi bol:
“Kim o ya, hayatta uğraşamam, vaktimi harcayamam.”
“Ne sanıyor kendini, beni kaybettiğine yansın.”
“O kim? Ben daha değerliyim, biri gider diğeri gelir.”
Elbette herkes kendini biricik bulsun, sevsin, barışık olsun.
Ama aslında “Kim ki o?” sendromu kendini çok da sevmediğine ve barışık olmadığına işaret.
Güvensizliğin, kendini olduğu gibi kabul etmemenin bir diğer adı.
O nedenle Sezen Aksu’nun eski şarkılarındaki aşk formu her ne kadar özlenen bir durummuş gibi olsa da, herkes itiraf etmeli ki, Instagram’daki “Keşfet” sayfasında görülen bir başka “uyarıcı” profil sayesinde o özlemler bile saniyelik oluyor artık.
Alışveriş sitelerinin indirim günlerinde üzerimize daha da boca etmekten kaçınmadığı “fırsat” ruhu, aşk konusunda da üzerimize sigara kokusu gibi sinmiş durumda.
“Kızım, bu çocuk kaçmaz” ya da “Oğlum, bu kızla mutlaka ol” gibi slogan kampanya cümleleri bu yüzden en çok dile düşenlerden...
Yani aşk, Sezen Aksu’nun yıllardır tariflediği “tutkudan geberecekmişsin gibi hissedilen o aşk”, müze ziyaretçileri misali artık sadece şarkılarda dinlenip unutulacak gibi.
Yaşayan kalmayacak.

X

“Tükettiğini üretemeyen bir dünya var”

İki yıl önce şef Melih Demirel’le 97 günlük Güney Amerika seyahati üzerine konuşmuş, Cessna tipi uçağı bizzat kullanarak Ushuaia’dan Antarktika’ya gidip geldiği anları heyecanla dinlemiştim. Melih’in yaptığı o seyahat gerçekten her şeyiyle sıra dışıydı.

Gittiği şehir ya da kasabalarda bir süre yaşamış, hatta restoranlarında çalışmıştı.

Tam bir “göçmen şef” deneyimi yaşamıştı yani.

Uzun bir aradan sonra Melih’le tekrar bir araya geldiğimizde bu kez karşımda d.ream grubunun 9 markasından sorumlu bir mutfak koordinatörü var.

Kısacası Melih bir süredir sadece şef değil, yönetici şef.

“Şu an baktığım 9 restoran var. Elbette hepsine girip yemek yapmıyorum. Ama haftanın 6 günü mutlaka bir ya da iki restoranımın mutfağında oluyorum” diyor Melih.

Baktığı restoranların mutfak hikâyesini tamamen kendisi oluşturuyormuş.

“Hâlâ mevsimsel bir restoran işletiyormuş gibi tüm restoranlarımın menülerini değiştiriyorum” diyor.

“DÜNYADA HERKES 

Yazının Devamını Oku

Çetin Çetintaş’a her şeyi sordum...

Yoga eğitmeni Çetin Çetintaş bu alanın en popüler isimlerinden biri.Ben de onun yoga derslerini pandeminin başladığı ilk karantina günlerinde Youtube’da keşfetmiştim.O gün bugündür de kanalındaki bazı dersleri evde hâlâ yapıyorum.

Çetintaş geçtiğimiz haftalarda tuhaf bir iddiayla gündeme gelince şaşırdım.
Habere göre Ankara’da hamile bir kadın, doğum koçu ile evde doğum yapmaya çalışırken bebeğini kaybetmişti.
Doğum koçunun ise Çetin Çetintaş tarafından atanan Ceyda Saltadal olduğu belirtiliyordu.
Yine habere göre, Çetintaş hamile kadına gebelik süreci boyunca doktora gitmemesi gerektiğini söylemişti.
Çetintaş bu iddiaları sosyal medyasında yalanladı.
Ama sonrasında her yoga eğitmenine yapıldığı gibi “tarikat” yaftası yapıştırıldı üzerine. Ben de kendisine açıp sordum, “Neler oluyor?” diye.

Yazının Devamını Oku

Galataport’ta neler oluyor

Galataport’a “Çok beton olmuş” diye ilk başta burun kıvrıldı ama gördüğüm kadarıyla irili ufaklı çoğu restoranı şu anda epey iş yapıyor.



Popülist’in açık ara popüler olduğunu da yakın zamanda gözlemlemiş bulunmaktayım.
Peki başka neler oluyor burada?
Londralı, havalı Roka’nın açılmasına az kaldı.
Kanyon’da pili tükenmiş Gina’nın açılıp yeniden dirilmesi de an meselesi.
Sırada Frankie var.

Yazının Devamını Oku

Bu flört hikâyesinde suçlu İstanbul mu?

Hani romantik filmlerde olur ya, sokakta yürürken birden başroldeki kadının yanına bir adam gelir.


Kadına birkaç güzel kelam eder, tanışmak istediğini belirtir.
Hatta köşedeki kafede bir şey içmeyi teklif eder.
Tam ayaküstü flört yani.
Olaylar böyle tatlı tatlı gelişir, ilerler, romantik seyirci de önce sokakta sonra köşedeki kafede sıcak çikolata eşliğinde devam eden bu flörtü ayıla bayıla izler.
Böyle şeyler hep filmlerde olmuyormuş.
Bir tanıdığımın başına gelmiş.

Yazının Devamını Oku

Olay büyüdükçe büyüdü

Sezen Aksu’nun sözlerini yazdığı, orijinali yabancı bir eser olan “Ne Şahane Bir Şey Yaşamak” aslında beş yıl önce Yaşar Gaga’nın “Alakasız Şarkılar” albümünde yer almıştı.

Yani o günden bugüne bu şarkı defalarca çalındı, dinlendi.
Ne zaman ki şarkı, Sezen Aksu’nun daha çok demo çalışmalarının yayınlandığı YouTube kanalında yılbaşı günü yayınlandı, yeniden keşfedildi.
Ama keşfedilen şeyin ne olduğu malum.
Şarkıda geçen sözlere takılanlar “haddini bil” diyerek Aksu’ya saydırmaya başladı.
Doğrusu bunları ilk okuduğumda “Olur böyle şeyler” diye düşünüyordum; “haddini bil” çok hadsiz, üstten bakan ve yok sayan bir söylem olsa da herkes herkesi eleştirebilir, bu da gelir geçer...
Ta ki düne kadar.
Çünkü olay büyüdükçe büyüdü ve sonunda o küçük grup Sezen Aksu’nun evinin önünde basın açıklaması yaptı.

Yazının Devamını Oku

Berksan, öteki Berksan ve Fransız askısı alemi

Yıllarca süren pembe dizilerde bazen şöyle bir şey olurdu.

Sürekli görmeye alıştığın karakteri aniden başka bir oyuncu oynamaya başlar ve seyirciden o yeni yüze çat diye alışması beklenirdi.

Herhalde en son böylesi bir değişim “Spartacus” dizisinde filan olmuştu.

Berksan’ın estetik ameliyatla aniden ve çok sert bir şekilde, Ajda’nın şarkısının hakkını verircesine “bambaşka biri”ne dönüşmesi de o hesap.

Fransız askısı marifetiyle yüzü gerginlikten kopacak duruma gelen Berksan, doktorunun coşturmasıyla kendini “yakışıklı mahkum” diye bellek klasörlerimize kazınmış Jeremy Meeks’e benzetmiş.

Sosyal medyanın yorumları ise daha hain:

Berksan’ı Seda Sayan’ın kayıp erkek kardeşi sananlar çoğunlukta.

Öte yandan herkes itiraf etsin: Estetikle ilgili mevzuları alaya alıp “Ay yüzüne bak, ne yaptırmış böyle” diyen bile, imkanı olsa hemen bıçak altına yatıp kesin bir şey yaptırır.

Hele ki “İyi çıkmamışım, bir daha çeksene”lerin dilimizden düşmediği şu zalim, like’ı giderek azalmış Instagram çağında.

Yazının Devamını Oku

Ayşegül Aldinç’ten Gülşen’e sahne kıyafetleri

Yıl 1991. Çeşme Festivali’nde Ayşegül Aldinç sahne alıyor.

Üzerinde o yıllarda sıkça giydiği, artık onunla özdeşleşmiş siyah deri mayo var.
Ve tabii mini deri ceketi.
Sisler içinden çıkıp gelen Aldinç konserde müthiş enerjik, sahnede oradan oraya koşturuyor.
Hani insanın o ana ışınlanası geliyor.
Üstelik şarkı da nefis pop rock, ismi de pozitif:
“Ne Güzel”.

Yazının Devamını Oku

İstanbul’un galeri üssünde yeni gelişmeler

Dolapdere’de önce Dirimart ve Pilevneli galeri açtı.

Hatta onlar ilk açıldığında, “Buraya insanlar gelir mi?” diye düşünülüyordu.
Çok geçmeden Arter’in yeni binasının inşaatı bitti ve Arter’in gelişiyle birlikte Dolapdere’nin estetik olarak çehresi de değişmeye başladı.
Müze Evliyagil de Arter’le aynı cadde üzerinde bir galeri açtı.
Ve şimdi de dört önemli galeri Dolapdere’ye çok yakın olan Piyalepaşa projesinin içine konuşlandı:
Merkür, Zilberman, ArtSumer ve Pi Artworks.
Önceki gün bu dört galeriyi gezdim.
Pi Artworks sergilere şubat ayında başlayacakmış.

Yazının Devamını Oku

Şemsiye ve tapınak şövalyesi

Fotoğraf gerçekten tablo gibi.

Yer, Anıtkabir... Kostümüyle klasikler klasiği “Gülün Adı” filminden çıkıp gelmiş gibi duran ya da bir tapınak şövalyesini andıran Bülent Ersoy tekerlekli sandalyede.
Ersoy’un yüzünde gayet huzurlu bir ifade var. Bir asker ona dev bir şemsiye tutuyor. Yağmurdan koruyor. Bir kadın ise parmağıyla uzaktaki bir noktayı işaret ediyor.
Fotoğrafa gelen yorumlar ise şaka gibi.
Neden asker şemsiye tutuyormuş?
Bülent Ersoy’un ayrıcalığı neymiş?
Neden tekerlekli sandalyedeymiş?


Yazının Devamını Oku

Melek Mosso haklı, çünkü...

Bir araştırma şirketinin yaptığı ankete göre “2021 yılının en iyi şarkıcıları” arasında ilk sırada Melek Mosso yer almış.


Deniz Seki de bu sonuca köpürmüş, “Neye göre, kime göre? Bu kadar özel yorumcu varken hem de!” diyerek.
Hani Deniz köpürmese böyle bir araştırmadan haberimiz dahi olmayacak, bir köşede unutulup gidecekti.
Ama çok geç, Melek Mosso da haklı olarak “Abla biz özel değil miyiz” diye karşılık verince anket sonucuna göz atmak zorunda kaldım.
Optimar’ın yaptığı ankette Melek Mosso’yu Sezen Aksu, Hadise, Zeynep Bastık, Ebru Yaşar, Sefo, İbrahim Tatlıses, Edis ve Kerimcan Durmaz takip etmiş.
Ankete yanıt verenlerin kafası karışıkmış demek pek doğru olmaz.
Çünkü bu tür anketlerde ilk akla gelen isim söylenir, çok doğal.

Yazının Devamını Oku

Mekanlar ne yapacak

Cumartesi gecesi gittiğim Kuruçeşme’deki İtalyan restoranında ızgara dana bonfile 199 liraydı. Dana bonfileli bistecca pizza 235 lira.

Cuma günü ise şehrin en popüler mekanlarından birinde kokteyl 180 lira olmuştu.

Bir başka popüler mekanın 240 liraya kokteyl satacağı masada konuşuluyordu.

Bir yandan da henüz çoğu mekan menü fiyatlarına dokunmuş değil.

Herkes bu konuda birbirini bekliyor.

“Önce onlar yapsın, ben onlara göre hareket edeyim” mantığı var.

Ama şimdiden müdavimlerin diline düştü fiyatlar.

“Artık daha az dışarı çıkarım” diyen de var, “Ortaya paylaşımlık sipariş de kurtarmayacak” diyen de...

Bizde pek yaygın değildir, ama keşke içkilerin akşamüstü saatlerinde indirimli satıldığı “happy hour”lar bu vesileyle trend olsa.

Yazının Devamını Oku

Kimlik kartı vesikalığını resmeden sanatçı

Hepimiz farklı dönemlerde çekilmiş çok sayıda vesikalık kimlik fotoğrafına sahibiz.

Ama hiçbirimizin vesikalığı sanatçı Alican Leblebici’nin vesikalığı gibi olmadı, olamaz da!
Neden mi? Çünkü Leblebici bambaşka bir yöntem izliyor.
Önce fotoğraf stüdyosuna gidip kimlik kartına basılmak üzere herkes gibi bir vesikalık çektiriyor.
Sonra çektirdiği vesikalığın resmini yapıyor.
O resmin de fotoğrafını çekip Nüfus Müdürlüğü’ne gidiyor ve kimliğini yeniletiyor.
Kimse de vesikalığın gerçek fotoğraf değil, resim olduğunu anlamıyor.
Alican Leblebici’nin yaptığı bu otoportre vesikalık resim ve yenilenen kimlik kartı, 2015 yılında bir sanat eserine de dönüşüyor. Eserin ismi, “Otoportre ve Kimlik Kartları”.

Yazının Devamını Oku

Şehirde son durum

Pozitif vakaların gölgesinde bir sosyal hayat turu. Nerede ne oluyor, yeni ne açılmış, eskiler nereye taşınmış? Hepsi bir çırpıda, hızlı bir seyirde...

KARAKÖY LOKANTASI’NIN YENİ YERİ

Karaköy Lokantası yaz ortasından bu yana yeni yerinde, Novotel’in girişinde.
Eski binasının tadı elbette bambaşkaydı ama yeni konumu da güzel.
Hatta daha şık ve daha çok bitkili.
Ama çoğu İstanbul mekanı gibi burada da bir aydınlatma problemi var.
Saat 17.00 gibi mekana gidince o problemi daha net görüyorsun.

Yazının Devamını Oku

Kuruçeşme bu yıl daha çok hareketlenecek

Çünkü uzun süredir inşası devam eden Divan Kuruçeşme nihayet bu yıl açılıyor.

Hatta çok yakında etkinliklerin başlaması planlanıyor.

Divan Kuruçeşme mimar Gökhan Avcıoğlu’nun tasarım stüdyosu GAD ve Sinan Kafadar’ın beraber çalıştığı bir tasarım projesi. 

Avcıoğlu’na “Nasıl bir bina bizi bekliyor?” diye sordum, yanıtı şöyle oldu:

Burası 17. ve 18. yüzyıllardan kalma iki adet yalının arka bahçesi.

Zaman içinde yalılar apartman tarzında, kat kat olacak şekilde kullanılmaya başlanmış.

Bu arka bahçeler ise o yalılara ait hamam, çamaşırhane gibi fonksiyonların bulunduğu bahçeler olarak düşünülmüş.

İçerideki çelik konstrüksiyon aslında bir hamam kalıntısını taşıyor.

Burada çıkan tarihi eserlerle bir arkeoloji müzesi yaptık.

Yazının Devamını Oku

Artık sıradan bir yer

Değişen bir şey olmadı.

Bu yılın ilk günlerinde de İstiklal Caddesi’nde çekilmiş yılbaşı gecesi görüntülerini konuştuk.

Geçen yıllardan farklı olarak en azından bu kez tacize uğrayan kadın görüntüleri yoktu.

Çünkü koca caddede devasa bir erkek seli vardı, kadın yoktu!

Bunun üzerine sosyal medyada İstiklal Caddesi’nin 1995 yılında çekilmiş nostaljik görüntüleri girdi devreye.

Daha önce olduğu gibi...

En başta “İstiklal Caddesi neden böyle oldu?” diye hayıflananlar İstiklal’e gitmiyor aslında.

Çünkü İstiklal’e gitmeleri için uzun bir süredir esaslı bir neden yok.

Eskiden

Yazının Devamını Oku

Cem Yılmaz’ın gösterisi komik mi, değil mi?

Son Cem Yılmaz gösterisinin ikilemi bu oldu:Eskisi kadar güldürüyor mu, güldürmüyor mu?

İzleyen herkes sürekli kıyas yarışında.
Cem Yılmaz gösterilerinin müdavimi olmadığım için öyle
bir kıyas yapmam mümkün değil.
O yüzden son gösteriyi tamamen bu önyargıdan arınmış halde izledim.
Ne kadar güldüm ne kadar gülmedim diye de bakmadım olaya.
Oturup konferans izler gibi beklentisiz, dümdüz seyrettim. Sonuç şu:
- Jenerasyonlarla ilgili analizlerini sevdim. Ama bir noktadan sonra kendi jenerasyonunu, 70’ler ve 80’leri çok fazla övdü ve “eskiye özlem” duygusunu bir tık abarttı.

Yazının Devamını Oku

Metaverse’teki ilk yılbaşı partisine katıldım

Mimar Derya Toros’tan yılın son günlerinde, “Metaverse’te bir yılbaşı etkinliği düzenliyoruz, katılıp ortamı görmek ister misin?” diye ilginç bir davet aldım.

Malum, son zamanlarda en çok konuştuğumuz şeylerden biri nasıl olduğunu tam bilsek de bilmesek de Metaverse.

Şimdilik insanların dijital olarak bir araya gelip sosyalleşebileceği, onun da ötesinde mal ve hizmet satın alabileceği bir dijital meydan olarak düşünülüyor.

Ama aslında Metaverse bunun çok daha ötesi. Lakin “ötesi” için henüz zaman var.

Şu an her şey emekleme aşamasında.

Her şeyi çok hızlı yaşadığımız için hatırlayan var mı bilmem ama internetin henüz çok yaygınlaşmadığı ilk zamanları gibi düşünün.

Benim anladığım şu an Metaverse o seviyede...

PEKİ SONRA NELER OLDU?

Yazının Devamını Oku

Sosyal hayatın 2021 ‘en’leri

Yılın ilk gününde şöyle bir geçmişe bakıyor ve sosyal hayatın öne çıkanlarını kısaca hatırlıyoruz.

EN İYİ KONSEPT:

Yazz Collective... Fethiye’deki salaş balıkçı Osman’ın Yeri, bu yaz başında Yazz Collective adıyla açıldı. Yapımcı Timur Savcı ve ortağı Mehmet Can Uzun’un sahibi olduğu Yazz’a sadece denizden ulaşım vardı. Mimari tasarımını Fahrettin Aykut’un üstlendiği, mutfağın başında ise Mustafa Otar’ın olduğu mekan, yaz boyu en çok konuşulanlar arasındaydı. 

EN YENİ TREND:

Plaj Yakalılar... Ofise hâlâ dönmemiş olanlar ya da işi uzaktan çalışmaya müsait olanlar soluğu şehir dışında alıp yazlık yerlerde fahiş fiyatlara ev kiraladı. Ellerinde bilgisayar, üzerlerinde flip flop terlik ve şort kombinasyonuyla her yerden çalıştılar, en çok özenilen grup oldular. 

EN ‘OLMAZSA OLMAZ ŞEY’:

Sanata mutlaka yer vermek... Mandarin Oriental Bodrum’da Pilevneli Galeri, Kaplankaya’da The Pill, Yalıkavak Elements’te ise Arton Galeri pop-up sergileme alanları açtı. Sevil Dolmacı Art Gallery ise Bodrum Loft açık alanda heykel sergisi yaptı.

EN EĞLENCELİ YAZLIK MEKAN:

Wu Yalıkavak.

Yazının Devamını Oku

Yılın son gününde pozitif-negatif muhabbeti

Yılın son günü, İstanbul sosyal hayatında aktif bir şekilde gezenlerin dilindeki cümle şu:

“Sen de mi? Aynen, ben de pozitifim.”

Herkes birbiriyle “Senin semptomlar nasıl? Nasıl geçiyor?” konuşmaları yapıyor.

Test olup evde gün sayanlar, uçağa binebilmek için test olmayıp yılbaşını Alaçatı ya da Bodrum’da geçirecek olan “ayaklı pozitiflere” kıl oluyor.

Karantina günleri hesaplanıyor, “Aa az kalmış seninki” deniliyor.

Şöyle handikaplar yaşayanlar da var:

Aynı arkadaş grubundan 5 kişi geçen haftalarda aynı anda pozitif olmuş.

Ama karantina günleri tam da bugün doluyor. İçlerinden biri soruyor: “Ya hepiniz negatife dönmüş olursanız ve ben hâlâ pozitifsem ne yapacağım?”

Kısacası yılın son gününe malum virüs damgasını vurdu diyebiliriz.

Yazının Devamını Oku

Sürpriz ikili: Begüm Khan ve Sinan Tuncay

İki farklı disiplinden iki yetenekli insan; mücevher tasarımcısı Begüm Kıroğlu ve sanatçı, yönetmen Sinan Tuncay yeni bir projede bir araya geldi. Begüm Khan’ın sınırlı sayıda üretilmiş “Protector Eyes” koleksiyonu için hazırlanan kısa film projesinde.

Begüm Kıroğlu mücevher markası Begüm Khan’da alışılmadık takılar tasarlıyor.

Çünkü Begüm’ün takılarında kaplumbağalar, böcekler ve sinekler başrolde!

“Benim çalıştığım hayvanlar klasik güzellik anlayışına pek uymuyor. Onlar beni daha çekiyor” diye açıklıyor Begüm bu durumu...

Markasını 10 yıl önce Şangay’da kurmuş Begüm.

Oraya gidiş nedeni ise Doğu kültürlerine karşı duyduğu merak ve ilgi.

Şanghay’da Çin kültürü üzerine master yaparken çalışmaya da başlamış.

HER ŞEYİN NEDENİ KOL DÜĞMELERİ!

Mücevher tasarımı işine girmesi ise

Yazının Devamını Oku