GeriÖmür Kurt Pandemi bunalımını hayvan sevgisiyle atsın
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Pandemi bunalımını hayvan sevgisiyle atsın

Bahar geldi, pandemi bitmedi. Çocuklar açık havaya çıkamamaktan, arkadaşlarıyla oynayamamaktan dolayı bunalmış durumda. Uzmanlar bu süreçte bir evcil hayvan sahiplenmenin çocuğa iyi geleceğini söylüyor ve uyarıyorlar: “Çocuk gelişimine katkısı olması için evcil hayvanı satın almayın, sahiplenin! Sonrasında vazgeçip, sokağa bırakmayın…”

Pandemi bunalımını hayvan sevgisiyle atsın

KENDİNE GÜVENİ ARTAR

Evcil hayvan bakmak çocuk açısından neden önemli?

 

Prof. Dr. Arzu Yükselen (İstanbul Medipol Üniversitesi Çocuk Gelişimi Bölümü): Evcil hayvanlar çocukların gelişimini olumlu yönde etkileyen çok yönlü uyaranlardan biridir. Evcil hayvan beslemek, çocukların küçük yaşta sorumluluk kazanmalarında, bunu yerine getirmelerinde yarar sağlar. Evcil bir hayvana bakmak ve onun ihtiyaçlarını karşılamak çocukların bilişsel gelişimlerini, dil ve iletişim becerilerini, sosyal-duygusal gelişimlerini olumlu yönde etkiler. Çocuklar hayvanlarla iletişim kurarak, onlara dokunarak, gezdirerek, ihtiyaçlarını karşılayarak, etkileşimde bulunarak onlarla bir arada yaşamayı da öğrenirler. Böylece tüm canlılara karşı olumlu tutum ve davranışlar geliştirebilirler. Evcil hayvanının bakımından ya da ihtiyaçlarının karşılanmasından sorumlu olan çocukların kendilerine olan güvenleri de artacaktır.

Esra Ezmeci (Uzman Klinik Psikolog): Her evcil hayvan çok değerlidir ve çocuğun gelişimine katkı sağlar.

Köpek, kedi: Bu hayvanlar duygularını ve ihtiyaçlarını davranışlarından anlayabildiğimiz hayvanlardır. Çocuklar bu hayvanlar sayesinde empati, karşılıklı sevgi, oyun, sınır koyma, arkadaşlık yapma, gibi sosyal becerilerini geliştirebilir.

Kuşlar ve balıklar: Kuş ve balık gibi hayvanlar ihtiyaç ve duygularını davranışlarından pek anlayamadığımız evcil hayvanlardandır. Çocuğun sürekli ve sabit bir bağ kurabilme ve sorumluluk alma becerilerine destek olur. Örneğin balık, kaplumbağa gibi hayvanlar tepki vermedikleri için çocuk onu hayal gücüne göre kendisi kimliklendirebilir. Bu tarz tepkisiz hayvanlarla uzun

NEDENLERİNİ AÇIKLAYIN

Evcil hayvan istemeyen anne-babalar bunu nasıl anlatmalılar?

Prof. Dr. Arzu Yükselen: Evcil hayvan beslemenin bu kadar olumlu yönünün olmasına karşın pek çok anne baba çeşitli gerekçelerle evde evcil hayvan istemeyebiliyor. Burada önemli olan anne babaların, evcil hayvanların çocuklar üzerindeki olumlu etkilerini görmeye çalışmalarıdır. Buna rağmen eve evcil hayvan almamakta ısrarlılarsa bu konuyu çocuklarıyla ılımlı ve uzlaşmacı bir dille konuşarak çözebilirler. Bu konuşmayı yaparken çocuklarının içinde bulundukları gelişim düzeyini dikkate almaları, samimi ve içten bir şekilde açıklama yapmaları, evcil hayvan istememelerinin gerekçesini anlatmaları yararlı olacaktır. Çocuklarla evcil hayvan beslemek konusunu pazarlık konusu yapmak ya da bu konuda çatışmaya girmek uygun bir yaklaşım değildir. Anne babalar çocuklarına onları anladıklarını hissettirerek, onları dinleyerek, sabırla yaklaşarak bu konuda ve her konuda yaşayabilecekleri çatışmaların önüne geçebilirler.

Esra Ezmeci: İlk adım olarak  “Evde canın çok sıkılıyor ve sana eşlik edecek bir hayvan istiyorsun.”, “Bazı arkadaşlarının evinde kedi var ama senin yok diye üzülüyorsun.”, “Eve köpek almadığımız için bize kızgınsın, seni sevmediğimizi düşünüyorsun.” gibi cümlelerle onu anladığınızı ona hissettirin. Daha sonra ikinci adım olarak çocuğa, evcil hayvan besleyemeyeceğinizi nedenleriyle birlikte açıklayın. Mantığını sorularla kavramasını sağlayın. Bu iki adımdan birini atlarsanız ya çocuğunuz ya da siz anlaşılmadığınızı hissedebilirsiniz.

SORUMLULUKLARI ÖNCEDEN BELİRLEYİN

Ya evcil hayvana sahip olduktan sonra birden vazgeçerlerse...

Esra Ezmeci: Öncelikle evin durumu, bakacak kişiler ayrıntılı bir şekilde değerlendirilmeli ve kesin karar verdikten sonra evcil hayvan edinilmeli. Çünkü barınaklarda yüzlerce hayvan bir heves uğruna alınmış ve terkedilmiş durumda. Bu yüzden karar verme konusunda çok acele edilmemeli. Hayvan eve gelmeden önce kimin nasıl bir sorumluluk alacağı belli olmalı. Son olarak fiziksel koşullar uygun olduğunda sokaktan ya da barınaktan evcil hayvan sahiplenmeleri, çocuklar için daha doğru bir örnek oluşturacaktır.

HAFTANIN KİTABI

Pandemi bunalımını hayvan sevgisiyle atsın

‘Çevremde Kimler Varmış!’ sevginin her şeyin üzerinde olduğunu eğlenceli ve esprili şekilde anlatan bir kitap. Çocuklar bayılacak.

Yayınevi: 25m2
Yazar: Sinem Çelebioğlu
Tür: Hikâye
Yaş: +8 
Sayfa: 80
Fiyatı: 22.50 lira

X

Mutlaka anlayacağı şekilde anlatmalıyız

UNICEF pandemi kısıtlamalarıyla birlikte çocuklara yönelik şiddet, istismar, sömürü ve ihmal riskinin hızla arttığını açıklamıştı. Uzmanlara çocukları istismardan nasıl koruyacağımızı sorduk.

Pandemi dönemindeki istismar uyarılarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Prof. Nilgün Sarp (İstanbul Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi, Çocuk Gelişimi bölümü): İstismarın fiziksel, duygusal, ruhsal, cinsel olmak üzere birçok çeşidi var. Pandeminin yarattığı koşulların ağırlaşması, her istismar türünün artmasına sebep oldu, özellikle kalabalık ailelerde çocuklar istismarcılarıyla aynı ortamda bulunmak zorunda kaldılar.

Doç. Dr. Ebru Güzel (Fenerbahçe Üniversitesi Öğretim Üyesi, Yeni Medya bölümü): Pandemi sürecinde İngiltere’de de istismara uğrayan çocukların sayısında yüzde 25 artış olduğu raporlandı. Bu yalnızca bildiğimiz sayı çünkü eve kapanmalar geri bildirimleri azalttı. Örneğin İzmir Barosu, pandemi sonrası çocuk istismarı suçu için yapılan görevlendirme sayısında da önemli bir düşüş yaşandığını ama bunun yanıltıcı olduğunu bildirdi. Çocuklar okula gidemiyorken ve öğretmenler çocuğu izleyemiyorken zaten faillerin genelde hane içinde olduğu bir istismar düzeninde çocuklar yaşadıkları sorunları kime anlatacak? Pandemiyle birlikte işsizlik, gıda güvensizliği ve yoksulluğun artışı, çocukların yüz yüze iletişimden yoksun kalması, ebeveynlerin kontrolünün azalmasına karşılık dijital risklerin artması, sosyal desteğin sekteye uğraması, sosyal yaşamın durması ve aile büyüklerinin alkol ve madde kullanımının artması gibi sebepler yüzünden çocuklara yönelik ihmal ve istismar vakaları artıyor.

Çocuklar kendilerini nasıl koruyabilir?

Prof. Dr. Nilgün Sarp: Çocuklar küçük yaştan itibaren bedenini tanımalı, bedenine anne veya doktor gibi ‘özel’ kişilerin dışında kimsenin dokunmasına izin vermemeli, “Hayır!” demeyi öğrenmeli. Bunlar çocuğa anlayabileceği şekilde anlatılmalı; çocuğun yaşayabileceği bu tür bir sıkıntı durumunda mutlaka konuyu anne-babasına söylemekten korkmamayı öğrenmesi gerekli. Bu, ergenler için de geçerli. Çünkü gençler bazı istismar durumlarında kendilerini suçlayabiliyor. Oysa bunun asla kendi suçları olmadığını bilmeliler ki başlarına gelen herhangi bir olaydan korkup söylemekten kaçınmasınlar.

Mahremiyet eğitiminde dikkat etmemiz gerekenler nelerdir peki?

Prof. Dr. Nilgün Sarp:

Yazının Devamını Oku

Gelişim hızına saygı gösterin

Dr. Bahar Eriş’in yeni kitabı, bir bebeğin hayatının ilk üç yılında iç dünyasından geçenleri anne-babasına esprili bir dille anlattığı mektuplardan oluşuyor. Eriş “Her çocuk kendi hızında ilerler” diyor.

Bir bebeğin ağzından anne- babaya mektup yazmak nereden geldi aklınıza?

Üç yıl önce sosyal medyada ‘2 yaş sendromu’ olarak bilinen, bebek gelişiminde önemli bir aşama olan bağımsızlaşma dönemiyle ilgili bir gönderi paylaştım. Bu gönderi bir bebeğin ağzından kaleme alınmıştı. “Keşke böyle kitap yazılsa, okumak ne zevkli olurdu” şeklinde sayısız yorum aldım ve “Neden olmasın” dedim.

Hayatın ilk üç yılı neden önemli?

Beynin en hızlı şekillendiği dönem. Bu dönemde ailenin çocuğa yaklaşımı, mutlu ve sağlıklı bir yetişkinlik için çok önemli. Elbette gelişim hayat boyu devam ediyor ama ilerideki arkadaşlık ilişkilerinden okul başarısına, sağlık durumundan zorluklarla başa çıkma becerisine birçok alanda, ilk üç yıl yapılanlar büyük fark yaratıyor. Tabii yaş da tek başına sağlıklı bir ölçüt değil. Her çocuk kendi hızında ve tarzında ilerliyor. ‘Ortalama çocuk’ diye bir şey yok. Ailelerin çocuğun gelişimine saygı göstermesi çok değerli. 

Kitapta “Anne-babaların kaygılarından beslenen bir pazar var” diyorsunuz...

Ailesiyle arasındaki sözel iletişim, çocuğun zekâ gelişimi açısından çok önemli. Bol ve çeşitli kelimeler kullanarak konuşmak erken dönemde avantaj yaratıyor. Bazı aileler bunu duyunca “Eyvah, çocuğumuzla yeterince konuşuyor muyuz acaba” diye kaygılanıyor. İşte o sırada bir oyuncak firması ellerini ovuşturuyor “Buyurun, dil geliştiren oyuncaklar, DVD’ler, videolar” diye... Aile bu sözde ‘geliştirici oyuncaklara’ büyük paralar saçıyor. Oysa bilimsel verilere göre bunların hiçbiri çocukla yüz yüze, göz göze iletişimin yerini tutmuyor. Yurtdışında bazı firmalara davalar açıldı, ‘zekâ geliştirici video’ iddialarını geri aldılar, para cezaları ödediler. 

Yazının Devamını Oku

Çocukla şakalaşmanın bir sınırı var

Toplumumuzda yaygın bir davranış biçimi var: Yetişkinler, çocukları “Seni çirkin!” diye seviyor, ona ait bir eşyayı alıp “Vermem vermem, bu benim işte” gibi cümlelerle çocukla inatlaşabiliyor. Sıradan gibi görünen bu durum çocuğu büyük hayal kırıklığına uğratıyor.

Çocukla şakalaşırken hangi ifadeler sakıncalı?

Prof. Dr. Mübeccel Sara Gönen (Hacettepe Üniversitesi Eğitim Fakültesi): Örneğin oyuncağını alıp “Ben vermem, benim oldu!” gibi gereksiz şakalar, somut düşünme aşamasındaki çocuklar için kaygı verici ve korkutucu olabildiğinden, kesinlikle yapılmaması gereken davranışlardır. Bu durum çocuğun olumsuz duygusallık yaşamasına, ağlamasına yol açabilir.

Büşra Tarçalır (Uzman klinik psikolog): Çocuklarla nasıl iletişim kuracağımızı bilmiyoruz. Nedense toplumsal olarak çocukların canlarını sıkacak, itiraz edecekleri ifadeleri tercih ediyoruz, üstelik bu tepkileri de çok komik buluyoruz. Herhalde çocuğu sinir ettiğimizde tepki alacağımızdan emin oluyoruz! “Sen gel, benim oğlum ol!”, “Bu benim annem, sen başka anne bul!”, “Ben yiyeceğim hepsini, sana yok!”, “Sevgilin var mı, söyle bakalım!” gibi özellikle okul öncesi dönem çocuklarının anlamlandırmakta güçlük çektiği söylemlerde bulunuyoruz. Bu yaş grubundaki çocukların henüz soyut düşünme becerisi gelişmemiştir, dolayısıyla şakacı bir tutumla ortaya atılan bu sözleri gerçek zannederler. Sanki o kişi isterse onu ailesinden koparabilirmiş ve hatta annesini alabilirmiş gibi gelir ve büyük bir tehdit hisseder çocuk. Öte yandan bazı ifadeler oldukça indirgemeci ve mahremiyeti ihlal edici! Bir yetişkine yapamayacağınız şakayı, soramayacağınız soruyu çocuğa da soramazsınız. Şaka karşılıklı olduğunda komiktir, bir taraf bundan korkuyorsa, hoşlanmıyorsa işin eğlencesi kaçmıştır.

“Seni çirkin, seni tipsiz” vb. sözlerle çocuğu sevenler de bir hayli fazla. Bunlar doğru mu?

Prof. Dr. Mübeccel Gönen: Çocukla şakalaşırken “Nazar değmesin!” diyerek, eski bir inanışla ‘güzel’ yerine ‘çirkin’ ifadesini kullanmaya da halk arasında sıkça rastlanır. Bebekler bu ifadelerden zedelenmeyebilir ancak 2-3 yaştan sonra çocuklar bu ifadeler ve şakalardan hoşlanmayabilirler. Komik şakalar çocuğu eğlendirebilir ancak şakanın içeriği, yaşa uygunluğu, yapan kişinin çocukla iletişimi çok önemlidir. Yetişkinler bireysel farklara saygı ve özen göstermeli, çocuğa yönelik olumsuz konuşma ve etiketlemelerden kaçınmalı. Çocukla iletişim daima pozitif duygusal kalitede olmalı.

Büşra Tarçalır: Nedense çocukla doğrudan iletişime geçmek yerine dolambaçlı yolları tercih ediyoruz. Bir çocuğu güzel huylarıyla, becerileriyle ve varlığının size hissettirdiği duygularla sevmek o çocuğu şımartmaz, bu bir şehir efsanesi. Beyin deneyimle değişir, insan ilişkiyle iyileşir. Buradaki matematik hesabının şaşmayacağını garanti ederim. Çocuğa, “Çirkin, tipsiz, tombik, çiroz, safinaz, şaşkoloz” vb. dediğimizde sevgimizi ifade etmiş olmuyoruz, buradan sevgi dışında birçok şey çıkar ama üzgünüm sevgi çıkmaz. Sinirlendirme ihtimali de yukarıda sözünü ettiğim üzere, çocuğun katılım sağlamadığı, yetişkinin monolog olarak sürdürdüğü bir iletişim kuramama hali.

Anne-babalara ve ‘çocuk sevgisi içinden taşarak’ aşırıya kaçanlara önerileriniz neler?

Yazının Devamını Oku

“Boş ver, hayatı öğrensin!”

Kötü bir olayla karşılaştığımızda büyüklerimiz hep şöyle bir söz söylerler: “Boş ver, hayatı öğrensin!” Peki, hayatı öğrenmek için illâki kötü olaylarla mı karşılaşmamız gerekir?

Bir çocuk düşer, telaşlanırız ve onu hemen yerden kaldırırız. Bebeklikte, o sözü edilen hayatı ‘öğrenmesine’ pek izin vermeyiz. Ancak büyüyünce, hayal kırıklıkları yaşadıkça, hayatı öğrendiğinden söz ederiz. Bir çocuk, bir haksızlıkla karşı karşıya kalır, bunu kabullenemedikçe zorlanır, kendince savaşır. Bu mücadeleyi de ‘hayatı öğrenmek’ diye tanımlarız. Sonra çocuk kendi kendine “Bu hayat neden bu kadar zor?” der, bunalır…

Çocuklarını korkutarak onlara bir şeyler öğretmeye çalışan toplumların yetişkinleri de korkuyla yönetilir. Öğrendiği ‘korku kültürü’ itiraz etmesini ve kendi yolunu bulmasını engeller. Her zaman korkarak yaşar.

“Eğer oraya gidersen bacaklarını kırarım!” cümlesi size tanıdık geldi mi? Kendi korkumuzu çocuğa bu şekilde aktarmaya alışığız. Oysa istenmeyen yere neden gitmemesi gerektiğini açıklasaydık sonuç çok farklı olurdu. Sonra çocuk, annesi babası uyardığı halde o istenmeyen yere gider, başına kötü bir olay gelir. “Ben sana dememiş miydim?” der, kızarız. Sözlerimiz hep eksiktir böyle! Sebep sonuç içermez. Korkutarak engellemek isteriz.

Sonra o korkuyu da ‘hayatı öğrenmek’ olarak tanımlayıveririz. Madem ‘hayatı öğrenmek’ hep kötü tecrübelerle mümkün, o halde başkalarına nasıl güvenebiliriz ki? Herkes birbirine şüpheyle bakar… Nitekim bakıyor da!

Lütfen çocuklara hayatı iyi örneklerle öğretin. Güzel şeyler olduğunda hayatı öğrendiğini söyleyin. Dünya, iyiliği övüp kötülüğü yerdiğimizde gerçekten güzel bir yer olur… Korkunun olduğu her yer kötüdür!

PANDEMİ DÖNEMİNDE ÇOCUK İSTİSMARI VAKALARI ARTTI MI?

Unicef’in 20 Mart 2020 raporuna göre, pandemiyle birlikte getirilen kısıtlamalar hızla artarken çocuklara yönelik şiddet, istismar, sömürü ve ihmal riskinin de yükseldiği ifade edilmişti. 23 Nisan 2021 Çocuk Raporu’na göre ise son üç yılda 7 bin 466 çocuğun istismar edildiği açıklandı. İstanbul Bilgi Üniversitesi Sağlık Bilimleri Dekanı Prof. Dr. Nilgün Sarp verilerin doğru olduğunu ifade ederken neler yapılması gerektiğini anlattı.

<iframe src='//www.hurriyet.com.tr/video/embed/?vid=41817263&resizable=1&autostart=scroll&playsinline=true&v_utm_source=haber_detay' width='580' height='326' frameborder='0' scrolling='no' allow='autoplay; fullscreen' allowfullscreen></iframe>

Yazının Devamını Oku

Zekâsını değil çabasını övün

Aileler, teknolojiyi iyi kullanan çocukları için “Bu çocuk üstün zekâlı” diyor. Oysa bu tarz söylemler çocuğun başarısının önünde engel. Zeki olduğunu düşünen çocuk “Çalışmadan da yaparım” diyerek emek vermenin önemini anlamıyor. Uzmanlarsa “Zekâya değil, çabaya vurgu yapın!” tavsiyesinde bulunuyor.

YAŞITLARINDAN GERİ KALABİLİR

Üstün zekâlı olduğu her fırsatta dile getirilen çocuk kendini nasıl hisseder?

Prof. Dr. Norma Razon (Çocuklu Dünya Eğitim Danışmanı, pedagog): Çocuğun zekâsına veya fiziksel özelliklerine vurgu yapmak hiç doğru değil. Çok akıllı, çok zeki, çok yakışıklı gibi sıfatları kullandığınızda çocuklar bunların arkasına sığınıyor, bu da çaba harcamasını engelliyor. Örneğin, çok zeki olduğuna inanırken bir sınavda başarılı olamadığında çöküyor. Yapılması gereken, çocuğun çabasına vurgu yapmak ve onu takdir etmek olmalı: “Uğraştın, çok kolay değildi ama insan uğraşınca başarıyor” veya “Çabaladın ama olmadı, bir daha denersen yapabilirsin”. Bu arada anne veya baba kendisinin de bazı şeyleri başaramadığını çocuğa anlatabilir.

Ilgın Şirin (klinik psikolog): Takdir edilmek ve onaylanmak her çocuğun ihtiyacıdır. Fakat çocuğun her durumda üstün zekâlı olduğunun üstünde durulması merak duygusunu etkileyebilir. Yeterince iyi yaptığını düşünen çocuk yeni bir bilgi edinmek, öğrenmek konusunda hevesini yitiriyor. Bu durum, çocuğun yaşıtlarından geri kalmasına da neden olabiliyor.

YARDIM İSTEMEDEN ETMEYİN

Anne-babalar, çocukların emeğine değer verdiğini nasıl gösterebilir?

Prof. Dr. Norma Razon:

Yazının Devamını Oku

Ev işi yaparak hem eğlensin hem öğrensin

Çocuklarına ev işi yaptırmaktan çekinen anne-babalar aslında pek de doğru bir şey yapmıyor. Çünkü uzmanlar çocukların ev işi yapmasının onların fiziksel ve zihinsel gelişimine katkı sağladığını söylüyor.

‘DUR, SEN YAPAMAZSIN’ DEMEYİN
Bayram Deleş, Ardahan Üniversitesi Çocuk Gelişimi bölümü

Ülkemizde çocukların ev işi yapması yadırganır. Oysa bu gündelik faaliyet bir yandan çocuğu eğlendirirken öte yandan gelişimine katkı sağlar. Her çocuk, yaşamı evin içinde öğrenir. Anne babalar, çocuklarının hayata karşı hazırlıklı olmasını ve duygusal dayanıklılık kazanmasını istiyorsa, ev içinde ona da sorumluluklar vermelidir. Çocuk bu sayede yaşadığı evin düzeninde söz sahibi olur, iş birliği yapmanın önemini kavrar hem motor becerileri hem de sorumluluk duygusu ve özgüveni gelişir. Ev işlerinin cinsiyetlerden bağımsız olarak yapılması, bu işlerin sadece annenin/ablanın görevi olmadığı, babanın ve oğlan çocukların da bu işlere dahil edilmesi sosyal hayat açısından çok önemlidir. Çünkü çocuk, küçük yaşlardan itibaren bu tür işlerin cinsiyetlere göre ayrılamayacağını da bu sayede öğrenir. Çocuklara yaşına göre, yapabileceği düzeydeki işleri vermek gerektiği de unutulmamalı. Anne baba, “Dur sen yapamazsın, ben yaparım” gibi cümlelerden uzak durmalı. Bunun yerine yüreklendirici sözcükler kullanmaya özen göstermeli. Ev içinde sorumluluk alan, işleri ailesiyle birlikte yapan çocukların daha mutlu olduğunu gözlemlemek mümkündür.

ÇOCUKLARA EV İŞİ YAPTIRMANIN 10 FAYDASI

Göksu Telmaç, uzman klinik psikolog

1- İşleri çocuğunuzla organize edin. Böylece hem onunla uyumlu bir iletişim kurarsınız hem de onun plan yapma

Yazının Devamını Oku

Beğeninin de eleştirinin de aşırısı zararlı

Günümüz ebeveynlik anlayışında çocuk yetiştirirken karşımıza iki temel sorun çıkıyor: Aşırı beğeni veya aşırı eleştiri. Uzmanlara göre çocuğunu ‘çok beğenen’ ve ona abartılı övgüler yağdıran da, çocuğunu aşırı eleştirerek yetersizlik hissi yaratan da hata yapıyor.

Çocuklara ‘aşırı beğeni’ veya ‘aşırı eleştiri’yle yaklaşma konusunda neler söylersiniz?

Prof. Dr. Eyüp Sabri Ercan (Çocuk ve ergen psikiyatrı): Çocuğumuzu bir şeyleri başarması için ne kadar destekler, başardığında abartılı olmayan olumlu geri bildirimler verir, mantıklı ve uygulanabilir hedefler koyarsak çocuklarımızın mutluluğuna o kadar katkı sağlamış oluruz. İşte o zaman kendinden emin, varlığından memnun, özgüveni yüksek çocuklar yetiştirebiliriz. 

Serap Duygulu (Psikolog): Çocuklar ebeveynlerinin rehberliğine ihtiyaç duyar, ancak bunu yaparken zaman zaman sınırlara ihtiyaç vardır. Çocukların her istediğini elde ettiği, sürekli ve abartılı beğeni ve takdir gördüğü aile tutumlarında, çocuklar açısından ciddi bir belirsizlik ortaya çıkıyor. Her çocuk kendi yapabildiklerinin ve yapamadıklarının az çok farkındadır. Ancak ne yaparsa yapsın ailesinden aşırı beğeni aldığında bir süre sonra gerçek olanla yapay olan duyguyu karıştırabiliyor. Bir de aşırı eleştiren anne-babalar var. Bu durumda da çocuk ne yaparsa yapsın beğenilmez ve hep eleştirilecek bir yön bulunur. 

En sık yapılan hatalar neler?

Prof. Dr. Eyüp Sabri Ercan: Örneğin, çok basit bir şeyi başardığında “Sen aslansın, kaplansın” gibi abartılı, boş övgüler işe yaramadığı gibi çocuğumuzun bizi ciddiye almasını da zorlaştırır. Olumsuz bir davranışında çocuğumuza kızıp bağırmak en büyük anne-baba yanlışlarındandır. Daha da kötüsü, tüm bunlardan kısa bir süre sonra hiçbir şey olmamış gibi davranmak, çok sık görülen tutarsız tutumlardandır ve çocuğumuzun da tutarsız bir kişi olmasına yol açabilir. Yine sık karşılaşılan bir örnek, iyi bir şey yaptığında “Benim kızım çok akıllıdır” deyip onu göklere çıkarmak, inadı tutup ağladığında “Gene kör inadı tuttu, beş dakika bir huzur vermedi” deyip azarlamaktır. Çocuğa tutarsız ve dengesiz mesajlar verip sonra da “Dersleri çok iyi, herkes çok güzel çocuksun diyor ama bir türlü özgüveni olamadı” diyerek şaşıran anne-babalar var. En kötü yanı, bunu yaptığımızın çoğunlukla farkında bile değiliz.

Serap Duygulu: “Gene yanlış yapmışsın, kaç kere anlattım ama anlamamışsın, bir türlü öğrenemedin, zaten yapamazsın” gibi çocuğun ne kadar yetersiz olduğunu vurgulayan alt mesajlarla çocuk sürekli eleştirilir. Bu durumda çocuk ne yaparsa yapsın ailesi tarafından onay almayacağını bildiği için ya tamamen içe kapanır ve bir şeyler yapmak için denemeyi bile düşünmez ya da olumsuz da olsa ilgi ilgidir düşüncesiyle saldırgan ve öfkeli davranışlar benimser.

Bunların sonuçları neler olabilir?

Yazının Devamını Oku

Çocuk kitabı seçerken nelere dikkat edilmeli?

Anne babalar çocukların kitap okumasını istiyor ve çocuklar okumadığında bundan yakınıyor, ama yapılan açıklamalara göre Türkiye’de çocuklar yetişkinlerden daha çok kitap okuyor. Ancak asıl önemli olan çocukların nitelikli eser okuması! Peki, ama bu nasıl mümkün olur?

Türkiye Yayıncılar Birliği rakamlarına göre ülkemizde her yıl ortalama 10 bin çocuk kitabı yayımlanıyor. Çeviri kitaplar da bu rakama dahil. Bu kitapların içinde elbette çok kaliteli olanları var, ancak onları fark etmek her zaman mümkün olamayabiliyor. Burada ailelere düşen görevler var:

- Bunlardan ilki kitapları ailelerin de okuması. Çocuğunuzun neleri okuduğunu bilmek ve onunla konuşabilmek için çocuğunuzun okuduğu kitabı siz de okuyun.

- Çocuğunuzun istediği kitapları almasına izin verin. Böylece okuma alışkanlığını desteklemiş olacaksınız.

- Okuduğu kitap hakkında sohbet edin, çocuğunuzun kitapla ilgili görüşlerini öğrenin. Eğer sakıncalı ifadeler varsa fark etmesini sağlayın.

- Kitabın baskı kalitesi de çok önemli. Elbette resimleri iyi çizilmiş, baskı kalitesi iyi olan kitaplar da aşağı yukarı fikir verir. Ancak yine de en önemli ölçüt her zaman içeriktir. İçerik çocuğa göre mi, çocukta olumlu etki bırakıyor mu, kitap edebi zevki yansıtıyor mu? Bunlara da bakmak gerek.

‘Bir Hayal Bir Oyun’ kitap oldu

Zorlu Holding’in Zorlu Çocuk Tiyatrosu’yla ortaklaşa gerçekleştirdiği ve benim de jürisinde olduğum "Bir Hayal Bir Oyun" öykü yarışmasında dereceye giren ilk 15 çocuğun yazdığı 15 hikâye “Bir Hayal Bir Oyun & 15 Hayal-15 Öykü” adı altında kitaplaştırıldı ve 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nda çocuklara armağan edildi. Kelime Yayınları’ndan çıkan kitap çocuklar için büyük bir heyecan vesilesi ve aynı zamanda başarmaya olan inançlarını da kuvvetlendirecek cinsten. Demek ki, hayal ettiğimizde ve istediğimizde o hayaller gerçek olabiliyor. Bu güzel kitap da bunun en büyük kanıtlarından biri.

Kitapta öyküsü yer alan çocuklarımızın isimleri şöyle:

Yazının Devamını Oku

Enerjisini evde atacak

Çocuklar yüz yüze sanat eğitiminden mahrum! Neyse ki çevrimiçi eğitimlerle her ev bir okul! Ve bu okuldaki dersleri istediğimiz gibi seçebiliriz. Dans da bu eğitimlerden biri olabilir. Dansa ilgisi olduğu sinyalini veren çocuklar kendilerini nasıl geliştirebilir? Uzmanlar anlattı.

Çocuklar dans eğitimine ne zaman başlamalı?

Tan Sağtürk (Balet/Sanatçı): Bale, dans ve müzik eğitimleri branşlar arası farklılık göstermekle birlikte 3 yaşından itibaren başlanabilir. Dans dersleri daha çok koordinasyon gerektirdiği için 5 yaştan itibaren önerilir. Erken çocukluk döneminden yetişkinliğe kadar sanatla buluşmak için hiçbir yaş geç değildir. Dans, uzun vadeli hedef koymayı gerektiren, takım çalışmasını pekiştiren ve yaratıcılığı artıran bir sanat dalıdır. Her ne kadar salt fiziksel bir aktivite gibi görünse de zaman yönetimi, mekân kullanımı, kendini kontrol edebilme, sebat etme, sağlıklı beslenme, pasif yerine aktif yaşam biçimini benimseme gibi özellikleri çocukların hayatına kazandırır. Çocukların fiziksel ve psikolojik gelişimi için bebeklikten itibaren görsel ve işitsel sanatlarla iç içe olmaları dünyalarını zenginleştirerek onlara geniş bir bakış açısı sağlar. Ebeveynleri tarafından beden sağlığı en iyi şekilde takip edilen, zihinsel ve motor becerilerini geliştirmek için yoğun çaba harcanan çocuklar için sanat eğitimi önemlidir.

Ömür Uyanık (Ankara Devlet Opera ve Balesi Çocuk Balesi Bölümü Başkanı): Dans eğitiminde çocuğun özgüvenini kazanması ve ailenin çocuğa saygı duyması çok önemli. Bunun için de doğru seçilen hobilere ihtiyaç vardır. Çünkü disiplin ve doğru seçilen hobiler çocuğun başarısını da artırır. Burada önemli olan bir balet yetiştirmek değildir, bir sanatsever yetiştirmektir.

Çocuğun dansa yatkınlığını nasıl keşfederiz?

Tan Sağtürk: Sanata önem veren aileler erken yaşlardan itibaren çocuklarını bale, dans, müzik veya sanatın çeşitli dallarıyla tanıştırarak, kendilerini ifade etmeleri için onları yüreklendirebilir. Çocukların bir kısmı sanat eğitimi alma isteklerini ebeveynlerine dile getirir. Bir diğer grup ise hareketli yapıları, müziğe olan bağlılıkları, dans konulu dijital mecralara gösterdikleri ilgileriyle ebeveynlerine sinyal verir. Burada ailelere düşen çocuklarının şevklerini kırmadan onları doğru yönlendirebilmektir.

E. Ömür Uyanık:

Yazının Devamını Oku

Çocukların bağışıklığını güçlendirmenin yolları

Bağışıklık son bir yılın en önemli konularından. Yaşam biçimi kadar duygusal durumumuz da bu konuda etkili oluyor. Bu dönemde çocukların bağışıklığını güçlendirmek için neler yapılması gerektiğini uzmanlara sorduk, “Hayatı dengede yaşayın” dediler.

Çocuklar bir yıldır çok durağan bir hayat yaşıyor. Bu durum bağışıklık sistemlerini de etkiledi. Ne yapmak gerek?

Prof. Dr. Ateş Kara (Hacettepe Üniversitesi, çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanı): Özellikle pandemi döneminde sıklıkla altını çizdiğimiz konuların başında bağışıklık sistemini güçlendirmek geliyor. Çocuklarda bunun için doğal ve dengeli beslenme, uyku, stresten uzak olmak, su tüketimi, vitamin ve mineral eksikliklerinin giderilmesi çok önemli. Günümüzde çocuklar zamanlarının büyük bir kısmını bilgisayar başında geçiriyor. Dersler sebebiyle de 8-10 saat bilgisayar veya tabletin karşısında duran çocuklar var. Oysa güçlü bağışıklık için hareket çok önemli. Bu sebeple ailece etkinlikler tertip edilmeli, her türlü güvenlik önlemi alınarak zaman zaman açık havada, eğer bu mümkün değilse de ev ortamında bol bol egzersiz yapılmalı. Haftada bir-iki kez balık tüketmek omega 3 açısından yeterli olacaktır. D vitamini de bağışıklık sistemi için çok önemli, eğer eksikse tamamlanmalı. 

Anne-babalara önerileriniz neler?

Prof. Dr. Ateş Kara

- Ailece dengeli beslenmeyi ihmal etmeyin, abur cuburdan uzak durun.

- Bol bol su içmeye özen gösterin.

Yazının Devamını Oku

Her insan değerlidir, cinsiyetinden daha değerli!

Kadınlar arasında bir deyim dolaşıyor... Ev işleri yapan temizlik görevlisi hanımlar için kullanılan bir deyim bu! Birbirlerine şöyle bir soru soruyorlar: "Kadının var mı?" İşte kadının 'kadın'a seslenişi!

Türkiye'de 'kadın'a bakış Cumhuriyet'le birlikte aydınlık kazanır. Tarih boyunca adı olmayan, kimliği tanınmayan kadın ilk kez saklandığı peçenin, haremliğin içinden çıkarak gün ışığı görür.

Ancak bugün geldiğimiz noktada 'kadın'ın adı "Bayan mı kadın mı?" gibi sığ bir tartışmaya sıkışıp kalmıştır. Evet, sözcükler çok önemlidir. Ağzımızdan çıkan her sözcük benliğimize işlenir.

Peki, ama sokakta "Bayan değil kadın!" diye söylenen kadınlar, neden söz konusu ev işleri olunca birbirlerine "Kadının var mı?" diye soruyorlar? Bu, bilinçaltına yerleşen hangi düşünce biçiminin tezahürü acaba?

Ben çocukken ailemdeki kadınlar yabancı bir erkeği tanımlarken 'kişi' deyimini kullanırdı. Anneannem, birileri eve doğru gelirken "Kişiler geliyor" derdi meselâ. 'Adam' veya 'erkek' de demezdi pek, 'kişi' derdi.

'Kişi' ne kadar belirsiz bir sözcük değil mi? Herhangi birini ifade ediyor. Oysaki 'erkek' veya 'kadın' bir kimliği ifade ediyor. Peki, ev işi gibi kimin yaptığının önemi olmayan bir iş için neden 'kadın' sözcüğü kullanılıyor?

Bir kadın, neden hemcinsini ev işi yaparken 'kadın' diye niteliyor da bunu diğer meslek grupları için de yapmıyor? Sonra "Kadınlar her yerde eziliyor, iş dünyasında da kadının adı yok!" deniyor. 'Var' işte...

Yazının Devamını Oku

Vicdanlı çocuklar yetiştirmenin yolları

Tüm aileler akıllı, sorumluluk duygusu gelişmiş, büyüklerine saygılı, küçüklerini seven, sağlıklı, mutlu ve başarılı çocuklar yetiştirmek ister. Ancak bu istek, anne-baba tutumlarına yeteri kadar yansıyor mu? Akran şiddeti, doğaya ve hayvanlara zarar verme, bağımlılık, çocuk suçluluğu gibi sorunlar giderek artarken uzmanlar “Vicdanlı çocuklar yetiştirmek her şeyden önemli” diyor.

‘ÇOCUK HER ŞEYİ GÖREREK, MODEL ALARAK ÖĞRENİR’

Prof. Dr. Nilgün Sarp (İstanbul Bilgi Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı, Çocuk Gelişimi bölümü öğretim üyesi): Öncelikle aileye bakmalıyız. Çocuğu ailenin merkezi haline getiren, ona sorumluluk vermek yerine tüm sorumluluklarını üstüne alan, sosyal medya hesaplarıyla çocuğundan daha fazla vakit geçiren aileler çocuğunu ihmal ediyor. Çocuğun gelişiminde 0-8 yaş çok önemli. Sağlıklı bir birey olma açısından genetik özelliklerin yanında başta aile olmak üzere çevresel etkenler yadsınamaz önem taşıyor. Okulöncesi dönemde çocuk her şeyi görerek, model alarak öğreniyor. Ailede yaşananlar ayna etkisi gibi çocuğa da yansıyor, bu da çocuğun yetişkinlik dönemindeki kişilik yapısını etkiliyor. Ailede sevgi, saygı, yardımlaşma duygularıyla büyüyen çocuklar toplumda aynı davranışları sergiliyor.

Prof. Dr. Özgür Öner (Çocuk ve ergen psikiyatrı): Hepimiz çocuklarımızı vicdanlı bireyler olarak yetiştirmek isteriz. Ancak bu uzun vadeli bir amaçtır. Çocuklar, becerileri adım adım kazanır ve önceki dönemde kazandıklarının üzerine yenilerini inşa ederler. Anne-babanın diğer insanlara ve çocuklarına saygılı davranışları, kendi duygularını uygun şekilde ifade edebilmeleri, çocuğa koşulsuz sevgi gösterirken uygun sınırlar koyabilmeleri ve çocuğun gelişim dönemine uygun beklentiler oluşturmaları çocuğun duygusal gelişimini destekler. Böylece çocuk kendi duygu ve davranışlarını daha iyi kontrol etme yeteneği kazanır. Çocuğunuzun vicdanlı olması için özel olarak yaptığınız davranışlar sizi bu amaca götürmez. Çocuğum vicdanlı olsun diye yaşlılara yardım eder, sokak hayvanlarına mama verir, ağaç dikerseniz bu hiçbir işe yaramaz. Bu davranışlar ancak, siz doğal olarak bunları yaptığınızda çocuğunuzu geliştirir. Siz insanlara ve hayvanlara yardım eden biriyseniz, çocuğunuz sizden bu değerleri alır.

NEREDEN BAŞLAMALI?Prof. Dr. Nilgün Sarp

Çocuğunuzu dinleyin, kendisini ifade etmesine izin verin: Örneğin “Galiba arkadaşının seni itmesine üzüldün” gibi geri bildirimde bulunarak onun duygusunu anladığınızı ifade edin.

Kendi duygularınızı da onunla paylaşın, kızdığınızda veya üzüldüğünüzde sebebini açıklayın:

Yazının Devamını Oku

Çocukla iletişimin sihirli cümleleri

İletişimde duygu ve davranışlar kadar sözcükler de etkilidir. Çocuklara söylenen sözlerin neredeyse tümü ‘bilinçaltı kütüphanesinde’ yıllarca saklanır, duygu ve davranışlarını etkiler. Uzmanlar “Olumlu bir dil kullanın, motive edici kelimeler seçin” diyor.

ŞU İFADELERİ SIKÇA KULLANINUzman psikolog Ramazan Şimşek

Çocuklarla konuşurken olumlu sözler kullanmaya özen göstermek gerekiyor. Çocukla iletişimi kuvvetlendiren bazı sihirli cümleler var. Anne babalar bu cümleleri gerektiği yerde ve sıkça kullanmalı.

“Sen ne düşünüyorsun?” Bir konu hakkında çocuğun düşüncesini sormak, onun düşüncesine ve ona verdiğiniz değeri ifade eder.

“Seninle sohbet etmekten keyif vericiydi.” Çocuğun duygu ve düşüncelerini sizinle paylaşmasının ardından ara sıra da olsa bu cümleyi söylemeniz onu da mutlu eder. 

“İstemiyorsan ‘Hayır’ diyebilirsin.” Bu cümle çocuğun benliğini güçlendirir. Çünkü bazı durumlarda, özellikle de mahrem konularda çocuğun “Hayır” diyebilmesi önemlidir.

“Nasıl yaptın, anlatır mısın?” Bu cümle başarının stratejisini, tekniğini ve yöntemini pekiştirmek için en güçlü sözdür.

“Duygularını anlıyorum, kendini kötü hissetmiş olmalısın.”

Yazının Devamını Oku

Ona ‘oyuncak bıkkınlığı’ yaşatmayın

Anne-babaların “Ben çocukken oynayamadım, çocuğum bol bol oynasın” diye aldığı oyuncaklar bir süre sonra çocuğu mutlu etmemeye başlıyor. Hatta uzmanlara göre bu tutum, çocukların tüketim çılgınlığına adım atmasına sebep oluyor.

Çocuklara çok fazla oyuncak almak nelere sebep olur?

Psikolog Serap Duygulu: Çok fazla oyuncak çocukları mutlu etmiyor, aksine istediği, hatta istemediği kadar çok oyuncağa sahip çocuklar mutsuz bireyler oluyor. Özellikle çalışan annelerin, zaman ayıramamaktan duydukları suçluluk hissi yüzünden çocuklarına çok fazla oyuncak aldığını görüyoruz.

Prof. Dr. Müdriye Yıldız Bıçakçı (Ankara Üniversitesi Çocuk Gelişimi bölümü): Çocukların doyum sorunu yaşamasına sebep olur. Çocuk istediği her şeye çok çabuk ulaşırsa onun kıymetini anlamakta zorlanır. Çabuk sıkılır ve hep fazlasını isterler. Bu da tüketim kültürüne çabuk adım atmalarına sebep olur.

Günümüzde aşırı satın alma alışkanlıkları sonucunda insanlar kısa süreli mutluluklar yaşıyor. Bu durum çocuklara nasıl yansıyor?

Serap Duygulu: Satın alınan ‘şey’lere bağlı mutluluk asla gerçek bir mutluluk değildir. Koşula bağlı mutluluktur. Bu çocuklar, bir gün istediği her şeye sahip olmadığında ciddi psikolojik sorunlarla karşı karşıya kalabilir. Çocuğun istediği bir şeyi ertelemek; onun sabır göstermesini, bazen her şeyin istediği gibi olamayacağını kabul etmesini öğretir. Bunlar zamanla öğrenilen duygusal gelişim süreçleridir. 

Bir oyuncağın gerçekten değerli olduğunu hissetmeleri için neler yapmak gerekir?

Prof. Dr. Bıçakçı:

Yazının Devamını Oku

Bırakın teknolojiyi üretim odaklı kullansın

Son yıllarda çocukların teknolojiyi aşırı kullanmalarıyla ilgili pek çok tartışma var. Uzmanlarsa teknolojiyi kullanmanın iki yolu olduğunu söylüyor. Eğer teknoloji üretim odaklı olursa yarar sağlıyor, tüketim odaklı olursa zararları ortaya çıkıyor.

Teknolojiyi üretim odaklı kullanmak nedir?

Öğrenim Teknolojileri Uzmanı Prof. Dr. Selçuk Özdemir: Çocuklarımızı sadece önlerine konulan hazır bilimi ve teknolojiyi tüketmeye yönlendirmek yerine, onların bu dönemin en baskın üretim aracı bilişimi, bugüne kadar biriken bilimsel bilgiyle sabır içinde, sorgulayarak, merakla ve denemekten korkmayarak yeni sentezler ortaya koymaya yönlendirme arayışının bir özetidir.

İletişim Bilimleri Uzmanı Prof. Dr. Uğur Batı: ‘Dijital yerliler’ olarak adlandırılan son nesil teknolojiyi en çok eğlence amacıyla kullanıyor. Onlar için çevrimiçi ortamlarda, sosyal medyada zaman geçirmek, video takip etmek, şarkılar dinlemek ve oyun oynamak teknolojiyi kullanma sebeplerinin başında geliyor. Yani teknolojide tercihi üretimden değil, tüketimden yana kullanıyoruz. Oysaki bunu tersine çevirmek gerekiyor. Yani bir çocuk Youtube’da içerik üretiyor ve bu içeriklerle insanlara yararlı oluyorsa teknolojiyi ‘üretim odaklı’ kullanıyor, demektir.

Peki, teknolojiyi üretim odaklı kullanmanın yolları nelerdir?Prof. Dr. Selçuk Özdemir: Download toplumundan upload toplumuna” geçmeliyiz. Bunun için de bazı yöntemler var.

Kodlama yapsın: Makinelere emir verme becerisi olarak özetlediğimiz ‘kodlama’ sadece belli meslek gruplarının kullandığı bir teknik değil, çocuklarımızın tüm derslerde anlatılan konuları somutlaştırarak ve uygulamasını yaparak öğrenmelerine yardımcı olacak tarihteki en ucuz, en kolay, en çeşitli ve en zengin öğrenme aracıdır. Kodlamanın yanında, bugün her yaşa ve her beceri seviyesine uygun iki boyutlu ve üç boyutlu tasarım yazılımları sayesinde çocuklarımız etraflarında gördükleri nesneleri veya hayalini kurdukları şeyleri sınıf ortamında soyut olarak gösterilen geometriye ve sanata adeta hayat vererek tasarlayabilirler.

Yazının Devamını Oku

Çocuktan al bilgiyi

Hep yetişkinler çocuklara öğretir diye biliyoruz ama artık işler değişti. Teknolojiden iletişimin inceliklerine, şimdi biz küçüklerden öğreniyoruz. Uzmanlar “Onlardan bir şeyler kapmak istiyorsanız, mutluluklarına ortak olun” diyor.

MUTLAKA ONA DANIŞINDidem Emre Bolatbaş, çocuk gelişimi uzmanı

- Eskiler “Bilmemek değil, öğrenmemek ayıp” diye çok güzel bir söz söylemiş. Bu çağda her şeyi yetişkinler bilemiyor, çocuklarsa çok şey biliyor. O halde onlardan öğrenmemiz gerek. Bilmediğiniz konularla ilgili olarak çocuğunuza fikrini sorun. Örneğin “Bu iki dizüstü bilgisayardan birini almak istiyorum, sence benim için hangisi daha uygun olur?” veya “Şu cep telefonu uygulaması güvenli mi?” vb. Size en doğru bilgiyi aktaracaklardır.

- Çocuklardan öğrenmenin en güzel yollarından biri de mutluluklarına ortak olmak. Çocukların mutluluğu çoğu zaman nedensizdir. “Neden bu kadar mutlusun? Bilmediğim neler oldu?” gibi sorularla çocuğunuzun mutluluk nedenini ya da aslında mutluluğa bakış açısını öğrenerek siz de onun baktığı çerçeveden hayata bakabilir ve ‘an’ı doyasıya yaşayabilirsiniz.

- Çocukların aklı sürekli meşguldür. Oyunu, gezmeyi, eğlenmeyi düşünürler. “Bugün neler yapacaksın? Planın ne?” gibi sorularla zihnindekileri açığa çıkarmak, onu bu süreçte gözlemlemek belki ebeveynlerin farkında olamadıkları ya da körelmeye yüz tutan potansiyellerini fark etmeleri için de bir fırsat. 

- Anne-babalar çoğunlukla kendi çocukluklarını hatırlayıp çocuklarıyla bir kıyas içine girerler. Oysa hiç kimsenin çocuğu kendi çocukluğu değildir. Bu nedenle öğüt vermekten kaçının ve onları şimdinin koşullarına göre değerlendirin. “Sence daha sakin davransaydın sonuç farklı olur muydu?” gibi sorularla hem düşünmesini hem de kendi çözümünü üretmesini sağlayın. Verdiği yanıtlar sizin için de öğretici olacak.

HAYATI TAHAMMÜL EDİLEBİLİR KILARLARÖzge Çivci, klinik psikolog ve oyun terapisti

En güzel öğrenme yollarından biri birlikte eğlenmektir. Çocuklar yaratıcılık konusunda muazzam bir kaynağa sahip. Onun düşlem dünyası eylemde ve dilde yetişkinin sınırlarını ve kapasitesini aşacak kadardır. Bu, çocuklardan öğrenmeyi uçsuz bucaksız hale getirmenin yanında hayatı da eğlenceli ve daha tahammül edilebilir kılar. Kızım 4 yaşındayken sabah uyandığında bana şöyle demişti: “Anne bu gece çok delikli uyudum.”

Yazının Devamını Oku

Çocuklar için ev yapımı oyunlar

Son bir yıldır, aileler daha çok evde vakit geçirmeye başlayan çocukları için yeni, yaratıcı oyun fikirleri arar oldu. Aslında evde kendi oyunlarımızı yaratabiliriz ama nasıl? Hazırladığı ev yapımı oyunları @ogretmen.baba Instagram hesabında paylaşan Mehmet Gönen ve ‘Evde 99 Oyun’ isimli kitabın yazarı Mehmet Çamlıbel önerdi...

Mehmet Gönen: “Kendi kendime geliştirdiğim bu oyunları çocuklarımla oynarken hem çok eğleniyoruz hem de birlikte öğreniyoruz. İşte sizin için seçtiğim en eğlenceli oyunlar.”

SERBEST KALE

 

Oyuncu sayısı: İki veya daha fazla
Malzemeler: Oyun hamuru, pipet, bilye
Yaş: 3+

Oyun hamuruna şekil verilerek bilyelerin gireceği sekiz tane kale oluşturulur. Oyunculara iki farklı renkten dörder tane bilye verilir. Oyuncular kendi bilyelerini her kaleye bir tane olacak şekilde pipetle ittirerek sokmaya çalışır. Bütün bilyelerini kaleye sokan ilk oyuncu kazanır. Bu oyunla çocuğun el-göz koordinasyonu, dikkati ve sayma becerisi geliştirilebilir.

Yazının Devamını Oku