GeriÖmür Kurt Ona bugünlerin geçeceğini söyleyin
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Ona bugünlerin geçeceğini söyleyin

‘Karamsar kuşak’ olarak adlandırılan bugünün çocukları, önceki kuşakların korkularından ve kaygılarından farklı şeyler yaşıyor. K kuşağı kurumlara güvenmiyor, internet bağı olmadığında tedirgin oluyor, terör saldırılarından ve iklim değişikliğinden korkuyor. Son olarak da ‘virüs salgını’ gelecek kaygısının üzerine tuz biber ekti, “Biz ne olacağız?” diye soruyorlar. Evlerde ‘dijital sosyalleşmeyi’ derinlemesine yaşayan bugünün çocuklarının kaygılarıyla nasıl başa çıkacağız? Psikolog Prof. Dr. Yıldız Dilek Ertürk’e sorduk.

Neden kaygılı yeni kuşak?

Öncelikle anne babalar kaygılı ve bu kaygı doğrudan çocuklara yansıyor. Bugünün çocukları üreticiler, yaratıcılar ve mucitler kuşağı olarak adlandırılıyor ve çevresel faktörlerin, dış dünyanın en çok farkında olan bireylerden oluşuyor. Gelecek kaygıları olduğunu gördüğümüz bu çocuklar, iklim değişikliğinden korkuyor, eşitsizlikten ve adaletsizlikten şikâyet ediyor, kurumlara güvenmiyor. Böyle bir ortamda bir de virüs salgınıyla yeni bir kaygı yaşamaya başladılar. Artık “Virüs hepimize bulaşacak mı?”, “Okula gidebilecek miyiz?”, “Biz ne olacağız?” diye soruyorlar. Anne babalar da iş ve hayatla ilgili kaygılar yaşıyorlar. Belirsizlik ve bilinmeyen gelecek, kaygıyı arttırıyor.

Ona bugünlerin geçeceğini söyleyin

Bu durumda kaygılarımızla nasıl baş edeceğiz?

 

Biraz sakin olmamız gerekiyor. Şu süreçte anda kalmamız önemli. Olabildiğince sakinleşmemiz lazım. Unutmamak gerekir ki bu süreci tek başımıza yaşamıyoruz. Herkes aynı durumda. Dolayısıyla şu an kendimizi evlerimizde yalnız hissediyor olabiliriz ama aslında hep birlikte hareket ediyoruz.

Uzun süre kaygıyla yaşamak insan bedeni ve ruh sağlığı açısından olumsuz etkilere neden olabilir. Bu yüzden sağlıklı başa çıkma mekanizmalarıyla, bu günleri ‘toplumsal ruh’ ve ‘birlik ve beraberlik’ düşüncesiyle atlatabiliriz. Bu günler birlikte olmamız ve güzel zaman geçirmemiz için iyi bir fırsat.

 

Gelecek kaygısı yaşayan çocuklara ne söylemek gerek?

Çocuklar açısından bakıldığında bu yeni duruma uyum başlangıçta zor olabilir. Çocukların duyguları, ailelerin verdiği tepkilerden etkilenir. İçinde yaşadığımız bu zor dönemin uzama riskini de göze alarak, hayatı normal akışına dönüştürmemiz gerekiyor. Çocuklara, daha önce de salgın hastalıklar olduğunu, dünyanın zaman zaman bu tür olaylara tanıklık ettiğini ama bu durumun geçici olduğunu söylemek gerek. “Herkes gibi bizim de şimdi evde kalmamız gerekiyor çünkü evde daha güvendeyiz. Bu süreçte okul ve iş ile ilgili her şeyi evden yapmaya çalışacağız ve temizliğimize özen göstereceğiz” demek kâfi. Ayrıca unutmamak gerekir ki bu günler birlikte olmamız ve güzel zaman geçirmemiz için iyi bir fırsat.

 

Peki, ya evdeki çalışma ortamı? Müdahaleci anne baba şimdi daha da müdahaleci…

 

Çocuklar şu an ev ortamında ders görmek zorunda. Normal şartlarda müdahaleci olan bazı anne baba, şimdi her an çocukların başında ve dersler konusunda daha müdahaleci olabiliyor. Oysaki şu an anne babanın da kendi tavır ve davranışlarını gözden geçirmesi gereken bir süreç. Özellikle liseye ve üniversiteye giriş sınavlarına hazırlanan çocuklara fazla müdahale ev huzurunu bozarak gerginliği arttıracaktır.

 

Anne babalara önerileriniz neler?

Bazı insanlar doğal felaketler, savaşlar, hastalıkların yol açtığı duygusal ve fiziksel zorlamalarla kendi kendilerine baş edebilirken, bazıları bunu başaramayabilir. Baş edilemeyen kaygı bir gerginlik ya da hiç dinmeyen bir üzüntü duygusu yaratabilir. Bu dönemde çocuğa yönelik sevgi ve destek mesajlarının artırılması çok önemli. Bu durumu atlatmak için anne babalar şunlara dikkat etmeli: 

-Kendi korku ve kaygılarınızı çocuklara yansıtmamaya çalışın.

-Çocukların sorularını anlayabilecekleri kavramlarla yanıtlamaya çalışsın.

-Onu sevdiğinizi söyleyin. Korku ve kaygılarını anladığınızı belirtin, hislerini açıkça ifade etmelerini sağlayın.

-Yaşamın normale döndüğü duygusunu verebilmek için rutinler oluşturun. Örneğin yemek yemek, oynamak, uyumak gibi etkinlikleri gelişigüzel zamanlara yaymayın.

-Çocuklara karşı çok müdahaleci ve sert olmayın, bu süreçte anlayış çok önemli.

-Ailedeki her birey kendi özel alanını yaşamaya çalışmalı. Sürekli bir arada olmak ve birbirimize müdahalelerde bulunmak da can sıkıcıdır.

-Teknoloji kullanımına zaman zaman ara verin. Sosyal ağlardan ve televizyondan gelen haber akışına kendinizi kaptırmayın.

-Bu süreci aile içi iletişimi güçlendirmek için değerlendirin.

 

Evde yapılabilecek en eğlenceli 5 etkinlik

 

-Yapboz yapın

Eğer evinizde halihazırda bir yapbozunuz varsa hep birlikte parçaları tamamlayabilirsiniz, ama eğer yoksa çocuğunuz büyükçe bir kâğıda resim çizsin, tamamını boyasın. Sonra o resmin fotoğrafını çekin ve makasla resmi küçük şekilli eşit parçalara ayırın. Hepsini karıştırın ve parçaları tamamlayın.

 

-Kitap okuyun

#EvdeKal çağrılarının yapıldığı şu süreçte evde yapabileceğimiz en eğlenceli ve en güzel faaliyetlerden biri kitap okumak. Ailece teknolojiye biraz ara verin, kitaplara yönelin, kitaplar hakkında sohbet edin. 

 

-Çevrimiçi oyun oynayın

Çevrimiçi oyun oynamayı sevenler, yaşa uygun olarak eğlenceli ve yararlı oyunlar oynayabilirler.

 

-Mutfağa girin, kek yapın

Mutfakta işlerin nasıl döndüğünü öğrenmek isteyen çocukları işlerinize dahil edin. Örneğin birlikte kek yapabilirsiniz. Malzemeleri hazırlayın, karışımı hazırlamayı ona bırakın. Böylece hem eğlenecek hem öğrenecek.

 

-Sessiz sinema oynayın

Sessiz sinema tüm aileyi bir araya getirir ve eğlendirir. Birbirinize umut verecek sözcükleri seçin ve onları sessiz sinema yoluyla birbirinize anlatmaya çalışın.

X

Şakalaşmanın da bir sınırı var

Çocuklar kendi aralarında şakalaşırken bazen aşırıya kaçıp istemeden de olsa birbirlerine zarar verebiliyor. Uzmanlar “Sınırları bilmek gerek. Karşımızdakine duygusal ve fiziksel zarar vermeye başladığımız an şakalaşma biter, zorbalık başlar” diyor.

Şakalaşmak çok doğal... Ama çocuklar şakalaşmayı hep dozunda tutabiliyor mu?

Gizem Gezer (Psikolog): El şakaları veya sözel şakalar, çocuklar arasında kimi zaman akran zorbalığına veya fiziksel kazalara kadar giden durumlara sebep olabiliyor. Şakalaşma birinin özgüvenine zarar vermiyorsa, onu yermiyorsa, incitmiyorsa ve iki taraf da gülüp eğleniyorsa güzeldir. Fiziksel özellikler üzerinden şakalaşmak özgüveni zedeler. El şakasına
maruz kalan çocuk özellikle sınıf gibi kalabalık ortamlarda kendini kötü hisseder.

Nihan Yüksel (Çocuk gelişimi uzmanı): Şakalaşmak bir eğlence biçimi, ancak sınırları bilmek gerek. Eğer başkalarına duygusal veya fiziksel zarar vermeye başlıyorsa orada şakalaşma biter, zorbalık başlar. Günümüzde popüler sosyal medya mecralarında genç insanların bile şakalaşmak adına tehlikeli davranışlarda bulunduğu videolar görebiliyoruz.

Şakalaşmakla ilgili çocuklara ne söylemek gerek?

Nihan Yüksel: Şakalaşmayla ilgili ne söylediğimizden çok ne yaptığımız aslında daha büyük bir etkiye sahip. Model olmak, şakalarımızda kaba, argo ifadeler içermeyen cümleler kullanmak, fiziksel şakalaşmalardan olabildiğinceye kaçınmak oldukça kıymetli. Çocukların mizah anlayışlarının oluşmaya başlamasıyla, çok erken yaşlarda, şakalar da çocuğun hayatında yer edinmeye başlar. Örneğin, 4 yaşında bir çocuğa şaka amaçlı “Seni çirkin!” dediğimizde bunu soyut olarak değil de tüm somutluğuyla algılaması çok olası. Çocuk böyle bir şakaya maruz kaldığında muhtemelen kendini oldukça üzgün hisseder ve bunu insanların güldüğü bir şaka olarak kodlayıp şakalaşmaya istemeyeceğimiz bir anlam yükleyebilir. Öte yandan istenmeyen davranışın tam tersi olarak istediğimiz davranış sergilendiğinde odağımızı buna çekmek, bunun konuşmaya değer olduğunu göstermek de çocuğun istenilen davranışı sergileme eğilimini arttıracaktır.

Gizem Gezer:

Yazının Devamını Oku

Marka takıntısı psikolojiyi de etkiliyor, başarıyı da

Son zamanlarda anne-babaların ve öğretmenlerin en çok yakındığı konuların başında çocukların marka takıntısı geliyor. Çocuklar okulda birbirlerinin kıyafetlerinin veya okul malzemelerinin markasını konuşuyor, istediği markaya ulaşamayan çocuklar ‘eksiklik’ hissi yaşıyor. Bu sorunun nasıl aşılacağını uzmanlara sorduk.

Çocuklarda marka takıntısı olduğu nasıl anlaşılır?

Prof. Dr. Neriman Aral (Ankara Üniversitesi Çocuk Gelişimi Bölümü): Aslında markaya yönelmek yanlış bir durum değil. Eğer çocuk, takıntılı olduğu markaları yaşam biçimi haline getiriyor, istediği markadaki ürüne ulaşmak için yoğun bir istek duyuyor ve isteği karşılanmadığında mutsuz oluyorsa sorun başlıyor.

Marka takıntılı çocukların ihtiyaçları karşılanmazsa ne olur?

Prof. Dr. Neriman Aral: Aslında çocuklar istediği markalı ürüne sahip olduğunda kısa süreli bir mutluluk yaşar. Sonra başka bir markalı ürünü istemeye başlar.

Uzman psikolog Ufkun Dikmen: Sürekli tüketmek çocukları doyumsuz yapar. Ebeveynler çocuklarının aşırıya kaçan istekleri karşısında yetersizlik ve suçluluk hissedebilirler. Ancak kendi suçluluk duygumuz üzerinden çocuğumuzla iletişim kurmamız doğru değil.

Marka takıntısı çocukları nasıl etkiliyor?

Prof. Dr. Neriman Aral:

Yazının Devamını Oku

Okuldaki başarısızlığının sebebi görme bozukluğu olabilir

Anne-babalar bazen çocuklarının okul başarısındaki sorunların ‘anlama eksikliği’ne bağlı olduğuna dair yanılgıya kapılıyor. Ancak asıl sebep görme bozukluğu olabilir. Uzmanlar “Bir çocuğun öğrenmesinin çoğu görseldir, bu nedenle gelişimi görme yeteneğine bağlıdır” diyor.

Ders başarısının görme sağlığıyla nasıl bir ilişkisi var?

Prof. Dr. Halil İbrahim Altınsoy (Göz hastalıkları uzmanı): Türkiye’deki her üç çocuktan birinin görme bozukluğunun olduğu gerçeğini kabul edersek sorunun farkında olmayan ailelerin “Çocuğumun okul başarısı çok düşük!” serzenişinin doğru olmadığını anlamış oluruz. Çoğu zaman çocuğun görme sorunundan dolayı beklenen başarıyı gösteremediğini anlıyoruz. Eğer gerekli önlemler alınmazsa ilerleyen yıllarda tedavisi daha güç olan ‘göz tembelliği’ oluşabilir. Bu nedenle doğumdan hemen sonra ilk göz kontrolü yapılmalı. 6-12 aylık dilimde tekrar edilmeli. Okul süresince de düzenli olarak kontrole gidilmeli.

Bayram Deleş (Ardahan Üniversitesi Çocuk Gelişimi Bölümü): Çocuk gelişiminde kişilik özellikleri, zihinsel ve fiziksel sağlıkla bağlantılı olarak gelişir ve şekillenir. İlk zamanlarda iri ve az olan yazılar zamanla küçülür ve yazı miktarı artar. Özellikle öğrenilen bilgilerin yüzde 80’i görme duyusu sayesinde gerçekleşir. Sağlıklı görme her çocuğun sosyal gelişimi, okul başarısı ve esenliği için kritiktir. Görme sorunuyla odaklanma, okuma, yazma ve el-göz koordinasyonu sorunları da ortaya çıkabilir. Bu durum çocuğun derslerde algılama bozukluğu yaşamasına, okumayı geç öğrenmesine ve derslere karşı isteksiz olmasına neden olabilir. Yaşıtlarının da dünyayı kendisi gibi görmekte olduğunu varsayan çocuk görme bozukluğu yaşadığının farkına varamaz. Bu duruma bağlı olarak sınıf içindeki eğitsel faaliyetleri takip edemediği için hiperaktif, tembel veya yavaş olarak etiketlenip çevresi tarafından dışlanabilir.

HEMEN DOKTORA BAŞVURUN

Ebeveynler çocuklarında bir görme sorunu olduğunu nasıl anlar?

Prof. Dr. Halil İbrahim Altınsoy: Eğer bir çocukta göz kayması, göz kapağı düşüklüğü, çapaklanma, şişlik, bir gözü kapayarak bakma, tahtayı yeterince görememe, okurken satır atlama, cümleleri eliyle takip etme, televizyonu yakından seyretme, baş ağrısı gibi belirtiler varsa hemen bir hekime başvurmalı.

Bayram Deleş:

Yazının Devamını Oku

‘Öğretmenler şeffaf maskeyle ders anlatsın’

Pandemi önlemleri sebebiyle öğretmenler dersleri maskeyle anlatıyor. Bu yüzden özellikle anaokulu ve ilkokula giden çocuklar, öğretmenlerinin ağız hareketlerini göremiyor. Uzmanlara göre bu durum çocukların konuşma ve anlama sorunları yaşamalarına sebep olabiliyor.

Öğretmenlerin çocuklarla iletişiminin arasına maske girdi. Bu, çocuğun eğitimini nasıl etkiliyor?

Sezen Aksu (Çocuk gelişimi uzmanı): Çocukların okuma yazmayı öğrenebilmesinin önkoşulu fonolojik farkındalık becerileri kazanmalarıdır. Öğretmenin ağzına bakmadan çocuğa bunu kazandırmak mümkün değildir. Mesela çocuk ‘s’ sesi yerine ‘t’ sesini koyabilir. Oysa öğretmeninin ağzını izleyerek ‘s’ sesinin hangi pozisyonla çıktığını anlayabilir. Yani sözcükleri hem işitmeli hem de ağız hareketleriyle görmeli. Ayrıca okulöncesi dönem ve ilkokul 1’inci sınıf çocukları somut öğrenme dönemindedir. Oysa ses soyut bir öğrenme nesnesi. Görsel olarak sesin ağzımızdan hangi pozisyonla çıktığını gören çocuk daha hızlı öğrenir.

Ramazan Saygın Şimşek (Uzman psikolog): Bu durum nöropsikolojinin önemli keşiflerinden olan ayna nöronlarla yakından ilgili bir konudur. Bebekken düşünme ve kavrama becerileri neredeyse yok gibidir. Ancak bebek, hayatta kalabilmek için ebeveynlerinden gördüğü her şeyi aynalamaya, yani bir anlamda kopyalamaya çalışır. Konuşma becerisi de ebeveynlerin ağız hareketlerinin aynalaşmasıyla gelişen bir beceridir. 12 yaş üzerindeki bir çocuk duyduğu bir kavramı zihninde imgeleyebilir. Ancak henüz 1’inci sınıfa giden bir çocuk bunda zorlanır. Kelimeleri daha çok ağız hareketlerinden anlar.

Sonuç olarak ilkokul öğretmenlerinin maske takması, çocukların öğrenme ve kavrama sürecini zorlaştıran bir etmendir, ancak mevcut koşullarda gereklidir.

İlkokul öğretmenlerinin maske takması çocukların öğrenmesini zorlaştırıyor.

Peki, ne yapmak gerekir?

Yazının Devamını Oku

Ona ‘sakar’ demeyin

Çocuklar küçük kazalar yaptığında aileleri bunu ‘sakarlık’ olarak görüyor, “Seni sakar seni”, “Ah benim sakar çocuğum” diyerek kimi zaman alaya alıyor, kimi zaman kızıyorlar. Oysa çocuğa ‘sakar’ demek, onun kendini beceriksiz ve değersiz hissetmesine sebep oluyor. Bakın uzmanlar ne diyor?

Çocukların kazayla bir şeyleri kırıp dökmesi, çoğu zaman ‘sakarlık’ olarak nitelendiriliyor. Buna sakarlık denir mi?

Uzman psikolog Dr. Serap Duygulu: Bebeklikten ilk çocukluk evresine geçişte ve sonrasında ergenlikten erişkinliğe geçişte beden büyümesi genellikle orantısız olur. Elleri, kolları, ayakları, bacakları vücudun diğer bölgelerine göre daha hızlı uzadığından çocuklar el-göz koordinasyonunu sağlamakta zorluk çekebilirler; eşyaları ellerinden düşürebilirler veya çevredeki eşyalara, dolap köşelerine çarpabilirler. Bu tip sakarlıklar üzerinde çok durulmamalıdır. Dikkat edilmesi gereken, bir göz bozukluğu, işitme
ya da nörolojik bir sorunu olup olmadığıdır.

Uzman klinik psikolog Börte Özdemir: Çocuklar genellikle yaşlarını takip eden gelişim evrelerine göre çeşitli beceriler kazanırlar. Öte yandan beceri kazanımı için önemli olan diğer bir nokta deneyimdir. Beden gelişimi yaşına uygun olan bir çocuğun bu becerileri deneyerek otomatik olarak kazanması beklenir. Ancak her beceri gibi uzmanlaşma sürecinde de bazı aksilikler olacaktır. Belirli beceriler, örneğin bir bardağı devirmemek, düz yolda sendelememek ya da bir nesneye çarpmamak gibi öğrenildikten sonra otomatikleşen beceriler için çocukların zihin ve bedenlerinin uyumlu çalışması gerekir.  

Ailelerin çocuklarına “Sakar çocuğum, gene mi sakarlık yaptın” gibi sözler söylemesi nelere sebep olur?

Dr. Serap Duygulu: Ebeveynlerin bu yöndeki sürekli eleştirileri bir süre sonra çocukta yetersiz ve beceriksiz olduğuna dair bazı olumsuz algıların yerleşmesine
yol açabilir.

Sürekli sakarlığıyla eleştirilmek çocuğun geleceğini nasıl etkiler?

Yazının Devamını Oku

Koronavirüsle ‘oyun’ olur mu?

Bir yanda COVID-19 önlemleri, öte yanda çocukların sınırsız oyun isteği... Uzmanlar “Maske-mesafe-hijyen” diyor, 1.5 yıldır arkadaşlarından uzak kalan çocuklarsa oyuna doymak istiyor ama COVID-19 gölgesinde nasıl ve hangi oyunları oynayacaklar?

Pandemi sürecinde ‘oyun’ kavramı değişti mi?

Prof. Dr. Belma Tuğrul (İstanbul Aydın Üniversitesi Öğretim Üyesi): Çocukların oyuna olan ilgisi ve gereksinimi her zaman, her koşulda devam eder. Ancak COVID-19 koşullarıyla oyun içerikleri, materyalleri, mekânları ve oyun arkadaşları değişti. Oyun içeriklerinde ve kullandıkları sözel ifadelerde virüs, mikrop, doktor, karantina, hastalık, ölüm, aşı, maske, temizlik, yasaklar, kurallar gibi yansıtıcı tepkiler verdikleri dikkati çekiyor. Çocuklar olup bitenin farkında; oyunlar aracılığıyla içlerini dökerek kendilerine bir çıkış yolu buluyorlar. Risklere duyarlılığı yüksek olan bu grubun kendini koruma ve iyileştirmeyle ilgili çok güçlü bir yatkınlığı vardır, bunun yolu da yine oyundur. Oyun, çocukların zor zamanlarda yaralarının sarılmasına eşlik eden, olumsuzluklardan daha az etkilenmelerinde onları bir kalkan gibi koruyan en güvenli alandır. Yani oyun çocukların refahı, iyi olma halidir.

Çocuklar oyun oynarken her şeyi unuturlar, onlara kendilerini korumaları gerektiğini nasıl anlatacağız?

İrem Polat (Klinik psikolog): Çocuklara bir şey öğretmenin en ideal yolu da oyun. Çocukların didaktik, nasihate dayalı, tepeden inme, zorlama konuları içselleştirmesi çok güç. Öte yandan eğlenerek öğrendikleri, amacını kavradıkları şeyleri hayata geçirme ihtimalleri çok yüksek. Çocuklara kendilerini korumayı öğretmenin en önemli adımlarından biri onlara yeterince iyi bir model olmak. Sonra da onları korkutmadan önlemleri anlatmak... Çocukların fikirlerini almak da çok etkili olur. “Sence COVID-19’a elveda demek için neler yapabiliriz” gibi sorularla çocukların çözüme katkıda bulunmalarına alan yaratabiliriz. Etkin ve katılımcı bir konumda olmak işbirliği ihtimalini arttıracaktır. Öte yandan bazı kuralları zaman zaman unutmak çok doğal. Böyle zamanlarda onları rencide etmemek mühim. Belki eğlenceli bir hatırlatma kelimesi belirlenebilir. ‘Pelerin’ dendiğinde maskesini geri takması gibi...

Risksiz oyun önerileriniz var mı?

Prof. Dr. Belma Tuğrul: Kime göre riskli oyun? Genellikle bu konuda aileler, öğretmenler ve çocuklar aynı fikirde değil. Yetişkinlerin ‘koruyuculuk’ eğilimi nedeniyle çocukların koşması, çamurla oynaması, yükseğe tırmanması, makasla kesmesi gibi birçok şey riskli bulunabilir. Oysaki oyunun en önemli kazanımları arasında çocukların risklerle baş etmesi, kendini koruması, ortama uyum sağlaması, alışılmamış durumlara karşı tolerans göstermesi, dayanıklılık, düşüncede ve eylemde esneklik gibi becerilerin gelişmesine katkı sağlaması var. Bu durum COVID-19 nedeniyle çocukların birlikte oyun oynama gereksiniminden dolayı ortaya çıkan riskler için de geçerli. Oyun çocuklar arasında çok güçlü bir bağ inşa edilmesine neden olur. Fiziksel olarak temas edilmeden oynanan oyunlar bile çocuklar arasında muhteşem bir temas fırsatı demektir. Bu nedenle çocuklar eğer bir arada oynuyorlarsa mutlaka birbirleriyle temas halindedirler. Oyunsuz, arkadaşsız, etkileşimsiz, paylaşımsız kalmak çok daha büyük risktir.

İrem Polat:

Yazının Devamını Oku

Çocukların yaratıcılığı nasıl güçlenir?

“Zıplayan bir ayakkabın olsaydı ne yapardın”, “Uçan bir şemsiyen olsaydı onunla nereye gitmek isterdin”... Uzmanlar, çocuklara bunlar gibi açık uçlu sorular sormanın, onların yaratıcılığını beslemek için çok önemli olduğunu söylüyor.

Çocukların yaratıcılığını güçlendirmek için hangi sözcükleri kullanmamalıyız?

Ezgi Katı (Psikolojik danışman): Yaratıcılık, çocuğun özgürlük alanıyla ve kendine olan inancıyla doğru orantılı. 2 yaş sonrası, çocuğun anneden ayrıldığı, özerkliğini keşfetmeye çalıştığı, fiziksel olarak da bakım vereninden öteye gitmeye çalıştığı dönem. Bu dönemde başlayan özerklik desteği ve bunu denemesine fırsat vermek, yaratıcılığın temel taşlarını inşa eder. Özellikle “Dur, sen yapamazsın”, “Bırak onu, bir şey olur”, “Girme oraya”, “Gitme, beni bekle” gibi cümleler çocuğun sınırlarını daraltır, üretmeye dair potansiyelini engeller.

Göksu Telmaç (Uzman klinik psikolog): Çocukların yaratıcılığını güçlendirmek için onları özgür ve özgün düşünme konusunda cesaretlendirmeliyiz. Dilimize yerleşmiş “Saçma, ayıp, yasak” gibi kelimelerden, “Sana ne derler, insanlar ne düşünür, hiç öyle hayal olur mu” gibi geri bildirimlerden kaçınmak gerek.

Yaratıcı çocuklarda gözlenen davranışlar neler?

Göksu Telmaç: Yaratıcı zihinler detayları, içerikleri, olasılıkları da çok iyi ele alırlar. Böylece hem güçlü bir farkındalık hem de icat becerileri gelişir. Yaratıcı yönü güçlü çocuklar sıklıkla çok düşünür, sorar ve konuşurlar. Küçük bir şişeyi atmak yerine ondan bir şey tasarlayabilir ya da durmadan sorular sorarak detayları kavramaya çalışabilirler. Tasarıma, sanata ya da teknolojiye güçlü eğilimler gösterebilirler. Anne-babalar çocuğa hayal gücünü harekete geçirecek ortam ve uyaranlar sunmalı. Bir diğer fırsatsa ‘sıkılmak’tır. Çocuklar sıkıldıklarında onlara anında seçenek ve uyaran sunmak yerine bu sıkılmayı yönetmesini sağlamalıyız.

Ezgi Katı: Bu çocuklar hem kendisinin hem de çevresinin ihtiyaçlarını fark edebilen, empatik düşünebilen çocuklar olur ki bu da sosyal ilişkilerini daha güçlü kılar. Yaratıcı düşünce katılığı ve sabitliği yıkar, travmatik olay karşısında duygusal olarak daha esnek kalmasını ve yıkılmamasını sağlar. Yaratıcılık ihtiyaçtan doğar. Çocuğun her ihtiyacının hemen  karşılanmaması gerekir. Çocuğun kendi uğraşı motive edilmeli, öz inancı arttırılmalıdır.

ONUN DUYGULARINI ANLAMANIZI SAĞLAYIP YARATICILIĞINI ARTTIRACAK BAZI ÖRNEK SORULAR

EZGİ KATI

Yazının Devamını Oku

Tehditle çocuk büyütülmez

Bizde yaygın bazı cümleler var. “Baban gelince bütün yaptıklarını anlatacağım”, “Beni üzmeye devam edersen hasta olurum”, “Böyle yaparsan bir gün çeker giderim, sen de kalakalırsın”, “Sen ne sakar çocuksun!” Bu tür cümleler çocuğun ruhunda onulmaz yaralar açıyor.

Tehditler çocukları nasıl etkiliyor?

Dr. Sabri Yurdakul (Çocuk ve ergen psikiyatrı): Çocuklar 10 yaşına kadar söylenenleri somut olarak algılarlar ve söylenen her sözü çok ciddiye alırlar. “Beni üzmeye devam edersen hasta olurum” derseniz, sahiden onun yüzünden hasta olacağınızı düşünürler. Ayrıca “Babana söyleyeceğim” gibi tehditler çocukların sürekli cezalandırılma korkusuyla yaşamalarına, babalarının sevgisi yerine korkusunun ağır basmasına neden olur.

Ali Orhan (Psikolog): Duygusal şiddet, en az fiziksel şiddet kadar yaralayıcıdır. Aileler, duygusal şiddetle çocukları ‘hizaya getireceğini’ düşünür ama bunun etkileri çocuklukta da yetişkinlikte de devam eder. Örneğin “Ben öleyim de annesiz kal, senin annen olmayacağım artık” gibi kendinden mahrum etmekle korkutmak, çocuğa küsmek çocuğun ruhsal dünyasında ciddi travmalara neden olur, çünkü çocuklar için bunlar ‘gerçek’tir.

Bunların yerine ne söylemeli?

Dr. Sabri Yurdakul: Korku hatayı engellemez; ceza ve tehdit öğretici değildir. Çocuğun hatayı fark etmesini sağlayın ve ceza vermek yerine konuşun. Anne- babanın görevi, istenmeyen davranışı çocuğa neden-sonuç ilişkisi içinde açıklamaktır. Çocuk saatlerdir bilgisayar başındaysa “Seni babana şikâyet edeceğim” demek yerine “Bu kadar uzun süre ekran başında kalmak hem sağlığına zarar veriyor hem de birlikte vakit geçirmemizi engelliyor. Artık kapat ve dışarı çıkalım!” gibi cümlelerle olan biten açıklanabilir.

Ali Orhan: Her çocuk anne-babası tarafından koşulsuz olarak sevilmek ve onları sevmek ister. Ama korkuyla sevgi yan yana gelemez. Bir yerde korku varsa orada sevgiden değil, ancak itaatten bahsedebiliriz. Çocuklar deneyimleyerek öğrenir. Ebeveynlerinin önerilerini yerine getirmemeleri kasıtlı değildir; sadece bazı şeyleri kendisi deneyimlemek ister. Anne-babalar çocuğu cezalandırmak yerine davranışını düzeltmesini sağlayacak bir yaklaşımda bulunmalıdır. Örneğin “İnsanların içinde benden yapamayacağım isteklerde bulunman beni üzüyor” gibi asıl duygunun çocuğa iletilmesi esastır. Ayrıca hata yapmak çocuklara, hoşgörü göstermek anne-babalara düşer.

HAFTANIN KİTABI

Yazının Devamını Oku

Başkasının çocuğunu uyarmak doğru mu?

Bir okurum yere çöp atan bir çocuğu görüp annesinin de buna ses çıkarmadığını fark edince “Onu yere değil, çöpe atsan daha iyi olur” demiş. Ve anneden oldukça sert bir tepki görmüş. Ben de konuyu uzmanlara sordum.

Birinin çocuğunu uyarmak bazen ‘saldırı’ gibi algılanıyor. Bunu engellemek için ne yapmalı?

Gülşah Ergin (Klinik psikolog): Aslında 21’inci yüzyıl ebeveynleri olarak ‘iyi anne-baba olma’ ve ‘her şeyi tam olan çocuklar yetiştirme’ konularında oldukça hassas ve kaygılıyız. Uyarılar anne-babaya, kendisiyle ilgili ‘yetersiz ebeveyn’, çocuğuyla ilgili ‘yanlış ya da eksikleri olan çocuk’ mesajı verebiliyor. Dolayısıyla anne-baba sert tepkiler gösterebiliyor. Ama her ailenin standartları ve çocukları için uyguladıkları disiplin farklıdır. Kendi yöntemlerimizi tüm çocuklar üzerinde uygulamaya çalışmak uygun değildir. Bazen bu uyarma eylemini yapmamayı ‘kötü bir yetişkinlik’ olarak yorumluyoruz. Bu bakış açısını değiştirmemiz gerekir. Burada ‘sınırlar’ konusu önem kazanır.

Peki sınırımız nedir?

Gülşah Ergin: Tehlikeli bir hal ve zarar verme davranışı söz konusuysa ‘güvenlik’ her şeyden önce gelir. Eğer çocuk kendisine, bize, çocuğumuza, başka birine, bir hayvana ya da eşyaya zarar veriyorsa uyarmak yerinde bir davranış olacaktır. Sadece böyle durumlarda müdahale etmek uygun bir yetişkin davranışıdır. Yoksa kimseye karışma hakkına sahip olmadığımızı bilmemiz gerekir.

Cevher Sönmez (Uzman psikolog): Her ebeveynin çocuk yetiştirme şekli farklıdır ama sosyal alanları etkileyen konularda herkes söz sahibidir. Kamu yararı gözetilen konularda, mümkünse yetişkinle konuşmak, değilse çocuğu azarlamak yerine, ona öğretmek gerek.

Peki, birini uyarırken nelere dikkat etmeliyiz?

Cevher Sönmez: Önce olumlu ifadeler kullanıp sonra uyarıyı yapabiliriz: “Ne kadar tatlı bir insansın. Çöpünü attığın çimenler de çok tatlı. Orayı kirletmesen daha iyi olmaz mı?” gibi. Eğer birisi sizin çocuğunuzu uyardıysa ve uyaran kişi haklıysa, çocuğunuza arka çıkmak yerine “Abla doğru söylüyor. Çöpünü yerden alıp çöpe at!” demek gerek. Çünkü çocuğunuz sizden öğrendiği bu davranışı tüm yaşamında tekrarlar. Çocuğa sorumluluk bilinci aşılamak, bir ebeveynin ona verebileceği en güzel hediyedir.

Gülşah Ergin:

Yazının Devamını Oku

‘Seni ne mutlu eder’ diye sorun

Eğitim, pek çoğumuz için okulla ilişkili bir kavram. Oysa en temeli aile ortamında gerçekleşiyor. Uzmanlar bir aile için en önemli eğitimin ‘mutluluk’ olduğunu ve bunun ev ortamında kazanılabileceğini söylüyor.

Mutluluk eğitimi nedir?

Prof. Dr. Yıldız Dilek Ertürk (Psikolog): Aile içindeki etkileşim, çocukları ‘değerlilik’ veya ‘değersizlik’ duygusuna götürür. Evde değerli olduğu duygusunu tadan birey mutlu olur ve yaptığı şeylerden doyum alır, kendini gerçekleştirme olanağı bulur. Olumlu yaklaşımları ve duyguları öne çıkararak davranmak huzur ortamını sağlar ve mutluluğu sürekli kılar. Sevgi ve bireysel farklılıklar ailelerin mutluluğu için önemlidir. Mutluluk için fazladan bir şeye gerek yok. Hoşgörü ve saygı ortamı içinde kendilerini doğru ifade edebilen yetişkinler, çocuklarını da mutlu edeceklerdir. Böylece ‘mutluluk eğitimi’ sağlanmış olacaktır.

Mutluluk eğitimi için neler gerekir?

Dolunay Kadıoğlu (Psikolojik danışman): Çocuklarınızı yetiştirirken hangi değerlere göre yetiştiriyorsunuz? Başarı, para, çalışma, hırs gibi değerler mi yoksa işbirliği, paylaşım, sevgi, neşe, mutluluk gibi değerler mi? Onların tazecik beyinlerine rekabet, yarış, kazanma hırsı mı aşılıyorsunuz? Yoksa mutluluk, arkadaşlık, nezaket, dürüstlük, azim ve çalışkanlık mı? Çocuklara alınan pahalı oyuncaklardan, cep telefonlarından daha değerli ve önemli olan şey anne-babalarının kendileriyle oynaması, dinlemesi, ‘evet’ ve ‘hayır’larına saygı duymasıdır. Çocukları mutlu eden, en güçlü şey hissettiren sevgi ve ilgidir. Anne-babalar çocuklarının mutlu, iyi, sevecen, hayattan keyif alan, topluma yararlı insanlar olmasını istiyorsa şu noktalara dikkat etmeli: Ona “Seni gerçekten ne mutlu eder” diye sorun. Ne istediğini öğrenmeye çalışın. Kendisini keşfetmesi için alan açın. Gerçek mutluluk üzerine sohbet edin. Her koşulda sevin, ilgi gösterin. Onlarla bol bol oynayın, kahkaha atın. Çocuklar ‘an’dadır ve ‘şimdi’yi yaşarlar. Siz de onlarla ‘an’ı deneyimleyin ve mutlu edin, mutlu olun. Çocuklar birer yetişkin olduklarında akıllarında kendilerine alınan pahalı hediyeler değil sizlerle geçirdikleri anlar kalır, unutmayın.

Yazının Devamını Oku

Felaket korkusunu birlikte atın

Peşi sıra gelen doğal afetler ve ülkemizin dört bir yanını saran yangınlar hepimizi derin bir üzüntüye boğdu, çocuklarıysa çok korkuttu. Uzmanlar bu süreçte çocuklarla yapılacak bazı etkinliklerin onların korkusunu ve kaygısını hafifleteceğini belirtiyor.

Vicdani sorumluluk duyguları yeşertilmeli

Psikolojik danışman Filiz Budak

Bugünlerde çocukla bol bol konuşmak, onları ekrandan uzak tutmak, sorduğu soruları açıklıkla cevaplamak ve korkusunu yenmesi için onu etkinlik ve oyunlara yönlendirmek çok önemli. Yaşadıklarımız bizim için de travmatik. Bu sebeple tepkilerimizde dikkatli olmalı, çocuğun bilgi ihtiyacını gidermeliyiz. Yaşadığı olayları anlamaya başlayan ve diğerlerinin, özellikle güvendiği ebeveyn veya yetişkinlerin duygularını gözlemlemeye başlayan çocuğun, yaşadığı duyguları ifade etmesi için uygun araçlar ve ortamların sağlanması da önemli. Bu araçlar bir oyun hamuru, parmak boyası, kuru boya, bazen de sözlerimiz olabilir. Çocuk, olumlu-olumsuz ayırt etmeksizin tüm duygularını ifade ettikten sonra yaşına ve gelişim düzeyine uygun olarak ağaç dikmek, eşya-oyuncak bağışında bulunmak gibi sosyal faaliyet ve görevlendirmelerle toplumun bir bireyi olarak, vicdani sorumluluk, güven ve aidiyet duygularının yeniden yeşertilmesi konusunda teşvik edilmeli ve desteklenmelidir.

ETKİNLİK ÖNERİLERİ OKULÖNCESİ EĞİTİMCİSİ MEHTAP GÜR

Evinizdeki tohumları biraz toprak ve suyla karıştırarak yoğurun. Boş arazilere tohum toplarınızı fırlatın. 

Evinizde mama kapları yapın, atık ekmek ve yiyeceklerle mahallenizdeki hayvanları besleyin. Çocuğunuzun ekmekleri küçük parçalara ayırmasına ve hayvanları beslemesine fırsat tanıyın.

Atık süt kutularının ortasına bir oyuk açarak içine kuşların sevebileceği pirinç, bulgur, buğday gibi yiyeceklerden koyun ve kutunun tepesinden bir ip geçirip bahçenizdeki ağaçlara asın. Sık sık yiyecekleri yenilemek için kuş yuvalarınızı kontrol etmeyi unutmayın.

Yazının Devamını Oku

Söz verirken dikkatli olun

Birçok ebeveyn, gün içinde çocuklarına defalarca söz veriyor. Peki, ama söz vermek gelişigüzel yapılacak bir davranış mı? Uzmanlar, çocuğa bir söz verirken çok dikkatli olunması gerektiğini, aksi halde yerine getirilmeyen her sözün çocuğun güvenini zedeleyeceğini belirtiyor.

Söz vermek neden önemli?

Simge Soydan (Çocuk Gelişimi Uzmanı): Aslında çocuklar, anne babanın ağzından çıkan her cümleyi ‘söz’ olarak kabul ediyor. Örneğin sohbet sırasında “Yaz gelsin de seni denize götüreyim” demek anne baba için ‘iyi dilek’ ama çocuğu beklentiye sokacak bir ‘söz’ niteliğinde. İlerleyen günlerde anne baba bu cümleyi unutsa da çocuk unutmaz ve “Haydi, ne zaman denize gideceğiz? Söz vermiştin!” der. Tabii bu gibi günlük konuşmaların dışında açıkça verilen sözler de en az bu kadar önemlidir.

Bayram Deleş (Ardahan Üniversitesi Çocuk Gelişimi Bölümü): Çocuklar ebeveynlerinin davranışlarını taklit ederek öğrenir. Herhangi bir konuda çocuğa verdiğimiz sözleri yerine getirdiğimizde onun ileride daha iyi bir eş, daha iyi bir işveren, daha iyi bir çalışan ve daha iyi bir arkadaş olmasına dolaylı yoldan katkı sağlamış oluruz. Çocuğumuzun hem bize hem de çevresine karşı güven duymasını istiyorsak verdiğimiz sözleri tutmalıyız.

Söz verirken nelere dikkat etmek gerek peki?

Simge Soydan: Verilen sözler mutlaka ‘tutulabilir sözler’ olmalı. Ayrıca, verilen sözün ne zaman gerçekleştirileceği de vurgulanmalı.

Bayram Deleş: Söz verirken bir kesinlikle bir koşul koyulmamalı. “Eğer kitap okursan seni parka götürürüm” veya “Eğer uslu durursan tabletle oynamana izin veririm” vb. cümleler son derece sakıncalı. Bu ödül-ceza sistemine dönüşür ki çocuk için ‘ödül’ aslında bir ‘rüşvet’ haline gelir. Bu yaklaşım özellikle uzun vadede çocukları olumsuz etkileyebilir. Bilgisayar oyunları, tablet veya telefon alma vb. maliyeti yüksek hediyeler alma sözü vermek uzun vadede çocuğun her davranışının ardından maddi getirisi yüksek hediyeler beklentisine girmesine ve zamanla doyumsuz bir birey olmasına neden olabilir.

Verilen sözlerin tutulmasının çocuğa yararları neler?

Bayram Deleş:

Yazının Devamını Oku

Takıntısını bir de siz büyütmeyin

Araştırmalar her 20 çocuktan 1’inin takıntılı olduğunu gösteriyor. Bilimsel adı ‘obsesif kompülsif bozukluk’ olan bu durumun kalıcı hale gelmesinin sebeplerinden biri anne-babaların çocuklara takıntılarıyla ilgili çok sert tepkiler vermesi. Uzmanlar “Teşhisi siz koymayın” diyor.

Takıntılı olma durumunu nasıl açıklamalı?

Pelin Ankay (klinik psikolog): Takıntı, çocuğun isteği dışında gelişen, tedirginlik yaratan ve zihinden uzaklaştırılamayan, tekrarlayan düşüncelerdir.

Dr. Fırat Hamidi (çocuk ve genç psikiyatri uzmanı): Obsesyonlar, bazen zihinde canlanan bir sahne, gerçekleşebileceğini düşündüğü hayali olaylar da olabilir.
Bu rahatsız edici etkiden kurtulmak için kişinin yaptığı her türlü eyleme ‘kompülsiyon’ yani ‘zorlantı’ deniyor.

Çocuklarda en çok nasıl görülür?

Pelin Ankay: Kirlilik, hastalık, birinin öleceği korkusu, simetri, cinsel veya şiddet içeren düşünceler, saldırganlık, nesneleri sayma gibi sıralayabiliriz.

Dr. Fırat Hamidi: Çocuğun her davranışı ‘takıntılı olma’ durumunu içermez. Örneğin, çocuğun şanslı ve uğurlu sayılarının olması, çizgilere basarak veya basmadan yürümesi... 1-3 yaşlarında görülen ve birçok hareketin tekrar tekrar yapılması da takıntı değildir, gelişimin bir parçasıdır. Çocuklarda görülen takıntılı olma durumunda zihne gelen düşünceler rahatsız edicidir. Çocuk bu düşüncelerin vermiş olduğu sıkıntıdan kurtulmak için abartılı, aşırı, işlevsel olmayan davranışlar sergiler. Örneğin, eve hırsız girip kendisini ya da aileden birini kaçıracağına dair zihinsel senaryoların yarattığı kaygılardan rahatsızlık hisseden bir çocuğun bunu önleyeceğine inandığı ritüeli defalarca tekrarlaması işlevselliği bozan, hastalık boyutunda bir obsesyondur.

Anne-babaların yaptığı en temel hatalar neler?

Yazının Devamını Oku

‘Yemek yememe sorununu kaygılı ebeveyn yaratıyor’

‘Yaz iştahsızlığı’, anne-babaları endişelendirebiliyor. Elinde tabakla çocuğunun arkasından koşturanlar görüyoruz. Ancak bu tutum, çocukların yemek yeme davranışını olumsuz etkiliyor.

 

Ebeveynler, çocuğuna sürekli yemek yemesini hatırlatırsa çocuk yemek yemeyi sorun haline getirebilir.ÇOCUKLARDA YAZ İŞTAHSIZLIĞI NEDEN OLUR?

Diyetisyen Zeynep Çapay: Yazın çocuklar hep dışarıdadır ve kendilerini oyuna kaptırarak çoğu zaman acıktıklarını ve susadıklarını bile fark etmezler. Genelde sıvı tüketimini de yemekten önce yaptıkları için masada hemen “Doydum” derler. Anne-babaysa çocuğunun yemediğini, yaşıtlarına göre yetersiz beslendiğini düşünür. Ama kıyaslama yapmak doğru değil, çünkü her çocuğun büyüme hızı farklıdır ve onu kendi ihtiyaçlarına göre değerlendirmek gerekir.

PEKİ GENEL OLARAK YEMEK YEMEME DAVRANIŞININ SEBEBİ NEDİR?

Psikolog Ali Orhan: Yemek yememe davranışı, yaygın olarak aşırı korumacı yetiştirilen ilk çocuklar, tek çocuklar veya geç gelen çocuklarda görülür. Kalabalık ailelerde yetişen çocuklarda yemek yememe davranışı pek görülmez. Aslında fiziksel veya biyolojik hastalıklar gibi çok özel durumlar dışında çocuklarda yememe sorunu yoktur. Bu sorunu kaygılı ebeveynler yaratırlar. Çocuğuna sürekli bir şeyler yedirme derdinde olan ebeveyn, çocukta yanlış bir algı oluşmasına sebep olur. Çocuk, yemeği annesi için yediğini düşünür ve yemek yemediğinde annesinin kaygısını gördüğünden bunu kendi istekleri için bir araç olarak kullanmaya başlar. 

AİLELERE ÖNERİLERİNİZ NELER?

Ali Orhan: Yemek yemek, nefes almak kadar doğal ve gerekli bir ihtiyaçtır. Bu sebeple anne-babalar rahat olsunlar. Çocuk nefes aldığında, su içtiğinde nasıl ‘normal’ davranılıyorsa yemek yerken de aynı tepkiyi vermek gerekir. Gelişim dönemine uygun olan yemeği, önüne koymanız yeterlidir. Kaşık tutabilecek, sofrada oturabilecek fiziki duruma geldiğinde sofraya oturtun. Kendisinin yemesine izin verin. İlk zamanlarda çevreyi kirletebilir, sabırlı olun. “Aferin” demeyin.

Zeynep Çapay:

Yazının Devamını Oku

‘Kendiyle barışık’ olması için değerli olduğunu hissetmeli

Son yıllarda çocukların ve ergenlerin ‘kendiyle kavgalı’ olduğunu gözlemliyoruz. Kimi kilosundan memnun değil, kimi yüzünü beğenmiyor, kimi boyunu. Oysaki her insanın kendisini olduğu gibi kabul etmesi ve sevmesi güzel. Uzmanlar, “Bunun için anne-babalar davranış ve tutumlarına özen göstermeli” diyor.

ÇOCUKLARIN KENDİYLE BARIŞIK OLMAMASININ TEMEL SEBEBİ NEDİR?

Prof. Dr. Eyüp Sabri Ercan (Çocuk ve ergen psikiyatrı): Çocukla iletişimimiz, ona biçtiğimiz değer ve ev ortamındaki sohbetlerimiz belirleyicidir. Ruh sağlığı yerinde, kendiyle barışık, mutlu, duyarlı, özgüvenli ve üretken çocuk yetiştirmek için etkili anne-baba olmak gerekir. Etkili ebeveynler, çocuğunun farklı bir birey olduğunu kabul eder, çocuğunu sadece ama sadece ‘kendisi’ olduğu için değerli olduğunu hissettirir.

Ezgi Katı (Psikolojik danışman): Burada doğal kabul, yani olduğu gibi kabul edilme ve sevilme çok önemlidir. Bunu yaşamayan çocuk, anne-babasının ‘istediği o kişi’ olamadığı için her an utanç, suçluluk ve yalnızlık yaşar. Bu çatışma en çok ergenlik döneminde yaşanır ve ergen birey her türlü duygusunu bedenine yansıtır.

ÇOCUK EVDE HANGİ DEĞERLERİ KAZANIR?

Prof. Dr. Eyüp Sabri Ercan:

* Farklı bir birey olduğunu bilen çocuk kendisini ve yaşamı doğru algılar, yani farkındalığı yüksektir.

* Sadece kendisi olduğu için değerli olduğundan emin olan çocuk yaşam boyunca kendisinin değerli olup olmadığını test etmeye gerek duymaz.

* İhtiyaçları önemsenen ve zamanında karşılanan çocuğun güven duygusu sağlamdır.

Yazının Devamını Oku

Çocukların bu yaz eğlenmeye ihtiyacı var

Son 1.5 yılımızı pandeminin kıskacında geçirdik. Bu süreçten en çok çocukların etkilendiği ortada. Okullar yaz tatiline de girdi, şimdi ne yapacaklar? Uzmanlar tatil dönemini ailece bir arada ve eğlenerek geçirmek gerektiğinin altını çiziyor.

ANI BİRİKTİRMEK ÇOK ÖNEMLİProf. Dr. Şehnaz Ceylan (Karabük Üniversitesi Çocuk Gelişimi Bölümü)

Çocukların bu süreçte eğlenmesi çok önemli. Ancak bu eğlenceye aileler de dahil olmalı. Birlikte oyun oynamak, gülmek ve güzel anılar biriktirmek için fırsat yaratılmalı.

- Bisiklet turu yapın, araba yıkayın

Bisiklet sürmek, çocuğunuzun motor gelişimi ve enerjisini atmak için oldukça iyi bir etkinliktir. Ayrıca arabanızı, bisikletinizi çocuğunuzla birlikte yıkayabilirsiniz. Çocuklar her zaman su ve köpüklerle oynamaktan büyük keyif alırlar. Bu eğlenceli etkinlik çocukların özgüven duygusunu da geliştirir.

- Yeni tarifler deneyin

Çocuğunuzla birlikte yaz aylarının vazgeçilmezi limonata, dondurma gibi tarifler deneyebilirsiniz. Böylece küçük bir şef olma yolundaki ilk adımlarını atmış olurlar. Bu çocuklar için hem eğlenceli hem de el-göz koordinasyonunu, ince motor becerilerini geliştirici bir aktivitedir.

- Müze gezin, sergilere gidin

Yaz tatilinde yaşadığınız ya da gittiğiniz bölgelerde müzeleri, galerileri, sergileri ziyaret edin. Bu ziyaretler çocuğun estetik duygusunun oluşması için ilk adımdır. Çocuklar için ilginç, eğlenceli, eğitici olmanın yanı sıra çevresini keşfetmesi açısından da önemli.

Yazının Devamını Oku

Çocuğu tanımanın yolu sohbetten geçer

"Kendinde en sevdiğin üç özellik nedir?", "Annenin keşke olmasa dediğin üç özelliği nedir?", "Babanı diğer babalardan ayıran şey sence nedir?" Basit gibi görünen bu sorular bize çocukların düşünceleri ve duyguları hakkında fikir verir. Bunları onlara oyun içinde sorarsanız, samimi cevaplara ulaşmanız da kolaylaşacaktır. Soru sormanın önemini işin uzmanlarına sorduk.

Çocukları daha yakından tanımak için neler yapmak gerek? 

Prof. Dr. Figen Turan (Hacettepe Üniversitesi, Çocuk Gelişimi): Duyarlı ebeveynlik çok önemli. Sevgi, şefkat, ilgi, güven, sınır, kural ve pozitif disiplin duyarlı iletişimin en temel faktörleri. Duyarlılık, ebeveynin çocuğun duygusal işaretlerini zamanında algılama, doğru yorumlama ve bu işaretlere uygun cevap verme becerisidir. Ebeveynlerin ilişki temelli doğal yaklaşımla, çocuklarıyla bazen oyun esnasında, bazen de birlikte kitap okuma aktivitelerinde ya da günlük yaşamsal rutinlerde göz kontağı kurarak, çocukların ilgisini izleyerek jestler, taklitler ve sıralı iletişim ile ortak ilgi kurarak eğlenceli bir rol almaları nitelikli bir iletişim ortamını sunmaktadır. Bunun anahtarı da bol bol sohbet etmektir.

Şerife İbiş (Çocuk Gelişimi Uzmanı): Çocukları doğal akışında gözlemlemek çok önemli. Onlarla daha çok zaman geçirmek, düşüncelerini ifade etmelerine olanak tanımak ve birlikte bol bol oyun oynamak gerekiyor. Nitekim oyun biz yetişkinlerin düşündüğü kadar basit bir eylem değildir. Çocuğun en önemli işidir. Dünyayla bağ kurma, dünyayı anlama ve öğrenme deneyimidir. Oyun çocuk için amaç iken biz ebeveynler için çocuğu daha yakından tanımak için bir araçtır. Elbette bu süreçte bol bol sohbet etmek ve çocuğa bazı basit sorular sormak lazım.

Ne gibi sorular?

Şerife İbiş (Çocuk Gelişimi Uzmanı): Bazen basit gibi görünen sorular bize çocuklarımızın duygu ve düşünceleri hakkında fikir verirken bazen de beklemediğimiz gerçeklerle yüzleşmemizi sağlar. Bu soru örneklerini çocuklarınıza sorabilirsiniz. Ancak bu soruları sorarken özellikle karşınıza oturtup sınav yapar gibi değil de doğal akış içinde hatta mümkünse oyun içinde sorarsanız samimi cevaplara ulaşabilmeniz daha kolay olacaktır. Bazen beklemediğiniz yanıtlar alabilirsiniz ancak bunu çocuğunuzu tanımak adına bir avantaj gibi düşünebilirsiniz.

- Kendinde en sevdiğin üç özelliğin nedir?

- Kendinde değiştirmek istediğin üç özelliğin nedir?

Yazının Devamını Oku

Başımızı ekrandan kaldırdığımız an görmeye başlıyoruz

Uzun yıllar boyunca çocuk kitabı editörlüğü yapan Sinem Çelebioğlu, yılların deneyimini bir çocuk kitabıyla taçlandırdı. 25m2 Kitap’tan çıkan “Çevremde Kimler Varmış?” kitabı çocukların başlarını ekrandan kaldırdığında çevresinde olup bitenleri fark etmeye başladığını gösteren bir öykü. Kitabı vesilesiyle bir araya geldiğimiz Çelebioğlu ile hem kitapları hem de yayıncılıktaki hızın kitap içeriklerini nasıl etkilediğini konuştuk.

Son günlerde kiminle karşılaşsak "Benim de kitabım yakında çıkıyor" lafını duyuyoruz. Kitap yayımlamak öylesine sıradanlaştı ki iyi esere nasıl ulaşacağız, bilemiyorum. Sizin öneriniz nedir?

Aslında sadece yayın cephesinden değil yazım sürecinden de bakarsak, son günlerde kitap yazma hızımız çok arttı. Araştırmadan, içimize sinmeden, ön okuma yapmadan yazmak, sonrasında da yayınevlerine dosya göndermek popüler hale geldi. Yayıncı tarafındaysak iyi yazılan dosyaları ayıklamalı, okur tarafındaysak editör ekibinin yetkin olduğu yayınevlerinin kitapları tercih etmeli, yazar tarafındaysak da hem teknik hem içerik gelişim için iyi örnekleri çok çok okumalıyız.

Çocuk kitaplarında da tekrarlar ve hızlı üretimden kaynaklanan nitelik düşüşü gözlemliyoruz. Önerileriniz neler?

“Çocuk kitaplarının sayfası az ve kolayca yazılır” düşüncesiyle hareket ettiğimiz noktada yanılırız. Tam tersine çocuğa görelik ilkesiyle hareket ederek yazmamız gereken metinlerdeki sorumluluğumuzun farkında olmalıyız. Merak, hayal gücü ve sınırsız bir sözcük kapasitesine sahip olan ve bir hazine olarak tanımlayabileceğimiz çocuğun dünyasına ait bir kurgu oluşturmak birincil hedefimiz olmalı. Çocuksu olmaktan kaçınmalıyız.

Siz yılların editörü olarak kitap yazmakta epey temkinliydiniz. Sonunda ilk çocuk kitabınız geldi. Neden cesaret aldınız?

On beş yıldır yayıncılık dünyasındayım ve son on yıldır çocuk ve gençlik kitapları alanında pek çok değerli yazarla çocuk kitapları üzerine çalıştım. Birlikte kurgular ürettik, metinleri geliştirdik ve çocuklara ulaştık. 2019’dan beri tüm deneyimimi ve çocuk kitapları yazarken bilmemiz gereken teknikleri 25m2 Akademi’de düzenlediğimiz Çocuk Kitabı Yazma Atölyesi buluşmalarında yazar ve yazar adaylarıyla paylaşıyorum. Bir çocuk kitabında olması gereken çatışma, önerme, dönüşüm, rehber, tema, kazanım gibi kavramları kendi kitabımda da görmek istedim. Bu yüzden büyük bir keyifle yazdım.

İlk çocuk kitabınız ‘Çevremde Kimler Varmış?’ nasıl ortaya çıktı?

Yazının Devamını Oku

Resimlerinin sesine ‘kulak verin’...

Çocukların yaptıkları resimlerde kullandıkları renkler ve çizdikleri figürler iç dünyalarına dair yol göstericidir. Uzmanlar “Duygular, düşünceler, korkular ve travmalar çizime yansır. Çocuklarınızın yaptığı resimleri ciddiye alın” diyor.

Çocukların resim yapması neden önemli?

Ramazan S. Şimşek (Uzman psikolog): Resim yapmak zihinsel ve duygusal gelişimi destekler. Zira her çocuk duygularını, düşüncelerini, hayallerini, zekâsını, korkularını hatta travmalarını resme yansıtır. Öfke, korku, sevinç, neşe, haz, heyecan, üzüntü, kaygı, hayal kırıklığı... Çocuk bunları çizdiği şekillerle, nesnelerle, çizme biçimiyle, renklerle ifade eder.

Ezgi Katı (Psikolojik danışman): Çocuk kelimelerin eksik kalan yerini rengârenk sembollerle doldurur. Bu nedenle boyama kitaplarına değil, boş bir kâğıda ve renkli kalemlere ihtiyacı vardır. Böylelikle kendi özel dünyalarını sınırlandırmadan kâğıda dökebilirler.

Anne-babalar resimleri nasıl yorumlamalı?

Ramazan S. Şimşek: Çocuğun çizimlerini, çabalarını desteklemek gerekir. Olumsuz yorumlar ve aşırı övgüler çocuğun çizim isteğine ve doğallığına sekte vurabilir. Çocuktan, çizdiği resmi anlatmasını istemek iyi bir yoldur çünkü çocuğun anlatımı daha önemli bilgiler barındırabilir.

Ezgi Katı: Çocuğun çizdiği semboller ‘kahve falı’ gibi analiz edilmemeli. O sembollerin resimdeki işlevi, hikâyesi, çocuğun geçmiş yaşantısı içinde bambaşka anlamlar taşıyabilir. Sembolleri takip ederek çocukların ihtiyaçlarını, beklentilerini, endişelerini görebilir ve yardımcı olmaya çalışabiliriz. Ebeveyn olarak resimlerini önemsemeli ama kendi yorumlarımızla yanlış sonuçlar çıkarmamalıyız. Endişe veren bir resimle karşılaştığımızda mutlaka bir uzmandan yardım almalıyız.

ÇOCUKLARIN YAPTIĞI HANGİ FİGÜR NE ANLAMA GELİR?

Yazının Devamını Oku

Mutlaka anlayacağı şekilde anlatmalıyız

UNICEF pandemi kısıtlamalarıyla birlikte çocuklara yönelik şiddet, istismar, sömürü ve ihmal riskinin hızla arttığını açıklamıştı. Uzmanlara çocukları istismardan nasıl koruyacağımızı sorduk.

Pandemi dönemindeki istismar uyarılarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Prof. Nilgün Sarp (İstanbul Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi, Çocuk Gelişimi bölümü): İstismarın fiziksel, duygusal, ruhsal, cinsel olmak üzere birçok çeşidi var. Pandeminin yarattığı koşulların ağırlaşması, her istismar türünün artmasına sebep oldu, özellikle kalabalık ailelerde çocuklar istismarcılarıyla aynı ortamda bulunmak zorunda kaldılar.

Doç. Dr. Ebru Güzel (Fenerbahçe Üniversitesi Öğretim Üyesi, Yeni Medya bölümü): Pandemi sürecinde İngiltere’de de istismara uğrayan çocukların sayısında yüzde 25 artış olduğu raporlandı. Bu yalnızca bildiğimiz sayı çünkü eve kapanmalar geri bildirimleri azalttı. Örneğin İzmir Barosu, pandemi sonrası çocuk istismarı suçu için yapılan görevlendirme sayısında da önemli bir düşüş yaşandığını ama bunun yanıltıcı olduğunu bildirdi. Çocuklar okula gidemiyorken ve öğretmenler çocuğu izleyemiyorken zaten faillerin genelde hane içinde olduğu bir istismar düzeninde çocuklar yaşadıkları sorunları kime anlatacak? Pandemiyle birlikte işsizlik, gıda güvensizliği ve yoksulluğun artışı, çocukların yüz yüze iletişimden yoksun kalması, ebeveynlerin kontrolünün azalmasına karşılık dijital risklerin artması, sosyal desteğin sekteye uğraması, sosyal yaşamın durması ve aile büyüklerinin alkol ve madde kullanımının artması gibi sebepler yüzünden çocuklara yönelik ihmal ve istismar vakaları artıyor.

Çocuklar kendilerini nasıl koruyabilir?

Prof. Dr. Nilgün Sarp: Çocuklar küçük yaştan itibaren bedenini tanımalı, bedenine anne veya doktor gibi ‘özel’ kişilerin dışında kimsenin dokunmasına izin vermemeli, “Hayır!” demeyi öğrenmeli. Bunlar çocuğa anlayabileceği şekilde anlatılmalı; çocuğun yaşayabileceği bu tür bir sıkıntı durumunda mutlaka konuyu anne-babasına söylemekten korkmamayı öğrenmesi gerekli. Bu, ergenler için de geçerli. Çünkü gençler bazı istismar durumlarında kendilerini suçlayabiliyor. Oysa bunun asla kendi suçları olmadığını bilmeliler ki başlarına gelen herhangi bir olaydan korkup söylemekten kaçınmasınlar.

Mahremiyet eğitiminde dikkat etmemiz gerekenler nelerdir peki?

Prof. Dr. Nilgün Sarp:

Yazının Devamını Oku