GeriÖmür Kurt Kitap okumak özgürleştirir
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Kitap okumak özgürleştirir

Hepimiz çocuklarımızın kitap okumasını istiyoruz. Ancak onların kitap okumayı sevmesi için ne kadar doğru davranıyoruz? Çocuklar için yazdığı gezi kitaplarından sonra bu kez bir ‘kitap okuma’ öyküsüyle minik okurlarıyla buluşan Özge A. Lokmanhekim, kitap okumanın insanı özgürleştirdiğini söylüyor.

Böyle bir kitap fikri nasıl oluştu?

Teknolojinin hayatımızdaki yerinin artmasıyla daha az kitap okur olduk. Ancak araştırmalar, okuyarak öğrenmenin izleyerek öğrenmekten daha kalıcı olduğunu gösteriyor. Okumak kelime dağarcığını genişletmekle kalmıyor, çocukların empati kurma ve iletişim becerilerini de geliştiriyor ve kendilerini daha iyi ifade ediyorlar.  Çocuklara okumanın da oynadıkları oyunlar kadar eğlenceli olduğunu anlatmak istedim.

Alt mesajda ‘Kitap özgürlüktür’ fikri var...

Kitaplar bizi zamandan ve mekândan bağımsız kılar. Okumanın kendilerini ne kadar özgürleştirdiğini anlayan çocuklar zaten birer kitap kurdu oluveriyor.  

Kitap okumak bir baskı unsuru mu?

Biz yetişkinler istediğimiz gibi kitap okuyabiliyorken, çocuklar için durum pek böyle değil. Biz onların okuma hakkını “Git odana kitabını oku” diyerek sınırlandırıyor, istedikleri kitabı okuma haklarını ellerinden alıyor ve kitapla aralarına mesafe koyuyoruz. Çocuklarımızın kendi çocukluğumuzda okuduğumuz kitapları okumasını istiyoruz. Fantastik kitaplara, çizgi romanlara ya da yaramazlık yapan çocukların olduğu kitaplara sıcak bakmıyoruz. Çocuk edebiyatı, adını okur kitlesinden alsa da okurla yazar arasında hep bir ebeveyn ya da öğretmen var. Bu otosansürü aşabilirse yazar, çocukla buluşabiliyor. Bu kitabın ebeveynlerin de bakış açısını değiştirerek, çocuklara okuma özgürlüğü kazandırması en büyük isteğim.

Küçük okurların haklarından söz ediyorsun. Nedir bunlar?

Kitabın sonunda, hikâyede anlattığım Selin ve Alin’in -ve elbette ailelerinin- kitaplarla ve okumayla ilişkilerinden yola çıkarak ‘Küçük okurların hakları’ diye bir liste hazırladık. Örneğin, çocukların istediği kitabı okuyabileceği, yarıda bırakabileceği, sevdiği bir kitabı tekrar tekrar okuyabileceği gibi haklar... Çocukların, okumayı öğrenmiş olsalar da hâlâ bizlerin kendilerine kitap okumasını, birlikte vakit geçirmeyi isteme hakkıysa benim en önemsediğim haklardan biri.

Kitap okumak özgürleştirirBen Bir Kitap Kurduyum, Hep Kitap, Çizen: Ege Karadayı, 3-7 yaş, 17 lira

#EVDEKAL ETKİNLİĞİ

Çocuk yogası

Evde yoga yapmak isteyenler uzaktan bağlantıyla yoga dersi alabilir. Bugün 11.00-11.40 (3-5 yaş), 12.00-12.40 (6-8 yaş) saatleri arasındaki buluşmaları kaçırmayın. Seans ücreti 30 lira. Katılmak isteyenler etkinliğe @yodakids Instagram hesabından ulaşabilir.

Kitap okumak özgürleştirir

ÇOCUKLARIN KAYGI SEVİYESİ NEDEN YÜKSEK?

Yapılan son araştırmalar çocukların kaygı seviyelerinin en az yetişkinler kadar yüksek olduğunu gösteriyor. Bu durum da çocukların büyük endişe yaşamasına sebep oluyor. Peki, ama bunun sebebi nedir, nasıl çözülür? Prof. Dr. Özgür Öner açıklıyor…

X

‘Kardeşleri büyük-küçük diye etiketlemeyelim’

Evin büyük çocuğuna çok sorumluluk yükleniyor, küçüklerin yaptığı yaramazlıklarsa çoğunlukla hoş görülüyor. Uzmanlarsa büyük kardeşlere “Büyüksün” veya “Akıllısın” demenin o çocuklarda kaygı ve mutsuzluk gibi duygular yaratabileceğini söylüyor.

Büyük çocuğa “Sen abla/ağabeysin” demek onu nasıl etkiliyor?

Yağmur Kuşçu (Çocuk gelişimi uzmanı): Çocuk gelişiminde olumlu ya da olumsuz etiketin yeri yoktur. Bu ifadeler çocuğun ebeveyniyle doğru iletişim kurmasını engeller.

Büşra Köse (Psikolog): Hakkı olan bir şeyi sırf büyük olduğu için kardeşine bırakmak zorunda kalan çocuk ileride hakkını aramakta zorlanabilir, aradığında suçluluk hissedebilir.

Çocuk, ondan beklenen sorumluluğu yerine getiremediğinde ne hisseder?

Yağmur Kuşçu: Çocuk, ailesi tarafından anlaşılmadığını, ona yapılan uyarılar doğrultusunda istemediği rollere girmek zorunda kaldığını hisseder. Kardeş ilişkilerinde sorun olduğu zamanlarda durması gerektiği söylenen çocukla kardeşi arasında olumlu ilişki kurulamayabilir. İlerleyen yaşlarda bile bu yaşanan durumların etkisi kardeşler ya da akranlar arasında hissedilebilir. Çocuk, sevilmenin şartının küçük olmakta olduğu varsayımıyla gelişimine ket vurabilir.

Büşra Köse: Ebeveynler bazen iş stresinden, yorgunluktan ya da sabırları tükendiği zamanlarda büyük çocuğun da bir çocuk olduğunu unutarak ondan çok şey bekler. Bazen ebeveynler küçük çocuklarına bakım vermesi için büyük çocuktan destek isterler. Ancak büyük çocuk kendi oyununa dalması sebebiyle ya da henüz yaşı gereği yapamadığı şeylerden dolayı verilen sorumluluğu yerine getiremeyebilir. Böyle zamanlarda ebeveynler büyük çocuğa “Sen nasıl abi/ablasın, böyle mi örnek oluyorsun, nasıl dikkat etmezsin, sen büyüksün!” gibi bir tutumla yaklaştıklarında çocukta yetersizlik, aileyi hayal kırıklığına uğratmış hissetme gibi duygular oluşabilir.

Çocukla nasıl konuşmak gerek?

Yazının Devamını Oku

Duyguları noktalarla anlatın, hayatınız kolaylaşsın

Pek farkında olmasak da hayatımızda binlerce nokta var: Sevgi noktası, öfke noktası, kaygı noktası… Eğer bu noktaların bilincinde olursak hayatımızı kolaylaştırabiliriz. Nasıl mı? ‘Nokta’ kitaplarıyla dikkatleri üzerine çeken ve bir anda ülkemizde de tanınır hale gelen Diane Alber’le hem ‘Nokta’ kitaplarını hem de duyguları konuştuk.

Kitaplarınız çok eğlenceli ve ilgi çekici. Yazmaya başlarken çıkış noktanız neydi?

İlham kaynağım çocuklarım oldu. Onlar sayesinde resimli hikâye kitapları yazıp illüstrasyonlarını yapmaya başladım. Oğlum doğduğunda ona okumam için birçok resimli hikâye kitabı hediye edildi. Bu kitapların bir kısmı yaratıcılığımı geliştirmem için ilham oldu. Çocuklarımın ‘kitapla bağlantılı etkinlikler’ ile ne kadar ilgili olduğunu gördüğümde çocuklarımın ilgilerini canlı tutabilmek için kendi kitabımı yaratabileceğimi düşündüm. Ve böylece Nokta Serisi üzerine çalışmaya başladım.

Duyguları noktalar üzerinden anlatma fikri nereden çıktı, size nasıl bir deneyim sağladı?

Çocuklarım büyüdükçe duyguları da onlarla birlikte büyüdü. Neden kızgın ya da endişeli olduklarını anlamaya çalışmak zordu, bu yüzden onlara sağlıklı iletişim kurma ve duygularını yönetme yollarını öğretmeye başladım. Bir duyguyu bir ‘şey’ olarak hayal etmelerini sağladığımda, duygularının etkilerini küçültme konusunda daha fazla kontrole sahip olduklarını keşfettim. ‘Öfkeli Nokta’ böyle ortaya çıktı. ‘Sakin ol’ demek yerine “Öfke noktan çok büyüyor, onu daha kontrol edilebilir bir boyuta nasıl getirebiliriz sence?” derdim. Daha sonra onların öfkelerini yatıştırmalarının yollarını bulmak için beyin fırtınası yaptık.

Kitaplarınızın ebeveyn ve çocuklar arasında sağlıklı bir iletişim kurulmasında rol oynayacağı kesin! Peki, çocuklar bu kitapları okuduklarında neler hissdiyorlar?

Çocuklar noktalarla gerçekten bağ kurdular, bu bağı görsel olarak anlatmalarının dışında kendilerini ifade edebilmek için istedikleri hikâyeleri noktalardan yola çıkarak çizmeleri de kolay. Bu nedenle, bir çocuk nasıl hissettiğini söylemekte zorlanıyorsa bunu çizerek anlatmasını sağlayabilir ve iletişimi daha kolay sağlayabilirsiniz.

Yazının Devamını Oku

‘Sarılmanın kendi içinde bir şifası var'

Sarılmak özgüveni arttırıyor, çocuğun kendini iyi hissetmesini sağlıyor. Ebeveyniyle sıcak ilişki kuran çocuğun duygusal zekâsı da yüksek oluyor, yalan söylemeye ihtiyaç duymuyor. Sarılmak aynı zamanda stresi azaltıp bağışıklık sistemini de güçlendiriyor.

Sarılmak neden önemli?

Hatice Çetin Hakyemez (Çocuk gelişimci): Sarılmanın rahatlatan bir yönü vardır. Sarılma gerçekleştiğinde kişi oksitosin hormonu salgılar. Oksitosin hormonunun stresi azalttığı ve bağışıklık sistemini güçlendirdiği kanıtlanmıştır. Sarılma eylemiyle birlikte insanlarda hem fiziksel hem de ruhsal birtakım değişiklikler gözlenir. Kalp atım hızı yavaşlar ve kişi kendini sakin, mutlu hisseder; bu durum sosyal bağları da güçlendirir. Ayrıca yapılan çalışmalar sarılmanın depresyonu gidermede etkili olduğu, özgüveni arttırdığı, hem çocuğa hem de yetişkine kendini mutlu ve güvende hissettirdiğini ortaya koyuyor.

Seren Erdoğan (Uzman klinik psikolog): Sarılmanın kendi içinde bir şifası var. Kendimizi kötü hissettiğimiz durumlarda doğal olarak bir sarılma eylemine ihtiyaç duyarız, öyle ki sarılacak kimsemiz olmadığında pelüş bir battaniye veya oyuncağa sarılmak isteriz. Bu durum hormonlarla doğrudan ilişkilidir. Serotonin, dopamin ve oksitosin gibi iyilik, canlılık, mutluluk hallerimizi destekleyen hormonlar hayatımızda önemli bir yere sahiptirler.

Ebeveyniyle sıcak ilişkiler kuran çocuklarda gözlemlenen önemli özellikler nelerdir?

Hatice Çetin Hakyemez: En önemli özellik duygusal zekâlarının yüksek oluşudur. EQ dediğimiz bu duygusal zekâ türü empati, iletişim kurma, özgüven, özfarkındalık, planlama, risk alma gibi becerilerin varlığı ve gelişiminden sorumludur. Duygusal zekâ için öncelikle iletişim gerekir. Sıcak bir ilişkinin olduğu evlerde temas vardır; çocuk birey olarak kabul görür. Bu sayede çocuk duygu aktarımı yapabilir. Çocuk duygularını tanımaya, yönetmeye ve aktarmaya başladığı an duygusal zekâsı beslenmeye başlayacaktır. IQ’ya verdiğimiz önemi EQ’ya da verdiğimiz sürece, çocuklarımızda olmasını istediğimiz, özgüven, özfarkındalık ve özdisiplini de onlara kazandırmış olacağız.

Seren Erdoğan: Çocukla ‘sıcak ilişki’de iletişim açık ve güvenlidir. Bu çerçevede büyütülmüş çocuklar özgüvenli olur, kendini doğru ve güzel ifade edebilir, beden algısı ve sınırları konusunda bilinçlidir. Aynı zamanda ‘yalan’ söylemeye de ihtiyaç duymayan çocuklardır. Bu durum da çocuğun aile içinde ve sosyal hayattaki becerilerini olumlu yönde etkilemektedir.

Dokunsal iletişimi pek tercih etmeyen ebeveynler,  çocuklar için önerileriniz neler?

Yazının Devamını Oku

Hayallerinin peşinden koşan gençlere büyük destek

Uzun zamandır yakından takip ettiğim, beni çok heyecanlandıran bir proje var: “Sen Gençsin, Güç Sensin”. Dünya değişip dönüşürken, gençliğe yatırım yapmanın ne kadar önemli olduğunun farkında olan Eti’nin Toplum Gönüllüleri Vakfı (TOG) işbirliğiyle 2019 yılında başlattığı bu projeyle bilim, kültür-sanat, sosyal sorumluluk ve spor alanlarında, azim ve hikâyesi ile cesaret ve ilham veren gençler destekleniyor.

Azmiyle ve hikâyesiyle ilham veren 16 genç

Dijitalleşmenin, her günü bir öncekinden farklı hale getirdiği bu çağda gençler fikirleriyle dünyayı değiştiriyor ve farklılıklar yaratarak hayata yön veriyor.

Ülkemizde genç olmak hem çok heyecan verici hem de oldukça zor. Çünkü gençliğin heyecanı fazla, ama elinde yeterli kaynak yok. İşte tam bu noktada imdada çok köklü bir kuruluşun yetişmesi alkışı hak ediyor.

Eti İcra Kurulu Başkanı Hakan Polatoğlu’nun şu sözleri çok değerli: “Bu yıl Eti’nin 60’ıncı kuruluş yıldönümünü kutluyoruz.

Tam 60 yıldır hayata mutluluk katmak için çalışıyor, faaliyetlerimizi tüm paydaşlarımız için sürdürülebilir değer yaratma ilkemiz doğrultusunda sürdürüyoruz.

Eti olarak mutluluğu sadece ürünlerimizin yaşattığı keyif anları ile sınırlı tutmuyoruz.

Sürdürülebilir bir gelecek için kurucumuzun vizyonunu temel alıyor, gelecek nesillere daha mutlu ve daha yaşanabilir bir dünya bırakmayı hedefliyoruz.

Yazının Devamını Oku

Ona sormadan ve izin almadan oyuncağını atmayın

Uzmanlar, çocukların oyuncaklarıyla duygusal bir bağ kurduklarını söylüyor. Oyuncağını ondan habersiz atmanın, izin almadan başkasına vermenin güven sorununa yol açabileceği konusunda da uyarıyorlar.

Oyuncaklar çocuklar için ne anlam ifade ediyor?

Dr. Sabri Yurdakul: Oyuncaklar çocukları yaşama hazırlar. Sosyal yönden kimlik gelişimlerini yönlendirir. Çocuklar oyuncaklarıyla duygusal bağ kurar ve onları sahiplenirler. Bu yüzden ailelerin, çocukların oyuncaklarını kaldırmaları, atmaları ya da izinsiz başkasına vermeleri onları olumsuz etkiler.

Özge Selçuk Bozkurt (Çocuk gelişimi uzmanı): Bebeklik döneminden itibaren oyuncaklar, çocuk için ‘rahatlatan nesneler’ olarak karşımıza çıkar. Bir oyuncağın ‘oyun arkadaşı’ olarak görülmesiyse 2 yaşından sonra başlar. Oyuncağın çocuk için anlam kazanması, o oyuncağı alan kişiye, kimlerle oynadığına, nasıl oynadığına göre değişebilir. Bu süreçte oyuncak, çocukluk çağının anı biriktirme aracı haline gelir. Dolayısıyla çocuk için önemi büyüktür.

Çocuğun oyuncağını ondan izin almadan başkasına vermek doğru mu?

Dr. Sabri Yurdakul: Hayır, değil. Bir oyuncağı yıkarken bile çocuğa sormak gerekir. Çünkü o oyuncak ona ait ve oyuncağıyla ilgili anıları var. Oyuncağının sorulmadan atılması çocuğun güven duygusunu zedeler. Ayrıca çocukların kimliklerinin, kişiliklerinin, sosyal uyumlarının gelişiminde oyuncakların önemi büyüktür. Aileler bunun farkında olmalı.

Özge Selçuk Bozkurt: Sevdiği bir oyuncağı yerinde bulamamak çocukta ‘Eyvah, sevdiğim şeyler kaybolabilir’ algısını geliştirebilir. Özellikle okulöncesi dönemde çocuk, annenin geliş-gidiş fikrine ancak güvenle alışır. Aynı durum oyuncakları için de geçerlidir. “Oyuncağın eskimişti, çöpe attık” veya “Kuzenin istedi, ona verdik” gibi açıklamalar da yapılmışsa, çocuk bunu ‘Nasılsa yenileri alınıyor’ diye önemsemeyebilir. Ya da sevdiği bir nesneyi ortadan kaldıran ebeveynine karşı olan güveni sınanabilir. Yerine koyabileceği yeni oyuncaklar arar belki ama ‘Annem/babam en sevdiğim oyuncağımı attı’ cümlesini de aklından geçirebilir.

Anne-babalara  ne önerirsiniz?

Yazının Devamını Oku

Ona “Büyüyünce ne olacaksın” diye sormayın

Uzmanlar yetişkinlerin sormayı çok sevdiği “Büyüyünce ne olacaksın” sorusunun çocuklarda kaygı yaratabileceğini söylüyor: “Bizler hoşnut olacağımız meslekleri onlara dikte ediyoruz.”

Çocuklara “Büyüyünce ne olacaksın” veya “Şu mesleği yap” gibi söylemlerde bulunmak doğru mu?

Prof. Dr. Nilgün Sarp (İstanbul Bilgi Üniversitesi, Çocuk Gelişimi Bölümü): Benim kızım bu soruyu soranlara büyüyünce dansöz olmak istediğini söylerdi. Çocukların bu soruya verecekleri cevapları, çevrelerinde gördükleri yaşantılar ve hayalleri belirler. Oysa aynı soruyu gençlere sorduğumuzda onlarda öfke ve kaygı yaratabiliriz. IPSOS’un yaptığı Türkiye’yi Anlama Kılavuzu araştırmasına göre; Türkiye’de 17-24 yaş arası gençler üniversite bittikten sonra iş bulamayacaklarından korkuyorlar.

Cevher Sönmez (Uzman psikolog): Bir çocuğa “Büyüyünce ne olacaksın” diye sormak çocukluğun tabiatına aykırıdır. Onların hangi meslekte olacağını merak etmiyor; bizlerin hoşnut olacağı meslekleri onlara dikte ediyoruz. Doktor olmasını istediğimiz bir çocuk balet olmak veya avukat olmasını istediğimiz bir çocuk ressam veya müzisyen olmak isteyebilir ve bu hakkı kullanabilmelidir. Bir çocuğa yapılacak en büyük iyilik, ona ne yapacağını söylemek değil; nasıl yapacağı kısmında rehber olabilmektir. Çocuk, soyut düşünceye sahiptir. Bizlerse somut düşünce... Çocuğun verdiği cevaplardan hoşnut olmadığımızda kendisine sert ve keskin tepkilerle yaklaşmamaya özen göstermeliyiz.

Çocukların işi oyun. Onlar oyunla hayatın tadını alıyor. Çocuklara gerçek hayatla ilgili sorular sormak, onları endişeye sürüklüyor mu?

Prof. Dr. Nilgün Sarp: Çocuğun kendisinin farkına varması, sonrasında çevreyi fark etmesi okulöncesi döneme dayanıyor. Hayal kurma, 3 yaştan itibaren görülüyor. Çocuk gelişiminde ‘sembolik oyun’ dediğimiz oyunlarla çocuk günlük hayatını sergiler, dünyasında neler olup bittiğini gösterir. Oyunları yoluyla çocuk; kendisini tanımayı ve ifade etmeyi, düşünmeyi ve kendi başına karar vermeyi, sorumluluk almayı, işbirliği içinde paylaşmayı, dikkatini bir noktaya toplamayı ve becerilerini organize etmeyi öğrenir.

Cevher Sönmez: Çocuklarımıza akıl vermek, onları terbiye etmeye çalışmak, yetiştirme gayretinde olmak boş bir uğraştır. Çünkü bunlar çocuğa işlemez. Hayat karşısında bizlerin çektiği zorlukları onlar çekmesin diye içine girdiğimiz kaygılı duruş onlara da bulaşır. Kendi tavır ve tutumlarımız çocuklarımızın hayat karşısındaki esneklik payını belirleyecektir. Biz iyi olursak onlara da en büyük desteği sunmuş oluruz. Uçaklarda güzel bir anons vardır: Oksijen maskesini önce kendinize,  sonra çocuklarınıza takınız!

Anne-babalara önerileriniz neler?

Yazının Devamını Oku

Televizyon açıkken ders çalışmasın

Çocukların evin salonunda, televizyon açıkken ders çalışması oldukça yaygın. Oysa uzmanlar “Ders çalışmanın verimli olması için dikkat dağıtıcılardan arındırılmış bir ortama ihtiyaç var” diyor.

ÇOCUKLARIN SALONDA DERS ÇALIŞMASI DOĞRU MU?

Ali Orhan (Psikolog): Öğrenmenin temeli dikkattir. Salonsa evlerin en fazla dikkat dağıtıcıyı barındıran ortak kullanım alanıdır. Dolayısıyla çocuğun ders çalışması için uygun bir alan değildir.

Ezgi Katı (Psikolojik danışman): Çocuğun odası varsa orası çalışma için düzenlenmeli ancak evde yeterli alan yoksa salon veya mutfak da çalışma için ayrılabilir. Televizyonun açık olduğu ve aile büyüklerinin sohbet ettiği alanlarda çocuğun dikkatini toplayıp çalışamaması normaldir.

Çocuklar için ideal çalışma ortamı nasıldır?

Ali Orhan: Odada, yaşa uygun bir çalışma masası, çalışma koltuğu ve kütüphanesi bulunmalı ve oda iyi aydınlatılmalı.

Çocuk bir dersten verim alamıyorsa, bunun çalışma ortamıyla nasıl ilişkisi nedir?

Ezgi Katı:

Yazının Devamını Oku

Bırakın, istediği oyuncakla oynasın...

Çocukların oyuncak seçimleriyle anne-babalarınki farklı. Çocuklar çizgi film karakterlerini istiyor, anne-babalar eğitici içerik arıyor. Uzmanlara göre eğitici olmayan oyuncaklar da alınabilir, önemli olan denge kurmak...

Çocukların istediği oyuncağı almak veya anne-babanın istediğini çocuklara dayatmak doğru mu?

Prof. Dr. Belma Tuğrul (İstanbul Aydın Üniversitesi, Çocuk Gelişimi Bölümü): Oyun karakterlerinin üç boyutlu bir ürün olarak çocuğun oyun alanına dahil edilmesi, çocuk için heyecan verici bir durum. Burada esas olan, bu içeriklerin çocukların gelişimi açısından riskli özellikler taşımaması.

Öznur Simav (Pedagog): Çocukların her istediğini yapmak doğru değil. Oyuncak sayısını çoğaltmaktan öte oyuncak gruplarını dengeli dağıtmak önemli. Çocukların sevdiği çizgi film kahramanlarına öncelik gösteriliyor ya da zekâ geliştirici olanlar daha fazla alınmış olabiliyor. Oyuncaklar farklı gelişim alanlarına hitap etmeli.

Çocukla nasıl uzlaşmak lazım?

Prof. Dr. Belma Tuğrul: Uzlaşı olması için anne-babaların oyunun çocukların hayatında ne anlama geldiğini bilmesi, tam bir ‘oyun okuryazarı’ olması gerekir. Çocuğu anlamak, onunla bağ kurmak isteyen yetişkinler çocukların anadili olan oyun dilini sökmüş olmalıdır. 

Öznur Simav: Belli bir sınır getirilmesi gerekir. Örneğin, ayın ilk cumartesi-pazar günü ve bir tane alınabileceği konusu evden çıkmadan kararlaştırılmalıdır.

Çocuk tehlikeli bir oyuncak isterse nasıl konuşmak gerek?

Yazının Devamını Oku

Onun hakkında konuşurken dikkatli olun

Bazen kalabalık ortamlarda çocuklar annelerinin yanından ayrılmıyor. Böyle durumlarda yetişkinler “Bu çocuk çok asosyal, ne yapacağız bilmiyorum” gibi cümleler kurabiliyor. Uzmanlara göre bu yaklaşım çocuğun kendini değersiz hissetmesine sebep olabilir.

Bir çocuk hakkında, onun duyacağı şekilde konuşmak doğru mu?

Göksu Telmaç (Uzman klinik psikolog): Çocukların, kişilik özelliklerini, gelişimsel durum ya da sorunlarını onların yanında konuşmak, benlik algılarını ve yetişkinlerle kurmaları gereken güvene dayalı işbirliğini zedeler.

Dr. Serdar Alparslan (Çocuk ve ergen psikiyatrı): Bazı çocuklarda özellikle sosyal ortamlarda ve okula giderken anneden ayrılmakta zorluk görülür. Daha ilerleyen yıllarda alışverişini yapamama ve kendi siparişini verememe, bir yerden bir yere tek başına gidememe gibi sorunlarla devam edebilir. Bu durumlarda genelde aile ya da çevresindeki kişiler bu işleri başaramaz diye onun adına kendileri yapmak isterler ve çocuğun daha çekinik kalmasına neden olurlar. Hatta çocuğun yanında “Bu çocuk böyle işte! Kendi işini yapamaz, yanımızdan ayrılamaz” gibi laflar söyleyerek çocuğun da bu durumu kanıksamasına yol açarlar. Halbuki tam tersi davranışlar sergileyip çocuğu da yüreklendirerek kendi işini kendi yapması için teşvik etmeliler. “Yabani, asosyal, beceriksiz” gibi sözcükler çocuğun yanında kullanılmamalı. Bu konuda çocukla ilişkili diğer aile bireyleri de uyarılmalı ve birlikte hareket edilmeli.

Çocuklar kendileri hakkında konuşulduğuna şahit olduğunda neler hissederler?

Göksu Telmaç: Böyle bir durumda çocuk “Bende bir hata var” diye düşünerek utanç ve suçluluk hisseder. Çocuğun “Annemin/babamın istediği gibi biri olamıyorum. Yeterli değilim, beni sevmiyorlar” gibi düşünceler geliştirmesine sebep olur.

Bazen şakalaşmak için “Bu çok yabani! Seni beceriksiz seni, tembel teneke!” gibi cümleler de kuruluyor...

Göksu Telmaç:

Yazının Devamını Oku

Boyama kitapları faydadan çok zarar mı veriyor?

Anne-babalar, özellikle okulöncesi çocuklara en çok boyama kitapları alır. Oysa uzmanlar boyama kitaplarının çocuğun yaratıcılığını sınırlandırdığını söylüyor...

Boyama kitapları çocukların yaratıcılığını kısıtlar mı?

Ilgın Şirin (Uzman klinik psikolog): Resim yapmak çocukların kas becerileri, el-göz koordinasyonu, güç-kontrol becerisi, bilişsel ve görsel zihin gelişiminde etkin rol oynuyor. Fakat boyama kitapları genellikle hazır resimlerden oluşuyor. Bu durum da çocuğun serbest düşünme, ifade etme ve görselleştirme becerilerini kısıtlıyor. Yani boyama esnasında hazır olarak verilen sınır çizgileri çocuğu bu sınırları aşmadan boyamak zorunda bıraktığı için çocuğun hayal kurması ve yaratıcı düşünmesi engellenmiş oluyor.

Ceyhun Şen (Çizer): 12 yıldır çocuk kitapları resimleyen bir illüstratör ve bir baba olarak bu konuda uzman görüşlerini takip etmeye çalışıyorum. Boyama kitaplarının yaratıcılığı kısıtladığı görüşünde olanlar ve gelişime faydalı olduğu görüşünde olanlar iki uç noktada duruyor. Bence mevcut boyama kitaplarındaki net yönlendirme ve talimatların yaratıcılığı kısıtladığı çok açık! Kesin sınırları belirlenmiş ve çok net talimatları olan hiçbir etkinlikte yaratıcılık kendi yolunu bulamaz. Bir çocuğa “Bu bir balık ve onu maviye boya” derseniz çocuk mavi rengi bitmediği sürece, bu talimat içerisinde kalma eğiliminde olacaktır. Bu, pembe bir balık boyayıp balığın neden pembe olabileceğine dair bir nedensellik oluşturmasını engeller ve hayal dünyasında pembe balığın hikâyesini yazma potansiyelini elinden almış olursunuz.

Çocuklar boyama yaparken istedikleri renkleri kullanmalarına karışmamalıyız.

Yeşil yerine mor bir ağaç çizen çocuğa nasıl yaklaşmak gerek?

Ilgın Şirin: Gerçeklik algımız, yetişkinlikle çocukluk dönemlerimizde farklıdır. Bir çocuk ağacı mora boyadığında biz bunun pek mümkün olamayacağının bilincindeyizdir; fakat bu durum çocuklar için böyle işlemez. Bir çocuk için ağaç yeşil olabiliyorsa neden mor olamasındır ki? Çocuğa bu renkte bir ağaç olamayacağını söylemek yerine yaptığı ağacın ne kadar güzel ve özel olduğunu anlatmak gerek. Hatta ona bu rengi tercih etmesinin sebebini sormak, hayalini anlatmasına imkân tanımak da çok önemli!

Ceyhun Şen: Çocuklar resim yaparken de boyama kitapları boyarken de ‘olmaz’lı yaklaşımları terk etmek gerekiyor. Boyama kitapları özelinde de bu kısıtlayıcı yönergeler yerine yeni bir boyama kitabı anlayışının hâkim olması gerektiğini düşünüyorum. Bence çözüm basit. Boyama alanlarının tamamen net sınırlarla belirlenmediği, çocuğa çıkış yollarının ayrıldığı görseller hazırlanabilir. Ayrıca boyama sayfalarında çocuğun hikâyeler oluşturabileceği alanlar bırakılıp zekice ve yararlı yönlendirmeler yapılabilir. Mesela bir köşede boyanması beklenen bir balık görseli varsa “Haydi bu balığı arkadaşlarıyla buluşturup eğlenceli bir oyun başlatalım” gibi bir yönlendirme, çocukta büyük bir yaratıcılığı tetikleyebilir. Çocuğun böyle bir senaryoda sayfadaki balığı bir astronotla ya da denizkızıyla arkadaş yapması olasıdır. Aynı senaryoda ebeveynin “Astronot ve balık arkadaş olamaz” demesi yerine “Astronot ve balık sence nasıl arkadaş olmuşlardır” sorusuyla çocuğun hayal gücündeki potansiyeli daha da güçlendirmesi en iyi yoldur.

Çocukların yaratıcılığını arttırmak için ailelere ve öğretmenlere önerileriniz neler?

Yazının Devamını Oku

Ne yapacağını bilmiyorsa...

Pandemi sebebiyle uzun süre evde kalan çocuklar, okula döndükten sonra pek çok sorunla karşı karşıya kaldı. En temel yönergelere uymakta zorluk çekiyor, arkadaş bulamamaktan şikâyet ediyor; “Benimle kimse oynamıyor”, “Benim yerime onunla oynamak istediğimi söyler misin” diye sıkıntılarını dile getiriyorlar. Biz ne yapacağını bilmeyen bir çocuğa nasıl destek olacağız?

Pandemi kısıtlamaları sonrası okula dönen çocukların sıraya girme, söz alma, genel kurallara uyma gibi davranışlarında ne gibi değişiklikler oldu?

Mehtap Gür (Okulöncesi eğitimcisi): Çocuklar pandemi sürecinde akranlarıyla etkileşimle öğrenecekleri birçok davranışı maalesef deneyimleyemediler. Dolayısıyla şu an bir araya gelen çocukların en büyük sorununu ‘Ne yapacağını bilememe’ olarak tanımlayabiliriz. Okulda söz almak için sırasını beklemek zorunda olan çocuk evde buna ihtiyaç duymuyordu. Özellikle konuşan kişiye odaklanma ve sabırla bekleyebilme becerileri gelişmedi. Bu süreci yoğun olarak ekran başında geçiren çocuklarda ekrana aralıksız bakma, odaklanıp dakikalarca izleyebilme davranışı gözlemlenirken masa başında ellerini ve temel becerilerini kullanması gereken bir etkinlikte kısa sürede sıkılma, sabır gösterememe, yaratıcı ürünler ortaya çıkaramama, verilen bir yönergeyi takip edememe gibi davranışlar ortaya çıkıyor. Normal şartlarda çocuklar, her yerde ve hiçbir oyun materyali olmadan da yaratıcı oyunlar üretebilme becerisine doğal olarak sahiptir. Pandemi süreci küçük yaş grubundaki çocukların yaratıcılık ve yeni şeyler üretebilme becerilerini de olumsuz şekilde etkiledi.

Dr. Bahar Eriş (Eğitimbilimci): Çocuklar iletişim kurmayı, oyuncak paylaşmayı, sırada beklemeyi, yeni arkadaşlık bağları kurmayı, “Lütfen” ve “Teşekkür ederim” gibi kıymetli ifadeleri öğrenmeyi, sohbet edebilmeyi, dinleme becerisini sosyal ortamlarda öğreniyor. Uluslararası araştırmalara göre pandemi, bazı çocuklarda bu tür sosyal becerilerde gerilemeye yol açtı. Öte yandan çocuk beyni esnek olduğu için bu becerileri bol tekrar ve pratikle geri kazanmak mümkün. Öğretmenlere bu konuda çok iş düşüyor ancak ailelerin de evde yapabileceği birçok şey var.

Çocukların sosyal hayata uyumlu yaşayabilmeleri için önerileriniz neler?

Dr. Bahar Eriş: Evde mümkün olduğunca bir rutin oluşturmak önemli. Evde rutin yoksa çocuk sosyal ortamda da zorlanıyor. Aileler çocuğu evin merkezi haline getirmemeli. Böyle olduğunda, çocuk aynı ilgi ve dikkati ev dışındaki sosyal ortamda da bekliyor. Çocuğa ailenin eşit bir üyesi olduğu mesajını vermek önemli. Bunun bir yolu, çocuklara küçük yaştan itibaren ev içinde sorumluluklar vermek. Sorumluluklar, talimatı takip edebilme becerisini de destekliyor. Çocuklara, yaptıklarıyla sonuçlar arasındaki ilişkiyi sözel olarak anlatmak da önemli. Çocuk karşısındakinin sözünü kesmeden beklediğinde “Aferin” demek ona bir bilgi vermez. Bunun yerine “Arkadaşını dikkatlice dinlemen çok saygılı bir davranıştı, onu da mutlu etti, kendinle gurur duymalısın” gibi cümleler çocuğa davranışıyla sonuç üzerinde etki yarattığını, bu dünyaya pozitif bir şey katma gücüne sahip olduğunu hissettirir. Aileler, evde sosyal becerilerin pratiğinin yapılabileceği ortamlar kurgulayabilir. Mesela haftanın bir günü aile toplantıları yapıp birbirini dinleme, konuşmak için söz alma, kendi sıranı bekleme pratiği yapılabilir.   

Mehtap Gür: Tüm bilimsel kaynaklar ve eğitimcilerin deneyimleri gösteriyor ki, çocuklarda olumlu davranışların gelişebilmesi, akademik becerilerin yüksek olması, sosyal-duygusal yönden gelişmiş ve yaşına ve gelişim özelliğine göre sorun çözebilme becerileri yüksek çocuklar yetiştirmek için okul-aile işbirliği çok önemli. Ayrıca çocuğun sosyal hayattaki tavır ve davranışları için anne-babalar önayak olmalı. “Günaydın, iyi akşamlar” gibi cümleleri önce onlar söylemeli, markette sıraya girmeli, ayakkabısını nasıl bağlayacağını göstermeli, sırayla konuşmalı, kurallara uymalı, dinlemeyi bilmeli. Çocukları mümkün olduğunca akranlarıyla bir araya getirmek ve sorun çözme becerisine katkı sunan en iyi yollardan biri olan akran öğrenmesine fırsat yaratmak da çok önemli.

HADİ GİDELİM

Yazının Devamını Oku

Tırnaklarını yemesinin altında psikolojik bir sebep olabilir

Ebeveynlerin çoğu zaman önemsiz gördüğü, çocuklarını uyarmakla yetindiği tırnak yeme davranışı ciddiye alınmalı. Çünkü uzmanlara göre bu davranış bazen geçici bir durum olabilir ama bazen de altından farklı sorunlar çıkabilir.

Çocukların tırnak yeme alışkanlıklarının altında ne gibi sebepler var?

Ali Orhan (Psikolog): Tırnak yeme davranışı ciddiye alınması gereken davranış sorunlarından biri. Bazen kısa süreliğine, bazen de sürekli olarak yapıldığı gözlenir. Tırnak yiyen çocuklar genellikle yoğun kaygı yaşamaktadır. Burada dikkat edilmesi gereken husus, bu çocuklar nasıl, ne tür kaygı yaşıyor ve kaygının kaynağı ne? Çocuklarda kaygı genellikle kontrol edemediği, kaçınamadığı, maruz kaldığı tehdit ve tehlikeler sonucunda oluşur. Kendisine ya da sevdiklerine yönelik tehdit karşısında çocuğun kaygısı artar ve tırnaklarını yiyerek vücuduna zarar vermek yoluyla rahatlamaya çalışır. Bu tehditler çocuğun istismar, taciz gibi vücut bütünlüğüne, dokunulmazlığına yönelik ya da aile içinde tartışma, kavga ve ebeveynlerin birbirlerine yönelik şiddeti olabilir.

Prof. Dr. Özgür Öner (Çocuk ve ergen psikiyatrı): Olayın bir de farklı boyutu vardır. Tırnak yeme, stres azaltıcı bir hareket olarak veya çocuğun tırnaktaki ya da derideki düzensizliklerden rahatsız olmasıyla başlar. Bu davranışı yapan çocukların önemli bir kısmı otomatik olarak yapmaya devam eder. Boş kaldıklarında, stresli durumlarda, sıkıldıklarında ya da elleriyle tırnak çevresindeki düzensizlikleri yoklamalarıyla bu davranış başlar. Her ekonomik durumdaki, her zekâ düzeyindeki çocukta ortaya çıkabilir. Hafif olgularda, bir kere alışkanlık haline geldikten sonra mutlaka çocukta bir psikolojik soruna eşlik etmesi de gerekmez. Fakat altında psikolojik sorunların olduğu durumlar da söz konusu olabilir. En çok 10-18 yaşları arasında görülür ve kızlarda daha fazladır. Çocukların önemli bir kısmında yaşla davranış azalsa da ömür boyu devam edebilir.

Bu davranış nasıl bıraktırılabilir?

Ali Orhan: Ebeveynlerin öncelikle çocuğu çok iyi gözlemesi gerekir. Bu davranış bazen kısa süreli olabilir ve çocuk tırnak yeme alışkanlığını kendiliğinden bırakabilir. Eğer süreklilik gösteriyorsa, çocuğun günlük yaşamındaki ve aile içindeki değişiklikleri bulmaya çalışmaları gerekir. Bu konuda çocukla konuşurken sakin olmalılar ve asla suçlayıcı bir dil kullanmamalılar. Kaygının kaynağı her zaman evde olmayabilir. Bazen sokakta veya okulda olabilir. Genellikle kaygı kaynağı olan tehdit ortadan kalktığında tırnak yeme davranışı da ortadan kalkar. Eğer tırnak yiyen çocuğa karşı suçlayıcı bir dil kullanılırsa çocuk bu davranışını gizlemeye başlar ve tırnaklarını yiyen bir yetişkine dönüşür. Davranış devam ederse bir uzmandan yardım almak gerekir.

Prof. Dr. Özgür Öner: Öncelikle davranışı devam ettiren ‘aşırı ilgi’ ve ‘uyarma’ gibi sosyal pekiştiricileri ortadan kaldırmak gerekir. Bununla birlikte, davranışın ortaya çıktığı zamanların ayrıntılı bir şekilde belirlenmesi için liste tutulmalı ve çocuğun bu davranışın bilincine varması sağlanmalı. Daha sonra tırnak yemenin yoğun olduğu durumlarda bu davranışı engelleyecek alternatif hareketler oluşturulmalı. Ayrıca kesinlikle çocuğa “Tırnağını yeme!” gibi uyarılarda bulunulmamalı. Çünkü bu durum davranışı istemeden pekiştirebilir. Çocukla bir konuşma yapılmalı ve ona “Tırnaklarını yediğinin farkında mısın” diye sorularak çocuğun farkındalığı sağlanmalı. Bunun sağlık açısından iyi bir davranış olmadığı vurgulanmalı ve çocuğa alternatif bir davranış önerilmeli. “Böyle durumlarda ellerini ceplerine sokabilirsin” gibi bir sözle çocuk yönlendirilebilir. Çocuk bu davranışın yanlışlığına ikna edilebilirse zamanla kendiliğinden bırakacaktır.

HAFTANIN KİTABI

Yazının Devamını Oku

“Çocuğunuza ‘Al bu kitabı oku’ demeyin”

Çocuk kitapları genelde çizimlerle hazırlanır ama yazar Canan Tan bir yeniliğe imza attı ve torunu Can ile kedisi Cancan’ın öyküsünü gerçek fotoğraflarla anlattı. Doğan Egmont Yayınları’ndan çıkan ‘Benim Adım Can Kedimin Adı Cancan’da minik okurları eğlenceli bir kedi öyküsü bekliyor...

Bu kitap nasıl ortaya çıktı Canan Hanım?

Can torunum, Cancan da kedisi. Çok muzip ve şirin bir kedi. Torunumla harika bir iletişimleri var ve ben onların kurduğu bu dostluğa bayılıyorum. Cancan’ın muziplikleri, sakarlıkları, torunumun ona ilgisi çok hoşuma gidiyordu. Benim de kedilerle ilgili pek çok anım var. Çocukken anneannemden gizli, ayakkabı sandığında kedi beslemişliğim var. Can’da da aynı yatkınlığı yakaladım. Cancan’ın çok ilginç maceraları oldu. Her yaştan kediseverin ilgisini çekeceğini düşünüyorum.

Kitapta ilginç anılarınız da yer alıyor...

Çok... Size birini anlatayım. Yazlıkta herkesin beslediği bir köpek var. O şirin köpek, Cancan geldiğinde çok huzursuz oldu ve ona havlamaya başladı. Ben de kediyi kucağıma aldım ve köpeğe dönerek “Bu kediye sakın havlamayacaksın, bu bizim kedimiz” dedim. İnanır mısınız, o da bizim kedimize asla havlamadı bir daha.

Çocuklara yazarken neler hissettiniz?

Ben yazdığım kitaptaki ‘yaşı’ üstüme alırım. Eğer yetişkinlere yazıyorsam ‘yetişkin’, çocuklara yazıyorsam ‘çocuk’ olurum.

Yazının Devamını Oku

Kaybetmeyi de öğrensin

Çocuklarla oyun oynarken hep onun kazanması sağlanınca, çocuk okulda, ‘kaybettiği’ zamanlarda hayal kırıklıkları yaşayabiliyor. Uzmanlar “Kuralına uygun, adil oyun oynamak önemli” diyor.

Özellikle ninelerin ve dedelerin baktığı çocuklar, oyunlarda hep kazandırılıyor.

Oyun oynamak, bu sırada kazanmak ve kaybetmek çocuklar için neler ifade ediyor?

Serap Melek Kılıç (Psikoterapist, çocuk psikoloğu): Çocuklarımız, yetişkinlikte hayata karşı takınacakları tavrı ve ortaya koyacakları karakteristik özellikleri özellikle okulöncesi dönemde kazanmaya başlıyor. Dünyayı koca bir oyun bahçesi olarak algılayan ve hayatı oyun oynayarak keşfeden çocuklarımızın oyun oynama yaşantısına yükledikleri anlam, geleceğe yönelik atılmış büyük
bir adım halini alıyor.

Prof. Dr. Müdriye Yıldız Bıçakçı (Ankara Üniversitesi Çocuk Gelişimi Bölümü): Kaybetmeyi öğrenmek, çocuk için kimi zaman zorlu bir süreç olabilir. Çocuklar ancak yaşamın onlara getirdiği olumlu-olumsuz her durumun üstesinden gelme becerisini kazandıklarında sağlıklı bireyler haline gelebilir. Bir çocuğun her oyunu sürekli kazanmasının sağlanması, onun olumsuz duygularını tanıma ve yönetme, diğer insanlara ilgi ve özen gösterme, olumlu ilişkiler kurabilme ve zorlayıcı durumlarla baş edebilme becerilerini olumsuz etkileyebilir.

Çocuğun hayatta kazanmanın da kaybetmenin de olduğunu öğrenmesi neden önemli?

Prof. Dr. Müdriye Yıldız Bıçakçı: Çocukların, okulda herhangi bir oyunu kaybettiği, sınavda arkadaşlarından daha düşük not aldığı durumlarla başa çıkabilmeyi öğrenmeleri gerekir. Çünkü değişen ve gelişen dünyada çocukların değişime ve zorluklara karşı uyum sağlama becerileri, yaşam becerilerinin temelini oluşturur. Kaybetmeyi bilmek çocukların yaşamda daha bağımsız hareket edebilmelerini, problemlere çözüm bulabilmelerini, güçlü ve geliştirilmesi gereken yönlerini (özfarkındalık) fark etmesini sağlar. Bunlar gelecekteki çalışma alanlarındaki başarıları açısından önemlidir.

Serap Melek Kılıç:

Yazının Devamını Oku

Squid Game okulları esir aldı

Güney Kore yapımı Squid Game (Kalamar Oyunu) adlı dizi tüm dünyada izlenme rekorları kırarken, +18 logosuyla sunulan dizinin çocuk ve gençler tarafından da yoğun olarak izlendiği görülüyor. Şu an okullar bu diziyle çalkalanıyor, çocuklar izlediklerini nasıl deneyimleyeceklerini konuşuyor. Dizide yetişkinler ‘çocuk oyunu’ oynuyor ama oyunu kaybeden ‘elendin’ denilerek korkunç bir şekilde öldürülüyor. Hedef ise paraya ulaşmak! Oysa hiçbir çocuk oyununun hedefi paraya ulaşmak değildir, sadece eğlenmektir. Konuyu uzmanlarla konuştuk.

Squid Game dizisini izleyen çocuklarla nasıl konuşmak gerek?

Psikolog Dr. Serap Duygulu: Özellikle ilkokul seviyesindeki çocuklara izletilmemesi gereken bir dizi. Soyut işlemler döneminin başlangıcı olan 11 yaş öncesi çocukların izlemesi bazı olumsuz sonuçlara yol açabilir. Çocukların hayali ve gerçek olaylar konusunda henüz net bir bilişe, anlayışa sahip olmadıkları ilkokul düzeyinde izledikleri, duydukları hemen hemen her şeyin etkisi altında kalabilirler. Burada yine en büyük sorumluluk anne babalarda. Çocukların dijital ayak izlerini çok iyi takip etmek durumundalar. Arkadaşları vasıtasıyla ya da merak edip diziyi izleyen çocuklarda bazı kaygı bozuklukları, korkular, uyku bozuklukları ortaya çıkabiliyor. Çocuklar eğer diziyi izlemişlerse, bunun çocuktaki etkilerini ve davranışlarındaki değişiklikleri gözlemlemek gerekiyor. Çocuğun soruları varsa bu soruları anne babaların mutlaka açık ve anlaşılır şekilde yanıtlamaları çok önemli. “Bu dizi, senin yaşında bir çocuk için uygun değil, bir takım yanlış, olumsuz, şiddet içeren görüntüler olduğu için izlemeni istememiştik. Bu dizide anlatılanlar gerçek hayatta olmayacak olaylar. Oyunlar insanların eğlenmesi için oynanır, sonunda başkalarına zarar vererek para kazanılan şey, oyun değildir. İzlediğin görüntüler üzerine konuşmalıyız” şeklinde kısa bir konuşmayla çocuğun diziden ne şekilde etkilendiği, aklında nelerin kaldığı ve davranışlarının değişip değişmediği dikkatle gözlenmelidir. Bu konuşma sırasında da amacın çocuğu gerçekten dinlemek ve anlamaya çalışmak olduğu unutulmamalıdır.

Doç. Dr. Yavuz Samur: 18 yaşından küçük çocuklarınızın içinde şiddet, cinsellik, yoğun bir şekilde kan, ölüm olan bir filmi izlemeleri doğru değil. Peki ya izlediyse ya da izlemesine izin verildiyse ne yapacağız? Örneğin farkında olmadan yanlışlıkla korku filmi açtınız ve izlemeye başladınız. Olur ya, fark etmemişsinizdir ve hadi izleyelim demiş ve hep birlikte izlemeye koyulmuşsunuzdur. Sonra o korkutucu sahne gelir ve siz korkmazken çocuğunuz o korku sahnesinden olumsuz bir şekilde etkilenir. Bundan sonra artık kendisi yalnız kalmak istemez, kendisi tuvalete gidemez, kendisi uyumak istemez, vs. değil mi? Bu durumda her ne yapmanız gerekiyorsa, çocuğunuz Squid Game gibi dizileri izledikten sonra da benzer şeyleri yapmanız gerekiyor aslında. Çünkü bu artık sadece çocuğun kendi problemi olmaktan çıkmış ve sizin ortak bir probleminiz haline dönüşmüştür ve bu problemi en kısa zamanda ve en doğru şekilde çözmeniz gerekir.

 

Okulda çok yaygın şekilde konuşuluyor dizi. Öğretmenler bu konuda nasıl uyarılarda bulunmalı?

Psikolog Dr. Serap Duygulu: Öğretmenlerin tutumu çok önemli. Mutlaka okul içinde diziyi izleyen, arkadaşlarına anlatan ve diğer çocukları da diziyi izlemeye yönlendiren çocuklar olacaktır. Ne yazık ki dizide oyunun herhangi bir aşamasındaki başarısızlık vahşi bir şekilde cezalandırılıyor. Çocukların kafasında bu durumun bir oyun olarak görülmesi ve kendi aralarındaki oyunların sonunda da kaybeden çocukların diğerleri tarafından şiddetle cezalandırılması gibi bir eylem ortaya çıkabilir. Buna benzer durumlar görüldüğü için bazı Avrupa ülkelerinde dizi yasaklanmış durumda. Öğretmenlerin çocukların yaşına ve bilişsel gelişimine uygun şekilde bu diziyi izlemenin sakıncalarını anlatması çok önemli. Oyunların bu şekilde sonlanmayacağını, hiçbir oyunun kazansak da kaybetsek de cezalandırılmayla bitmeyeceğini çok iyi açıklamak gerekiyor. Mümkünse okuldaki tüm öğretmenlerin ortak bir dil kullanması çok yararlı olur.

Anne babalara önerileriniz neler?

Psikolog Dr. Serap Duygulu:

Yazının Devamını Oku

Evin küçüğü erkenden büyümesin

Evin küçük çocukları, çoğunlukla ağabeyinin veya ablasının izlediği filmlere, kliplere, çizgi filmlere, oynadığı bilgisayar oyunlarına maruz kalıyor. Acaba bu durum küçük kardeşleri nasıl etkiliyor?

Her çocuğun gelişim düzeyi farklıdır kuşkusuz ama küçükler genelde büyüklerin etkisinde kalabiliyor. Bu konuda neler söylersiniz?

Cemre Becer (Çocuk gelişimci, oyun terapisti): Kardeş ilişkileri, sosyalleşmenin en önemli sürecidir ve çocuğu arkadaş ilişkilerine hazırlar. Büyük kardeşler küçük kardeş için rol model oluyor, dolayısıyla büyük kardeş hep ‘etkileyici’ durumunda.

Özlem Seferinoğlu Set (Uzman klinik psikolog): Her çocuğun gelişim düzeyi farklı olduğu için oynadıkları oyunlar, keyif aldıkları çizgi filmler birbirinden ayrışır. Örneğin 8 yaşındaki kardeşin izlediği çizgi filmle 4 yaşındakinin izlediği aynı değildir. Birinde kullanılan dil, imgeler, senaryo daha hızlı akarken ötekinde daha yavaş ve sadedir.

 

 

Küçüğün, büyük kardeşin etkisi altında kalması neye sebep olur?

Cemre Becer:

Yazının Devamını Oku

Şakalaşmanın da bir sınırı var

Çocuklar kendi aralarında şakalaşırken bazen aşırıya kaçıp istemeden de olsa birbirlerine zarar verebiliyor. Uzmanlar “Sınırları bilmek gerek. Karşımızdakine duygusal ve fiziksel zarar vermeye başladığımız an şakalaşma biter, zorbalık başlar” diyor.

Şakalaşmak çok doğal... Ama çocuklar şakalaşmayı hep dozunda tutabiliyor mu?

Gizem Gezer (Psikolog): El şakaları veya sözel şakalar, çocuklar arasında kimi zaman akran zorbalığına veya fiziksel kazalara kadar giden durumlara sebep olabiliyor. Şakalaşma birinin özgüvenine zarar vermiyorsa, onu yermiyorsa, incitmiyorsa ve iki taraf da gülüp eğleniyorsa güzeldir. Fiziksel özellikler üzerinden şakalaşmak özgüveni zedeler. El şakasına
maruz kalan çocuk özellikle sınıf gibi kalabalık ortamlarda kendini kötü hisseder.

Nihan Yüksel (Çocuk gelişimi uzmanı): Şakalaşmak bir eğlence biçimi, ancak sınırları bilmek gerek. Eğer başkalarına duygusal veya fiziksel zarar vermeye başlıyorsa orada şakalaşma biter, zorbalık başlar. Günümüzde popüler sosyal medya mecralarında genç insanların bile şakalaşmak adına tehlikeli davranışlarda bulunduğu videolar görebiliyoruz.

Şakalaşmakla ilgili çocuklara ne söylemek gerek?

Nihan Yüksel: Şakalaşmayla ilgili ne söylediğimizden çok ne yaptığımız aslında daha büyük bir etkiye sahip. Model olmak, şakalarımızda kaba, argo ifadeler içermeyen cümleler kullanmak, fiziksel şakalaşmalardan olabildiğinceye kaçınmak oldukça kıymetli. Çocukların mizah anlayışlarının oluşmaya başlamasıyla, çok erken yaşlarda, şakalar da çocuğun hayatında yer edinmeye başlar. Örneğin, 4 yaşında bir çocuğa şaka amaçlı “Seni çirkin!” dediğimizde bunu soyut olarak değil de tüm somutluğuyla algılaması çok olası. Çocuk böyle bir şakaya maruz kaldığında muhtemelen kendini oldukça üzgün hisseder ve bunu insanların güldüğü bir şaka olarak kodlayıp şakalaşmaya istemeyeceğimiz bir anlam yükleyebilir. Öte yandan istenmeyen davranışın tam tersi olarak istediğimiz davranış sergilendiğinde odağımızı buna çekmek, bunun konuşmaya değer olduğunu göstermek de çocuğun istenilen davranışı sergileme eğilimini arttıracaktır.

Gizem Gezer:

Yazının Devamını Oku

Marka takıntısı psikolojiyi de etkiliyor, başarıyı da

Son zamanlarda anne-babaların ve öğretmenlerin en çok yakındığı konuların başında çocukların marka takıntısı geliyor. Çocuklar okulda birbirlerinin kıyafetlerinin veya okul malzemelerinin markasını konuşuyor, istediği markaya ulaşamayan çocuklar ‘eksiklik’ hissi yaşıyor. Bu sorunun nasıl aşılacağını uzmanlara sorduk.

Çocuklarda marka takıntısı olduğu nasıl anlaşılır?

Prof. Dr. Neriman Aral (Ankara Üniversitesi Çocuk Gelişimi Bölümü): Aslında markaya yönelmek yanlış bir durum değil. Eğer çocuk, takıntılı olduğu markaları yaşam biçimi haline getiriyor, istediği markadaki ürüne ulaşmak için yoğun bir istek duyuyor ve isteği karşılanmadığında mutsuz oluyorsa sorun başlıyor.

Marka takıntılı çocukların ihtiyaçları karşılanmazsa ne olur?

Prof. Dr. Neriman Aral: Aslında çocuklar istediği markalı ürüne sahip olduğunda kısa süreli bir mutluluk yaşar. Sonra başka bir markalı ürünü istemeye başlar.

Uzman psikolog Ufkun Dikmen: Sürekli tüketmek çocukları doyumsuz yapar. Ebeveynler çocuklarının aşırıya kaçan istekleri karşısında yetersizlik ve suçluluk hissedebilirler. Ancak kendi suçluluk duygumuz üzerinden çocuğumuzla iletişim kurmamız doğru değil.

Marka takıntısı çocukları nasıl etkiliyor?

Prof. Dr. Neriman Aral:

Yazının Devamını Oku

Okuldaki başarısızlığının sebebi görme bozukluğu olabilir

Anne-babalar bazen çocuklarının okul başarısındaki sorunların ‘anlama eksikliği’ne bağlı olduğuna dair yanılgıya kapılıyor. Ancak asıl sebep görme bozukluğu olabilir. Uzmanlar “Bir çocuğun öğrenmesinin çoğu görseldir, bu nedenle gelişimi görme yeteneğine bağlıdır” diyor.

Ders başarısının görme sağlığıyla nasıl bir ilişkisi var?

Prof. Dr. Halil İbrahim Altınsoy (Göz hastalıkları uzmanı): Türkiye’deki her üç çocuktan birinin görme bozukluğunun olduğu gerçeğini kabul edersek sorunun farkında olmayan ailelerin “Çocuğumun okul başarısı çok düşük!” serzenişinin doğru olmadığını anlamış oluruz. Çoğu zaman çocuğun görme sorunundan dolayı beklenen başarıyı gösteremediğini anlıyoruz. Eğer gerekli önlemler alınmazsa ilerleyen yıllarda tedavisi daha güç olan ‘göz tembelliği’ oluşabilir. Bu nedenle doğumdan hemen sonra ilk göz kontrolü yapılmalı. 6-12 aylık dilimde tekrar edilmeli. Okul süresince de düzenli olarak kontrole gidilmeli.

Bayram Deleş (Ardahan Üniversitesi Çocuk Gelişimi Bölümü): Çocuk gelişiminde kişilik özellikleri, zihinsel ve fiziksel sağlıkla bağlantılı olarak gelişir ve şekillenir. İlk zamanlarda iri ve az olan yazılar zamanla küçülür ve yazı miktarı artar. Özellikle öğrenilen bilgilerin yüzde 80’i görme duyusu sayesinde gerçekleşir. Sağlıklı görme her çocuğun sosyal gelişimi, okul başarısı ve esenliği için kritiktir. Görme sorunuyla odaklanma, okuma, yazma ve el-göz koordinasyonu sorunları da ortaya çıkabilir. Bu durum çocuğun derslerde algılama bozukluğu yaşamasına, okumayı geç öğrenmesine ve derslere karşı isteksiz olmasına neden olabilir. Yaşıtlarının da dünyayı kendisi gibi görmekte olduğunu varsayan çocuk görme bozukluğu yaşadığının farkına varamaz. Bu duruma bağlı olarak sınıf içindeki eğitsel faaliyetleri takip edemediği için hiperaktif, tembel veya yavaş olarak etiketlenip çevresi tarafından dışlanabilir.

HEMEN DOKTORA BAŞVURUN

Ebeveynler çocuklarında bir görme sorunu olduğunu nasıl anlar?

Prof. Dr. Halil İbrahim Altınsoy: Eğer bir çocukta göz kayması, göz kapağı düşüklüğü, çapaklanma, şişlik, bir gözü kapayarak bakma, tahtayı yeterince görememe, okurken satır atlama, cümleleri eliyle takip etme, televizyonu yakından seyretme, baş ağrısı gibi belirtiler varsa hemen bir hekime başvurmalı.

Bayram Deleş:

Yazının Devamını Oku

‘Öğretmenler şeffaf maskeyle ders anlatsın’

Pandemi önlemleri sebebiyle öğretmenler dersleri maskeyle anlatıyor. Bu yüzden özellikle anaokulu ve ilkokula giden çocuklar, öğretmenlerinin ağız hareketlerini göremiyor. Uzmanlara göre bu durum çocukların konuşma ve anlama sorunları yaşamalarına sebep olabiliyor.

Öğretmenlerin çocuklarla iletişiminin arasına maske girdi. Bu, çocuğun eğitimini nasıl etkiliyor?

Sezen Aksu (Çocuk gelişimi uzmanı): Çocukların okuma yazmayı öğrenebilmesinin önkoşulu fonolojik farkındalık becerileri kazanmalarıdır. Öğretmenin ağzına bakmadan çocuğa bunu kazandırmak mümkün değildir. Mesela çocuk ‘s’ sesi yerine ‘t’ sesini koyabilir. Oysa öğretmeninin ağzını izleyerek ‘s’ sesinin hangi pozisyonla çıktığını anlayabilir. Yani sözcükleri hem işitmeli hem de ağız hareketleriyle görmeli. Ayrıca okulöncesi dönem ve ilkokul 1’inci sınıf çocukları somut öğrenme dönemindedir. Oysa ses soyut bir öğrenme nesnesi. Görsel olarak sesin ağzımızdan hangi pozisyonla çıktığını gören çocuk daha hızlı öğrenir.

Ramazan Saygın Şimşek (Uzman psikolog): Bu durum nöropsikolojinin önemli keşiflerinden olan ayna nöronlarla yakından ilgili bir konudur. Bebekken düşünme ve kavrama becerileri neredeyse yok gibidir. Ancak bebek, hayatta kalabilmek için ebeveynlerinden gördüğü her şeyi aynalamaya, yani bir anlamda kopyalamaya çalışır. Konuşma becerisi de ebeveynlerin ağız hareketlerinin aynalaşmasıyla gelişen bir beceridir. 12 yaş üzerindeki bir çocuk duyduğu bir kavramı zihninde imgeleyebilir. Ancak henüz 1’inci sınıfa giden bir çocuk bunda zorlanır. Kelimeleri daha çok ağız hareketlerinden anlar.

Sonuç olarak ilkokul öğretmenlerinin maske takması, çocukların öğrenme ve kavrama sürecini zorlaştıran bir etmendir, ancak mevcut koşullarda gereklidir.

İlkokul öğretmenlerinin maske takması çocukların öğrenmesini zorlaştırıyor.

Peki, ne yapmak gerekir?

Yazının Devamını Oku