GeriÖmür Kurt Çocuk istismarının çözümü idam değil ‘vicdan hapsi’dir
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Çocuk istismarının çözümü idam değil ‘vicdan hapsi’dir

Dünyada çocuklara bayram hediye etmiş olan ilk toplum biziz. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, yeryüzünün ilk ve tek çocuk bayramıdır.

Dünyada çocuk haklarıyla ilgili bir bildiriyi dünyaya ilk haykıran toplumuz. 1930'lu yıllarda Nakiye Elgün öğretmen Taksim Cumhuriyet Meydanında çocuklarla birlikte dünyanın ilk çocuk hakları bildirisini okudu ve eylem yaptı. Bugün herkesin bildiği Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi bile taa 1989'da imzalanabildi.

Çocuk istismarının çözümü idam değil ‘vicdan hapsi’dir

Atalarımız yürekli ve vicdanlı insanlardı. Kurtuluş Savaşı sonrasında art arda çocuk yetimhaneleri kurdular, çocukları ırgatlıktan kurtarıp okullara aldılar. Eski insanlar için çocukları korumak vatanı korumaktı çünkü... Şimdiki insanlar ise birer canavara dönüştü. Neden mi böyle oldu? Çünkü özümüze sırt çevirdik. Barbarlık çağlarına özendik!

Bugün çocukları koruyamıyorsak baş sorumlusu siyasilerdir. Benim 'promosyon toplum' olarak adlandırdığım bir süreci yaşıyoruz ve sonucunda 'dilenci-avcı-toplayıcı' topluma dönüştürüldük. Yani zaman ileri giderken insanlar da geri gitti! İlk kurbanlarımız da en masum olanlarımız çocuklar ve hayvanlar oldu.

Yeniden uygar, vicdanlı ve sevgiyi yüreğinde taşıyan bir toplum olmamız için 'kuruluş ayarları'na, yani Cumhuriyet kurucu felsefesine dönmemiz şart. Yoksa daha çok acılar göreceğiz ve geleceğin çocukları bizleri lanetle anacak!

İDAM ÇÖZÜM DEĞİL!

Çocuk istismarı vakaları ve çocuk ölümleri her geçen gün artıyor! İstismarın önlenmesi için ise toplumun farklı kesimlerinden ‘idam’ sesleri yükseliyor. Peki, idam bu sorunu çözer mi?

İdam öylesine tehlikeli bir güç ki, bugün ‘suçlu’ diye öldürülen pek çok insanın sonradan aslında ‘suçsuz’ olduğunun anlaşıldığı olaylar hukuk dosyalarında bir hayli yer kaplıyor. Merhum Başbakan Adnan Menderes’in idamı bugün bile yürek yakıyor. İşin garip yanı şu ki, Adnan Menderes’in idamına karşı çıkanlar bile bugün idam istiyor. Oysaki Türk toplumu idamın pek çok acı tecrübesini yaşadı. Dolayısıyla idamı bir kez daha akla getirmemek gerekirdi, ancak bugün durum böyle değil! Peki, çözüm nedir?

Mademki herkes “En ağır ceza uygulansın!” diyor, tamam itirazımız yok. Artık bu utançla yaşayamayız. Çocuklarımıza zarar verenler de yaşayamamalı… Ancak çözüm öldürmek değil! Çünkü öldürmek, suçluyu bir anlamda suçundan kurtarıyor. Oysaki kurtulamamalı! Yaşadığı sürece en büyük acıyı çekmeli! Yazar dostumuz Orhan Bahtiyar'ın önerisi en doğru çözümü sunuyor: “İdam cezasına karşıyım. Neden mi? Çünkü daha ağırı var; vicdan cezası... Ölmek suçlu için en kolayıdır. Devlet için de öldürmek öyle... Ama suçluyu tek başına bir hücrede vicdanıyla yalnız bırakmak cezaların en ağırıdır. En canisi için bile...‬”

X

Çocukların bağışıklığını güçlendirmenin yolları

Bağışıklık son bir yılın en önemli konularından. Yaşam biçimi kadar duygusal durumumuz da bu konuda etkili oluyor. Bu dönemde çocukların bağışıklığını güçlendirmek için neler yapılması gerektiğini uzmanlara sorduk, “Hayatı dengede yaşayın” dediler.

Çocuklar bir yıldır çok durağan bir hayat yaşıyor. Bu durum bağışıklık sistemlerini de etkiledi. Ne yapmak gerek?

Prof. Dr. Ateş Kara (Hacettepe Üniversitesi, çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanı): Özellikle pandemi döneminde sıklıkla altını çizdiğimiz konuların başında bağışıklık sistemini güçlendirmek geliyor. Çocuklarda bunun için doğal ve dengeli beslenme, uyku, stresten uzak olmak, su tüketimi, vitamin ve mineral eksikliklerinin giderilmesi çok önemli. Günümüzde çocuklar zamanlarının büyük bir kısmını bilgisayar başında geçiriyor. Dersler sebebiyle de 8-10 saat bilgisayar veya tabletin karşısında duran çocuklar var. Oysa güçlü bağışıklık için hareket çok önemli. Bu sebeple ailece etkinlikler tertip edilmeli, her türlü güvenlik önlemi alınarak zaman zaman açık havada, eğer bu mümkün değilse de ev ortamında bol bol egzersiz yapılmalı. Haftada bir-iki kez balık tüketmek omega 3 açısından yeterli olacaktır. D vitamini de bağışıklık sistemi için çok önemli, eğer eksikse tamamlanmalı. 

Anne-babalara önerileriniz neler?

Prof. Dr. Ateş Kara

- Ailece dengeli beslenmeyi ihmal etmeyin, abur cuburdan uzak durun.

- Bol bol su içmeye özen gösterin.

Yazının Devamını Oku

Her insan değerlidir, cinsiyetinden daha değerli!

Kadınlar arasında bir deyim dolaşıyor... Ev işleri yapan temizlik görevlisi hanımlar için kullanılan bir deyim bu! Birbirlerine şöyle bir soru soruyorlar: "Kadının var mı?" İşte kadının 'kadın'a seslenişi!

Türkiye'de 'kadın'a bakış Cumhuriyet'le birlikte aydınlık kazanır. Tarih boyunca adı olmayan, kimliği tanınmayan kadın ilk kez saklandığı peçenin, haremliğin içinden çıkarak gün ışığı görür.

Ancak bugün geldiğimiz noktada 'kadın'ın adı "Bayan mı kadın mı?" gibi sığ bir tartışmaya sıkışıp kalmıştır. Evet, sözcükler çok önemlidir. Ağzımızdan çıkan her sözcük benliğimize işlenir.

Peki, ama sokakta "Bayan değil kadın!" diye söylenen kadınlar, neden söz konusu ev işleri olunca birbirlerine "Kadının var mı?" diye soruyorlar? Bu, bilinçaltına yerleşen hangi düşünce biçiminin tezahürü acaba?

Ben çocukken ailemdeki kadınlar yabancı bir erkeği tanımlarken 'kişi' deyimini kullanırdı. Anneannem, birileri eve doğru gelirken "Kişiler geliyor" derdi meselâ. 'Adam' veya 'erkek' de demezdi pek, 'kişi' derdi.

'Kişi' ne kadar belirsiz bir sözcük değil mi? Herhangi birini ifade ediyor. Oysaki 'erkek' veya 'kadın' bir kimliği ifade ediyor. Peki, ev işi gibi kimin yaptığının önemi olmayan bir iş için neden 'kadın' sözcüğü kullanılıyor?

Bir kadın, neden hemcinsini ev işi yaparken 'kadın' diye niteliyor da bunu diğer meslek grupları için de yapmıyor? Sonra "Kadınlar her yerde eziliyor, iş dünyasında da kadının adı yok!" deniyor. 'Var' işte...

Yazının Devamını Oku

Vicdanlı çocuklar yetiştirmenin yolları

Tüm aileler akıllı, sorumluluk duygusu gelişmiş, büyüklerine saygılı, küçüklerini seven, sağlıklı, mutlu ve başarılı çocuklar yetiştirmek ister. Ancak bu istek, anne-baba tutumlarına yeteri kadar yansıyor mu? Akran şiddeti, doğaya ve hayvanlara zarar verme, bağımlılık, çocuk suçluluğu gibi sorunlar giderek artarken uzmanlar “Vicdanlı çocuklar yetiştirmek her şeyden önemli” diyor.

‘ÇOCUK HER ŞEYİ GÖREREK, MODEL ALARAK ÖĞRENİR’

Prof. Dr. Nilgün Sarp (İstanbul Bilgi Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı, Çocuk Gelişimi bölümü öğretim üyesi): Öncelikle aileye bakmalıyız. Çocuğu ailenin merkezi haline getiren, ona sorumluluk vermek yerine tüm sorumluluklarını üstüne alan, sosyal medya hesaplarıyla çocuğundan daha fazla vakit geçiren aileler çocuğunu ihmal ediyor. Çocuğun gelişiminde 0-8 yaş çok önemli. Sağlıklı bir birey olma açısından genetik özelliklerin yanında başta aile olmak üzere çevresel etkenler yadsınamaz önem taşıyor. Okulöncesi dönemde çocuk her şeyi görerek, model alarak öğreniyor. Ailede yaşananlar ayna etkisi gibi çocuğa da yansıyor, bu da çocuğun yetişkinlik dönemindeki kişilik yapısını etkiliyor. Ailede sevgi, saygı, yardımlaşma duygularıyla büyüyen çocuklar toplumda aynı davranışları sergiliyor.

Prof. Dr. Özgür Öner (Çocuk ve ergen psikiyatrı): Hepimiz çocuklarımızı vicdanlı bireyler olarak yetiştirmek isteriz. Ancak bu uzun vadeli bir amaçtır. Çocuklar, becerileri adım adım kazanır ve önceki dönemde kazandıklarının üzerine yenilerini inşa ederler. Anne-babanın diğer insanlara ve çocuklarına saygılı davranışları, kendi duygularını uygun şekilde ifade edebilmeleri, çocuğa koşulsuz sevgi gösterirken uygun sınırlar koyabilmeleri ve çocuğun gelişim dönemine uygun beklentiler oluşturmaları çocuğun duygusal gelişimini destekler. Böylece çocuk kendi duygu ve davranışlarını daha iyi kontrol etme yeteneği kazanır. Çocuğunuzun vicdanlı olması için özel olarak yaptığınız davranışlar sizi bu amaca götürmez. Çocuğum vicdanlı olsun diye yaşlılara yardım eder, sokak hayvanlarına mama verir, ağaç dikerseniz bu hiçbir işe yaramaz. Bu davranışlar ancak, siz doğal olarak bunları yaptığınızda çocuğunuzu geliştirir. Siz insanlara ve hayvanlara yardım eden biriyseniz, çocuğunuz sizden bu değerleri alır.

NEREDEN BAŞLAMALI?Prof. Dr. Nilgün Sarp

Çocuğunuzu dinleyin, kendisini ifade etmesine izin verin: Örneğin “Galiba arkadaşının seni itmesine üzüldün” gibi geri bildirimde bulunarak onun duygusunu anladığınızı ifade edin.

Kendi duygularınızı da onunla paylaşın, kızdığınızda veya üzüldüğünüzde sebebini açıklayın:

Yazının Devamını Oku

Çocukla iletişimin sihirli cümleleri

İletişimde duygu ve davranışlar kadar sözcükler de etkilidir. Çocuklara söylenen sözlerin neredeyse tümü ‘bilinçaltı kütüphanesinde’ yıllarca saklanır, duygu ve davranışlarını etkiler. Uzmanlar “Olumlu bir dil kullanın, motive edici kelimeler seçin” diyor.

ŞU İFADELERİ SIKÇA KULLANINUzman psikolog Ramazan Şimşek

Çocuklarla konuşurken olumlu sözler kullanmaya özen göstermek gerekiyor. Çocukla iletişimi kuvvetlendiren bazı sihirli cümleler var. Anne babalar bu cümleleri gerektiği yerde ve sıkça kullanmalı.

“Sen ne düşünüyorsun?” Bir konu hakkında çocuğun düşüncesini sormak, onun düşüncesine ve ona verdiğiniz değeri ifade eder.

“Seninle sohbet etmekten keyif vericiydi.” Çocuğun duygu ve düşüncelerini sizinle paylaşmasının ardından ara sıra da olsa bu cümleyi söylemeniz onu da mutlu eder. 

“İstemiyorsan ‘Hayır’ diyebilirsin.” Bu cümle çocuğun benliğini güçlendirir. Çünkü bazı durumlarda, özellikle de mahrem konularda çocuğun “Hayır” diyebilmesi önemlidir.

“Nasıl yaptın, anlatır mısın?” Bu cümle başarının stratejisini, tekniğini ve yöntemini pekiştirmek için en güçlü sözdür.

“Duygularını anlıyorum, kendini kötü hissetmiş olmalısın.”

Yazının Devamını Oku

Ona ‘oyuncak bıkkınlığı’ yaşatmayın

Anne-babaların “Ben çocukken oynayamadım, çocuğum bol bol oynasın” diye aldığı oyuncaklar bir süre sonra çocuğu mutlu etmemeye başlıyor. Hatta uzmanlara göre bu tutum, çocukların tüketim çılgınlığına adım atmasına sebep oluyor.

Çocuklara çok fazla oyuncak almak nelere sebep olur?

Psikolog Serap Duygulu: Çok fazla oyuncak çocukları mutlu etmiyor, aksine istediği, hatta istemediği kadar çok oyuncağa sahip çocuklar mutsuz bireyler oluyor. Özellikle çalışan annelerin, zaman ayıramamaktan duydukları suçluluk hissi yüzünden çocuklarına çok fazla oyuncak aldığını görüyoruz.

Prof. Dr. Müdriye Yıldız Bıçakçı (Ankara Üniversitesi Çocuk Gelişimi bölümü): Çocukların doyum sorunu yaşamasına sebep olur. Çocuk istediği her şeye çok çabuk ulaşırsa onun kıymetini anlamakta zorlanır. Çabuk sıkılır ve hep fazlasını isterler. Bu da tüketim kültürüne çabuk adım atmalarına sebep olur.

Günümüzde aşırı satın alma alışkanlıkları sonucunda insanlar kısa süreli mutluluklar yaşıyor. Bu durum çocuklara nasıl yansıyor?

Serap Duygulu: Satın alınan ‘şey’lere bağlı mutluluk asla gerçek bir mutluluk değildir. Koşula bağlı mutluluktur. Bu çocuklar, bir gün istediği her şeye sahip olmadığında ciddi psikolojik sorunlarla karşı karşıya kalabilir. Çocuğun istediği bir şeyi ertelemek; onun sabır göstermesini, bazen her şeyin istediği gibi olamayacağını kabul etmesini öğretir. Bunlar zamanla öğrenilen duygusal gelişim süreçleridir. 

Bir oyuncağın gerçekten değerli olduğunu hissetmeleri için neler yapmak gerekir?

Prof. Dr. Bıçakçı:

Yazının Devamını Oku

Bırakın teknolojiyi üretim odaklı kullansın

Son yıllarda çocukların teknolojiyi aşırı kullanmalarıyla ilgili pek çok tartışma var. Uzmanlarsa teknolojiyi kullanmanın iki yolu olduğunu söylüyor. Eğer teknoloji üretim odaklı olursa yarar sağlıyor, tüketim odaklı olursa zararları ortaya çıkıyor.

Teknolojiyi üretim odaklı kullanmak nedir?

Öğrenim Teknolojileri Uzmanı Prof. Dr. Selçuk Özdemir: Çocuklarımızı sadece önlerine konulan hazır bilimi ve teknolojiyi tüketmeye yönlendirmek yerine, onların bu dönemin en baskın üretim aracı bilişimi, bugüne kadar biriken bilimsel bilgiyle sabır içinde, sorgulayarak, merakla ve denemekten korkmayarak yeni sentezler ortaya koymaya yönlendirme arayışının bir özetidir.

İletişim Bilimleri Uzmanı Prof. Dr. Uğur Batı: ‘Dijital yerliler’ olarak adlandırılan son nesil teknolojiyi en çok eğlence amacıyla kullanıyor. Onlar için çevrimiçi ortamlarda, sosyal medyada zaman geçirmek, video takip etmek, şarkılar dinlemek ve oyun oynamak teknolojiyi kullanma sebeplerinin başında geliyor. Yani teknolojide tercihi üretimden değil, tüketimden yana kullanıyoruz. Oysaki bunu tersine çevirmek gerekiyor. Yani bir çocuk Youtube’da içerik üretiyor ve bu içeriklerle insanlara yararlı oluyorsa teknolojiyi ‘üretim odaklı’ kullanıyor, demektir.

Peki, teknolojiyi üretim odaklı kullanmanın yolları nelerdir?Prof. Dr. Selçuk Özdemir: Download toplumundan upload toplumuna” geçmeliyiz. Bunun için de bazı yöntemler var.

Kodlama yapsın: Makinelere emir verme becerisi olarak özetlediğimiz ‘kodlama’ sadece belli meslek gruplarının kullandığı bir teknik değil, çocuklarımızın tüm derslerde anlatılan konuları somutlaştırarak ve uygulamasını yaparak öğrenmelerine yardımcı olacak tarihteki en ucuz, en kolay, en çeşitli ve en zengin öğrenme aracıdır. Kodlamanın yanında, bugün her yaşa ve her beceri seviyesine uygun iki boyutlu ve üç boyutlu tasarım yazılımları sayesinde çocuklarımız etraflarında gördükleri nesneleri veya hayalini kurdukları şeyleri sınıf ortamında soyut olarak gösterilen geometriye ve sanata adeta hayat vererek tasarlayabilirler.

Yazının Devamını Oku

Çocuktan al bilgiyi

Hep yetişkinler çocuklara öğretir diye biliyoruz ama artık işler değişti. Teknolojiden iletişimin inceliklerine, şimdi biz küçüklerden öğreniyoruz. Uzmanlar “Onlardan bir şeyler kapmak istiyorsanız, mutluluklarına ortak olun” diyor.

MUTLAKA ONA DANIŞINDidem Emre Bolatbaş, çocuk gelişimi uzmanı

- Eskiler “Bilmemek değil, öğrenmemek ayıp” diye çok güzel bir söz söylemiş. Bu çağda her şeyi yetişkinler bilemiyor, çocuklarsa çok şey biliyor. O halde onlardan öğrenmemiz gerek. Bilmediğiniz konularla ilgili olarak çocuğunuza fikrini sorun. Örneğin “Bu iki dizüstü bilgisayardan birini almak istiyorum, sence benim için hangisi daha uygun olur?” veya “Şu cep telefonu uygulaması güvenli mi?” vb. Size en doğru bilgiyi aktaracaklardır.

- Çocuklardan öğrenmenin en güzel yollarından biri de mutluluklarına ortak olmak. Çocukların mutluluğu çoğu zaman nedensizdir. “Neden bu kadar mutlusun? Bilmediğim neler oldu?” gibi sorularla çocuğunuzun mutluluk nedenini ya da aslında mutluluğa bakış açısını öğrenerek siz de onun baktığı çerçeveden hayata bakabilir ve ‘an’ı doyasıya yaşayabilirsiniz.

- Çocukların aklı sürekli meşguldür. Oyunu, gezmeyi, eğlenmeyi düşünürler. “Bugün neler yapacaksın? Planın ne?” gibi sorularla zihnindekileri açığa çıkarmak, onu bu süreçte gözlemlemek belki ebeveynlerin farkında olamadıkları ya da körelmeye yüz tutan potansiyellerini fark etmeleri için de bir fırsat. 

- Anne-babalar çoğunlukla kendi çocukluklarını hatırlayıp çocuklarıyla bir kıyas içine girerler. Oysa hiç kimsenin çocuğu kendi çocukluğu değildir. Bu nedenle öğüt vermekten kaçının ve onları şimdinin koşullarına göre değerlendirin. “Sence daha sakin davransaydın sonuç farklı olur muydu?” gibi sorularla hem düşünmesini hem de kendi çözümünü üretmesini sağlayın. Verdiği yanıtlar sizin için de öğretici olacak.

HAYATI TAHAMMÜL EDİLEBİLİR KILARLARÖzge Çivci, klinik psikolog ve oyun terapisti

En güzel öğrenme yollarından biri birlikte eğlenmektir. Çocuklar yaratıcılık konusunda muazzam bir kaynağa sahip. Onun düşlem dünyası eylemde ve dilde yetişkinin sınırlarını ve kapasitesini aşacak kadardır. Bu, çocuklardan öğrenmeyi uçsuz bucaksız hale getirmenin yanında hayatı da eğlenceli ve daha tahammül edilebilir kılar. Kızım 4 yaşındayken sabah uyandığında bana şöyle demişti: “Anne bu gece çok delikli uyudum.”

Yazının Devamını Oku

Çocuklar için ev yapımı oyunlar

Son bir yıldır, aileler daha çok evde vakit geçirmeye başlayan çocukları için yeni, yaratıcı oyun fikirleri arar oldu. Aslında evde kendi oyunlarımızı yaratabiliriz ama nasıl? Hazırladığı ev yapımı oyunları @ogretmen.baba Instagram hesabında paylaşan Mehmet Gönen ve ‘Evde 99 Oyun’ isimli kitabın yazarı Mehmet Çamlıbel önerdi...

Mehmet Gönen: “Kendi kendime geliştirdiğim bu oyunları çocuklarımla oynarken hem çok eğleniyoruz hem de birlikte öğreniyoruz. İşte sizin için seçtiğim en eğlenceli oyunlar.”

SERBEST KALE

 

Oyuncu sayısı: İki veya daha fazla
Malzemeler: Oyun hamuru, pipet, bilye
Yaş: 3+

Oyun hamuruna şekil verilerek bilyelerin gireceği sekiz tane kale oluşturulur. Oyunculara iki farklı renkten dörder tane bilye verilir. Oyuncular kendi bilyelerini her kaleye bir tane olacak şekilde pipetle ittirerek sokmaya çalışır. Bütün bilyelerini kaleye sokan ilk oyuncu kazanır. Bu oyunla çocuğun el-göz koordinasyonu, dikkati ve sayma becerisi geliştirilebilir.

Yazının Devamını Oku

Özgün ve özgür çocuk nasıl yetiştirilir?

Anne-babalar çoğunluğu takip etmeyen, özgür çocuklar yetiştirmek istiyor. Güzel, ama ne istediğini bilen, kendi sorununu kendisi çözebilecek ve kendisi hakkında düşünebilecek çocuklar nasıl yetiştirilir? Uzmanlara sorduk.

Anne-babalar, çocuklarının akranlarından farklı ve önde olmasını istiyor. Bu mümkün mü?

Çocuk gelişimi uzmanı Ş. Sezen Aksu: Bütün ebeveynler, kendi çocuklarının en farklı, özel ve biricik olduğunu söyler ama çocuklarını akranlarıyla kıyaslamadan da edemezler. Oysa zaman içinde anne-babanın yansıttığı bu durum çocuğunun gerçek potansiyeline odaklanamama ve ondan, özelliklerinden fazlasını bekleme durumunu ortaya çıkarır. Temel beklentileri aslında kendilerinin yapamadığını çocuklarının yapmasıdır. Bu da çocuğun, anne-babasının istediği biçimde başarılı olmaya çalışmasına, kendi potansiyelinin üstüne çıkamadığında da yetersizlik hissi yaşamasına sebep olur.

Klinik psikolog Göksu Telmaç: Her çocuk biricik ve özeldir. Her anne-babanın da ebeveynliği biricik ve onlara özeldir. Ancak bu biriciklik “Benim çocuğum diğerlerinden çok özel, üstün, farklı, başarılı, zeki” vb. algılarla projelendirildiğinde çocuğu yaşam boyu bir girdaba sürükleyebilir. Çocuğun potansiyeli, ilgi alanları, doğal büyüme ve öğrenme keyfi dikkate alınmalı. Pek çok biliminsanı kendi içlerindeki ilgi alanlarına uygun özgürlük ortamı sunabilmiş ebeveynlerle yol almışlardır. Sadece dünya çapında olması için değil, kendi dünyasının çaplarına erişebilmesi için çocuğa özgürlük sağlanmalıdır.

Özgürlükten ne anlamamız lazım?

Göksu Telmaç: Özgürlük, ben olabilme deneyimidir. “Ben kimim, nelerden hoşlanırım? Düşünce ve ideallerim ne kadar dinlenir?” Bu soruları sorup tartabilmekle başlayan bir büyüme yolculuğu, düşüncenin özgür gelişimi çok önemli.

Ş. Sezen Aksu: Çocukluk döneminde özgürlük, sosyal bağımsızlık durumudur. Eğer bir çocuk herhangi bir zorlama ve kısıtlamaya uğramadan düşünüp davranmayı öğrenirse kendi doğasına uygun olarak gelişebilir.

HAFTANIN KİTABI

Yazının Devamını Oku

Her çocuğun içinde bir koleksiyoner gizlidir

Çocukların ilgi ve heveslerini keşfetmek, onların merak etme ve araştırma becerilerini geliştirmek için oldukça önemli. Uzmanlar “İlgi alanlarına uygun koleksiyon yapmaları çocukların gelişimine büyük katkı sağlar” diyor.

Şirinler koleksiyonu yapıyorsunuz. Koleksiyonerliğe nasıl başladınız?

Meltem Tokgöz (Çocuk gelişimci-Koleksiyoner): Şirinler benim çocukluk kahramanlarım. İlk Şirinler oyuncağımı 2000’de aldım. 2011’de Şirinler sinema filmi çekildi ve ben bu tarihten sonra Şirinler oyuncaklarını ve dünyadaki koleksiyonerlerini takip etmeye başladım. Şu an 3 bin adet Şirinler oyuncağımla sanırım Türkiye’nin en büyük Şirinler koleksiyonuna sahibim.

Meltem Tokgöz

Her çocuğun içinde bir koleksiyoner var mıdır? Eğer gizli kaldıysa bu duygu nasıl açığa çıkar?Meltem Tokgöz: Çocuklar keşfetmek, dokunmak ve en önemlisi oynamak isterler. Üstelik büyüklerini örnek alarak büyürler. Eğer evinizde eşyalara verilen değer sadece kullanım için değilse, çocuğun içindeki araştırmacı yön ortaya çıkacaktır. Çocuğunuz size sorular sormaya başlar: “Bu araba gibi başka kırmızı arabalar var mı? Bu bebeğin başka elbiseleri var mı?” gibi… Eğer birlikte araştırma yapar, müzelere gidip keşfe çıkarsanız merakı giderilmeye, özel ilgisi açığa çıkmaya başlar. Hatta hayalleri bile değişir. Çocuklar, önce zihinlerinde hayallerinin koleksiyonunu yaparlar, sonra da o hayaller bir oyuncağa, bir eşyaya, bir ilgi alanına dönüşür ve gelişir. Bu sebeple anne babalar çocuklarına destek olmalı, fark etmelerini sağlamalı.

Doç. Dr. Ali Akın Akyol (Hacı Bayram Veli Üni. GSF-Koleksiyoner): Çocuklar her konuda koleksiyoner olabilir. Bu insanın doğasında vardır. Müzik, doğa, yüzmek, kediler, taşlar veya uzay konuları bir çocuğun ilgi alanı olabilir. Ebeveynler bu ilgi alanını fark etmeli, çocuğun çevresini bu ilgiyi artıracak malzemelerle beslemeliler.

Yazının Devamını Oku

Küçük kardeşine nazik davranmasını nasıl sağlarım?

Kardeşler arasındaki kıskançlık ve kavganın sebebi çoğunlukla ebeveyn davranışlarından kaynaklanıyor. Uzmanlar çocukların iyi anlaşmasının yolunun sabırlı olmaktan ve büyük olana görevler vermekten geçtiğini söylüyor.

Kardeşlik ilişkilerindeki sorunların kaynağı nedir?Serap Duygulu (Psikolog): Kardeşler arasındaki ilişki hem çocukları toplumsal yaşama hazırlayan rekabet ortamı hem de yardımlaşma tutumlarını içerir. Çocuklar kendisinden küçük ya da büyük bireylerle iletişim ve ilişki kurmayı öncelikle en yakınından, yani kardeşinden öğrenir. Bu iletişim sırasında çatışmalar veya kıskançlıklar yaşanabilir. Zaman zaman çocuklar bulundukları yaş durumuna göre diğer tarafa üstünlük gösterisinde bulunabilir ya da yaşı küçük olan, küçüklüğünü, isteklerini elde etmek amacıyla kullanabilir.

Berk Karaoğlu (Klinik Psikolog): Yapılan en büyük yanlışlardan biri, büyük çocuğa ‘ebeveyn misyonu’ yüklemektir. Bu sanılanın aksine büyük çocuğu öfkelendirebilir veya tam tersine içe kapanmasına yol açabilir.

Küçük kardeşe nazik davranmanın yolları büyüklere nasıl öğretilebilir peki?Serap Duygulu: Anne babanın çocukların birlikte olma, oynama, zaman zaman çatışma yaşamalarına zaman ve imkân tanımaları gerek. Çocukların sorunsuz bir arada olmaları gibi ütopik bir dünyanın olmayacağını bilmek önemli. Öncelikle çocukları hem başka çocuklarla hem de birbirleriyle kıyaslamamak lazım. Büyük olan kardeşe gerçekten büyük olarak, küçük olana da küçük olarak davranmak rol karmaşasını da ortadan kaldıracaktır. Büyük olan kardeşe, sorumluluk alması adına, kardeşi doğduğu andan itibaren bazı görevler verilir, kardeşiyle ilgili bakım işlerinde ondan yardım istenirse, kardeşine bağlılığı ve ilgisi artacaktır. Çünkü insan emek harcadığı şeyleri sever. Nitekim nezaket sözle değil, eylemle örnek olarak öğretilen ve öğrenilen bir davranıştır. Anne babasının hem kendisine hem diğer bireylere hem de kardeşine ilgili ve saygılı davrandığını gören çocuk bunu doğal olarak öğrenecek ve bir tutum olarak benimseyecektir.

Yazının Devamını Oku

Kendini duyabilmesi için ‘sıkılmaya’ ihtiyacı var

Çocuklar sıkılmasın diye internetteki tüm etkinlikleri tüketen ebeveynler aslında pek de doğru bir şey yapmıyor. Sıkılmanın eğitimin bir parçası olduğunu belirten uzmanlar “Önemli olan tüm gün etkinlik yapmak değil, nitelikli zaman geçirmektir” diyor.

Anne babalar çocuklarını sürekli oyalama yarışında. İnternette etkinlik önerileri havada uçuşuyor. Peki, ama çocukları sürekli oyalamaya çalışmak doğru mu?

Doç. Dr. Saniye Bencik Kangal (Hacettepe Üniversitesi Çocuk Gelişimi Bölümü Öğretim Üyesi): Burada önemli olan ‘nitelikli zaman’ kavramıdır. Yere, koltuğa, masaya çocuğumuzla birlikte oturup onun gözlerinin içine bakarak, zihinsel ve fiziksel olarak çocuğumuzun yanında olarak geçirdiğimiz süre önemlidir. Tüm günü etkinlikle doldurmaya çalışmak nitelikli zaman geçirmek anlamına gelmez. Aksine bu durum yetişkini tüketir, çocuğu ise sıkar. Aynı şekilde, bir yandan televizyon veya cep telefonu açıkken öte yandan çocukla kaliteli vakit geçirilemez. Birlikte gerçekten eğlenerek geçirilen 45 dakikalık veya 1 saatlik nitelikli zaman kâfidir. Bu zaman diliminde de tüm etkinlikleri çocuğun ilgi alanına göre yapmak önemlidir.

Ancak öte yandan da ebeveynler çocuklara etkinlik yetiştirememekten, çocukların sıkıldığından şikâyet ediyor…Ayben Ertem (Uzman Psikolog): Çocuk psikoloğu, aile danışmanı Dr. Vanessa Lapointe “Çocuklar kendi sıkılmışlıklarının içinde kalmalıdırlar ki o sessizlikle beraber kendilerini duyabilsinler” der. ‘Kendini duymak’ kavramının anlamı şudur: Çocuk devamlı olarak meşgul edilmeye çalışıldığında, o bombardıman altında kendi kendine kalacağı, iç dünyasını keşfedeceği, kendini nasıl hissettiğini ve hatta ne istediğini anlayacağı bir zamanı olmaz. Her ne kadar “Çocukların sıkılması kötüdür” algısı olsa da bu pek doğru değildir. Çünkü çocukların boş kaldıkları sürede zihinlerinin biraz amaçsızca dolaşmaya ihtiyacı vardır. Son yıllarda yapılan araştırmalar, sıkılmanın yaratıcılığı beraberinde getirdiğini, kişiyi anlam bulmaya ve tatmin etmeye doğru ittiğini gösteriyor. Bu sebeple ebeveynler/bakım verenler, çocukların boş zamanlarını devamlı bir şeylerle doldurmak yerine, birazcık sıkılmalarına da zaman tanısınlar.

Doç. Dr. Saniye Bencik Kangal: Burada sıkılmanın derecesini iyi gözlemlemek lazım. Çocuk sıkılsın ve kendi kendine keşfetmeyi öğrensin derken çocuğu ihmal etmemek de gerekir. Gerekli çevresel uyaranlar sağlandıktan, çevredeki güvenlik önlemleri alındıktan sonra çocuğun keşif yapmasına ve özgürce hareket etmesine fırsat tanınmalıdır.

Yazının Devamını Oku

Çocuğunuzu ihmal ettiğinizi nasıl anlarsınız?

Pek çok ebeveyn çocuğuyla yeteri kadar ilgilendiğini, onun tüm ihtiyaçlarını giderdiğini düşünür ama bazen gözümüze çok basit görünen konular ihmalin ta kendisi olabilir! Uzmanlar “Açıkta bırakılmış elektrik kablosu veya arkadaşlarını tanımamak da birer ihmal biçimidir” diyor.

‘İHMAL’ KAVRAMINDAN NE ANLAMALIYIZ?Doç. Dr. Utku Beyazıt (Akdeniz Üniversitesi Çocuk Gelişimi bölümü)

İhmal, çocuklarımızın ‘iyilik halini sağlamak’, ‘ihtiyaçlarını karşılamak’ ve ‘onları korumak’ konusunda yetersiz kalma durumumuzdur. Fark etmediğimiz pek çok ihmal biçimi var...

Fiziksel: Çocuğun bulunduğu ortamın temiz olmaması, hayatını riske atacak şekilde elektrik kabloları ve prizlerin açıkta bırakılması, korkuluksuz balkonlar, su dolu kovalar, ulaşabilecekleri yerdeki temizlik malzemeleri, tehlikeli mutfak gereçlerinin ortada bırakılması...

Duygusal: Doğumdan itibaren çocuğun bakımıyla ilgilenmemek, onu yok saymak, sevgi ve saygı göstermemek, söylediklerini dinlememek, verilen sözleri tutmamak, başarılarını görmezden gelmek, çocuğa ihtiyaç duyduğu sevgi ve şefkati sağlamamak...

Denetimsel: Ebeveynin çocuğun üzerindeki denetiminin yetersiz kalması, çocuğa doğru ve yanlış davranışların neler olduğunun öğretilmemesi. Örneğin başkasına ait eşyaları alması gibi yanlış davranışlarına göz yummak, evde ya da okulda olmadığı saatlerde onun nerede olduğu, neler yaptığını bilmemek, arkadaşlarını tanımamak...

Bilişsel: Çocukla vakit geçirmemek, oyun oynamamak, birlikte kitap okumamak, ödevleriyle ilgilenmemek, onun sorularını yanıtsız bırakmak...

Eğitimsel:

Yazının Devamını Oku

Evde geçen tatile ‘tatil’ denir mi?

Uzaktan eğitim sürecinin ilk yarıyıl tatili başladı. Dijital eğitim gören çocuklar karnelerini aldı. Tatilden önce evdelerdi, tatilde de çoğunluk evde. Evde kalan çocukların bu zamanı ‘tatil’ gibi algılamaları için neler yapılmalı, karne konusunda onlarla nasıl konuşulmalı? Uzmanlardan öneriler...

Çocuklar okul zamanında da evdelerdi, tatilde de evde olacaklar. Peki, bu süreci iyi bir şekilde geçirmek için neler yapmak gerekiyor?

Ufkun Dikmen (Uzman Psikolog): Aylardır çoğunlukla evde zaman geçiren çocukların en büyük ihtiyaçlarından biri hareket etmek. Bu nedenle onlara enerjilerini atabilecekleri alanlar açmak, evde hareket etme imkânlarını geliştirmek hayati önemde. Gün içinde dans etmek, zıplamak, takla atmak, sandalyeler minderlerle parkurlar yapıp birlikte oynamak, yastık savaşı yapmak, el ele tutuşup dönmek, deve-cüce oynamak gibi hareket içeren oyunlara mutlaka zaman ayrılmalı. Bunlara ek olarak gün içinde bir sanatsal aktivite, bir ev işini birlikte yapmak, biraz kitap zamanı planlamak ve çocuğun seçeceği herhangi bir oyunu birlikte oynamak destekleyici olacaktır. Tüm günün saat saat planını yapmak yerine, genel bir programı çocukla birlikte hazırlamak kâfi. Fırsat buldukça da önlem alarak dışarı çıkmak, yürüyüş yapmak çok önemli. 

Dr. Gülden Dönmez (Eğitim Bilimci): Çocukların kaliteli zaman geçirmeye çok ihtiyacı var. Kaygısız bir şekilde, bolca oyun ve eğlenceyle geçirebilecekleri her an çok değerli. Bu sebeple her ebeveynin kendi çocuğunun özelliklerini de bilerek hareket etmesi, onların ihtiyacını anlaması ve onları “Derslerinden geri kalacaksın, çalış; ödev yap, kitap oku” gibi zorlayıcı cümlelerle sıkmaması gerekiyor. 

Çocuklar ilk kez 'pandemi zamanında' karne alacaklar. Böyle bir ortamda karnenin anlamı nedir? 

Dr. Fırat Hamidi (Çocuk ve Ergen Psikiyatrı): Maalesef ki bu yarıyıl döneminde karne almak daha önceki zamanlara göre daha buruk ve daha az heyecan verici olacak. Böyle bir ortamda karnenin anlamı, ev içinde uzaktan eğitimlere katılma çabası olmalıdır. Karnedeki notların düşük ya da yüksek olmasına takılmadan, gerekirse çocuğun zorlandığı ders notları düşük de gelse onları göz ardı ederek, dediğim gibi tüm bu süreçteki çabaları bizim onları takdir etmemiz için yeterli olmalıdır.

Dr. Gülden Dönmez: Karne, bir eğitim döneminin artı ve eksilerinin değerlendirilmesidir. Uzaktan eğitim süreci, çocukları notla değerlendirmek için hiç de doğru bir yaklaşım olmadığını öğretti bize. Önemli olan çocuğun çabasıydı. Aileler bunu görmeli. Eğer çocuk bu süreçte elinden geleni yaptıysa, her gün uzaktan eğitime katılıp, tüm çabasıyla süreci iyi değerlendirmeye çalıştıysa, notlara bakmaksızın çocuğu tebrik etmek gerekir. Notları yüksek gelen çocukları tebrik etmek, düşük gelenleri yargılamaktan kaçınmak çok çok önemli. 

Peki, notları yüksek veya düşük gelen çocuklarla konuşurken hangi cümleleri kurmak iyi olur?

Yazının Devamını Oku

Mutlu olmak için evinizde ‘nezaket kültürü’ geliştirin

Anne-babalar çocuklarının güvenli bir ortamda yetişmesini istiyor, ancak unutmayalım ki hiç kimse toplumdan bağımsız yaşayamaz. Daha uygar ve uyumlu bir yaşam için karşılıklı anlayış şart... Uzmanlar “Dünyayı daha iyi bir yer haline getirmek için yapabileceğimiz en iyi şey evimizde bir nezaket kültürü geliştirmek” diyor. Peki ama nasıl?

NEZAKET NEDİR?

Prof. Dr. Aynur Bütün Ayhan (Ankara Üniversitesi Çocuk Gelişimi Bölümü): Bir yaşama kültürüdür. Çocukluktan itibaren kazanılır ve yaşam boyu sürmesi arzulanır. Nezaket aslında bir tür empati/halden anlama biçimidir. Birine ‘merhaba’ demek, otobüste yer vermek, sıraya girmek veya gülümsemektir. Daha iyi ve uygar bir dünyada yaşamanın yolu evde bir ‘nezaket kültürü’ geliştirmekten geçiyor. Bunu sağlamanın yolu da örnek olmak! Çocuklara nezaketli olmanın altın kurallarını öğretmek ve bu kuralları içselleştirmek gerekiyor. Ebeveynler, çocuklarının iyiliğin ne anlama geldiğini anlamasını sağlamalı. Çocuklara nezaket kurallarını öğretirken, neden böyle davranılması gerektiği de vurgulanmalı. 

EVDE GÖRDÜĞÜ NAZİK DAVRANIŞLAR DIŞARIDA NE İŞİNE YARACAK?

Banu Savu (Çocuklar için görgü, nezaket ve doğru davranış kitapları yazarı): Evinde nezaket kültürüne önem verilen çocuk, iyi ve nazik olmayı kural olarak görmez. Onu içselleştirir. Kurallar çocuklara sıkıcı gelebilir. Onlara davranışlarla örnek olmak gerekir. Evde gördüğü iyi ve nazik davranışları toplum içinde uygulayan çocuk, insan ilişkilerinde ve iletişimde başarılı olur. İletişimi iyi olan çocuğa hem akademik hem de sosyal anlamda her kapı kolaylıkla açılır.

ÇOCUKLARA ÖRNEK OLMAMIZ GEREKEN TEMEL KURALLAR

◊ “Lütfen, teşekkür ederim, özür dilerim, yardım edebilir miyim?” gibi cümleleri her gün kullanın. Eğer çocuk ailesinin birbirlerine ve diğer insanlara karşı nazik davrandığını gözlemlerse o da benzer davranışları sergiler. 

◊ Onlara, gündelik yaşantı deneyimlerinden yararlanarak nezaketi anlatın. Örneğin arkadaşı elindeki yiyeceği düşürdüğünde ona kendi yiyeceğinden uzatan çocuğunuza “Arkadaşına kendi yiyeceğini vermen harika bir davranıştı” deyin.

◊ Onunla başkalarının duygularını fark etmelerini sağlayacak sembolik oyunlar oynayın. Oyunda “Bebeğin düştü ve dizini çok acıttı. Sence şimdi ne yapmalıyız?” gibi sorular sorabilirsiniz. Çocuğunuz büyüdükçe daha gerçekçi durumlar üzerinde konuşabilirsiniz. Örneğin “Tekerlekli sandalyede otobüse binmek ne kadar zor olmalı!” gibi.

Yazının Devamını Oku

İçerik kaliteli bile olsa ekran süresinde denge önemli

Pandemi süresince çocuklarla ilgili en temel kaygılardan biri ‘ekran süresi’ oldu. Ebeveynlere göre çocuk, ekranı ders çalışmak için kullandığında sorun yok ama oyun oynadığında hemen tartışma başlıyor. Uzmanlarsa “Yararlı diye çocuğunuzun sabaha kadar ekran karşısında ders çalışmasını da isteyemezsiniz” diyor.

Türkiye’de ekran süresi hâlâ ciddi bir tartışma konusu. Ekran süresinden korkmalı mıyız?Gazi Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Selçuk Özdemir: Türkiye gibi özgün düşünce, bilim ve teknoloji üretiminde verimlilik sorunu yaşayan ülkeler günümüz ekonomik ve sosyal yapısının her bileşenine sirayet eden dijital teknolojilerin yarattığı dönüşümü şaşkınlık, panik ve korku içerisinde izlerken, bu teknolojileri ortaya çıkarma kapasitesi yüksek toplumlar olabilecek dönüşümleri önceden başladıkları tartışmalarla tahmin ediyor ve çözümler üretebiliyorlar. Bu tür önden yapılan tartışmaların sıfır noktasını ise felsefe, sosyoloji ve psikoloji alanları oluşturuyor. Dönüşümün farkında olan ülkelerin özellikle son 10 yıldır eğitim alanında yoğun şekilde düşünce üretip, tartışıp ve Ar-Ge yatırımları yaparak en iyiyi bulmaya çalıştığı dönemde, ülkemiz eğitimcileri ve anne-babalar, ne yazık ki teknoloji olarak sadece mobil cihazlara ve onların olumsuz yönlerine odaklandılar. Hâlbuki hayallerimizi ete-kemiğe büründürmenin en ucuz, en kolay ve en zengin fırsatlarını sunan bilgisayar ve türevi cihazların okullarda yapamadıklarımızı gerçekleştirebileceğimiz ‘bu dönemin üretim teknolojileri’ olduğunu anlamamız gerekir. Akıllı telefon, tablet, PC gibi cihazları bilinçsiz kullanımımız yüzünden çocuklarımızın düşmanı gibi algılamak yerine mümkün olduğunca kaliteli, çeşitliliğe sahip, yaş gruplarına ve ilgi alanlarına uygun ‘multimedya öğrenme içerikleri’ geliştirmek gerekir.

Bahçeşehir Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Yavuz Samur: Yıllardır, ekran süresinden ziyade çocukların ekranda ne yaptığının daha önemli olduğunu vurguluyorum. Eğer çocuğunuz ekran karşısında "En uzağa giden uçak nasıl yapılır?" videosu izliyorsa, bu bir ‘ekran tüketimidir’, ancak aynı anda önünde kağıtlarla bir yandan o uçağı yapmaya çalışıyorsa, bu da ‘üretimdir!’ Dolayısıyla ‘üretim için tüketimi’ ve bunun önemini her zaman dile getiriyorum. Ancak bu, "Çocuğum ekran karşısında akşama kadar uçak yapsın!" demek de değildir. Çocuklar kodlama, çeşitli deneyler vb. ‘üretim için tüketim’ etkinlikleri yapsınlar evet ama sürekli olarak ekran karşısında etkinlikler yapmak veya her fırsatta ekran karşısında etkinlikler yapmak istemek de doğru değildir. Her zaman denge olmalıdır. Çocuğunuz ne kadar ‘ekranlı etkinlik’ yapıyorsa bir o kadar da ‘ekransız etkinlik’ yapmalıdır. Aksi halde, uzun vadede, hep ekran karşısında etkinlik yapmaya alışkın çocuklarla karşılaşabiliriz. Dolayısıyla sürekli ekrandan mutlu olmaya çalışan bir nesil istemiyorsak, yaklaşımımızı şu şekilde değiştirmeliyiz, ekranda geçirdiği süreden bağımsız olarak, ekranda hangi kaliteli etkinliği yaptığına ve ekransız da ne kadar kaliteli etkinlik yaptığına bakmalıyız.

Ne tür içerikler gerekiyor?Prof. Dr. Selçuk Özdemir: Öğretmenlerin yüz yüze anlatmakta zorlandıkları ve artık tüm dünyada ağır eleştiri altında olan klasik okul eğitimi kazanımlarını istediğiniz en renkli dijital içerikler haline getirin çocukların bunları kullanmalarını sağlamamız çok zor. Mobil cihazlarda kullanılması için tavsiye ettiğim içerikler: Çocuğun kendi sorularını sormasını sağlayacak sorgulama içine gireceği, ardından kendi sorduğu sorunun cevabını merakla ve sabırla aramaya başlayacağı, düşündüğü cevabı deneme-yanılma yöntemi ve hatalarından öğrenerek bulacağı içeriklerdir. Eğitim uzmanları olarak bizler 150 yıldır yaptığımız hatayı bir kenara bırakıp, çocuklara kendi bulduğumuz soruların mutlak doğru cevaplarını ezberlettiğimiz eğitim içerikleri geliştirmeyi unutup, bugün dünyanın ‘21. Yüzyıl Sosyal ve Duygusal Becerileri’ olarak adlandırdığı ama özünde aslında binlerce yıllık insanlık tarihinin ‘kadim becerileri’ olan sabrı, sorgulamayı, merak etmeyi ve hata yapmaktan korkmadan inisiyatif kullanmalarını sağlayacak yepyeni eğitsel yaklaşımlar geliştirmeliyiz.

Anne-babalar, çocuklara "Ders çalış" derken ekran başından kalkmalarını istemiyor, ama çocuk oyun oynarken "Yeter artık kalk!" deniyor. Bu yaklaşım doğru mu?Doç. Dr. Yavuz Samur: Eğitim ile ilgili geçen süre, ekran süresinden sayılmıyor, burada bağlılık ve bağımlılık arasındaki fark ön plana çıkıyor. Yani çocuğun oyun oynadığı, sosyal medyada takıldığı, çizgi film ve video sitelerine baktığı süreler ‘keyfi ekran süresi’ olarak devreye giriyor ve evet bunun bir sınırı olmalı. Bu sınır da günlük şeker tüketiminiz gibidir. Fazlası fazladır, sınırsız olmamalıdır. Bu yüzden ebeveynlerin "Yeter artık, kalk artık, çok oldu!" demelerinde bir sakınca yok, aksine "Dışsal durdurucular!” özellikle bağımlılığa daha yatkın olduğumuz bu dönemde çocuklar için gereklidir. Yani aslında içerik de tek başına yeterli değildir. Örneğin çocuğumuza "Sabaha kadar ders çalış!" gibi bir cümle de söyleyemeyiz. Bu da adil değil. Yani içerik çok kaliteli bile olsa dengeyi sağlamak önemlidir.

#EVDEKAL ETKİNLİĞİ

Yazının Devamını Oku

Kendileri küçük, hedefleri büyük

Pek çoğumuz ocak ayının ilk günlerinde kendine hedefler koyar, bununla ilgili kararlar alır, listeler hazırlar... Çocukların neyi eksik? Uzmanlardan onlar için yeni yıl kararı olabilecek öneriler istedik.

Gözde Erdoğan-Pedagog

1. ‘Hayal defteri’: Bir ‘hayal defteri’ edinip buna yapmak istediklerini yazsın. Böylece hem hayallerini kayda geçirmiş olacak hem de onları başarmanın yollarını aramaya başlayacaktır.

2. Masal saati uygulaması: Pandemi günleri de masallardaki gibi… Nasıl ki masallarda kötüyü görmeden iyiye eremiyoruz, pandemide de en kötüsünü gördük! Eğer dersler çıkarırsak iyiye erebiliriz. Evde masal saati uygulaması başlatabilirsiniz. Her gün birbirinize bir masal anlatın. Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan ‘Her Güne Bir Masal’ kitabından faydalanabilirsiniz.

Dr. Bahar Eriş-Eğitimbilimci

3. Cep telefonu sınırlaması: Çocuklar zamanlarının çoğunu harcadıkları cep telefonlarına 2020’de daha da bağlandılar. Bu nedenle bu konuyla ilgili kararlar almak gerekiyor. Örneğin, “Ders çalışırken telefonumu yan odada tutacağım” veya “Yatmadan bir saat önce ekranla ilişkimi sona erdireceğim” gibi.

4. Kitap okuma alışkanlığı: Yeni yılda düzenli kitap okuma kararını vermek onun için büyük bir adım olacaktır. Her gün kitap okusun. Sayfa sayısının önemi yok. Önemli olan bunu düzenli bir alışkanlık haline getirmek.

Özge Selçuk Bozkurt-Çocuk gelişimi uzmanı

5. Her gün beş yeni kelime:

Yazının Devamını Oku

Saflığı kötülemek kötülüğe övgüdür

Bir insan saf ve iyi niyetli olduğu için alaya alınıyorsa, bencil olmak özendiriliyorsa, kötülük her şeyden hızlı örgütleniyorsa, orada çok ciddi sorunlar var demektir.

Son zamanlarda bazı cümleleri sıkça duyar oldum. İyi niyetinden dolayı küçümsenip “Yazııık, bu da amma saf!” diye iyiliğin, temizliğin alaya alındığı; “Bu kadar da saf olma!” diye saflığın kötülendiği cümleler bunlar…

Sürekli uyarı cümleleriyle karşılaşıyoruz: “Uyanık ol!”, “Akıllı ol!”, “Kendini ezdirme!”, “Saf olma!” Liste uzayıp gidiyor. Böylesine çok uyarının olduğu bir yerde insan kendini güvende hissedebilir mi?

Öte yandan çocukların iyi ve güvende olmasını istiyoruz, ama güvenlikten anladığımız yalnızca korunaklı mekânlar… Çünkü güvenin olmadığı bir yerde korunaklı mekânlara ihtiyaç artar! Oysaki gerçek ihtiyacımız yine insan kalbidir. Hem iyi insanlarla karşılaşmak isteyip hem de insanların saflığını temizliğini alaya aldığımızda, orada bir güven ortamı oluşturmamız olanaklı değildir.

Saflığı kötülemek, kötülüğe övgüdür! İyi bir dünyada yaşamak için iyi niyetli insanlara ihtiyacımız var. Bir kişi iyilikle karşılaştığında, bunu ‘enayilik’ olarak görüyorsa, kendi kalbini açığa çıkarmış olur aslında.

Bu nedenle iyiliği övmek, kötülüğü yermek gerekir. Çünkü kötülüğü düşüncelerimizle beslediğimizde, kötülükle karşılaşma ihtimâlimiz artar. Oysaki iyi bir dünyada yaşamak herkesin (yeni yıl) dileği değil mi?

İşte sosyal medyayı kasıp kavuran cümlelerden biri daha: “Canım kendim!” veya “Canım ben!”

Evet, elbette herkes kendini sevsin, evrendeki varlığına teşekkür etsin ama kimseyi yok saymadan…

Eskilerin güzel bir sözü vardır, “Ağzından çıkanı kulağın duysun!” derler. Biz ağzımızdan çıkan sözcüklere dikkat etmiyoruz. Kendimizi sevmeyi bile başkalarını sevmek için koşul sayar olduk.

Yazının Devamını Oku

Benim hâlâ umudum var

Şarkıyı hatırladınız mı? Mazhar Alanson’un unutulmaz şarkısı “Benim hâlâ umudum var” her şeye rağmen umut etmeyi hatırlatıyor bize… Bir 2020 şarkısı olarak dinlemeye ne dersiniz?

“Güzel günler bizi bekler, eyvallah dersin olur biter

Bıraksam kendimi şöyle oh ne rahat

Bu da geçer gülüm yaşamana bak

Alınacak dersler var sorulacak sorular

Bu da geçer gülüm bizden bu kadar”

2020 yirmi bir felâketler yılıydı, kabul ediyorum, ama benim hâlâ umudum var. Üstelik sadece benim değil, hepimizin umudu olmalı. Peki, ama acaba 2020 bizden neler götürdü, 2021’den neler bekliyoruz? Kurumsal koç ve yazar Şirin Yelmen Oktar’a kulak verelim:

“2020 bizden özgürlüğümüzü, kucaklamayı, sarılmayı, sosyal etkileşimi, iş ve okul hayatının mahremiyetini götürdü. 2021'den sağlık, umut, kapsayıcılık bekliyoruz. Ailecek mekân ve zaman esnekliğinin iş ve okul sistemlerine uyarlanmasını, sağlıklı iletişim kurarak birbirimizi kucaklamayı, birbirimizin yaşına ve yaşadıklarına saygı göstererek anlamaya çalışmayı, sağlıklı yaşamı hayatımızın bir parçası haline getirmeyi bekliyoruz. Ancak 2021’de bazı kararlar almak gerek. Örneğin ailece “Zor zamanlarda nasıl bir aile ortamı yaratmalıyız?” sorusunu konuşup, zor zamanlarla ilgili karar alma şeklimizi belirleyebiliriz. Birlikte “Yaratılan sınırlar ve esneklik hakkında konuşulan bir aile sistemine geçmek için nasıl bir ilişki kurmalıyız?” hakkında düşünüp bu konuda karar alabiliriz. “2021’de neye odaklanmalıyız?” sorusunun yanıtını bulup, o alana odaklanıp, o alanı geliştirebiliriz. Sağlıklı yaşam tarzını hayata geçirmek için ailecek sağlıklı yemekler yapabilir ve bu tarz faaliyetleri gelenekselleştirebiliriz.”

Yazının Devamını Oku

Hep tebessümle anacakları, hiç unutmayacakları bir gece yaşatın...

Pandemi yüzünden neredeyse bütün yılı evde geçirdik. Belki yılbaşında sevdiklerimizle bir araya geliriz diye umuyorduk ama maalesef o da mümkün görünmüyor. Ailece evdeyiz. Ama bu sıkılacağımız anlamına gelmiyor elbette! Çocuklu ailelere evde yılbaşı için öneriler...

Evi süsleyin

Çocuklar ev süslemelerini çok sever. Gün boyunca balonlar, süsler ve hediyeliklerle evi rengârenk bir parti mekânına dönüştürün.

Hediyeleri paketleyin

Beraber hediye hazırlamak hem eğlenceli hem de çok eğitici. Aldığınız hediyeleri renkli kâğıtlarla süsleyin, üstlerine notlar yazın... Çocuklar bayılacak bu işe.

Yeni yıl kartı gönderin

Kartpostal kültürünü yeniden canlandırmanın tam zamanı. Siz de çocuklarınızla birlikte kendi el emeği göz nuru kartlarınızı hazırlayıp uzaktaki sevdiklerinize yollayabilirsiniz.

Yemeği beraber yapın

Yazının Devamını Oku