Çilin mi var derdin var

Ergenlik zor zanaat! Ne yetişkinsin ne de çocuk… Hormonlar hızlı çalışıyor, aşk meşk işleriyle başın dumanlı ama sen sivilce ve çillerle uğraşıyorsun. Bu süreçte kendini hiç olmadığı kadar çirkin hissediyorsun, üstüne üstlük bir de anlaşılmadığını düşünüyorsun. Annen baban ‘asiliğinden’ şikâyetçi, arkadaşlarınsa ‘çirkinsin’ diyor. Peki, ama bu süreçte ne yapmak gerekiyor? Konuyu hem Çocuk ve Ergen Psikiyatristi Serdar Alparslan’a hem de Dermatolog Güneş Ertürk’e sorduk.

Ergen birey kendini neden beğenmez?

Dr. Serdar Alparslan: Kendini büyümüş hisseder ama özgüveni kırılgan ve narindir. Duygularını abartılı yaşar, bazen aşırı sinirli bazen aşırı üzgün olabilir. Dış görünüşünü çok önemser. Güzel veya yakışıklı olmak ister ama kendini bir türlü beğenmez. Ergenler için dış görünüm çok önemli. Çilli veya sivilceliyse vay haline! Bu kez kendisiyle uğraşmaya başlar. Hoşlandığı kişinin kendine aşık olamayacağına dair ön yargıları vardır. Kendini değil, genellikle başka arkadaşlarını daha güzel veya yakışıklı bulur. Bu nedenle aşk onun için genelde daha güzel/yakışıklı olana veya daha popüler olana aşık olma şeklindedir. Aşkın onun için acı veren yönü daha ön plandadır.

Ne yapılmalı peki?

Anne babalar kendilerine önemsiz gibi gelse de ergenin önem verdiği dış görünüş, çil veya sivilce gibi cilt sorunlarını özellikle ciddiye almalılar. Ergen için bunlar hayati konular olabilir. Kişilik gelişimlerini etkileyebilir. Ergenin bu sorunlarına önem verdiklerini ve bu konuda kafa yorduklarını ve yanında olduklarını hissettirmeliler. Ayrıca onlara bu sürecin geçici olduğu açıkça anlatılmalı, bilimsel ve duygusal açıklamasını yapmalıdır. Ergen bireyin olumlu yönleri ve başarıları ön plana çıkarılarak başarılı olduğu sosyal alanlarda desteklenmelidir.

Çilin mi var derdin var

Ergenlik çilleri neden kaynaklanır?

Dr. Güneş Ertürk: Çiller kalıtsaldır. Çilli kişilerin çoğunda kırmızı saça da neden olan MC1R adlı bir gen mevcuttur. Doğumda çiller görünmese de 6 ay ile 3 yaşları arasında görülmeye başlarlar. Çilleri arttıran temel etken ise güneştir. Çünkü çiller melanosit denilen renk hücrelerinin fazla çalışıp, üst deriye fazla renk pigmenti aktarması nedeniyle ortaya çıkarlar. Güneş ışığı melanositleri uyararak fazla renk üretimini tetikler. Bu yüzden yazın çiller artar veya ortaya çıkar, kışın ise çiller hafifler veya kaybolur.

Peki, ya sivilceler?

Sivilceler tedavi edilebilir. Ancak çil tedavisi için ergenlik doğru bir zaman değil. En iyi tedavi yöntemi güneşten korunmak olabilir. Çiller ancak yetişkin olunduğunda tedavi edilmeli. Erişkinlik çağında, ihtiyaç halinde çiller lazer teknolojileriyle giderilebilir.

Anne ve babalara ve çocuklara önerileriniz neler?

Çili olan bireylerin güneş ışınlarının yaratacağı ben, leke, cilt kanseri, kırışıklık ve cilt yaşlanmasına eğilimleri fazladır. Bu yüzden dış mekânlarda güneşten koruyucu kullanımına, yoğun güneş altında şapka, giysi ve gözlük ile güneşten korunmaya özen gösterilmelidir. Ergenlik döneminde sivilcelenme eğilimi nedeniyle yağsız, akneli ciltlere özel güneşten koruyucular tercih edilmelidir. Bir de D vitamini eksikliği varsa mutlaka takviye alınmalı ve sağlıklı beslenilmeli.

ERGENLİK SİVİLCELERİNDEN KURTULMA YOLLARI

Dermatolog Dr. Güneş Ertürk, ergenlik sivilcelerinden kurtulma yollarını 'Çocuklarla Bir Ömür' programımızda anlattı.

HADİ ANNE GİDELİM

Mesleklerle dolu bir gün

Çocuklar Kidzmondo’da meslekleri deneyimleyecek ve birbirinden farklı sahne gösterilerini izleyebilecekler. Ayrıca alandaki Hürriyet binasında muhabirlik deneyimi de onları bekliyor.

Yer: İstanbul-Trump Towers
Tarih: Bugün/Yarın
Saat: 10.00
Fiyat: 80 TL
Tel: (0212) 348 10 00

Çilin mi var derdin var

Çizgi film yapalım mı?

Bütün çocuklar çizgi film izlemeye bayılır. Peki, ya çizgi film de yapabilir mi? Elbette… Bu atölyede çocuklar kendi çizgi filmlerini yapmayı öğreniyor.

Yer: İstanbul-Oyuncak Müzesi
Tarih: Yarın
Saat: 10.00
Fiyat: 550 TL
Tel: (0216) 359 45 50

Çilin mi var derdin var

Çizmeli kedi

Dünyaca ünlü Çizmeli Kedi masalı yepyeni bir düzenleme ve olumlu mesajlarla sahnede. Üstelik oyunun sonunda iyilik kazanıyor.

Yer: İstanbul-Barış Manço Kültür Merkezi
Tarih: Bugün
Saat: 15.00
Fiyat: 34 TL
Tel: (0216) 18 16 46

Çilin mi var derdin var

 

 

 

HAFTANIN KİTABI

Sporu ve tarihi bir araya getiren ‘Kaçış Oyunu’ dört maceracı çocuğun öyküsünü anlatıyor. Kitap, sporun tarihine ve antik çağlara ışık tutuyor.

Yayınevi: Tudem Yayınevi
Yazar: Alper Akal
Tür: Roman
Sayfa: 152
Fiyat: 22 TL

Çilin mi var derdin var

İNTERNET BAĞIMLILIĞI VE TEKNOLOJİ KULLANIMI

LC Waikiki Aile Buluşmaları devam ediyor. Beşinci durağımız Kars'tı. Muhteşem bir buluşmaydı. Uzman Psikolog Ramazan Şimşek ve LC Waikiki Tasarım Müdürü Suzan Filiz ile birlikte çocukların internet bağımlılığı ve teknoloji kullanımı sorunlarını konuştuk. Karslıların yoğun ilgisine ve Kars Belediyesi'ne çok teşekkür ederiz. Bir sonraki buluşmamız, 20 Ekim Cumartesi günü Mardin'de gerçekleşecek.

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Çocukluk unutulmaz

Yetersiz sevilmiş çocuklar hayatı eksik yaşarlar. Çünkü çocukluğu yaşam boyu onunladır. Dününü hatırlamaz ama çocukluğu aklından hiç çıkmaz. Anneannem bir asırlık yaşına eriştiğinde, sabah yediği yemeği hatırlamaz olmuştu, ama ona çocukluğunu sorduğunuzda nefes bile almaksızın heyecanla ve eksiksiz anlatırdı. Çocukluk unutulmaz…

Benim anneannem de ‘yetersiz sevilmiş’ bir çocuktu. Kurtuluş Savaşı’nda annesi onu ardında bırakamamış, beşiğiyle dağlara kaçırmış, sonra savaşa gidip onu da köydeki ahretliğine bırakmış. Savaş kazanılmış ama annesini bir daha görememiş. Köyde bırakıldığı evin bir oğlan çocuğu olmuş. Onu büyütmüş, giydirmiş ve kendisinin bile gidemediği Cumhuriyet ilkokuluna onu göndermiş anneannem! Ve sonra da onunla evlenmiş…

Bu ülkede kadınların çektiği çileyi kimse çekmemiştir. Ancak kadının kadına ettiği eziyeti de kimse etmemiştir herhâlde… Anneannem, bir kadının dizinin dibinden ayrılmadan çalışmış da çalışmış. Annesi başını okşayamamış, babası başını okşayamamış, “Büyütürsün gelinin olur” diye verildiği evde de başı okşanmamış. Eskiden çocuklar erken büyürlerdi. Onun çocukluğuna dair hatırladığı en sarsıcı şey, annesinin onu bıraktığı an. Ancak o anı anlatırken bile ağladığını hiç görmemiştik.

Çocukluğunu anlatırken bazen heyecanlı, bazen hüzünlü olurdu anneannem. Annesine hiçbir zaman “Beni bıraktı” diye de kızmamıştı. “Savaş yıllarıymış” der, geçerdi. Ancak çocukluğu… İşte onu garipserdi. Bir asırlık hayatının içinde, yalnızca çocukluğunda canı çekip de yiyemediği erik için ağlardı. Yüz yaşına gelmişti ama çocukluğunda işittiği bir azarın kursağında bıraktığı o erik, hâlâ gururunu incitiyordu. Bu nedenle olsa gerek sofrası çok boldu. Geleni geçeni yedirir içirir, en güzel yataklarda uyutur, herkesin gönlünü hoş ederek uğurlardı. Yaşlı kalbinin içinde bir çocuk saklardı.

İşte bu yüzden bir çocuğun yüzü gözyaşlarıyla ıslanmamalı! Ve incitilmemeli hiçbir çocuk, canı bir erik çekti diye… Ve asla ‘yetersiz sevilmemeli’ çocuklar! Çünkü çocukluk unutulmuyor.

Yazının Devamını Oku

Çocukları COVID-19 ile korkutmayın

Bu yıl ilk kez okula gidecek çocuklar, kimsenin alışık olmadığı bir deneyim yaşayacak. Maskeli öğretmenler, mesafeli sıralar ve sıkı hijyen kurallarıyla karşılaşacak çocuklar için aileler nelere dikkat etmeli, uzmanlar anlatıyor...

MEDİKAL HAZIRLIK

“GENEL SAĞLIK TARAMASINDAN GEÇSİNLER”Eğitimbilimci Dr. Gülden Dönmez

Okula yeni başlayan çocuklar ilk kez bu kadar kalabalık bir ortama girecekleri için daha sık hasta olurlar. Bu nedenle pandemi olmasa da velilerin okul
başlamadan çocuklarına alerji ve genel testleri yaptırmaları çok önemli.

“ÇİZGİ FİLM KARAKTERLİ MASKE TAKSIN”Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Hasan Tezer

- Okula gitmeden önce çocuğun ateşini evde ölçün.

- Hasta olan çocukları okula göndermeyin (38 derece üzerinde ateş, öksürük, burun akıntısı, ishal, kırgınlık, kas ağrısı, eklem ağrısı, ciltte döküntü gibi bulgular).

- Ailede solunum yolu şikâyetleri gelişen ya da COVID-19 tanısı olan biri varsa okula bilgi verin ve çocuğu okula göndermeyin.

Yazının Devamını Oku

Başarılı olmanın yolu yazmaktan geçiyor

Çocukların başarılı olmak için okuduğunu anlama, ifade etme, yorum yapma ve farklı konular arasında bağlantılar kurabilme becerilerini kazanması şart. Bunun en güzel yollarından biri de yaratıcı yazı... Çocuklar yazmayı nasıl sever? Uzmanlara sorduk. Onlara göre en kolay yol çocuğunuzu kitaplarla buluşturmak.

'Yaratıcı yazma’ deyince ne anlıyoruz?

Koray Avcı Çakman (yazar-eğitmen): Yaratıcı yazmada hedef, okuru bilgilendirmek değildir, estetik bakış açısı ön plandadır. İrlandalı yazar Bernard Shaw yaratmanın başlangıcının, düş gücü olduğunu söyler. Düş gücünüzle yazma becerinizi birleştirdiğinizde ortaya yaratıcı yazma çıkar.

Tülay Uğurludural (Bahçeşehir Okulları Ortaokul Türkçe Bölüm Başkanı): Yaratıcı yazma; duygu, düşünce, izlenim, olay ve hayalleri özgürce yazabilmek demektir. Amaç, okuru etkilemektir. Sözcüklerin büyüsüne kendini kaptırıp yaratıcı düşünme becerisini yazı yoluyla ortaya koymak, böylelikle kendini tanımak ve geliştirmektir. Tamamen özgün bir kurgusal yapı ve üslup ile yazmaktır. Bilgi vermekten öte, çocuğun duygularına ait olan metinlerdir bunlar.

Yaratıcı yazı çocukların hangi yönlerini geliştirir?

Koray Avcı Çakman: Hayal gücünü geliştirir, dilin etkili biçimde kullanılmasına katkı sağlar. Çocuk yazı aracılığıyla farklı bakış açılarını keşfeder. Her şeyden önemlisi de yaratıcı yazma çalışması sırasında kendini tanır, duygu ve düşüncelerini özgün ve özgür bir şekilde ifade etmeyi öğrenir.

Tülay Uğurludural: Çok küçük yaşlardan itibaren çocukların sözcük dağarcığını geliştirmek, öğrendikleri yeni sözcükleri yazılarında ve konuşmalarında kullanmalarını sağlamak için yazma etkinlikleri çok önemli. Dil hakimiyeti, planlı düşünme, neden sonuç ilişkileri kurabilme ve görüşleri derli toplu anlatabilme becerisi hayal gücünü geliştirir. Bu da iletişim ve ikna etme becerisinin gelişmesini sağlar. Üstelik yazmak bir tür terapidir ve çocuğun kendisini tanımasına da yardımcı olur.

Peki, ama çocuk yazı yazmayı sevmiyorsa…

Yazının Devamını Oku

Pratik zekâ için bulmaca ve mantık oyunları

Çocukların okul başarını her şeyin üstünde tutan anne babalar aslında büyük bir hata yapıyorlar. Saatlerce ders çalışıp sınavlarda başarılı olamayan çocukları suçlamak yersiz. Uzmanlar uyarıyor: “Çocuğun etkili çalışmayı ve hızlı çözüm bulmayı öğrenmesi için ona mantık oyunları oynatın, bulmaca çözdürün.”

Zekâ oyunlarını ve bulmacaları neden öneriyorsunuz?

Türk Beyin Takım Kaptanı Ferhat Çalapkulu: Ünlü psikolog Piaget zekâyı ‘uyum becerisi’ olarak tanımlar. Günümüzün hızla değişen dünyasına uyum sağlayabilmek için zekâmıza daha fazla ihtiyaç duyuyoruz ve duymaya da devam edeceğiz. Rutini tekrar eden işlerde çalışan kişiler, bir süre sonra rutin kalıplara sıkışır ve beyin kalıplar içerisinde düşünmeye başlar. Zekâ oyunlarında farklı sorularla karşılaştığınız için size öğretilen kalıpların dışında düşünmeye başlarsınız. Bu da yaratıcı düşünme becerisini geliştirerek, gerçek hayatta karşılaşılan problemlere de farklı açılardan bakmamızı sağlar. Zekâ oyunları kalıplara sıkışmış beyinleri özgürleştirir, bakış açınızı zenginleştirir.

Mantık Oyunları Yazarı Ümit Abacıoğlu: Zekâ oyunları ile uğraşmak, uzun süre konsantre olabilmeyi ve etkin düşünebilmeyi geliştirir. Uzun süreli konsantrasyon, odaklanmayı, derinlemesine düşünme becerisini geliştirmeye yardımcı olur. Zekâ oyunlarını çözebilmek için, yeri gelince detayları, yeri gelince büyük resmi, yeri gelince de aynı anda hem detayı hem de büyük resmi görmeyi gerektirir. Bu da çoklu algıyı ve dikkati güçlendirir; parça-bütün ilişkisi kurmayı öğretir.

Peki, çocuğun okul başarısına nasıl bir etkisi var?

Ferhat Çalapkulu: Zekâ oyunlarında ipuçlarını bulmak, doğru sırayla değerlendirmek ve çözüme giden yolu oluşturmayı öğrenirsiniz. Bu da kişiye sistemli düşünme alışkanlığı kazandırır, hayatın her alanında problem çözme becerisinin gelişmesini sağlar. Dolayısıyla olayların sebep-sonuç ilişkisini kavramak ve çözüm üretmekte hız ve kolaylık sağlar.

Ümit Abacıoğlu: Nasıl düzenli spor yaptığımızda forma giriyor, fiziki sağlımıza kavuşuyorsak; yani vücudumuzun fiziki sağlığı için jimnastik yapıyorsak; beynimizin formda olması, sağlıklı kalması için de düzenli olarak beyin jimnastiği yapmamız gerekir. İşte bu nedenle de bulmaca ve zekâ oyunları çok önemli ve gereklidir.

Ne tür bulmacalar çözülmeli peki?

Yazının Devamını Oku

Her ev bir okul, her oda bir sınıf

Uzaktan eğitim süreci başlıyor. Anne-babalar çocuklarından disiplin ve başarı bekliyor; çocuklar da ekranı yeniden eğitim için kullanmaya hazırlanıyor. Uzaktan eğitim sürecini daha verimli hale getirmek için neler yapmak gerektiğini uzmanlara sorduk.

‘Haftalık plan hazırlayın’

Eğitimci-yazar Dr. Bahar Eriş: Ebeveynler, çocuklarıyla birlikte günlük veya haftalık bir çalışma planı hazırlamalı. Bir planın olması belirsizliği azaltır. Belirsizliğin azalması da motivasyonu arttırır. Gün sonunda planı birlikte gözden geçirin. Evin içindeki çalışma ortamı da sınıf içindeki ortam gibi sessiz sakin olmalıdır. Çocuk ekran üzerinden ders dinlerken başka bir yerde TV’nin açık olması, elektrik süpürgesinin çalışması, etrafta konuşma olması dikkatini dağıtır. Çocuğun dersine saygı göstermek, eğitimin değerli olduğu mesajını da verir. Bu da motivasyonunu arttırır.

‘Teneffüs olmazsa olmaz!’

Eğitim bilimci Dr. Gülden Dönmez: Uzaktan eğitim sürecinde teneffüs çok önemli ama bununla ilgili bir standardın olması çok zor görünüyor. Örneğin birinci dersin sonunda on dakikalık teneffüs yeterli olabilirken üçüncü dersin sonunda daha uzun süreli teneffüsler verilmeli. Sınıf seviyeleri ve günlük ders saatleri dikkate alındığında teneffüs süreleri için bir alt sınır belirlenip öğretmenin inisiyatifine bırakılabilir.

‘Yatakta değil masada çalışsın, uyku saatleri dengeli olsun’

Dr. Bahar Eriş: Yatakta çalışmak iyi fikir değildir. Yatak uykuyla ilişkili bir mekândır, dolayısıyla dersi yataktan izlemek uyku getirir. Çalışma tercihen masa başında olmalıdır. Çalışma alanı dikkat dağıtıcı uyaranlardan arındırılmalıdır. Bu bir tatil değil, dolayısıyla uyku saatlerinin okuldaki gibi olması iyi olur. Sabahları erken kalkma düzenini sürdürmek, gece yatma saatini düzenlemek yararlı olur.

‘Sanki okuldaymış gibi giyinsin’

Yazının Devamını Oku

Empati kurmayı öğrenirse tabağında yemek bırakmaz

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün raporuna göre her yıl yaklaşık 1 trilyon dolarlık gıda kaybediliyor. Bu, dünyadaki gıdanın üçte birinin çöpe atılması anlamına geliyor. İstanbul Ticaret Borsası (İSTİB) ‘Gıda İsrafını Engelleme Projesi’ başlattı. Konuyu uzmanlarla konuştuk.

TABAKTA YEMEK BIRAKMAMASI İÇİN ÖRNEK OLUN
İpek Ağaca Özger, diyetisyen

◊ Gıda israfının en büyük bölümünü tabakta bırakılan yemekler oluşturuyor. Bu nedenle anne-babaya düşen görevler var.
◊ Örnek olun. Çocuklar, anne-babanın sofradaki davranışlarını, beslenme alışkanlıklarını örnek alır.
◊ Çocuğunuza danışmadan tabağına sevmediği ve yemeyeceği besinleri koymayın.
◊ Tabağına tüketebileceği miktarlarda yemek koyun.
◊ Öğün saatleri belirleyin, tabakları birlikte hazırlayın. Porsiyonlar konusunda onu bilgilendirin.

Yazının Devamını Oku

Evcil hayvanı ölen çocuğun yasına ortak olun

Çocuklar evcil hayvanlarıyla ilgilenirken bir yandan iletişim becerileri ve duygusal zekâları gelişir, diğer yandan sorumluluk almayı ve empati kurmayı öğrenirler. Ancak evcil hayvanıyla hayatını paylaşan çocuklar, dostlarını kaybettiklerinde büyük bir acı yaşayabilirler. Böyle bir durumda ne yapmak gerekir? Uzmanlara sorduk.

Evcil hayvanlar neden önemli?

Uzman Psikolog Ramazan Şimşek: Evcil hayvan besleyen çocukların empati duygularının geliştiği, sorumluluk bilincinin arttığı, duygusal ve doğa zekâlarının geliştiği ve bağışıklık sistemlerinin güçlendiği artık bilimsel olarak kanıtlandı. Örneğin akvaryum balığı, çocukların dikkat ve odaklanma becerilerine iyi gelir. Suyu ve balıkları izlemek onları rahatlatır. Balıkların beslenme ve belli zamanlarda akvaryumun temizlenme görevinin çocuklara verilmesi, onların sorumluluk alma yönünü güçlendirecektir. Köpek, iletişim becerisi en yüksek olan hayvandır. Çocukların sosyal yönünü, iletişim becerilerini, özgüvenini ve duygusal zekâsını geliştirir. Çok iyi bir dost olmaları, çocukların merhamet duygularını artır. Kedi, iletişim becerisi yüksek olan bir hayvandır. Onu okşadığınızda hem sizi hem de çocuğunuzu rahatlatır. Muhabbet kuşu, bakımı diğer hayvanlara göre daha kolaydır. Sürekli neşeli olmaları, iletişime açık olmaları çocukların pozitif duygularını geliştirir. Evde bir kuş sesinin olması çocukların yalnız hissetmemelerini sağlar. Tavşan duyarlı, sempatik ve nazik bir hayvandır. Asla hırçınlık yapmaz. Çocukların sakin olmaları konusunda model alacakları en iyi örnektir. İşte bu nedenlerle çocukların evcil hayvanlarının olması çok önemlidir.

Peki, ya çocuklar evcil hayvanını kaybederse… Hayvanı ölen çocuğa nasıl yaklaşmak gerekir?

Psikolog Serap Duygulu: Çocuklar için evde hayvan beslemek çok önemlidir. Hayvanlarına bağlanırlar, onların sorumluluklarını almak isterler. Eğer çocuğunuzun sahip olduğu evcil hayvanı öldüyse yapılacak en yanlış hareket, bu olayı geçiştirmek ve durumu hafife almaktır. “Aman boş ver, üzülme, yenisini alırız” gibi sözler çocuğu daha çok yaralamaktan başka bir işe yaramaz. Çocuğun üzüntüsünü önemsememek, onu incitir ve aile bireyleriyle bağlarını koparmasına yol açabilir. Çünkü bu tür kayıplar çocuk için bizim yakınlarımızı kaybetmemiz kadar önemli ve üzücüdür. Dolayısıyla ona yas süresi tanımak, anlayışla karşılamak, üzüntüsünü paylaşmaya çalışmak gerekir. Üzüntüsünü hafifletir düşüncesiyle hemen yeni bir hayvan arayışına girmek de çocuğun acısına saygısızlık olur. Onun istediği yeni bir hayvan değil, çok sevdiği ve benimsediği o hayvana ne olduğunu anlamaktır. Çocuk bu acısını kabullendiği zaman ve yas sürecini atlattığı zaman, onun istediği bir hayvan seçmek en doğrusudur. Kaybın hemen arkasından bu türde teklifler yapılmamalı ve yas tutması için zaman tanınmalıdır. Çocuğu yaşadığı üzüntüyle ilgili olarak konuşmak istediği her sefer sabırla dinlemek ve aynı üzüntüyü paylaştığınızı belirtmek gerekir. Zamanla bu dönemi atlatacaktır ve aynı zamanda ölüm konusunda bir fikir sahibi olarak hayatın en önemli dönemlerinden birine tanıklık etmiş kayıplar çocuğun sözle ifade edemeyeceğimiz ölüm duygusunu tanımasını, sevilen bir varlığın hayatının sonlanmasına dair yaşayabileceği üzüntüleri anlamasını sağlar. Bir hayvanın kaybıyla birlikte çocuk, insanların da hayatlarını kaybedeceklerini ve bunun hayatın doğal bir süreci olduğu fikrini öğrenir, zamanla da bu fikri kabullenir. Bu sırada ikincil öğrenme olarak doğadaki dönüşümü de fark edecektir. Çocuğunuzun bu aşamalar boyunca tek ihtiyacı olan onu anladığınızı ve acısını paylaştığınızı bilmektir. Size düşen, bu dönemde çocuğa karşı anlayışlı ve sevecen olabilmektir.

ÇOCUKLUĞUN İLK 6 YILI NASIL GEÇİRİLMELİ?

Bir insanın yaşamının ilk 6 yılı geri kalan bütün yaşamını etkiliyor. Peki, ilk 6 yıl nasıl geçirilmeli Cocukludunya.com Eğitim Danışmanı ve 200 Adımda Ergenlik Rehberi uzmanlarından Pedagog Prof. Dr. Norma Razon 'Çocuklarla Bir Ömür' programımızda yanıtladı.

<iframe src='//www.hurriyet.com.tr/video/embed/?vid=41241978&resizable=1&autostart=scroll&playsinline=true&v_utm_source=haber_detay' width='580' height='326' frameborder='0' scrolling='no' allow='autoplay; fullscreen' allowfullscreen></iframe>

Yazının Devamını Oku

Çocukluk unutulmaz

Ben daha ilkokula giderken, babam bu küçük ilçede bir mobilya dükkânı açtı ve biz bu vesileyle Çınarcık'a taşındık. Çocukluğumun en güzel hatıralarını burada yaşadım.

Muhteşem dostluklar kurdum. Hâlâ ilkokul, ortaokul ve lise yıllarında edindiğim dostluklarım sürüyor. Kaç kişi denize nazır bir okulda okumuştur bilmiyorum ama benim okulum ardımdaki bu manzarayı görürdü. Çınarcık Füruzan Kınal Lisesi... Ne güzel yıllardı. Okuldan çıkınca dosdoğru babamın dükkânına gidip çıraklık yapardım. Akşamları arkadaşlarımla sahilde yürür, sohbet ederdim. Şimdilerde çocuklarını korumaya çalışan ailelere bakıyorum da... O yıllarda biz çocuklar her şeyden önce birbirimizi korurduk. Anne babalarımız ardımızda nöbet tutma ihtiyacı hissetmezdi. Birbirimize karşı sorumluluk hissederdik. Kimse arkadaşına kötü gözle bakmaz, kimse kimseyi yarı yolda bırakmazdı. Birlikte denize girdik, birlikte kafelerde oturduk, birlikte şarkılar söyledik, bazen kavga da ettik, gülüştük ağlaştık ama her biri çok özel anlardı. Geçenlerde Çınarcık'taki çocukluk arkadaşlarımızla bir WhatsApp grubu kurduk. Böylece görüşemediklerimizle de sohbet geliştirmiş olduk. Herkes bir iş tutturmuş, kimi çoluk çocuğa karışmış, çocukluk hatıralarıyla dolu pek çok insan. Öyle bir özlem gideriyoruz ki, sormayın gitsin.

Çocukluk önemli. Çocuklarınızın, çocukluklarını yaşamalarına, arkadaşlar edinmelerine fırsat tanıyın. Onlara değer verin. Çocukluğunu yaşamayan insanlar mutsuz yetişkinlere dönüşüyorlar çünkü.

Kendimi doğaya attım

Koronavirüs süreci hepimizi öylesine yordu ki, hepimiz uzun zaman evlerden çıkamadık. Sonra yaz aylarının gelmesiyle insanlar içindeki sıkılmışlığı açığa vurmaya başladı. Yasakların da kalkmasıyla insanlar arabalarına atladıkları gibi kendilerini doğaya attı. İşte onlardan biri de benim. Yalova’nın Termal ilçesi muhteşem bir coğrafya. Roma dönemine dek uzanan bir tarihi var, ancak orayı asıl önemli kılan Atatürk’ün Termal Köşkü, doğal kaplıcaları ve bizzat Atatürk’ün kurduğu bitkibilim bahçesi. Mutlaka ama mutlaka görülmeli. Atatürk, dünyanın pek çok yerinden ağaçlar getirtip buraya diktirmiş. Her ağacın üzerinde nereden getirtildiği yazıyor. Çok etkileyici… Bu ağaçların dikildiği zamanları düşünüyorum. Atatürk’ün doğa ve vatan sevgisini! Ona hayranlığım katlanarak artıyor…

Koronavirüs günlerine şiir 

Şair Ümit Öztürk birbirinden güzel şiirlerine bir yenisini daha ekledi. İşte, yaşadığımız pandemi sürecindeki hislerini dizelere döken Öztürk’ün şiiri…

Yaz yağmurlarından sonra

Yazının Devamını Oku

Oyuncaklar, çocukların yol arkadaşıdır

Oyuncaklar hayatımıza yön veren en önemli araçlar... Çünkü her oyuncak yaratıcılığımızı destekler, kelime hazinemizi geliştirir, düşüncelerimize yön verir. Ancak pek çoğumuz oyuncakların hayatımızda bu denli önemli olduğunu fark etmeyiz bile! İşte bu farkındalığı oluşturmak için yola çıkan yönetmen Yağmur Kartal ‘Oyuncakçı, Saklı Yadigârlar’ adında bir film çekti. Kartal “Teknoloji harika yenilikler getiriyor ama hayal dünyamızı güçlendirmek için oyuncaklara ihtiyacımız var. Anne-babalar çocuklarıyla daha çok oynamalı" diyor.

Yönetmen Yağmur Kartal

Bu film projesi nasıl ortaya çıktı?

‘Oyuncakçı, Saklı Yadigârlar’ filminin başlangıç öyküsü aslında adında bulunan saklı kelimesinin izini taşıyor. Filmin konusu olan oyuncak ustası Sabahattin Parlar’ı yıllardır tanımama rağmen mütevazı mizacından ötürü bu yönünü yıllar sonra dedem Rıza Baydar’ın ön ayak olmasıyla öğrenebildim. El işlerine ve çocuksu şeylere merakımı bilen dedem, el beceresine dayanan bu zanaatı öğrenmem için bir gün bana arkadaşı Sabahattin Bey’in yaptıklarından bahsedince merakım arttı. O heyecanla evini ziyarete gittiğimde Osmanlı esintileri taşıyan figürlerine ve onları oluşturma becerisine hayran kaldım. O yaz Sabahattin Bey bana işinin inceliklerini anlatırken benim aklımda filme dair fikirler canlanmaya başlamıştı. Aslında filmin amacı biraz hüzünlü bir gerçeğin perdesini aralıyor. Unutulan ya da fark edemediğimiz değerlerimize sahip çıkmamız gerektiğini, bunların güzelliğini insanlara anımsatmak istedim. Hele ki Sabahattin Bey gibi çocukluğumuza dokunan ve el beceresine dayanan eşsiz eserler bence paha biçilemez bir değere sahip. Ustasının varlığıyla bu dünyada bir nebze iz bırakmış ve kaybolma korkusuyla titrerken ona sahip çıkan birkaç minik yüreğin hatırasında hoş bir seda bırakan yadigarlar bunlar. 

Oyuncaklar bize ne söylüyor? 

Oyuncaklar aslında karakterimiz şekillenirken bizimle o maceraya çıkan yol arkadaşlarımız, ruhumuzun derinlerindeki duygularımızı da en doğru şekilde yansıttığımız kahramanlarımızdır. Kendimizi, olmak istediklerimizi ve olduklarımızı en doğru şekilde daha küçük yaşta onlar aracılığıyla ifade etme şansı buluruz. Bu sebeple filmde bir oyuncakçıyı, canlanıp hareket eden oyuncağıyla anlatmak istedim. Bir nevi Gepetto ile Pinokyo’nun arasındaki ilişki gibi. Filmde de oyuncakçı Sabahattin Bey ile yaptığı oyuncaklardan birinin hikâyesi anlatılıyor.

Filmin kahramanı Sabahattin Parlar

Yazının Devamını Oku

Bugün bayram, eğlenin çocuklar

Bayramda çocuklar ziyaretler kadar sokağa çıkmak, eğlenmek de ister ama bir yandan koronavirüs tehlikesi devam ediyor. Bu hafta, güvenlik önlemlerini alarak bayramı ‘bayram gibi’ yaşatacak etkinlikleri, eğlence parklarını ve müzeleri derledik.

OYUNCAK EV TASARIM ATÖLYESİÇocuklarınızla birlikte oyuncak ev tasarlamaya ne dersiniz? 3-12 yaşları arasındaki çocuklara ve ailelerine açık olan etkinlikte boyayın, yapıştırın, kendi oyuncağınızı üretin. Tüm etkinlikler koronavirüs tedbirleri alınarak gerçekleştiriliyor.

Yer: İstanbul-Oyuncak Müzesi
Tarih: Yarın
Saat: 11.30
Fiyat: 80 lira
Telefon: (0216) 359 45 50

DOĞADA MACERACOVID-19 önlemleri alınmış bir etkinlik olan Macera Parkı’nda çocuklarınızla birlikte sizin için oluşturulan parkurları aşıp eğlenceli bir gün geçirin.

Yer: İstanbul-Forest Kemerburgaz Macera Parkı

Yazının Devamını Oku

Bugün bayram, eğlenin çocuklar

Bayramda çocuklar ziyaretler kadar sokağa çıkmak, eğlenmek de ister ama bir yandan koronavirüs tehlikesi devam ediyor. Bu hafta, güvenlik önlemlerini alarak bayramı ‘bayram gibi’ yaşatacak etkinlikleri, eğlence parklarını ve müzeleri derledik.

OYUNCAK EV TASARIM ATÖLYESİÇocuklarınızla birlikte oyuncak ev tasarlamaya ne dersiniz? 3-12 yaşları arasındaki çocuklara ve ailelerine açık olan etkinlikte boyayın, yapıştırın, kendi oyuncağınızı üretin. Tüm etkinlikler koronavirüs tedbirleri alınarak gerçekleştiriliyor.

Yer: İstanbul-Oyuncak Müzesi
Tarih: Yarın
Saat: 11.30
Fiyat: 80 lira
Telefon: (0216) 359 45 50

DOĞADA MACERACOVID-19 önlemleri alınmış bir etkinlik olan Macera Parkı’nda çocuklarınızla birlikte sizin için oluşturulan parkurları aşıp eğlenceli bir gün geçirin.

Yer: İstanbul-Forest Kemerburgaz Macera Parkı

Yazının Devamını Oku

Eşekli kütüphaneciden gezici kütüphaneye

Geçtiğimiz günlerde Bursa’daydım. Fiziki mesafe kurallarına uyarak çocuklarla ve aileleriyle bir araya geldim. Uzun süre sonra ilk kez sokağa çıkıp, çocuklarla buluşmak, aileleriyle sohbet etmek bana çok iyi geldi. Kendi kendime “Eskiden hayat ne güzelmiş” deyiverdim. Evet, uzun süredir dilimize dolanan ‘yeni normal’ kavramını yaşıyoruz. Maskeli, mesafeli, zor!


Bu ziyaretimin anlamlı bir sebebi vardı elbette… Bursa Nilüfer Belediyesi Kütüphanesi her yıl bir yazarı ‘yılın yazarı’ seçiyor ve birbirinden güzel faaliyetler düzenliyor. Bu yıl da Köy Enstitülü büyük yazarımız Fakir Baykurt ‘yılın yazarı’ seçilmişti. Eğer araya pandemi girmeseydi, Bursalılar pek çok güzel etkinlikle buluşacaktı, ancak olmadı, bazı etkinlikler yarım kaldı. Buna rağmen bazı etkinlikler hayata geçiriliyor. İşte onlardan biri: Gezici Kütüphane!

EŞEKLİ KÜTÜPHANECİ

Fakir Baykurt’un son kitabı ‘Eşekli Kütüphaneci’ öyküsü beni çok etkiler. Gerçek bir hikâyedir ve Cumhuriyet felsefesinin ürünlerinden biridir. Ürgüp’te bir kütüphaneye atanan Mustafa Güzelgöz, her gün insanların gelmesini beklediği bu kütüphaneye kimsenin gelmediğini görünce “Madem insanlar kitaplara gelmiyor, o halde biz kitapları insanlarımıza götürürüz” der ve eşek sırtına yüklediği sandukaların içini kitaplarla doldurur. Köy köy gezer ve köylüleri kitaplarla buluşturur. İşte bu güzelliğin öyküsüdür Fakir Baykurt’un yazdığı…

Eşekli kütüphaneci maalesef aramızda değil, ama anıları yaşıyor; bu anılar herkese ilham veriyor. Bursa Nilüfer Belediyesi de köylere, beldelere kitaplar ulaştırabilmek için ‘Gezici Kütüphane’ projesini hayata geçirdi. Ben de işte bu vesileyle Bursa’daydım. Ürünlü köyünün çocuklarıyla, okudukları okulun bahçesinde buluştum. Her türlü hijyenik kurala uyularak, çocuklar ve aileleri açık havada aralıklı oturtuldu. Önce hep birlikte ‘Gezici Kütüphane’nin açılışını yaptık, ardından da Köy Enstitüleri sohbetimiz başladı. Ben enstitülerin üretici felsefesi üzerine bir konuşma yaptım. Daha sonra da çocuklar için ‘Karaca ve Mucizeler Köyü’ kitabımı imzaladım. Çocuklarla mesafeli de olsa buluşmak çok çok güzeldi, üstelik muhteşem bir köy okulunun bahçesinde! Eski okullar, ulu ağaçlarıyla, geniş bahçeleriyle nasıl da güzel ve sıcaklar…

Yazının Devamını Oku

Steve Jobs ve Bill Gates’in çocuklarına ekranı kısıtlamaları boşuna değil

Ekran bağımlılığı son zamanların en büyük sorunlarından biri. Üstelik ‘ekran’ denilince de aklımıza ilk gelenler çocuklar. Oysaki yetişkinler de en az çocuklar kadar ekran bağımlısı. Remzi Yayınevi’nden çıkan ‘Ekran Çocukları’ kitabının yazarı Meltem Küskü Schmidt ile buluştuk hem ekranı hem de bağımlılıklarımızı konuştuk.

Bu kitap fikri nasıl ortaya çıktı?

İki çocuk annesiyim ve onların sağlığı ve mutluluğu benim için her şeyden önemli. Bir ara kulağıma cep telefonu, bilgisayar gibi dijital cihazların elektromanyetik radyasyon yaydığı, bunun da sağlığı tehdit edebileceği çalındı, anında detektife dönüştüm. Araştırdıkça tek tehlikenin radyasyon olmadığını, dijital ekranların daha birçok zararlı etkisi olduğunu fark ettim. Artık dijital ekranlarla çevrili bir dünyada yaşıyoruz; çocuklarımız modern hayatta yaşamaya devam etmek istiyorsa bunları kullanacak. Dolayısıyla dengeyi bulmamız lazım, kullanırken zararlarından mümkün olduğu kadar korunarak.

Ekranlar bizi fiziksel ve psikolojik olarak nasıl etkiliyor?

Ekranlardaki görüntü bombardımanına maruz kalmak, beynin görsel bölümünü aşırı çalıştırırken; düşünme, karar verme, hafıza, yaratıcılık, sosyal davranış, fiziksel ve ruhsal denge gibi alanları yöneten bölümlerini az çalıştırıyor. Bunun sonuçlarını gösteren birçok çalışma var. Örneğin Rusya’da cep telefonu kullanan çocuklarda hafıza ve dikkatin zayıfladığı, el motor becerilerinin düştüğü bulunmuş. Amerika’da yapılan bir araştırmada, ekranlara günde 2 saatten daha fazla maruz kalan çocukların düşünme ve dil testlerinden daha düşük puan aldığı görülmüş. Daha birçok etkisi var ekranların; örneğin hormonları alt üst ediyor, kortizonu yükselterek stresi artırıyor. Ekranların yaydığı yapay mavi ışık, melatonini baltalayarak uyku sorunlarına yol açıyor; uzun süre ekrana bakmak çeşitli göz problemlerine yol açıyor; boynu bükük duruş çeşitli kas ve omurga problemlerini davet ediyor. Kısırlıktan kansere, hafıza zayıflamasından depresyona bir sürü rahatsızlık riskini artırıyor. Yani bu teknolojileri hayatımıza sokan Steve Jobs ve Bill Gates gibi insanların kendi çocuklarının teknoloji kullanımını sınırlamaları boşuna değil.

Peki, dijital dünya ebeveyn çocuk ilişkilerini nasıl etkiledi?

Gözümüzün önüne odasına kapanıp bilgisayarda veya cep telefonunda zaman geçiren ve bu sebeple gerçek sosyal ilişkilerden uzaklaşmış çocuklar gelecektir ama ebeveynler de dijital dünyaya dalmış durumda. Günde 78 kere yani ortalama 13 dakika da bir cep telefonuna bakıyoruz. Bu durum tabii ki aile bireylerinin iletişiminin kopmasına, paylaştıklarının azalmasına sebep oluyor.

Yazının Devamını Oku

Yazarken ‘b’ ile ‘d’yi karıştırıyorsa...

Çocukların uzaktan eğitim görmesi, ailelerin çocuklarını daha iyi gözlemlemesine olanak tanıdı. Pek çok anne-baba birinci sınıftaki çocuklarının okuma-yazma, toplama-çıkarma hataları yaptığından şikâyetçi ama bunun sebebi uzaktan eğitim olmayabilir. Uzmanlar uyarıyor: “Dikkat eksikliği, öğrenme güçlüğü ve disleksiye dikkat!”

Uzaktan eğitim sürecinde bazı anne-babalar, çocuklarının temel becerileri yerine getiremediğinden şikâyet etti. Bu, dersleri iyi öğrenemediği anlamına mı gelir?

Uzman Psikolog Ramazan Şimşek: Olağan koşullarda bir öğrencinin okulun 1. dönem sonu veya 2. dönem başında okuma-yazma becerilerini kazanması beklenir. Eğer yazın hâlâ okuma-yazma becerilerinde eksiklikler varsa sebepler aramak gerekir. Dikkat eksikliği, disleksi, disgrafi veya diskalkuli mümkün.

Prof. Norma Razon: Eğer birinci sınıf öğrencisi okumada, yazıda, diktede, basit aritmetik işlemlerin çözümünde zorlanıyorsa, bu işlemleri akranlarıyla aynı zamanda öğrenemiyorsa, zorlanmasını açıklayacak özel öğrenme güçlüğünden şüphelenmek gerekir.

Anne-babalar bu durumu nasıl anlayacak?

Dr. Ramazan Şimşek: Birinci sınıfın sonuna geldiği halde dakikada 60-70 kelimeyi doğru bir biçimde okuyamıyorsa, yazmasında hatalar varsa, özellikle ‘b’ ve ‘d’ harflerini karıştırıyorsa, sayıları veya harfleri ters yazıyorsa ve hatta okuma ve yazmaya karşı bir direnç varsa çocuğun öğrenememesinin altında başka bir sebep olabilir.

Prof. Dr. Norma Razon:

Yazının Devamını Oku

Onu güvenle teslim edebileceğiniz 10 bilgisayar oyunu

Bilgisayar oyunlarının şanı çok kötü ama aslında hepsi çocuklara zarar vermiyor. Hatta bazıları gelişimlerini olumlu yönde destekliyor. Çocuklarınızın güvenle oynayabileceği oyunları sizin için derledik.

1. Kelime GezmeceVerilen harfleri kullanarak anlamlı sözcükler meydana getirmeniz gerekiyor. Oyun aynı zamanda birçok popüler şehri de tanıtıyor.

2. Minecraft Creative Mode

Minecraft’ın ‘Creative’ (yaratıcılık) sürümü yaratıcılığı destekleyen, zararsız bir içerik. Bu oyunla üç boyutlu düşünme ve mimari becerilerini geliştirebilirler.

3. Rayman Adventures

Gizemli topraklarda, perili ortaçağ kalelerinde ve Olympus’un efsanevi dünyasında dolaşmaya ve sırları çözmeye yarayan bu oyun hızlı karar verme ve stratejik düşünme tekniklerini ilerletiyor.

Yazının Devamını Oku

Kimse uyumsuz değil, herkesin duyguları var

Dünyanın dikkat kesildiği, toplumsal eylemlere neden olan ‘ayrımcılık’ meselesinin önemli ayaklarından biri de cinsiyetçilik. Çocuk ve ergenler arasında cinsiyetçilik çok önemli bir sorun. Bunun önüne nasıl geçilebileceğini Prof. Dr. Yıldız Dilek Ertürk ile cinsel eğitim uzmanı ve psikolojik danışman Dolunay Kadıoğlu’na sorduk.

CİNSİYETÇİLİK DOĞUŞTAN GELMİYOR, ÇOCUKLAR AİLESİNDEN ÖĞRENİYOR

Cinsiyetçi söylemlerin çocuk ve ergenler arasında çok yaygın olduğunu görüyoruz. Sebebi nedir?

Prof. Dr. Yıldız Dilek Ertürk: Herhangi bir cinsin diğerinden üstün olduğunu düşündüğümüz anda cinsiyetçilik yapmış oluyoruz. Bunun temeli ailede atılıyor ve kültürel bir alt yapıya sahip. Üstelik cinsiyetçilik hayatın her alanında var. Örneğin, kız çocuklarına karşı tarihten, bilimden ve dinden gelen bir aşağı söylem var. Küfürler cinsiyetçi, söylemler cinsiyetçi. Yani herhangi birini aşağılamak istediğimizde bunu cinsel kimlik üzerinden tanımlamaya başlıyoruz ve cinsiyetçi bir bakış açısı ortaya çıkıyor. Çocuklara pembe veya mavi giydirmek, ekonomik ve fiziksel gücün babada toplanması, annenin ev işleriyle ilgilenmesi, kız ve oğlan çocuklara farklı görevler verilmesi, hatta oyuncaklar bile cinsiyetçiliği besliyor. Örneğin kız çocuğunun eline bebek, oğlan çocuğunun eline araba verdiğinizde toplumsal bir rol belirlemiş oluyorsunuz. Oysaki çocukların önüne pek çok oyuncak koyduğunuzda, bir kız çocuğunun da arabayla bir oğlan çocuğunun da bebekle oynayabildiğini gözlemleyebiliyorsunuz. Dolayısıyla cinsiyetçilik doğuştan gelen bir şey değil, öğreniliyor. İşte bu sorunun kaynağı da burada. Anne baba, çocuğuna ne öğrettiğinin fakında bile olmadan öğretiyor aslında. Çoğu zaman erkeklere “Nasıl kızlardan hoşlanıyorsun?”, kızlara “Ne tarz erkekleri beğeniyorsun?” diye soruyoruz. Bunun yerine “Beğendiğin biri var mı?” diye sormak gerekiyor. Çünkü biz ona ne dersek diyelim, istediğini beğenecek zaten. Dolayısıyla söylemlere çok dikkat etmek gerekiyor. “Erkekler ağlamaz, adam gibi otur!” veya “Hanım hanımcık ol, erkek gibi davranma!” vb. söylemler örseleyici, cinsiyetçi ve aşağılayıcı söylemler… Bunların dilden ayıklanması gerekiyor.

ÖTEKİYE TEPKİ NESİLDEN NESLE AKTARILIYOR

Peki, anne baba tutumları yönetilebilir mi?

Prof. Dr. Yıldız Dilek Ertürk: Anne baba tutumları içinde cezalandırıcı, koruyucu ve görev veren ebeveyn türleri var. Böyle ailelerde çocukların kendileri olması zordur. Oysaki önemli olan ‘ben’ olabilmektir. Çocuğun boyun eğen bir çocuk mu, asi mi, uyumlu mu yoksa doğal bir çocuk mu olacağını tavırlarıyla aile belirliyor. Burada da toplumsal beklentilere uygun kimlik oluşuyor. Aslında cinsiyet rolü, yüklenen bir beklenti. İnsan, dişil ve eril bir yapıda doğuyor. Bu cinsel bir tercih değil, biyolojik bir yapı. Çünkü cinsel kimliğin içinde sadece cinsellik yaşamak yok. Bedenimiz; anatomik özellikler, biyolojik işlevler, davranışlar ve duyumların bütünü. Toplumsal cinsiyet açısından baktığımızda da bunun karşısında siyasi ve kültürel bir bakış açısı duruyor. Burada beden ve toplumsal bakış arasında bir sıkışma meydana geliyor. Dolayısıyla öteki, tepki çekiyor. Geleneksel olarak bu öğreti de nesillerden nesillere aktarılıyor. Hayatta, beden üzerinden de bir iktidar alanı oluşturuyoruz.

HERKESİN DUYGULARI VAR VE DUYGULAR EVRENSEL

Ne yapmak gerek?

Yazının Devamını Oku

Tehlikeli akım: İfşa

Öznesi çocuk veya gençler olan ve çıplaklık içeren sosyal medya paylaşımlarının çıkış noktası olan 'ifşa'yı uzmanlarla konuştuk: 'Tweem jargonu'nu öğrenin, VPN, DNS gibi aracı yazılımları kontrol edin. Kızınız 'alfa' mı, takıntıları var mı, ilgilenin. Etik ve yasa dışı kavramlarını konuşun.

Çocuk ve gençler birbirlerinin özel görüntülerini ele geçirip, WhatsApp gruplarında, sosyal medyada paylaşarak birbirlerini deşifre ediyorlar. Üstelik bu yaptıklarının suç olduğunun bile farkında değiller. Peki, ama arkadaşlarının özel görüntülerini sosyal medyada yayımlayarak onlara zorbalık yapmanın altında nasıl psikoloji yatıyor? Ne yapmak gerek? Anadolu Üniversitesi ve Dijital Güvenlik Eğitim, Uygulama ve Araştırma Merkezi (SODİGEM) Müdürü Prof. Dr. Levent Eraslan ve iletişim antropoloğu Doç. Dr. Ebru Güzel’e sorduk.

İfşa videoları ve fotoğrafları nasıl yaygınlaştı?

Prof. Dr. Levent Eraslan: İfşa kavramı son zamanlarda özellikle Twitter’da rastladığımız bir kavram. Elbette Twitter’ın yanı sıra Tiktok, Instagram, Snapchat, Facebook gibi platformlarda da bu sayfalara rastlamak mümkün. İfşa; gençlerin, ergenlerin veya yetişkinlerin vücutlarını veya saklanmak istenen diğer diğer davranışlarının sergilenmesi olarak adlandırılıyor. Bu davranışı sergileyenlerin bir kısmı beğeni alma ve takipçi kazanma isteğinde, bir kısmı da bilinmeyen kişiler tarafından ifşa amacıyla sosyal medyada paylaşılıyor. Kullanıcılar çoğunlukla kendi kendini yok eden mesaj özelliğinin bulunduğu Snapchat veya Instagram gibi sosyal ağlarda görüntülerini ortadan kaybolacağı düşüncesiyle karşı tarafla paylaşıyor. Oysaki dijital izler asla kaybolmuyor. Gönderilen görüntüleri çeşitli yöntemlerle kaydetmek de mümkün. Kaydedilen görüntüler sonucunda şantaj, tehdit gibi süreçlerin başlaması günümüzde sıklıkla karşılaştığımız bir durum. Sırf bu ifşa görüntüleri için açılan sayfalar, bu görüntüler üzerinden para kazanan kişiler mevcut.

Peki, çocuk ve gençler ifşa etmeyi nereden öğrendi, bunu neden yapıyorlar?

Doç. Dr. Ebru Güzel: İfşa etmek, gizli olanı ortaya çıkarmak, alenen dökmek anlamına geliyor. Biz sosyal bilimciler ise ‘mahremiyetin ifşası’ anlamında kullanıyoruz. Artık güzelliği, bedensel ölçüleri, giyimi, dekorasyonu, yemeği ya da sporu sosyal medya normlarına göre yaşayan toplumlar olarak ifşayı da bu platformlarda üretiyor, öğreniyor ve yayıyoruz. Amerika’da 9-13 yaş grubu çocuklara ‘çocuk’ denilmiyor ‘tween’ deniliyor. Yani yetişkinleştirilen, cinsiyetleştirilen ve metalaştırılan çocukları ifade ediyor kavram. Ben bunu Türkçede ‘eşikergen’ olarak adlandırıyorum. Çocuklar arasındaki sosyal medya yazışmaları öyle bir hale geldi ki ‘tween jargonu’ diye bir kavram ortaya çıktı. Bugün nude akımı (çıplaklık), siber zorbalık gibi tartışılan konular, çocukların diline kodlanmış durumda. Meselâ bunun için bazı kısaltmalar var: Çok beğeni için ölçeğimi kır BMS (break my scale), sesli gülmek LOL, ailem odada PIR, ailem bakıyor 9, pantalonunu çıkar GYPO ya da çıplakken yazıyorum IPN, uyuşturucu seçimi için de DOC kısaltmasını kullanıyorlar.

İfşa videoları içinde en çok ne tür içerikler var?

Prof. Dr. Levent Eraslan: Çoğunlukla nude (çıplaklık) fotoğraf ve videolar var. Ayrıca gizli kamerayla kayıt altına alınan pornografik görüntüler ve çocuk pornografisi de var. Birbirine çıplak fotoğraflarını gönderenler, özel bölgelerini gösterenler de bu görüntüleri çoğunlukla Twitter’da paylaşıyor. Görüntülerin devamını izlemek isteyenleri de ifşa amacıyla oluşturulan web sayfalarına gönderiyorlar, kullanıcıların kart bilgilerini talep ediyorlar. Bu gibi içeriklere sahip sayfaların binlerce üyesi var.

İfşa etmek konusu her şeyden önce ahlaki bir konu. Bir bireyin fotoğrafını veya videosunu sosyal medyada yayımlama özgürlüğü nereden geliyor? Çocuklar (veya yetişkinler böylesine bir konuda nasıl ‘sınırsız özgür’ olduklarını düşünebiliyorlar?

Yazının Devamını Oku

Önce koronavirüs, şimdi de…

Sıcak havalarda maske kullanmak da zor, doya doya dolaşmak da… Virüs tehlikesi ilk günkü korkunçluğuyla hepimizi tehdit ederken, yaz aylarının gelmesiyle sivrisinek ve böcek tehlikesi başladı. Peki, ama bu süreçte kullandığımız ürünler, kimyasallar nelere sebep oluyor, ne yapacağız? Dr. Ümit Aktaş ile konuştuk.

Koronavirüs vakaları yeniden artmaya başladı. Sıcak havalarda maske kullanmak da çok zor. Üstüne üstlük bir de sivrisinek ve böcekler artıyor… Ne yapacağız?

Bunlar ekstra önlemler almamızı talep eden sıra dışı zamanlar. Küresel bir salgının olduğu bir dönemden geçerken maalesef kendimizi rahat hissetmediğimiz, konforlu olmayan tedbirler almamız gerekebiliyor. Maske de bunlardan -hatta en önemlilerinden- biri. Eğer maske çok rahatsız ediyorsa, çözüm çok gerekmedikçe dışarı çıkmamak evde daha çok zaman geçirmek. Çocukları maske takmaya ikna etmek daha zor olabilir. Ancak dikte etmek yerine bunun neden önemli olduğunu, bir süre daha böyle önlemler almamız gerektiğini anlattığınızda çocuğunuzun çok daha kolay ikna olduğunu göreceksiniz. Hatta bir de bakmışsınız siz maske takmayı unuttuğunuzda çocuğunuz sizi uyarmaya başlamış.

Sinek ve böcek ısırıklarının insan beslenmesiyle bir ilişkisi var mı? Bu süreçte nasıl beslenmek gerek?

Beslenmeyle sinek ve böcek ısırıkları arasında herhangi bir ilişki yok. Bir istisna dışında; sarımsak yemenin zararlı haşeratları uzak tutmada faydalı olduğu biliniyor. COVID-19 salgınında en güçlü koruyucunuz etkin bir şekilde çalışan bağışıklık sistemidir. Bu yüzden de bağışıklık sisteminize köstek değil destek olan bir beslenme modeli benimsemeniz gerekiyor. Ailenizi, özellikle de çocuklarınızı çöp yiyeceklerden uzak tutun. Eğer bugün çocuklarınıza doğal beslenme alışkanlığı kazandırırsanız, yarın yetişkin olduklarında onları tüm kronik hastalıklardan korumak adına önemli bir adım atmış olursunuz. Çöp yiyecekler yerine ev yoğurdu, ev turşusu, kemikli etle pişmiş tencere yemekleri, mevsim sebzeleri tüketen çocuklar koronavirüs de dâhil olmak üzere tüm hastalıklara karşı çok daha dirençli olurlar. Üstelik doğal beslenmenin sıkıcı olması da gerekmiyor. Son kitabım Yaşam Sevinci’nde çocukların bayılacağı şekersiz, unsuz kurabiye, kek tarifleri, ev yoğurdu ve mevsim meyveleri ile hazırlayabileceğiniz sağlıklı içecek tarifleri var.


Sinek kovucular neden zararlı?

Sinek ve böcek ilaçlarında en çok kullanılan kimyasal DEET yani, N,N-dietil-meta-toluamid adlı bir kimyasaldır. 1940’lı yıllarda Amerikan ordusu tarafından geliştirilen ve patenti alınan bu zehrin beyin hücrelerini etkilediğini gösteren araştırmalar var. Sinek kovucu spreylerin hemen hepsinin aktif maddesi DEET’dir.  Bu kimyasalın ne kadar tehlikeli olduğunu gösteren pek çok bilimsel yayın var. Mesela uzun süre DEET’e maruz bırakılan farelerde davranışsal bozukluklar ve ölüm gibi etkiler gözleniyor. Yani bu zehirleri çocuğunuzun solumasını, tenine değmesini istemezsiniz. Aktif maddesi DEET olan sinek kovucuların alerjik reaksiyonlara, nöbetlere neden olduğu ispatlanmıştır. Özellikle küçük çocuklarda risk daha da büyük. Bu ilaçların konsantrasyonu olumsuz etkilediği, hafıza sorunlarına ve öğrenme güçlüğüne neden olduğu da biliniyor. Daha da ötesi vücuda sürülen sinek kovucularda kullanılan DEET’nin bir kanserojen olduğunu işaret eden pek çok yayın var.

Peki, doğal yöntemlerle nasıl korunacağız?

Yazının Devamını Oku

Dağınıklıkla yaratıcılık arasında doğrusal bir ilişki var

Çocuğunuz dağınık mı? Bu dağınıklık odasıyla mı sınırlı, okulda da böyle mi? Sürekli uyarmak yerine yapabileceklerinizi çocuk psikiyatrlarına sorduk: “Örnek olun. Yetersiz hissettirmeyin, net sınırlar koyun, ayrıca unutmayın ‘evi dağıtma’ derken yaratıcılığını engelliyorsunuz!”

Çocuklu evin dağınık olması normal mi?

Prof. Dr. Özgür Öner: Aslında dağınıklık, göreceli bir durumu ifade eder. Belli sınırlar içinde bir kişiye göre dağınık olan bir ortam, diğeri için gayet düzenli olabilir. Çocukların oyun oynarken etrafı dağıtması normaldir. Ancak onlardan beklenen, yaş ve gelişim düzeylerine göre etrafı toplamaya yardımcı olmalarıdır.

Prof. Dr. Eyüp Sabri Ercan: Çocuklu evlerin dağınık olmaması anormal olurdu. Şu ana kadar görüştüğüm ailelerden benim çocuğum çok düzenli diyenlerin sayısı bir hayli azdır. Babalar genelde çalıştığı ve daha uzun saatler evde olmadığı için dağınıklık konusuna pek takılmıyorlar. Özellikle ev hanımı olan annelerin ise kâbusu çocukların etrafı dağıtmaları. Evi dağıtmaması konusunda küçüklükten itibaren uyarı alan çocuk, bir süre sonra zaten bu uyarıları duymamaya başlar ve hiçbir uyarıyı önemsemez hale gelir. Bu durumu gören anne daha da sinirlenir. Sonrası tahmininiz gibi evde büyük kavgalar.

Anneler “Evi dağıtma!” diyerek neyi engelliyorlar?

Prof. Dr. Eyüp Sabri Ercan: Aslında yaratıcılık engellenmiş oluyor. Çünkü evi dağıtan çocuk kendi hayal dünyasında oyunlar oynar ve yaratıcılığını geliştirir. Evet, dağınıklıkla çocukların yaratıcılıkları arasında doğrusal bir ilişki vardır. Çünkü çocuklar dağınıklık içinde bile kendi düzenlerini oluştururlar, yaratıcılıklarını geliştirirler.

Yaratıcılığını köreltmeden orta yol bulunabilir mi?

Prof. Dr. Eyüp Sabri Ercan:

Yazının Devamını Oku