Paylaş
Öyle de yaptı ve bence bu anlamda hayatının büyük bir bölümünde mutlu oldu da.
İyi bir sanatçı, iyi bir eş, iyi bir babaydı.
Yaşarken değerini bildik mi derseniz, onu bilemiyorum işte.

Bazı sanatçılar ölünce sadece bir insan gitmez, bir ses, bir kahkaha, bir sahne terbiyesi de eksilir hayatımızdan.
Zihni Göktay’ın ardından hissettiğim tam da bu.
Onu yalnızca bir oyuncu olarak anlatmak haksızlık olur.
O, tiyatronun eski usul ustalarındandı, tuluat geleneğinin son temsilcilerindendi.
Sahneye çıktığında sadece rol yapmazdı, seyirciyle konuşur, salonun nefesini duyar, kelimenin ritmini bilir, mizahın ölçüsünü kaçırmadan güldürürdü.
İstanbul Şehir Tiyatroları denince akla gelen o büyük gelenek var ya...
Muhsin Ertuğrul’dan, Vasfi Rıza Zobu’dan, Münir Özkul’dan süzülüp gelen sahne ahlakı...
İşte Zihni Göktay o zincirin yaşayan halkalarından biriydi.
“Lüküs Hayat”ta yıllarca izleyenlerin hafızasına kazındı.
Ama onun değeri yalnızca oynadığı rollerle sınırlı değildi.
Radyo tiyatrosunda, seslendirmede, sahnede, perdede; sanatın farklı alanlarında aynı titizlikle var oldu.
Bugün geriye baktığımızda aslında bir oyuncunun değil, bir okulun kaybından söz ediyoruz.
Son yılları kolay geçmedi.
İşte burada ona yaşarken ne kadar değer verildi sorusu geliyor akla.
Eşi Sevinç Hanım’ı kaybetmesi elbette onu çok etkiledi.
“Sevinç benim hayatımın ABS frenimdir, o olmasaydı belki çoktan ölmüş olurdum” dediği röportajı geldi aklıma, eşini kaybetmenin etkisini anlamamız adına önemli bir cümle.
Evi kentsel dönüşüm sürecine girdi, huzurevine yerleşti.
Ocak ayında turne yolunda geçirdiği kaza ve kalça kırığı haberi hepimizi üzmüştü.
Ama onun hikâyesinde en çok sahneye tutunma hali kaldı aklımda.
Çünkü gerçek tiyatro insanı için sahne sadece iş değildir; nefes aldığı yerdir.
Hani diyordu ya, işini iyi seçeceksin, özenle seçtiği mesleğine, işine tutundu, hiç bırakmadı.
Zihni Göktay’ın vefatı bize bir kez daha şunu hatırlatıyor: Ustalarımızı alkışlamak için kayıp haberlerini beklememeliyiz.
Onlar hayattayken yanlarında olmalı, oyunlarına gitmeli, emeklerini görmeli, yalnız bırakmamalıyız.
Perde kapandı belki...
Ama onun sesi, sahneye bıraktığı iz ve o ustalık duygusu uzun süre kulaklarımızda kalacak.
Büyük ustaya Allah’tan rahmet diliyorum, mekânı cennet olsun.
Ve biz, kalan ustalarımıza biraz daha sıkı sarılmayı unutmayalım.
Paylaş