Ömür Gedik

Ömür Gedik

ogedik@hurriyet.com.tr

Yapay zekâya teslim olmamak

Yapay zekâ ile ilgili her şaşırtan yenilikte “Ben bunu Black Mirror’da görmüştüm” diyorum.

Haberin Devamı

Gerçekten de bazı diziler bizden önde gidiyor gibiler.
Her teknolojik kırılmada insanlar geleceği merak ediyor.
Fakat yapay zekâ çağında bütün bu soruların cevabı aslında çoktan verilmiş durumda. Bir bilim insanı, bir fütürist, Silikon Vadisi gurusu ya da astrolog olmaya gerek yok.
Sadece “Black Mirror” izlemek yetiyor.
Yıllarca robotların insanlığı yok edeceği korkusuyla büyütüldük. Sinema da bunu kışkırttı: Metal gövdeli avcılar, dev makineler, kıpkırmızı gözler, istila filoları.
Ama “Black Mirror”ın zekâsı şurada; bizi yok edecek olan makineler değil, insanın bizzat kendisi.
Düşman dışarıdan gelmiyor; cüzdanımıza, kalbimize, ilişkilerimize ve kimliğimize uygulama olarak geliyor.
“Black Mirror”ın kehanetleri bir bir gerçekleşiyor.
Birkaç yıl önce distopya sandığımız senaryolar artık gündelik hayatımızda; onaysız deepfake videolar, chatbot’larla bağ kurup oraya tutunmak, yönetmek için algoritma kullanımı, dijital sadakat, sosyal puanlama, takipçi değerleri...
Bunların hepsini biz daha önce “Black Mirror”da izlemiştik.
En kötüsü de yapay zekânın dünyayı ele geçirmesi değil, bizim kendi rızamızla yapay zekâya teslim olmamız.
Kolaylık uğruna, konfor için, beğeni sevdasına.
İşte bu nedenle ben yapay zekâya tamamen teslim olmamak adına doğayla ve hayvanlarla olan bağımızı asla koparmamamız gerektiğini düşünüyorum.
Bilerek, isteyerek teslim olduğumuz o dijital çukur bizi içine çekip üzerimize toprak örterken bizi kurtaracak olanlar doğa, ağaçlar ve hayvanlar.
Onlar yapay değil, gerçek çünkü.

Haberin Devamı

Norveç okul sistemine alkış

Dijital kölelikten ve panzehri olarak doğayla bağ kurmaktan söz açılmışken, şahane bir örnek paylaşmak istiyorum.
Bugün gençleri en çok zorlayan şey sınavlar, kariyer yarışları ya da gelecek belirsizliği değil.
Onları en çok yoran, sürekli görünür olma ve sürekli değerlendirilme baskısı.
Hayat artık “kendin olmak” değil; “başkalarına kendini beğendirmek” üzerine kurulu.
Like alma peşinde bir hayat!
Tam da bu yüzden Norveç’teki Folk High School sistemi ilgi çekici.
Hiç test yok, not yok, performans ölçümü yok.
Sadece ateş yakmayı öğrenmek, -30 derecede hayatta kalmak, köpek kızaklarıyla karı yara yara ilerlemek...
Ve belki de en önemlisi: Telefonu unutmak.
Bildirimlerin yerini kuzey ışıkları, yorumların yerini ateş çıtırtısı, beğeni arayışının yerini özgüven alıyor.
Folk High School hareketinin felsefesi şu: Eğitim sadece aklı değil, ruhu da geliştirmeli.
Gencin ihtiyacı daha çok ekran değil, daha çok gerçeklik.
Kendini ispatlamak değil, kendini keşfetmek.
Ve yine aynı cümleyle bitiriyorum; doğayla ve hayvanlarla olan bağınızı asla koparmayın, bunun önemini göz ardı etmeyin.

Yazarın Tüm Yazıları