Paylaş
Girmediği yer kalmadı.
Ve kapitalizmin en eski reflekslerinden biri olan yaratıcı yıkım yeniden günde-mimizde.
Sanayi devriminden bu yana her teknolojik sıçrama, önce korku yarattı.
“İşler bitecek”, “İnsanlar gereksizleşecek” denildi.
Ama her seferinde insanlık bir yolunu buldu.
Yeni meslekler doğdu, ekonomiler büyüdü, üretkenlik arttı.
Kısacası makine geldi ama insan tamamen gitmedi.
Hatta çoğu zaman daha yaratıcı alanlara kaydı.
Ama bugün tablo biraz daha karmaşık ve insan açısından daha da ürkütücü görünüyor.
Artık makineler sadece kas gücünü değil, zihin gücünü de devralıyor çünkü.
Düşünen, insandan daha iyi öğrenen ve iyi analiz eden sistemlerden söz ediyorum.
Yani bu kez tehdit sadece fabrikadaki, ofisteki, tarladaki çalışana değil, yazara, tasarımcıya, sanatçıya kadar uzanıyor.
Üreten beyinlerle birlikte tüm çalışanlar da tehdit altında aslında.
Buna bir de savaşlar, çöken dünya ekonomisi, nüfus fazlalığı, rezervlerin azalmasını ekleyin; maliyet düşürmek ve durumu kurtarmak için çalışan insan sayısını azaltmaktan başka çare kalmıyor.
Bilinen gerçek şu, bir makineye maaş, sigorta, izin vermek zorunda da değilsiniz.
İşte asıl kırılma noktası burada başlıyor.
Çünkü yapay zekâ sadece işleri dönüştürmekle kalmayabilir, bazılarını tamamen ortadan kaldırabilir.
Üstelik bu kez kaybolan işler, geçmişte olduğu gibi düşük vasıflı değil; tam tersine daha iyi eğitim gerektiren, daha yüksek gelirli işler olabilir.
Peki yerine ne gelecek?
İyimserler insanlar her zamanki gibi yeni fırsatların doğacağını söylüyor.
“İnsanlar teknolojiyi kullanarak daha verimli olacak, yeni alanlar keşfedecek” deniyor.
Peki ya makineler “yaratıcı” olanı da bizden daha iyi yapmaya başlarsa?
Ya insanlar geriye, daha basit ve daha az değer gören işlerle kalırsa?
Bekleyip göreceğiz ama umarım bekleyişin sonunda zararlı çıkan taraf biz olmayız.
The Dog Stars
“Karımı öpüyordum, köpeğimle oynuyordum ve her gün ne kadar şanslı olduğumu düşünüyordum.”
Ridley Scott’un merakla beklediğim filmi “The Dog Stars”ın fragmanından bir cümle bu.
Bu cümlenin sonrasında her şey değişiyor tabii.
Jacob Elordi, Josh Brolin ve Margaret Qualley’nin başrollerini paylaştığı film, dünya nüfusunu yok eden bir pandeminin ardından hayatta kalanların hikâyesini anlatıyor.
Ridley Scott’un eve dönüş filmi olarak görülen, kendi deyimiyle bugüne kadarki en iyi filmi olan “The Dog Stars”, Peter Heller’in aynı adlı romanının beyazperde uyarlaması.
Vizyon tarihi 28 Ağustos olarak görünüyor.
Baharda “Project Hail Mary”, yazın “The Dog Stars”, bu yıl iyi bilimkurgulara doyacağız.
Paylaş