GeriÖmür GEDİK Türkiye'de seks satmaz,satamaz
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Türkiye'de seks satmaz,satamaz

Okan Bayülgen ve ekibi çarşamba geceleri Sahne İstanbul’da acayip bir iş yapıyor; Eğlenceli Cinayetler Kumpanyası. Senaryosunu Selin Atasoy’un yazdığı bu cinayet tiyatrosunda oyuna katılan izleyiciler, ipuçlarını takip ederek katili bulmaya çalışıyorlar. Bu ilginç gösteri öncesinde buluştuk Okan Bayülgen’le, sahneyi, televizyonu, projelerini ve kızıyla ilişkisini konuştuk.

* Eğlenceli Cinayetler Kumpanyası’nın diğer gösterilerden farkı ne ki bu kadar tuttu?

- Bütün gösteri sanatlarında benzer illüzyon kuralları geçerlidir. Shakespeare ile direk dansı arasında bile bu anlamda fark yoktur.

* Nasıl yani!

- Işıklar altındaki insan bizi sahnede yaptığı işle oyalıyor, şaşırtıyor, büyülüyor, uzun süre meşgul ediyorsa, kendisini alkışlatıyorsa ve her şeyi unutturacak kadar ciddi bir illüzyon sağlıyorsa, yaptığı iş değerlidir ve tutar. Bütün gösteri sanatları benzer kurallarla yürür.

* Sanat deyince aklına ilk ne geliyor?

- Sanat deyince akla sıkıcı şeyler geliyor. Ben ise gerek televizyonda gerekse sahnede her şeyi bir gösteri dünyasının içine sokuşturuyorum. Bu dünyada işini iyi yapanlar mübah. Ne kadar sıkıcıysa bir film, o kadar sanat yapılmıştır derler ya. Hayır, Federico Garcia Lorca’nın söylediği gibi, “Sanatta en büyük günah sıkıcı olmaktır”.

* Eğlenceli Cinayetler Kumpanyası, Okan Bayülgen olmasa tutar mıydı?

- Tutardı, çünkü format ilginç. Ama benim bu konuda bir köprü görevi gördüğüm, hayata dair birkaç espri ile seyirciyi ısıttığım bir gerçek. Oyun içinde de müdahalelerde bulunuyorum, finali de hep birlikte yapıyoruz.

* Nereden çıktı bu cinayeti eğlenceli hale getirme fikri?

- Bu format İngiltere ve Avrupa’da var. Oyunumuzun yazarı Selin Atasoy bahsetti bana. İngiltere’de bu işleri yapan adamı bulduk. Uzun saatler birlikte çalıştık ama onun getirdiği işi yapmaktan vazgeçtik.

* Aaaa, neden?

- Adamın getirdiği metnin basitliği, kostümlü oynanması dışında pek de ilgi çekici olmaması bizi bu işten soğuttu.

Türkiyede seks satmaz,satamaz


* Ve siz yeni bir şey yarattınız...

- Selin Atasoy ağır dramatik ama kimi yerlerde de komedi dozu yüksek olan bir oyun yazdı. Biz bunu kaliteli yemek, kaliteli oyuncularla ve seyirciden de insanları oyunun içine çekerek oynamaya başladık. Şimdi paylaşılamayan bir iş oldu. Hem kurumsallardan gelen teklifler hem de her çarşamba gecesi buradaki oyunumuzun doluluğu bu işin tuttuğunun göstergesi.

* Oyun kadar yemekler de konuşuluyor...

- Sahrap Soysal’ın usta işi yemekleri oyunun da bir parçası. Mönüyle birlikte bir broşür veriyoruz ve Sahrap Soysal oyun kadar ilgi çekiyor gerçekten.

* Ekipte tanıdık isimler var. Nasıl bir araya geldi bu kadro?

- Burcu Kara, Kerim Atabeyoğlu gibi oyuncular dizi ve filmlerden tanınıyor. Almıla Uluer gibi akademik ekolden gelen bir oyuncunun aramızda olması ayrı güzel. Emrah Kolukısa gibi, Yücel Özeke gibi operadan değerli adamların bizimle olması da öyle. Ortaya garip bir oyunculuk şekli ve neredeyse İngilizler’e geri satacağımız bir şey çıktı.

* Bir orkestra da var sahnede...

- Oyunda müzik de var. Şarkılar ve oyunun gerilim müziği dahil canlı olarak yapılıyor.

* Senaryo nasıl, entrikalı mı?

- Aşk var, seks var, aldatma var, para var, çok zenginlik var, ruh fakirliği var. Türk Dallas’ı. Büyük bir şirket yemeğinde ortaya çıkan bir cinayet. Herkesin gözü önünde kirli çamaşırlar, özel hayatlar ortaya seriliyor. Özellikle kadın seyirci ilgiyle izliyor. Sonra belgeler ortaya çıkıyor ve seyirci ipuçlarıyla katili bulmaya başlıyor.

ÇIPLAKLIK AYIP DEĞİL

* Oyuna ikinci, hatta üçüncü kez gelenler var. Yeni gelenlere kopya vermiyorlar mı? En azından ödülü kazanmak için...

- Asla. Ki bu da beni şaşırtan bir başka unsur oldu.

* Neden şaşırdın? Güvenimiz kalmadı kimseye, öyle değil mi?

- Türkiye’de kısa bir süre önce bir güven endeksi açıklandı ve ahlaki çöküntü içinde olduğumuz belgelendi. Bunda televizyonların, sanatçıların payı irdeleniyor. Ama diğer yanda katili bilerek gelip hediyeler de çok iyi olduğu halde arkadaşlarına ipucu vermeyen bir seyircimiz var. Ve ben bu yüksek ahlakı için seyircime teşekkür ediyorum.

* İşlenen cinayet ne kadar ürkütücü? Seyirciler izlemeye gelirken yatıştırıcı alsınlar mı!

- Seyircimize saygımız var. Cinayet seyircinin gözü önünde işleniyor ama ölüm göz önünde gerçekleşmiyor. Tabanca sesi rahatsız edici değil, kan göstermiyoruz, ışıklar asla tamamen kararmıyor.

* Seks satar cümlesi ne kadar doğru sence?

- Türkiye’de seks satmaz, satamaz, satmaya çalışılamaz. Biz herhangi bir yerli pop sanatçısının klibinde bile ne kadar açıklık görüyoruz! Bak Amerikalılar’a, bak Avrupa’ya. Bizim “Kısmetse Olur”umuz da, “Survivor”da ne kadar aşk var, ne kadar seks var. İnsanları bir adaya götürüyorsun, evlendirmeye çalışıyorsun, ikinci gününde kavga çıkarıyorsun.

* Yurtdışında bu işler aşk, seks, romantizm üzerinden ilerliyor halbuki...

- Aynen öyle. İsimsiz insanların televizyon kahramanına dönüştüğü işler tüm dünyada aşkla, seksle, romantizmle satıyor. Türkiye’de bunlar olamayacağı için daha ilk günden milleti kavga ettiriyorlar. Bizde çıplaklık ayıp.

* Sence?

- Eğer herhangi bir pornografik efektle desteklenmiyorsa saf çıplaklık ayıp değildir. Çıplak doğduk, çıplak gideceğiz. Saf çıplaklıktan tahrik olmak sapıklıktır.

Türkiyede seks satmaz,satamaz

EN BÜYÜK ADRENALİNİ KIZIM YAŞATIYOR

* Yoğun bir iş hayatın var, özel hayatına, kızına vakit kalıyor mu?

- Ben en çok zamanımı kızıma ayırıyorum. Cumartesi program sonrası adrenalinle sabaha kadar uyumuyorum ama uykusuz da olsam pazar günü kızımı görüyorum. Bana hayatta en büyük adrenalini yaşatan kız bu. Bir babanın kızına olan aşkı ve duygusu, hayatında ne eşiyle ne bir başka kadınla boy ölçer.

* Nasıl bir babasın?

- Ebeveynler olarak kendimiz için de yaşamalıyız. Trafik, iş, para kazanma koşulları derken, boşanmalar yüzünden ya da anne baba beraber olsalar da çocuğu yeteri kadar göremediklerinden çocuğu putlaştırıp başköşeye koyuyor. Bu çocuklar bizim gibi büyümüyor.

KIZIMA TELEVİZYON İZLETMİYORUM

* Sekse, çıplaklığa tavırlıyız da, aşka da mı tavırlı bu ülke insanı?

- Dizilere bak, aşk yanlış anlaşılmasaydı insanlar bu kadar kavga ettirilir miydi... Herkes birbirini yiyor dizilerde. Temiz bir aşk hikayesi yok ekranda. Daha yeni gencecik bir kadını kaybettik. Türkiye’de kadına, çocuğa şiddet diye bir şey var. Ama televizyonlar hâlâ şiddet dolu. Türkiye televizyonlar aracılığı ile ahlaken korkunç bir çöküntüye doğru sürükleniyor. Bu işten kim para kazanıyorsa çocuğunu okula koruma ile göndermek zorunda kalacak. Çünkü o okullarda şiddet olacak.

* Kızına televizyon izletiyor musun?

- Tabii ki izletmiyorum. Kızımın birden çok evi var ama hiçbirinde televizyon izlenmiyor.

HER AKŞAM RADYODAYIM

* Senin televizyon seyircin ile tiyatro seyircin farklı mı? Ya da sen bu iki yerde farklı şekilde mi oluyorsun?

- Ben bütün gösterilerimde aynı tavrı güderim. Televizyonda da zeki bir iş yapmaya çalışırım, tiyatroda da. Şimdi Virgin Radyo’dayım her akşam 18.00 ile 20.00 arasında.

* Geçen gün radyo programını dinliyordum, çok güzel bir konuya, bizi esir alan bağımlılıklarımıza değindin. Ne düşünüyorsun bu konuda? Kendi adına var mı bağımlılıkların?

- Kendi adıma da var ama ben bütün bu bağımlılıklardan -sigara hariç- her şeyden kendimi kurtarırım, kurtardım.

* İş bir bağımlılık değil mi senin için? Çok çalışıyorsun!

- İş benim umudu kesmemle ilgili. Bütün dünyadan umudu kesmiş, artık 52 yaşını doldurmakta olan bir adamım ve binalar çirkin, sokaklarda yürünemiyor, sürekli trafikte tepişiyoruz ama İstanbul’da olmak zorundayım. Çünkü yaratıcı ve üretimi zor işler yapıyorum. Bunun için bir metropolde yaşamak zorundayım.

YENİ ŞEYLER DENEMEYİ SEVİYORUM

* Bu da bir bağımlılık değil mi? İşi bırakamıyorsun...

- Hayır, değil. Çünkü ben bu üretimi, yeni şeyler denemeyi seviyorum. Şöhreti sevmiyorum ama şöhretin yeni üretimler için işe yaramasını seviyorum.

* Farklı işleri aynı anda yapıyorsun. Yorucu olmuyor mu?

- Konuştuğum dili çok seviyorum. Her gün o dili biraz daha bilgelikle biraz daha akıllı, daha da güzel konuşmak için uğraşıyorum. Türkiye’nin en iyi seslendirmecilerinden biriyim. Türkiye’nin en iyi oyuncularından biriyim ki bunu genelde düşünmem ve oyunculukla ilgili bir derdim yoktur. Hep iyi bir fotoğrafçı, iyi bir tiyatro adamı olmaya çalıştım. Çünkü bence insanın mutlu olmasının tek yolu bu. Hem bir şey üretmek, hem de ürettiğinle insanları mutlu etmek.

Türkiyede seks satmaz,satamaz


HEPİMİZ SEVGİ  AÇLIĞI İÇİNDEYİZ

* Sende “ben onları mutlu edeyim, herkes de beni sevsin” durumu var mı?

- Tabii ki hepimiz sevgi açlığı içerisindeyiz. Hatta bu sosyal medya acayipliği bizdeki bu sevilme, takdir edilme arzusunu neredeyse histeriye dönüştürdü.

* Sen de ismini yazıp aratıyor musun sosyal medya hesaplarında?

- Bunu herkes yapar. Bunu yapmaya mecburuz. Biliyorum, kimi yabancı basında veya televizyonlarda adını Google’lamak bir problemmiş gibi gösteriliyor. Ama ben bunu yapmak zorundayım. İşim, çocuğum ve sorumluluklarım var. Hele Türkiye’deki magazin gibi bir basınla baş etmeye çalışırken bütün kariyerim boyunca her gün adımı Google’lamak zorundayım. Acaba nasıl bir felaket bekliyor beni yarın gazetelerde, televizyonda diye.

ŞÖHRET OLMAK İÇİN MAYMUNLUK YAPMADIM

* Çocuk sorumluluk anlamında ne getirdi sana?

- Çocuktan sonra basına fotoğraf vermemeye çalışıyorum. Bir de istemiyorum, tecavüze uğramış gibi hissediyorum. Sokakta bir adam arabanın camına kamerayı dayayıp tak tak gözümün içine flaş patlatıyor. Kendimi orada vahşi doğada yakalanmış aslana benzetiyorum. Birazdan bana kötülük yapacakmış gibi geliyor, gözbebeklerim büyüyor, bir de altına “yakalandı” yazıyor. Ama magazin basınına ne kadar dost olduğumu da herkes bilir, sarılır öperim de.

* Neden görüntülenmek istemiyorsun?

- Ben bu işe ilk başladığımda da ne Televoleler’de ne de başka programlarda şöhret olmak için maymunluk yaptım. Şöhret olduktan sonra da değişmedim. Gece Kuşu’nu yaptığım ilk dönemlerde belliydi. O yıllarda evli olduğum eşim de ben de fotoğrafımızın çekilmesini istemiyorduk.

X

Sürü psikolojisi

Squid Game dizisinin bu kadar popüler olmasına, neredeyse izlemeyen kalmamasına anlam veremeyenlerden misiniz?


Ben bunu emek, reklam, para basma, influencer satın alma gibi bilinen nedenlerden sonra tamamen sürü psikolojisine bağlıyorum. 
Herkes sosyal medyasında bu diziyle ilgili paylaşım yapınca, arkadaş sohbetlerinde tartışınca sürüden ayrı kalmamak için tek çare kalıyor; açıp izlemek.
Hikayenin yarışma havasında geçmesi
tabii ki izleyenleri de ister istemez senaryonun içine sokuyor.
Nasıl ki futbol maçları kalabalıklar halinde izleniyor ya da “Survivor” gibi yarışmalar reyting rekorları kırıyor, bu dizideki oyunlar da öyle işte.
İzliyor, merak ediyor, bir sonrakini de kaçırmamak istiyorsunuz.

Yazının Devamını Oku

İki güzel ruh: Emre ve Meera

Bizim dernek HAÇİKO, malumunuz sokak hayvanlarına yardım ediyor.

Kulakları küpeli, patileri tozlu, çamurlu, tüyleri bazen bakımsız ama gözlerinin içi sevgi dolu sokak köpeklerine ve kedilerine...
Evi, başını okşayacak bir eli olmayanlara, ormanda yaşam savaşı verenlere, barınaklarda kafesler ardında çaresiz sahiplenilmeyi bekleyenlere...
“Durum böyleyken senin bu kadar cins köpekle ne işin var” diye soranlar olacağı için baştan söyleyeyim: Bahsedeceğim etkinlikteki cins köpeklerin hepsi, sokaklardaki arkadaşlarına yardım için bizimleydiler.
Onlar için satılan çantaların gelirinin bir kısmı, sokak hayvanlarına tedavi ve mama olarak kullanılacak.
Şimdi geleyim sevgili Selin Bozkurt sayesinde bir araya geldiğim Emre Ertürk’e.
Kendisi New York merkezli Emre New York kedi köpek çantalarının yaratıcısı.
Markayı ortağı Dalya Sulaiman ile birlikte lanse ediyorlar. Dalya da müthiş enerjisiyle, verdiğimiz davetin ev sahiplerindendi.

Yazının Devamını Oku

Sarılmayı özleyen ağaca sarılsın

Onur Baştürk’ün “yeni trend kucaklaşma” yazısını okurken gözlerim fal taşı gibi açıldı.

Ellerim falan da titremeye başlamış olabilir.
Trend uzmanları ya da markaların stratejicileri yeni dönemde en çok “kucaklaşma” temasını kullanacakmış!
Pandemiden sıkılan kitlelere yeniden kucaklaşma mesajı verilecekmiş!
Eyvahlar olsun...
Ben bu saatten sonra öpüşen, sarılan insanlara hayretle bakarım.
Pandemi endemiye evrilse de virüslerin insanları hasta etmeye devam edeceğini biliyoruz çünkü.
Aldığımız önlemlerle sadece korona değil gripten de korunduğumuzu öğrendik.

Yazının Devamını Oku

Örnek bir proje

4 Ekim Dünya Hayvanları Koruma Günü’nde Başakşehir Belediyesi Hayvan Hastanesi ve Geçici Bakım Evi’nin açılışına katıldım.


5 dönüm araziye kurulan merkezde ameliyathaneler, operasyon öncesi ve sonrası üniteleri, görüntüleme ünitesi ve yerden ısıtmalı bölmeler bulunuyor.
Kısa bir süre sonra içinde kanatlıların tedavisinin yapılacağı yeni binanın açılışı da gerçekleşecek.
HAÇİKO Derneği olarak en büyük hayalimiz, böyle merkezlerin tüm il ve ilçe belediyelerine yayılması.
Zaten Başakşehir Belediye Başkanı Yasin Kartoğlu da açtıkları hastane ve bakım evinin örnek bir proje olduğunu ve amaçlarının bunu yaygınlaştırmak olduğunu söyledi.
Projede danışmanlık vermeye de hazırlar üstelik.
Bu yazıyı okuyan belediyelerin aklında olsun.

Yazının Devamını Oku

Yere çöp atmayın kuşlar ölüyor

Pervin Ersoy, çöplerini yerlere atanlara sosyal medya hesabından savaş açtı.

Her gün ama her gün aynı şeyi yazacağım; sokaklara çöp atamazsınız. Çöp kutusu bulamayınca çöpünü elinde taşıyanlar bu ülkenin aydınlık yüzüdür. Elindeki çöpü çöp kovasına atan kaç kişiyiz?” diye yazdı. O kadar haklı ki.

Bu çabasına sonuna kadar ben de destek veriyorum.

İnsan çöpe atacağı şeyi neden yere atar gerçekten de?

Dünyayı temizlemeye kendi kapımızın önünden başlamalıyız.

Normal olan, olması gereken yere çöp atmamak zaten.

Yere çöp atanlara keşke çok ağır cezalar gelse.

Ve keşke yere çöp atanı görenler kafasını çevirmese, uyarmadan geçmese.

Ve bir de

Yazının Devamını Oku

Canlı yayında göbek atan doktor

Seda Sayan’ın programına çıkıp eller havaya göbek atan Medikal Estetik Hekimi Damar Cerrahi Uzmanı Opr. Dr. Banu Küçükpolat sadece izleyenleri değil, tıp dünyasını da ikiye böldü.


Sanırım Seda bile beklemiyordu böyle bir dansı, kenara çekilip o da izlemeye başladı.
TV programlarına çıkan doktorların bu fırsatı, tanınmak ve PR için yaptığını, o dakikaları çok iyi değerlendirmek zorunda hissettiklerini biliyoruz.
Sosyal medyalarında da aynı şekilde davranıyorlar
ve fenomen olmak için türlü yöntemlere başvuruyorlar.
Hatta bazen oyuncu, şarkıcı ve fenomenlerden daha fazla çaba harcadıklarını görüyoruz.
Bunun kendi aralarında farklı açıklamaları var.

Yazının Devamını Oku

Hadi mektup yazıyoruz

Pandemide herkes teknolojiye gömüldü, her şeyimiz dijitale döndü diye düşünebilirsiniz.


Sevinerek yanıldığınızı söylemek zorundayım.
Tam tersine evlere, içimize kapandığımız bu dönemde geleneksele, nostaljik ve duygulara yakın olana dönüş gerçekleşti.
Plan International UK tarafından yapılan araştırmaya göre karantina döneminde her 5 İngiliz’den 2’si mektup yazmaya başlamış.
Mektup yazmak, kağıda kaleme sarılmak yeni dünyaya biraz uzak kavramlar, kabul ediyorum.
Yazı yazmayı umutmuşum gibi geliyor bana da... Bilgisayarda kısa sürede yazdığım bir paragrafı kağıda dökemeyecek gibi hissediyorum.
Ama tersi doğru.

Yazının Devamını Oku

Maske tak demeye korkar olduk

İşte en korktuğum şey, güvenlik görevlisi Şükrü Turan’ın başına geldi.


Maske takması konusunda uyardığı kişi tarafından saldırıya uğrayan Turan, kırılan gözlük camının batması sonucu gözünü kaybetti.
Kendinizi onun yerine koyun, ömür boyu bir gözü görmeyecek!
Bu haberin hemen ardından bir başkası da Almanya’dan geldi.
Almanya’da bir kişi, kendisini maske takmadığı için uyaran kasiyeri silahla vurarak öldürdü.
Bunları okurken aynı konu nedeniyle kaç badire atlattığımı düşündüm, aklım çıkıyordu.
Dayanamıyor ve kapalı alanda maskesiz gördüğüm herkesi ben de uyarıyorum çünkü.

Yazının Devamını Oku

Schumacher’e kavuştuk

Merakla beklenen, Michael Schumacher’in hayatı, kariyeri, geçirdiği elim kayak kazası ve sonrasını anlatan “Schumacher” adlı belgesel 15 Eylül’de Netflix’te gösterilmeye başladı.

Hemen ekran başına geçtik tabii.

Pek çoğumuz için Formula demek Schumacher demekti çünkü.

Müthiş bir kariyer, art arda gelen şampiyonluklar...

Ve sonra Fransız Alpleri’nde Maribel kayak merkezinde yaşanan o korkunç kayak kazası.

Haberi aldığım günü dün gibi hatırlıyorum.

Sonrasını biliyorsunuz zaten.

Kazada başından yaralanan usta pilot 8 yıldır komada ve yaşam mücadelesine devam ediyor.

Hem sevenleri hem de ailesi umudu kesmemiş olsa da tamamen geri dönmesine artık mucize olarak bakılıyor.

Yazının Devamını Oku

İTÜ mezuniyet töreni

İTÜ birincisi Hüseyin Umutcan Ay’ın konuşmasını yaparken onu izleyen arkadaşlarının kamera onları gösterdiğinde el sallamaları, gülücükler atmaları sosyal medyada hayli konuşuldu, bolca da eleştirildi.

İTÜ birincisi kadına şiddet, eşitsizlikten, gençlerin sorunlarından bahsederken arkadaşlarının kamera gördüğünde başka bir dünyadaymış gibi davranmaları yerden yere vuruldu.
Bu nasıl gençlikmiş, sorunlar umurlarında değilmiş, tek dertleri kameraya el sallamakmış, falan filan.
Durun arkadaşlar, siz hiç genç olmadınız mı?
Mezuniyet gününüzü hatırlayın.
Ruh halinizi, heyecanınızı, arkadaşlarınıza, okula veda ediyor oluşunuzu.
Kendinizi bir seminer ciddiyetinde hissetmenize imkan var mı?
İTÜ ülkemize pırıl pırıl gençler kazandıran ve kazandırmaya devam edecek bir üniversite.

Yazının Devamını Oku

Site içinde hayvan beslemenize karışamazlar

Bu aralar ne yazık ki öyle çok karşılaşıyoruz ki bu soru ve sorunla:“Site içinde kedi ve köpekleri beslememe izin vermiyorlar, şikayet edeceklerini, hatta evden çıkaracaklarını söylüyorlar, ne yapmalıyım, haklarım nelerdir?”

HAÇİKO Derneği avukatlarından Serdar Uluç bu soruyu şöyle yanıtladı:
5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’nun 3. maddesinde hayvanların yaşama ortamı tanımlanmıştır.
Bu tanıma göre; bir hayvanın veya hayvan topluluğunun doğal olarak yaşadığı yer, yaşama ortamıdır.
Özel mülkiyet/kamusal alan ayrımı yapılmaksızın hayvanların içgüdüsel olarak bulunduğu, yaşamını sürdürdüğü her yer onların doğal yaşama ortamıdır.
Aynı kanunun 4. maddesinde hayvanların korunmasına ve rahat yaşamalarına ilişkin temel ilkeler düzenlenmiştir. Buna göre; bütün hayvanlar eşit doğar ve yaşama hakkına sahiptir.
Sahipsiz hayvanların da sahipli hayvanlar gibi yaşamları desteklenmelidir.
Hayvanların korunması, gözetilmesi, bakımı ve kötü muamelelerden uzak tutulması için gerekli önlemler alınmalıdır.

Yazının Devamını Oku

İşimiz ve kışımız zor

Beyoğlu’ndan Çiçek Pasajı’na doğru yürüdüm geçen gün.

Ve başka bir dünya olduğunu görmüş oldum.
Korunaksız, kalabalık, maskesiz, tekinsiz, vurdumduymaz.
10 kişiden 9’u maske takmıyor.
Kalabalıklar içinde kimi zaman omuz omuza yürümek zorunda kalıyorsunuz.
Mekanlar tıklım tıklım, masalar dip dibe, insanlar üst üste.
Restoranlara müşteri çekmek için maskesiz insanlar tükürüklerini havaya saçarak bağırıyorlar.
Kimi zaman yüzünüzü yüzünüze hem de.

Yazının Devamını Oku

Lady Diana ayakta alkışlandı

Kristen Stewart’ın Lady Diana’yı canlandırdığı “Spencer” filminin galası bu yıl 78’ncisi gerçekleşen Venedik Film Festivali’nde yapıldı.

Film bittiğinde Stewart’ın 3 dakika boyunca ayakta alkışlandığı görüntüleri izleyince beklentim de arttı tabii.

Bu yıl tam bir Diana yılı oldu aslında.

“The Crown” dizisinde Emma Corrin’in Diana’sını izledikten sonra Elizabeth Debicki ve şimdi de Kristan Stewart Diana rolüne büründü.

Mutsuz, depresif, ağlamaklı bakışlarıyla ünlü Kristan Stewart bu anlamda bu üçlü içinde role ve karaktere en yakışanı diyebilirim.

Fragmandan gördüğüm, gayet başarılı olduğu.

Yine aynı fragmandaki “Perfect Day” şarksının yorumuna da bayıldığımı söylemeden geçmeyeyim.

Spencer, Amerika’da 5 Kasım’da gösterime girecek.

Bizdeki vizyon tarihi ise henüz belli değil.

Yazının Devamını Oku

Ferhan Şensoy’un ardından

Pandemi döneminde, son birkaç yılda ne büyük kayıplar yaşadık.


Sanki bir dönem elimizin altından kayıp gitti.
Öksüz kaldık.
Daha Rasim Öztekin’in gidişinin şoku ve üzüntüsünü yaşarken şimdi de Ferhan Şensoy...
Şunu düşündüm; bu büyük ustalar gerek pandemi gerekse de kendi rahatsızlıkları nedeniyle sahnelerden uzak kaldıkları bu dönemde neler yaşadılar acaba?
Tiyatroyu, sahneyi, seyircileri özlediler mutlaka.
Kavuşacakları zamanı dört gözle beklediler.

Yazının Devamını Oku

Maske karşıtıydı koronadan öldü

Teksas’ta maske karşıtı gösterileri organize eden ekip lideri Caleb Wallace, koronadan öldü.

Wallace sadece maske değil, koronayla ilgili tüm önlemlerin, kapanmaların, medyanın aşı yayınlarının da karşısındaydı.

Tüm bunlara karşı çıkmak için The San Angelo Freedom Defenders adlı grubu ve The Freedom rallisini organize etmişti.

1 ay önce koronaya yakalandı.

Bu süre boyunca yoğun bakımda tedavi gördü, ancak hastalığı yenemedi.

Caleb Wallace sadece 30 yaşındaydı.

Üç çocuğu vardı ve eşi dördüncü çocuklarına hamileydi.

Ne denebilir ki...

Sonu çok acı.

Yazının Devamını Oku

Garip Bülbül, Neşet Ertaş

Neşet Ertaş’ın hayat hikayesinden Oscar’lık film çıkar mı?


Haberi alınca ilk aklıma gelen bu soru oldu.
Ve hemen “evet” dedim içimden.
Çıkar, hem de nasıl çıkar...
Bir kere filmin yapımcı koltuğunda çıktığı yıl Oscar aday adayımız olan “Ayla”, gişe rekortmeni “Müslüm”, “Cep Herkülü Naim Süleymanoğlu” gibi filmlere imza atan Mustafa Uslu oturuyor.
Ve tabii yönetmen koltuğunda usta sinemacı Ömer Faruk Sorak var.
UNESCO’nun Yaşayan İnsan Hazineleri listesinde bulunan Neşet Ertaş’ı Abdal geleneğini sürdüren Bektaş Dolu ve Ramazan Bağgül canlandıracak.

Yazının Devamını Oku

Daire 16’ya ödül

Bir apartmana taşınırsam, 16 no’lu daireye gönlüm kayabilir.


Ama bu apartman, kesinlikle Özay Kaya’nın yaşadığı apartman olmayacaktır.
Çünkü o apartmanda oturan, karda kışta konforlu evlerinde rahatça yaşayan o insanlar, sokaklarını bir köpeğe çok görmüşlerdir.
O köpeğe gösterilen sevgiye, şefkate katlanamamışlardır.
Bir insan evinde hayvan istemeyebilir, dört duvarıdır.
Ama sokaktaki hayvanı niye istemez, neden “alın bunu barınağa atın” der?
Gece olunca nasıl rahat uyur?

Yazının Devamını Oku

Dağın bile boyu kısaldı

Küresel ısınma krizi kapıda değil, içeride.

Dünyanın her yanı sinyal veriyor.
Buzulların erimesi sonucu İsveç’teki Kebnekaise Dağı, bu yıl 2 metre daha küçülerek 1990’dan bu yana yüksekliğinden 20 metre kaybetti.
Haiti’deki depremin ardından vuran tropikal fırtına Grace, depremzedelere bir felaket daha getirdi. İngiltere’nin kuzeyinde bulunan, her yıl 16 milyon ziyaretçi alan muhteşem dağ ve göl manzaralı milli park Lake District’te yaşanan toprak kayması sonucu hem yürüyüş yolları hem de bölgedeki vahşi yaşam tehlike altında.
Ne yazık ki devamı gelecek...

Adını Bozkurt koyduk

HAÇİKO Derneği ekipleri yorgun.

Yazının Devamını Oku

2 dakikalık duş

İklim krizinin artık farkındayız diye düşünüyorum.

Bir yanımızı sıcaklar kavururken, bir yanımızı sel alabiliyor işte...

Ve ne yazık ki gelecek yıllar da farklı olmayacak. Hatta belki daha da kötüsü olacak.

Sadece Türkiye için değil, dünya için de geçerli bu yazdıklarım.

Doğal afetler yolda.

Su kenarlarına kurulmuş şehirlerin alması gereken önlemler arasında su yolunun doğal yollarla düzeltilmesi ve tehdit olmaktan çıkması başta geliyor.

2009 yılında Singapur’da bir kanalın beton görüntüsünden çıkarılıp doğal nehir haline getirilmesi buna güzel bir örnek.

Bu yeni su yolu, biyoçeşitliliği artırdı, şehrin yeşiline katkı sağladı ve su baskınlarının önüne geçilmiş oldu.

Betonun güneşin ışınlarını çekerek sıcaklığı artırdığını ve küresel ısınmaya neden olduğunu da hepimiz biliyoruz.

Yazının Devamını Oku

Aşılılar ve aşısızlar

Aşı karşıtları hep şu soruyla geliyor; “sen aşı olduysan ve korunduğunu düşünüyorsan neden beni aşı olmaya zorluyorsun?”


Ben de kendi kafamdan değil, uzmanlara danışarak aldığım cevabı size iletiyorum.
Aşı olmayanlar hastalandıklarında vücutlarında daha fazla virüs yükü taşıyorlar, daha çok ve daha uzun süre bulaştırıcı oluyorlar.
İşte tam da bu nedenle aşılı kişilerin aşısızlarla aynı ortamlarda bulunmak istememesi çok normal.
Eski normalimize ve maskesiz hayatımıza dönmek istiyorsak herkesin aşılanması gerekiyor.
Aşısız kişiler nedeniyle virüs zayıflamıyor, aksine mutasyona uğrayarak salgının devam etmesine yol açan varyantlar ortaya çıkıyor.

In & Out

Daha güzel bir dünya için olması gereken yeni düzeni yazıyorum.

Yazının Devamını Oku