Ömür Gedik

Ömür Gedik

ogedik@hurriyet.com.tr

Sinema caz barına dönüşür mü?

Leonardo DiCaprio da böyle derse vay halimize.

Haberin Devamı

Ünlü oyuncu geçen gün sinema dünyasında kimsenin yüksek sesle sormaya cesaret edemediği soruyu sordu:

İnsanların hâlâ sinema salonlarına gitme iştahı var mı?

Bu soru basit değil.

Hatta rahatsız edici.

Çünkü cevabı, sinemanın geleceğini doğrudan belirliyor.

Evet, sinema sektörü çok hızlı bir dönüşümden geçiyor.

Önce belgeseller salonlardan silindi.

Ardından dramatik filmlerin vizyon süresi kısaldı.

Artık vizyona giriyorlar ama “kalmak” için değil, yalnızca dijital platformlara geçmeden önce formalite icabı uğrayıp çıkmak için.

Seyirci ise bekliyor.

Büyük perdeyi değil, “platforma düştüğü günü”.

Ve tam bu noktada DiCaprio’nun şu benzetmesi tokat gibi geldi diyebilirim:

Yoksa sinemalar bir gün caz barları gibi mi olacak?

Sinemanın, herkesin gittiği bir kültür alanı olmaktan çıkıp; az sayıda meraklıya, belli bir zevke, belli bir nostaljiye hitap eden “niş” mekânlara dönüşmesi ihtimali.

Haberin Devamı

Ben ise hâlâ büyük perdeye inanıyorum ve film sinemada izlenir diyorum.

Vizyon sahibi sinemacıların, benzersiz işler üretip bunları salonda izletmesi hayal değil.

Ki bunun gerçeğini son zamanlarda gişede başarı elde eden Türk filmleri kanıtladı.

2025’in gişe rekortmeni “Yan Yana” bunun en güzel örneği değil mi?

Yapay zekâ ve sinema

Sinema salonlarının geleceğiyle ilgili karamsar bir tablo çizen Leonardo DiCaprio, neyse ki yapay zekâ konusunda doğru bir yerde durmuş.

Yapay zekânın bir araç olabileceğini kabul ediyor ama altını kalın kalın çiziyor: İnsani öz yoksa, sanat da yok.

Sinemayı sinema yapan şey teknoloji değil, insan.

İnsan duygusu, insan deneyimi, insan hikâyesi.

Sinema salonlarında uzun süre kalan ve gişe yapan filmlerde de insana ait samimiyet olmazsa olmazımız zaten.

Yapay zekânın yapaylığı gerçekte iş yapmıyor çünkü.

Ben bir otrovert’üm

Jim Carrey sayesinde ben nasıl biri olduğumu buldum.

Carrey, Instagram hesabında paylaşmış, baktım tam da beni tanımlıyor.

Evet ben bir otrovert’üm.

İçe dönük (introvert) değilim, e aşırı dışa dönük de (extrovert) sayılmam, ortasıymışım demek ki.

Aslında gerçek şu; hepimiz bir kalıba sokulmaya çok meraklıyız. “İçe dönük müsün, dışa dönük mü?

Haberin Devamı

Sanki başka ihtimal yokmuş gibi. Ya sessiz olacaksın ya da gürültülü.

Ya kalabalığı seveceksin ya da yalnızlığı.

Oysa hayat bu kadar keskin köşeli değil.

Bazı insanlar var; kalabalıkta yıldızı yükselir ama yalnız kalınca da kendini kaybetmez.

Günlerce sosyalleşebilir, sonra bir anda kendi sessizliğine çekilebilir.

Enerjisini insandan da alır, yalnızlıktan da.

Ne tam içe dönüktür ne tam dışa. Ortadadır ama savrulmaz.

Son zamanlarda buna “otrovert” deniyor; psikolojideki karşılığı ise ambivert.

Ama isimden bağımsız olarak anlatılan şey çok tanıdık: Kiminle olduğuna göre değişen bir hâl. Doğru insanlarla saatlerce konuşabilen, yanlış enerjideyse bir dakikada yorulan ruh halimin açıklaması.

Haberin Devamı

Kalabalığı değil, doğru insanlar sevme hali. Tutarsızlık değil seçicilik diyelim.

Ve belki de en önemli tarafı şu: Yalnız kalma ihtiyacı bir kaçış değil, şarj olma durumu.

Kendimizi duymak, düşünmek, nefes almak için.

Sen de bir otrovert isen bunun bir zayıflık değil; güçlü bir denge hali olduğunu biliyor olmalısın.

Hem bağ kurabilmek hem mesafe koyabilmek...

Belki de bu çağda en çok ihtiyacımız olan şey tam olarak bu.

 

Yazarın Tüm Yazıları