Ömür Gedik

Ömür Gedik

ogedik@hurriyet.com.tr

Side’nin saklı mücevheri

Side’de geçirdiğim son tatilin sosyal medya paylaşımlarını görenler “Türkiye’de böyle bir yer mi vardı?” diye sorup duruyorlar.

Haberin Devamı

Evet var, tarihle iç içe yalın bir lüks cenneti. 

Sadece 19 villadan oluşan Bijal’in en önemli özelliklerinden biri, antik Side’ye yürüme mesafesinde olması. 

Side Antik Kenti’ni gezdikten sonra bisikletinize binip sahile iniyorsunuz ve burada isterseniz tarihten aldığınız ilhamla yağlı boya tablo yapıyorsunuz, isterseniz seramik atölyesine katılıyorsunuz.

Ünlü mimari tasarım stüdyosu Autoban imzalı mimari, doğayla bütünleşen akışkan formlar bende bolca Maldivler hissi uyandırdı. 

Yüzmek ve bisiklete binmek unutulmazmış, burada çocukluğuma döndüm ve bisikletten inmediğimi söyleyebilirim. 

Tenis meraklıları için de yan komşu Ali Bey Resorts’un muhteşem tenis kortlarını kullanabiliyorsunuz. 

Yine birkaç pedal uzağınızda.

Burada gastronomi de bir ritüele dönüşüyor. 

Haberin Devamı

Michelin yıldızlı şef Theodor Falser’in imzasını taşıyan menüler şahaneydi. 

Biz bir de Japon Mutfağı İyi Niyet Elçisi unvanlı ilk Türk şef olan Sinan Damgacıoğlu ile Japon mutfağını deneyimledik, onu da ayrı bir yazı konusu olarak birazdan paylaşacağım.

Ve şimdi geliyorum beni kalbimden vuran asıl detaya...

Bijal, yüzde 100 pet dostu bir yer. 

Can dostunuzu geride ya da odada bırakmak zorunda kalmayacağınız bir tatil hayal ediyorsanız doğru yerdesiniz, hele bir de 7/24 sizinle olan butler’ızın da hayvan dostu olduğunu düşünün, şahane bir şey.

Antik mirasın bu kadar yakınında, lüks ve kişiselleştirilmiş bir hizmetle tatil çok sık elde edilebilen bir ayrıcalık değil.

Izakaya ve bento deneyimi

U

puzun bir sofra hayal edin, dostlarla süslenmiş, size özel yemeklerle lezzetlenmiş. 

İşte Japon Mutfağı İyi Niyet Elçisi unvanlı ilk Türk şef olan Sinan Damgacıoğlu ve dostlarla Bijal’da yaşadığımız tam da buydu.

Sinan Damgacıoğlu’nun samimi, şaşırtıcı bilgilerle donanmış sunumu anlatılmaz yaşanır aslında ama ben yine de satır başlarını size aktaracağım.

Yaşadığımız iki ayrı gastronomi deneyimi, yalnızca “iyi yemek” değil, bir kültür aktarımıydı. 

Japon mutfağının disiplinli zarafeti ile Akdeniz’in sıcak ve paylaşımcı ruhu aynı masada buluştu.

Haberin Devamı

Akşam gerçekleşen Izakaya deneyiminin çıkış noktası Japonların “nomunication” dediği o çok özel kavram.

Yani birlikte içmek, birlikte yemek, birlikte konuşmak ve o masa etrafında bağ kurmak. 

Düşündüğünüzde ne kadar tanıdık bir his aslında.

Bizim o özlenen uzun sofralarımız, bitmeyen sohbetlerimiz gibi. 

Sadece adı farklı.

Aynı tabağa uzanan eller, uzayan sohbetler, yavaşlayan zaman.

Sinan Şef’in söylediği bir cümle aklımda kaldı: “İnsanların aynı anda aynı duygunun içinde olması...” Aslında gastronominin en sade ve en güçlü tanımı bu olabilir.

Yemek bir araç, asıl mesele o duyguyu paylaşmak.

Ertesi gün öğle saatlerinde sunulan bento deneyimi ise bambaşka bir hikâye. 

Haberin Devamı

Bento, Japon mutfağında bölmeli kapaklı bir kutuda sunulan tek porsiyonluk taşınabilir paket yemek anlamına geliyor. 

Bütün besin öğelerinin dengeli bir biçimde aynı yerde sunulduğu hem lezzetli hem de sağlıklı bir öğün.

Annelerimizin hazırladığı beslenme kutusu gibi, o kadar kusursuz, o kadar özenilmiş. 

Japon mutfağını deneyimlememiş olanlara mutlaka öneririm. 

 

Yazarın Tüm Yazıları