Ömür Gedik

Ömür Gedik

ogedik@hurriyet.com.tr

Oyunculukta samimiyet

Tilbe Saran’ın bir videosuna denk geldim.

Haberin Devamı

Oyunculuktaki samimiyet ve gerçeklik üzerine konuşurken çok ilgimi çeken bir hikâye anlattı.

Hikâyesi hem köpeklerin sandığımızdan daha zeki ve güçlü sezgileri olan canlılar olduğunu gösteriyordu hem de oyunculuk üzerine önemli tespitlerde bulunuyordu. 

Anlattıklarını sizlerle de paylaşmak istiyorum.

“Stanislavski’ye göre iyi oyunculuk, ‘oynuyor gibi yapmak’ değil, gerçekten o anda var olmaktır. Stanislavski’nin yönettiği bir oyunda, oyuncularından biri her gün köpeğini de provalara getiriyordu. Gün boyu bir köşede uyuyan köpek, prova bitimine yakın herkes yerinden kalkmadan hemen önce uyanır, tasmasını ağzına alır ve kapının önüne geçerek sahibini beklerdi. Stanislavski, köpeğin bu zamanlamayı nasıl bu kadar kusursuz yaptığını anlamaya çalıştı ve durumu çözdü: Köpek, oyuncuların günlük hayattaki doğal konuşma tonlarına ve iletişimlerine geri döndüklerini fark ediyordu.

Haberin Devamı

Oyuncular yapay ‘sahne tonunu’ bırakıp günlük insani ritimlerine geçtiklerinde, köpek prova bitiminin geldiğini anlıyordu.”

Hikâyede köpek, prova sırasında insanların yapmacık konuşmalarıyla doğal konuşmaları arasındaki farkı ayırt edebiliyor.

Oyuncular gerçekten rolün içinde olmadığında ses tonları, ritimleri ve enerjileri değişiyor. 

Köpek de provanın bittiğini, insanların yeniden kendi doğal hallerine döndüğünü hissediyor.

Çıkarılan ders sadece oyunculuk için değil, hayat için de geçerli:

Samimiyet taklit edilebilir ama tamamen kopyalanamaz.

Hayvanlar özellikle beden dili ve enerji konusunda çok hassastır.

Yapmacıklık ile doğallık arasındaki fark, çoğu zaman fark edilenden daha belirgindir.

Hayvanlarla çok vakit geçiren biri olarak ben de bunu sık görüyorum. 

Köpekler ve kediler, gerçekten sevenle, seviyor gibi yapan arasındaki farkı çoğu insandan daha hızlı anlıyorlar. 

Bu yüzden hayvanlarla kurulan bağda samimiyet saklanması en zor şeylerden biri.

Kedinizin, köpeğinizin sevmediği insanları sorgulayın derim. 

Sizin göremediklerinizi görüyor olabilirler.

Zincirin ucundaki can

Polonya’da alınan yeni bir kararla köpeklerin sürekli zincire bağlı tutulması yasaklandı. 

Haberin Devamı

Güzel bir haber, alkışlamak ve yaymak bize düşüyor.

İlk bakışta sıradan bir yasal düzenleme gibi görünen bu karar, aslında hayvan hakları adına çok önemli bir zihniyet değişiminin göstergesi.

Çünkü mesele yalnızca bir zincir değil.

Bir köpeği yıllarca birkaç metrelik bir alanın içine hapsetmek, ona yemek vermek ve su koymakla görevimizi yerine getirdiğimizi düşünmek, ne yazık ki uzun yıllar boyunca birçok toplumda normal kabul edildi. 

Oysa köpekler yalnızca beslenmeye ihtiyaç duyan canlılar değil. 

Onlar da koşmak, keşfetmek, oyun oynamak, sosyalleşmek ve sevilmek isteyen duygusal varlıklar.

Yıllardır hayvanlarla çalışan biri olarak şunu çok net gördüm: Bir köpeğin gözlerindeki ışığı söndüren şey açlık kadar yalnızlık ve özgürlükten mahrum bırakılmak. 

Haberin Devamı

Sürekli bağlı kalan köpeklerde korku, stres, saldırganlık ve davranış bozuklukları görülmesi tesadüf değil. 

Polonya’nın aldığı karar bu yüzden önemli.

Gerçek hayvan sevgisi mama kabını doldurmakla bitmez, özgürlüklere saygı duymak, alan tanımakla başlar.

 

 

Yazarın Tüm Yazıları